Ukrayna krizi ABD politikalarının ibresini Doğu Akdeniz gazına çevirdi

Gözlemciler, Washington’ın, EastMed Boru Hattı projesine desteğini geri çekme kararını Türkiye'yi yatıştıran bir ‘hediye’ olarak görüyorlar

Washington, EastMed Boru Hattı’na verdiği desteği geri çekme kararını üç açıdan savundu (AFP)
Washington, EastMed Boru Hattı’na verdiği desteği geri çekme kararını üç açıdan savundu (AFP)
TT

Ukrayna krizi ABD politikalarının ibresini Doğu Akdeniz gazına çevirdi

Washington, EastMed Boru Hattı’na verdiği desteği geri çekme kararını üç açıdan savundu (AFP)
Washington, EastMed Boru Hattı’na verdiği desteği geri çekme kararını üç açıdan savundu (AFP)

İnci Mecdi
ABD yönetimi, İsrail, Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ın Doğu Akdeniz doğalgazını Avrupa'ya taşımayı amaçladıkları EastMed (Doğu Akdeniz) Boru Hattı projesine verdiği desteği sürpriz bir kararla geri çekti. Eski ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, ABD, Güney Kıbrıs, Yunanistan ve İsrail’in yer aldığı 3+1 grubu arasında Mart 2019’da uzlaşılan, maliyeti 7 milyar dolar olarak tahmin edilen ve büyük bir bölümü denizin altından olmak üzere yaklaşık bin 900 kilometre uzunlukta olması planlanan boru hattı projesine tam destek vermişti.
Başkan Joe Biden yönetimi, birçok kez 3+1 mekanizmasını onaylamasına rağmen projeden çekilme kararı aldı. ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan, ABD’nin EastMed Boru Hattı’na verdiği desteğin geri çekilmesine ilişkin açıklamada, Biden yönetiminin, 3+1 mekanizmasına olan desteği bir kez daha dile getirilirken Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının Avrupa’ya taşınması konusundaki kararlılığı da vurgulandı. Bakanlık açıklamasında, Washington'ın şimdi dikkatini temiz enerji teknolojilerini ve kaynaklarını teşvik etmeye çevirdiği belirtilerek, “Şimdi hem doğalgaz hem de yenilenebilir enerji kaynaklarını destekleyebilen elektrikli bağlantılarla ilgileniyoruz” denildi.
ABD, şu sıralar Kuzey Afrika'da yenilenebilir kaynaklar tarafından üretilen enerjiyi Mısır ve Yunanistan üzerinden Avrupa'ya nakletmeyi amaçlayan bir denizaltı kablo bağlantı projesi ve İsrail, Güney Kıbrıs ve Avrupa’nın elektrik ağlarını birbirine bağlamak için önerilen Avrasya elektrik bağlantısı projesi gibi projeleri destekliyor. ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, bu tür projelerin yalnızca hayati öneme sahip enerji piyasalarını birbirine bağlamakla kalmayıp, bölgenin temiz enerjiye geçişe hazırlanmasına da yardımcı olacağı belirtildi.
Kararı bu kadar tartışmalı hale getiren ise Washington tarafından gerek Trump gerekse Biden yönetimleri sırasında başta Güