Tunus Cumhurbaşkanı Said: Reformlar yolsuzlukla mücadele etmeyi hedefliyorhttps://turkish.aawsat.com/home/article/3431321/tunus-cumhurba%C5%9Fkan%C4%B1-said-reformlar-yolsuzlukla-m%C3%BCcadele-etmeyi-hedefliyor
Tunus Cumhurbaşkanı Said: Reformlar yolsuzlukla mücadele etmeyi hedefliyor
Almanya, Tunus’ta anayasal düzene dönüş için 100 milyon euro verecek
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)
Tunus / Şarku’l Avsat
TT
TT
Tunus Cumhurbaşkanı Said: Reformlar yolsuzlukla mücadele etmeyi hedefliyor
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, aşamaları ve tarihleri duyurulan reformların, ‘özgürlüğü korumayı, adaleti sağlamayı ve Tunus halkının parasını ve kaynaklarını yağmalayan herkese karşı mücadele etmeyi hedeflediğini’ belirtti.
Tunus Cumhurbaşkanı’nın açıklaması dün Fransız meslektaşı Emmanuel Macron’dan aldığı bir telefon görüşmesi sırasında geldi. Said “Egemenlik, tüm yetkilerin kaynağı halka aittir. Hiç kimse, Tunus halkının iradesi ile hiçbir ilişkisi olmayan, devlet kurumlarına içeriden zarar vermek için yapılan kanunlar ışığında sözde bir meşruiyet adına, kendisini yasa koyucu ilan edemez.” dedi.
Tunus Cumhurbaşkanlığı tarafından yayınlanan ve özel bir radyo istasyonu Mosaique tarafından aktarılan açıklamaya göre, iki lider Tunus-Fransız ilişkilerinin, ekonomi dahil olmak üzere her alanda iş birliği ile ilgili konuları ele aldı.
Cumhurbaşkanlığı’nın açıklamasına göre bu görüşmede, Said kesintiye uğrayan aşamalar ve Tunus’un yaşadığı krizden çıkış için belirlenen tarihler de dahil olmak üzere bir dizi konuda bildi verdi.
Kays Said ayrıca, “Bazı medya kuruluşlarında ve bir dizi sosyal medya platformlarında çıkan söylentilerin gerçekle hiçbir ilgisi yok.” ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı bu bağlamda, “Ne yazık ki demokrasi, özgürlük ve adalet karşıtı birçok taraf bulunuyor ancak büyük meblağlar karşılığında yalan ve yanlış bilgi yayan bu taraflar, Tunus’a ve Tunus halkına zarar vermeyi amaçlıyor.” dedi.
Said ayrıca “İronik olarak, kendilerini zorbalığın kurbanı olduğunu belirtenler, zorbalığa geri dönmek, hatta paradan başka amacı olmayan taraflarla iş birliğine girerek, vatanlarına komplo kurmak, yurtları ve ülkeleri içeriden vurmak isteyen kişilerdir.” dedi.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise, ülkesinin Tunus’a ekonomi alanı başta olmak üzere desteğini vurguladı ve Tunus yaşadığı birçok sorunu ve zorluğu anladığını belirtti.
Fransa Cumhurbaşkanlığı yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Macron’un Tunuslu mevkidaşına ‘kapsayıcı’ bir geçiş aşaması uygulama çağrısında bulunduğunu söyledi. Açıklamada Macron’un, geçiş aşaması için bir takvimin duyurulmasına övgüde bulunduğunu ve Başkan Said’i, bu geçişi mümkün olan en geniş kapsamlı çerçevede uygulamaya koymaya teşvik ettiğini belirtti. Ayrıca, Tunus Cumhurbaşkanı’nın hukukun üstünlüğüne ve demokratik özgürlüklere saygı gösterme taahhüdünde bulunduğuna dikkat çekildi.
Geçen yıl 25 Temmuz'dan bu yana, Cumhurbaşkanı Said, parlamentoyu askıya alarak yetkileri tekeline aldı ve muhaliflerin protestolarına, yerel ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarının kınamalarına rağmen, kararnameler çıkararak ülkeyi yönetmeye başladı.
Elysee Sarayı ayrıca Macron’un, Tunus Cumhurbaşkanını ülkenin tanık olduğu ekonomik krize karşı mücadele etmek için gerekli reformları içeren bir program hazırlamaya teşvik ettiğini ayrıca Fransa’nın Tunus’u desteklemeye ve bu reformların uygulamaya konulmasında eşlik etmeye hazır olduğunu vurguladı.
Almanya ise, bu kararı Cumhurbaşkanı Said’in anayasal düzene dönüş ve demokratik kazanımları geri getirme taahhüdü desteklemek için, yakında Tunus’a 100 milyon euro değerinde yardım yapacağını duyurdu.
Almanya’nın Tunus Büyükelçiliği’nin dün Facebook sayfasında yaptığı açıklamaya göre Almanya Büyükelçisi Peter Prügel Tunus Maliye Bakanı Siham el- Buğdiri ile görüşmesi sırasında, Alman Kalkınma Bankası’nın (KfW) 2020 yılında yapılan bir sözleşme kapsamında 100 milyon euroluk promosyon kredisinin önümüzdeki günlerde ödeneceğini açıkladı.
Açıklamada “Ödeme kararı, Cumhurbaşkanı’nın hazırladığı yol haritasına olan güvene istinaden alındı ve anayasal düzene dönüş ile ülkede demokratik kazanımların yeniden sağlanmasının önünü açacak.” ifadelerine yer verildi.
Sudanlı güçler Addis Ababa'da Orgeneral Burhan'ın ulusal diyalog çağrısını görüşüyor
Eski Sudan Başbakanı Abdullah Hamdok, Addis Ababa toplantılarına katılımı sırasında (Ulusal Ümmet Partisi Basın Bürosu)
Nairobi Bildirgesi çatısı altındaki savaş karşıtı siyasi ve sivil güçlerin toplantıları, Egemenlik Konseyi Başkanı ve Sudan Ordusu Genel Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan'ın ülke içinde bir Sudan-Sudan diyaloğu başlatılması çağrısına yönelik ortak koordinasyonu görüşmek başta olmak üzere çeşitli konuları istişare etmek amacıyla dün Etiyopya'nın başkenti Addis Ababa'da başladı.
Ulusal Ümmet Partisi tarafından Facebook sayfası üzerinden yapılan basın açıklamasında toplantının, geçtiğimiz mayıs ayında Nairobi'de imzalanan Sudan İlkeler Bildirgesi yol haritasına dayanarak 3 yılı aşkın süredir devam eden savaşın gelişimini ve kapsamlı barış sürecini ele alacağını belirtildi.
Açıklamaya göre bu müzakereler, koordinasyonu güçlendirmeyi ve Sudan'da gerçek ve entegre bir barış sürecini kolaylaştırmada dış arabuluculuk çabalarını değerlendirip güçlendirmenin yanı sıra, Burhan'ın ülke içindeki diyalog çağrısına karşı ortak bir tutum şekillendirmeyi hedefliyor.
Toplantılara Sumud (Direniş) İttifakı, Arap Sosyalist Baas Partisi, Abdulvahid Muhammed Nur liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi'nin yanı sıra Mubarek el-Fadıl liderliğindeki Ulusal Ümmet Partisi ile bağımsız ulusal şahsiyetler, sivil toplum örgütleri, kadın ve gençlik kuruluşlarının yer aldığı Sudan İlkeler Bildirgesi’ne taraf olan güçleri katılıyor.
Sudanlı siyasi ve sivil güçler Addis Ababa’da bir araya geldi (Ulusal Ümmet Partisi Basın Bürosu)
Geçiş Dönemi Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Burhan, bu ayın ortalarında, tüm siyasi ve sivil güçlerin katılımıyla ülke içinde tamamen Sudanlılara özgü bir diyalog başlatılması amacıyla bir grup Sudanlı tarafından sunulan girişimi resmi olarak onayladığını duyurmuş ve sürece katılacak taraflara geçici dokunulmazlık sağlama taahhüdünde bulunmuştu.
Eski Başbakan Abdullah Hamdok liderliğindeki Devrim Güçleri Sivil Demokratik İttifakı - Sumud, top sesleri altında düzenlenecek herhangi bir diyaloğa katılmayı kesin bir dille reddettiğini açıkladı ve herhangi bir siyasi sürecin savaşın taraflarından (Sudan ordusu ve Hızlı Destek Kuvvetleri/HDK) hiçbirinin hegemonyası altında olmaması gerektiğini vurguladı.
Daha önce, mevcut toplantılara katılan siyasi ve sivil güçler, ‘krizin askeri bir çözümü yoktur ve savaşın derhal durdurulması en yüksek ulusal önceliktir’ maddesini içeren ‘Sudan İlkeler Bildirgesi’ üzerinde uzlaşmaya varmış ve kalıcı çözümlere ulaşma şansını artıracak şekilde, savaş karşıtı güçlerin geniş katılımıyla tamamen Sudanlıların sahipleneceği bir siyasi sürecin tasarlanması çağrısında bulunmuştu.
Sudan’ı Kurtarma Hareketi lideri Abdulvahid Nur toplantılara katılımı sırasında (Ulusal Ümmet Partisi Basın Bürosu)
Nairobi Bildirgesi güçleri, diyalog sürecinin yönetimi ve katılımcı taraflar konusunda ‘mekanizma’ ile yaşadığı anlaşmazlıklar nedeniyle, geçtiğimiz temmuz ayında Addis Ababa'da Afrika Birliği (AfB), Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Birliği (AB), Arap Birliği (AL) ve Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi’nden (IGAD) oluşan Beşli Mekanizma’nın savaşı durdurma dosyasını görüşmek ve siyasi süreci yeniden canlandırmak amacıyla düzenlediği toplantıları boykot etmişti.
Daha önceki açıklamalarında bu boykotun ‘diyaloğu reddetmek veya arabuluculuk çabalarından çekilmek anlamına gelmediğini; aksine siyasi sürecin gidişatını gözden geçirmeyi ve düzeltmeyi amaçladığını’ belirten gruplar, Beşli Mekanizma’ya ‘Sudanlı taraflar arasındaki güveni pekiştirecek şekilde yöntemini yeniden gözden geçirme’ çağrısında bulunmuştu.
Nairobi Bildirgesi’ne taraf olan güçler, İslami Hareket ve Ulusal Kongre Partisi’nin gelecekteki herhangi bir siyasi sürece katılmasının engellenmesi ve 15 Nisan 2023 tarihinde başlayan savaşın fitilini ateşledikleri için hesap vermeleri gerektiğinin altını çiziyor.
İsrail basınında yer alan ve İsrail'in haritadan çıkarılmasını eleştiren bir haberin ardından Şarku'l Avsat'a konuşan Mısırlı kaynak: Filistin haritası eğitim müfredatında sabittirhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5310102-i%CC%87srail-bas%C4%B1n%C4%B1nda-yer-alan-ve-i%CC%87srailin-haritadan-%C3%A7%C4%B1kar%C4%B1lmas%C4%B1n%C4%B1-ele%C5%9Ftiren-bir
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 2017 yılındaki BM Genel Kurul toplantısı sırasında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile bir araya geldi (Arşiv - Reuters)
İsrail basınında yer alan ve İsrail'in haritadan çıkarılmasını eleştiren bir haberin ardından Şarku'l Avsat'a konuşan Mısırlı kaynak: Filistin haritası eğitim müfredatında sabittir
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 2017 yılındaki BM Genel Kurul toplantısı sırasında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile bir araya geldi (Arşiv - Reuters)
Mısırlı yetkili bir kaynak, öğrencilerin eğitim müfredatında yer alan bir haritadan İsrail'in çıkarılmasını eleştiren bir İsrail haberine yanıt verdi. Şarku'l Avsat gazetesine yaptığı açıklamada, "Eğitim müfredatlarında sabit olan Filistin'dir" ifadelerini kullanan kaynağın bu sözleri, iki ülke arasında imzalanan Barış Antlaşması’na atıfla ‘öğrencilere öğretilenlerin sonradan ortaya çıkan siyasi anlaşmalarla hiçbir ilgisi olmayan tarihi sabitler niteliğinde olduğunu’ vurgulayan askeri uzmanlar tarafından da teyit edildi.
İsrail televizyonu Kanal 14, Mısır'daki yerel haber sitesi Kahire 24 tarafından yayınlanan ‘Mısır Siyasi Haritası’ adlı haritanın bir görselini gündeme taşıdı. Haritada Mısır'ın doğusunda, üzerinde İsrail isminin yer almadığı, tarihi Filistin devletinin tüm coğrafi sınırlarını kapsayan Filistin'in bulunduğu görülüyor.
Televizyon kanalı, “Bu harita, iki ülke arasındaki barış antlaşması ve karşılıklı tanıma ışığında soru işaretleri uyandırıyor” ifadelerini kullanarak, Dışişleri Bakanlığı'nı kendi ifadesiyle ‘bu hatayı düzeltmek! için harekete geçmeye çağırdı.
Mısırlı yetkili bir kaynak, ‘Filistin haritasının Mısır müfredatında sabit olduğunu, üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadığını ve İbrani gazetelerinde dolaşıma sokulan fotoğrafların birkaç gün önce Eğitim Bakanlığı'nın internet sitesinde erişime açılan lise ikinci sınıf müfredatına ait olduğunu’ vurguladı.
Kaynak, Şarku'l Avsat gazetesine yaptığı açıklamada, Mısırlı öğrencilerin farklı eğitim kademelerinde işledikleri müfredatta Filistin haritasının yer aldığını, bunun değişmez bir esas olduğunu ve yeni eğitim-öğretim yılının başlamasıyla birlikte Bakalorya sistemi öğrencilerinin ilk kez işleyeceği yeni müfredatın da bu temel üzerine inşa edildiğini belirtti.
Mısır bu yıl ilk kez, lise düzeyindeki öğrenciler için geleneksel Genel Lise sisteminin yanı sıra isteğe bağlı olarak Bakalorya sistemini uygulamaya başladı.
Mısır'ın 1979 yılından bu yana İsrail ile barış ve diplomatik ilişkiler sürdürdüğü göz önüne alındığında" bu haritanın "özel bir önem taşıdığını değerlendiren Kanal 14, bu durumun Dışişleri Bakanlığı'nı endişelendirmesi gerektiğini ve İsrail'in buna yönelik kesin reddini açıklaması gerektiğini belirtti.
İsrail'in adının geçmediği bir haritanın ortaya çıkmasının, bölgedeki siyasi gerçekliğin öğrencilere nasıl sunulduğuna dair soru işaretleri yarattığını öne süren kanal, “Sadece haritanın yayımlanmasına dayanarak hukuki açıdan bunun Camp David Anlaşmaları'nın açık bir ihlali olduğu kesin olarak söylenemez" diye de ekledi.
Mısır ve İsrail, 1979 yılının mart ayında ABD himayesinde bir barış antlaşması imzaladı. Ancak ikili ilişkiler gerek diplomatik gerekse güvenlik bağlamında hâlâ resmi çerçeveyle sınırlı kalmaya devam ediyor. Öte yandan ekonomik ilişkiler, yirmi yıl önce ABD'nin 2004 yılında Mısır'da Nitelikli Sanayi Bölgeleri (QIZ) kurulması anlaşması aracılığıyla iki ülkeyi daha fazla iş birliğine teşvik etmeye çalışmasıyla yükseliş eğilimi gösterdi.
Tarih müfredatında Arap-İsrail çatışmasını ele alan bir ders ünitesinin resmi (Eğitim ve Öğretim Bakanlığı)
Ayn Şems Üniversitesi'nden müfredat uzmanı Dr. Muhsin Ferrac, ‘sosyal medyada dolaşan haritanın, Arap-İsrail çatışmasının doğasına ışık tutan ve İsrail devletinin kurulmasına değinen Mısır tarih kitaplarındaki eğitim müfredatının ayrıntılarına girmeksizin sembolik bir boyuta sahip olduğunu’ vurguladı.
Dr. Ferrac, Şarku'l Avsat gazetesine yaptığı açıklamada, ‘Mısırlıların kolektif bilincinin, Filistinlilerin toprakların asıl sahibi olduğu gerçeğiyle yoğrulduğuna ve geniş kısımları işgale uğrayan tarihi Filistin toprakları hakkında öğrencilerin bilinçlendirilmesi yoluyla asıl odaklanılan noktanın da bu olduğuna’ dikkati çekti.
Eğitim Bakanlığı'nın resmi internet sitesinde yakın zamanda erişime açılan lise ikinci sınıf tarih dersi müfredatı, tarihi Filistin topraklarının ayrıntılı bir anlatımını içerirken, ‘Siyonist hareketin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan tarihi nedenler’, ‘1947'deki Filistin topraklarını bölme kararları’ ve ‘1948'de İsrail devletinin kuruluşunun ilanı’ gibi konulara ışık tutuyor.
Yüksek Askeri Araştırmalar ve Strateji Akademisi Danışmanı Tümgeneral Adil el-Umde, Mısır müfredatında öğretilenlerin, daha sonra ortaya çıkan siyasi olaylardan bağımsız tarihi sabitler olduğunu, tarihi Filistin topraklarının devlet nezdinde değişmez bir temel (sabite) teşkil ettiğini ve bunun da eğitim müfredatına yansıdığını vurguladı.
Umde, Şarku'l Avsat gazetesine yaptığı açıklamada, İsrail medyasının, Filistin devletinin kurulmasını reddeden ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesini sürekli gündeme getiren tırmandırıcı bir üslubun gölgesinde, son derece doğal ve aşikâr bir konu üzerinden suni bir gündem yaratmaya çalıştığını da sözlerine ekledi.
Mısır Ordusuna bağlı "Ulusal Savunma Koleji"nin Eski Müdürü Tümgeneral Muhammed el-Gubari, "Şarku'l Avsat" gazetesine yaptığı açıklamada, "Özellikle toprak üzerindeki anlaşmazlık hala devam ederken ve İsrail'in yayılmacı hevesleri sürerken, Filistin topraklarında Birleşmiş Milletler kararlarıyla da sabit olan bir İsrail işgalinin bulunması sebebiyle üzerinde Filistin isminin yazılı olduğu bir haritanın yer almasının son derece doğal olduğunu" ifade etti.
Geçtiğimiz Temmuz ayında düzenlenen resmi bir törende Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, bir Filistin devleti kurulmadığı ve İsrail'in ihlalleri devam ettiği sürece İsrail ile "halk nezdinde normalleşme" ihtimalini dışlamış; çözümün "adil ve kapsamlı bir barışa" ulaşmakta yattığını vurgulamıştı.
35 yıl sonra: Irak Kürdistan Bölgesi ABD şemsiyesi dışındahttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5309931-35-y%C4%B1l-sonra-irak-k%C3%BCrdistan-b%C3%B6lgesi-abd-%C5%9Femsiyesi-d%C4%B1%C5%9F%C4%B1nda
35 yıl sonra: Irak Kürdistan Bölgesi ABD şemsiyesi dışında
Al Majalla
Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başbakanı Mesrur Barzani'nin özel ofisi ile dış istihbarat teşkilatı Parastin’in genel merkezinin İran'a ait olduğu söylenen insansız hava aracı saldırılarının hedefi olması, IKBY’de yıllardır ilk kez tansiyonu bu kadar yükseltti.
Bu olay, ABD ordusunun bölgedeki üslerinden güçlerini ve ekipmanlarını çekmek için saha operasyonlarına başlamasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşti; Irak federal hükümeti bu sürecin eylül ayı sonuna kadar tamamlanacağını duyurdu.
Bu iki olayın zamanlaması üç önemli soruyu gündeme getiriyor: Son aylarda hem İran hem de ona bağlı Iraklı fraksiyonların binden fazla saldırısına maruz kalan bölgenin hava sahasını kim koruyacak? Boşaltılacak üsleri kim devralacak, Peşmerge mi yoksa Irak ordusu mu? Ve bu geri çekilme, daha geniş ABD-İran çatışması içinde nereye oturuyor?
Geri çekilme mi yoksa yeniden konumlanma mı?
Elde ettiğimiz detaylı bilgilere göre son iki hafta içinde, devasa C-17 Globemaster III askeri nakliye uçakları, Erbil Uluslararası Havalimanı'nın bitişiğindeki ABD üssünden Ürdün'deki ABD üslerine karadan havaya Patriot füze bataryalarını taşıdı. Şehrin üzerinde havada asılı duran gözetleme balonu indirildi ve İngiltere de hava savunma sistemini Güney Kıbrıs’a taşıdı. Washington ve Londra, Berlin ve Paris ile birlikte üste sadece küçük askeri birlikler bıraktı.
Erbil Havalimanı yakınındaki ABD lojistik üssü, Bağdat Uluslararası Havalimanı yakınındaki muadiliyle benzer bir işlev görüyordu: 2014'ten beri, terörle mücadele operasyonlarında müttefiklere kara birlikleri için izleme, iletişim ve lojistik destek sağlama görevini üstlenmişti ve uluslararası koalisyonun diğer üyeleriyle koordinasyon noktası olarak hizmet veriyordu. Yanında, Erbil'in yaklaşık 70 kilometre kuzeydoğusunda, 2003 yılında ABD hava indirme birlikleri için iniş pisti olarak kullanılan Harir Hava Üssü bulunuyor. Uzun bir süre âtıl kalmasının ardından Washington, 2019'da geliştirme çalışmalarına yeniden başladı ve pistini genişletti. Ancak Kürt yetkililer, tesisin operasyonel olarak hazır kalmaya devam etmesi için sadece sivil personelin ve az miktarda ekipmanın kaldığını, neredeyse tamamen asker ve askeri ekipmandan boşaltıldığını söylüyor. Bölgedeki çeşitli şehirlerde, 1991'den beri sürekli olarak faaliyet gösteren küçük lojistik merkezleri de bulunuyor. ABD ordusu bu hamlenin niteliğini açıklığa kavuşturmadı. ABD’li yetkililer, konuşlanma alanları arasında “rutin ve sürekli taşınma operasyonlarından” bahsetti ve Ortadoğu'daki çatışmanın, savaşın taleplerini karşılamak için birlikleri esnek bir şekilde nakletme ihtiyacını artırdığını belirtti. Bu arada IKBY’e yakın kaynaklar, ABD önlemlerinin önemini küçümseyerek, taşınmanın yalnızca geçen yıl Irak'ın diğer bölgelerinden IKBY’e taşınmış olan güçleri kapsadığını söyledi.
Bu zamanlama, Eylül 2024'te açıklanan ve uluslararası koalisyonun Irak'taki misyonunun iki aşamada sona ermesini öngören, ikinci aşaması olan Erbil'deki konuşlanmanın ise Eylül 2026'ya kadar uzandığı zaman çizelgesinden ayrı olarak yorumlanamaz. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu anlamda, yaşananlar stratejik bir sürprizden ziyade, son derece hassas bir bölgesel dönemde gerçekleşen, uzun zamandır beklenen bir gelişme.
Üst düzey bir Kürt siyasi kaynağı, Erbil'in konuya ilişkin bakış açısını açıklayarak, Kürt tarafının Amerikan varlığını Irak'ta istikrar için bir katalizör olarak görmesine rağmen, olayın Kürtlerde üç nedenden dolayı “korku” yaratmadığını belirtti.
Birincisi, Amerika Birleşik Devletleri Irak’tan tamamen ayrılamaz, aynı zamanda onu kendisine karşı olan bölgesel güçlere de bırakamaz, “çünkü Irak, özellikle güvenlik ve askeri alanlarda, çıkarları ve nüfuz biçimleri için stratejik bir merkezdir. Washington 2011'de bunu aşmaya çalışıp tamamen çekildiğinde, üç yıldan kısa süre sonra DEAŞ'ın yükselişiyle birlikte daha büyük bir güçle geri döndü.”
İkinci faktör, IKBY’nin konumu ve bölgesel çatışmalara ilişkin tutumudur; kaynağa göre bu tutum, açık tarafsızlık ve herhangi bir tarafın işlerine karışmama isteğiyle karakterize edilir. “Bu, bölgeyi ve istikrarını savunmak için birincil şemsiye olacaktır.”
Üçüncü faktör ise, “diplomatik çıkarları koruyan güçler veya koordinasyon, eğitim ve bilgi paylaşım merkezleri gibi adlarla da olsa bazı uluslararası güçlerin bölgede kalacağı beklentisidir. Bu güçler, en azından hava desteği açısından, bölgenin güvenlik şemsiyesini kendi başlarına koruyacaklardır. Kürdistan'ın jeopolitik önemi, onu yalnız bırakma olasılığından daha ağır basmaktadır.”
Hukuki ve anayasal tartışma
Gözlemciler, Amerikan askeri ve lojistik üslerinin devredilmesi mekanizmasının, sadece konuyu düzenleyen kuralların farklı hukuki ve siyasi yorumlarından değil, esas olarak iki taraf arasındaki karşılıklı güven eksikliğinden dolayı, Erbil ve Bağdat arasında uzun sürecek bir siyasi ve medya savaşına dönüşmesini bekliyor.
Zamanlama, Eylül 2024'te açıklanan ve uluslararası koalisyonun Irak'taki misyonunun iki aşamada sona ermesini öngören zaman çizelgesinden ayrı olarak yorumlanamaz
Amerikan varlığı, Güvenlik Konseyi'nin eski rejimin sivillere yönelik baskısını kınayan ve Bağdat'tan insani yardım kuruluşlarının girişine derhal izni vermesini talep eden 688 sayılı Kararı yayınladığı 1991 baharına kadar uzanıyor. Uçuşa yasak bölgeye gelince, aynı kararla kurulmadı; bunun yerine, daha sonra operasyonlar kapsamında ABD, İngiltere ve Fransa tarafından tek taraflı olarak dayatıldı. Zamanla, bu şemsiye, IKBY’nin doğuşunda ve korunmasında hayati bir faktör haline geldi. Ancak Iraklı yetkililer, bütün bunların geçmişte kaldığını ve IKBY’nin federal statüsünün herhangi bir dış güç tarafından değil, Irak anayasası tarafından güvence altına alındığını savunuyor.
Federal hükümete göre Irak ordusu, tahliye edilecek üsleri ve merkezleri devralacak, çünkü bu tesisler “hava savunma” yapıları kapsamına giriyor. Bu ise ulusal güvenlik ve savunma politikasının oluşturulmasının yalnızca federal makamların yetkisinde olduğunu öngören anayasanın 110. maddesine dayanarak, ordunun ve federal hükümetin görev ve yetkileri dahilindedir. Bağdat ayrıca, bölgedeki sivil havaalanlarının ve kara sınır kapılarının zaten federal hükümet ve kurumları tarafından yönetildiğini belirtiyor.
Buna karşılık, Kürt tarafı pozisyonunu, “bölgesel yönetim, bölgenin idaresi için gerekli tüm konulardan ve özellikle polis, güvenlik güçleri ve bölgesel muhafız gibi bölgenin iç güvenlik güçlerinin kurulması ve örgütlenmesinden sorumludur” diyen 121. maddenin 5. fıkrasına dayandırıyor. Kürt yorumuna göre bu fıkra, Peşmerge güçlerinin bu üsleri devralma ve anayasal olarak kendilerine verilen görev ve hedefleri yerine getirmek için yeniden kullanma hakkına sahip oldukları anlamına geliyor.
IKBY Başbakanı Mesrur Barzani, bölgenin başkenti Erbil'de basın toplantısı düzenliyor, 25 Haziran 2025 (AFP)
Irak iç işlerini takip edenler, havaalanlarının yönetimi ve sınır muhafızları gibi diğer dosyalarda olduğu gibi, iki taraf arasında bir tür “anlaşmaya” varılmasını bekliyorlar. Bu dosyalarda idari ve mali olarak federal hükümete, orduya ve bakanlıklara bağlı olan, ancak personeli ve subayları IKBY vatandaşı olan ve bölgesel hükümet kurumlarından fiilen ayrı olan sistemler benimsendi.
Ancak, mesele sadece tabela dağıtımından ibaret değil, daha karmaşık. Irak güçlerinin bu üsleri kontrol etmesi, bölgenin hava sahasını füze ve insansız hava aracı saldırılarına ve sınırlarından herhangi bir kara saldırısına karşı sürekli olarak koruma yetkisine sahip olacakları ve bunu yapmakla yükümlü olacakları anlamına geliyor. Şimdiye kadar, federal hükümet, merkezi hükümete ait petrol tesislerinin korunmasıyla ilgili sınırlı teklifler dışında, böyle bir koruma sağladığını açıklamadı. Dolayısıyla şu pratik soru hâlâ cevapsız: Hangi sistemlerle, hangi stoklardan ve hangi çatışma kurallarına göre?
Karmaşık bir bölgesel sahne
IKBY’deki resmi kaynaklar, bölge Başkanı Neçirvan Barzani'nin ABD ve İran, özellikle de Devrim Muhafızları Ordusu arasında yürüttüğü siyasi arabuluculuk girişimlerine ilişkin sızdırılan haberleri doğruladı. Bu haberler, Barzani'nin Devrim Muhafızları liderliğiyle temasa geçtiğini ve Amerikan tarafından “tam güven” aldığını nakletmişti. Gözlemciler, bu girişimi, bölgenin varlığını tehlikeye atabilecek herhangi bir durumdan kaçınmak için bu savaşta mümkün olduğunca tarafsız kalma arzusuna bağlıyor.
IKBY’nin başkenti Erbil'in eteklerindeki Kani Kirzala bölgesinde bulunan bir petrol deposundan, şüpheli bir İHA saldırısının ardından dumanlar yükseliyor, 1 Nisan 2026 (AFP)
Siyaset bilimi profesörü Neval Remo ile yaptığımız uzun röportajda, durumun üç temel yönünü özetledi ve bunları geri çekilmenin nedenleri, korumadaki azalma ve potansiyel sonuçlar olarak ayırdı.
Remo şöyle dedi: “Amerikan ve uluslararası koalisyona bağlı askeri birliklerin Irak'tan çekilmesinin Irak iç baskıları ile bir bağlantısı olduğu doğru. Yalnız ABD, kendisine güvenlik faydaları sağlamaya ve nüfuzunu artırmaya devam etseydi, varlığını sürdürmesi için nedenler ve gerekçeler yaratabilirdi. Ancak son altı ay, Ortadoğu'daki tüm tesisleri için kapsamlı ve sürdürülebilir caydırıcılık sağlama kabiliyetindeki gerileme açısından oldukça şaşırtıcı oldu. Bu nedenle, askeri bir taktik olarak küçülme, Irak'ta zaten devam eden sürece eklendi.”
Şöyle devam etti: “Geri çekilme, ABD'nin birçok ülkedeki askeri varlığını azalttığı, İran'la öngörülebilir gelecekte yüzleşme stratejisinin bir parçası olarak güçlerini yeniden konumlandırdığı ve düzenlediği kapsamlı bölgesel çerçeve içinde gerçekleşti. Bu, özellikle yıllık üretimi yaklaşık 600’ü geçmeyen Patriot önleme füzeleri başta olmak üzere, savunma mühimmatı stoklarında düşüşe işaret eden bilgiler göz önüne alındığında anlaşılabilir bir durum; zira bu füzeler son aylarda bölgeye yayılmış üslerini savunmak için yoğun olarak kullanıldı.”
İran'ın stratejisi, Kürdistan bölgesini bir zamanlar Amerikan koruması nedeniyle nüfuz alanı dışında kalan ve şimdi bu korumadan yoksun bir bölge olarak ele almaya devam edecektir
Remo, bunun IKBY’e maliyetinin iki yönlü olduğunu düşünüyor: “Amerikan askeri varlığı sadece güvenlik şemsiyesi değil, aynı zamanda siyasi bir şemsiyeydi. Birçok analistin gerçeklerden ziyade kendi arzularına dayanarak yorumlamaya ve tahmin etmeye çalıştığının aksine, IKBY’de Amerikan üslerinin olmayışı İran ve müttefiki fraksiyonların bölgeye yönelik saldırılarını azaltmayacaktır. Irak'ın diğer bölgelerinde böyle bir varlığın olmamasının, İran'ın merkezi Irak'a yönelik stratejisinde hiçbir şeyi değiştirmemiş olması, bunun kanıtı. İran ve müttefikleri için mesele sadece ABD ile bir siyasi ve güvenlik anlaşmazlığı değil, aynı zamanda onun varlığına karşı çıkmaktır; çünkü bu, Irak'taki siyasi, güvenlik ve ekonomik yaşamın çeşitli yönlerine hâkim olmalarını engelliyor.”
Irak'ın Erbil şehrinde ABD Ordusu'ndan Kürt Peşmerge savaşçılarına askeri yardım dağıtılan bir törende Kürt subaylar, 10 Kasım 2020 (Reuters)
İran stratejisinin, Kürdistan bölgesini bir zamanlar Amerikan koruması nedeniyle nüfuz alanı dışında kalan ve şimdi bu korumadan yoksun olan bir bölge olarak ele almaya devam edeceğini ebelirtti. Bu durum, “karmaşık gerilimi artırma biçimlerine, yani uluslararası şirketleri uzaklaştırmak için petrol ve doğalgaz tesislerini bombalamaya, İranlı Kürt partilerin yerel merkezlerini karadan hedef almaya ve hatta bölgedeki kilit egemenlik merkezlerini tehdit etmeye neden olabilir.”
Ancak Remo, İran saldırganlığını dizginleyebilecek iki karşı faktör olduğunu da hatırlatıyor. Birincisi, “tüm bu analizler, Amerikan güçlerinin IKBY’den çekilişinin nihai ve sürdürülebilir olduğu varsayımına dayanıyor ki, bu yanlış. En hayati faktör, yani İran ile savaş, henüz hiçbir şekilde sonuçlanmadı ve bilinmeyen süreçleri ve sonuçları, kartları ve düzenlemeleri her an yeniden karıştırabilir. Çeşitli taraflar bunu dikkate alıyor, tıpkı 2014'te Amerikan güçlerinin olağanüstü bir hızla geri dönmesinde olduğu gibi.”
İkincisi ise bölgesel dengelerin bozulması: “İran'ın IKBY’e yönelik emelleri, Irak üzerinde tam kontrol sahibi olması ve böylece Suriye'de Esed rejiminin devrilmesinden önceki aşamaya geri dönmesi anlamına geliyor. Bu, birçok bölge ülkesinin kabul etmeyeceği ve IKBY’i açıkça destekleyeceği bir durumdur.”
*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة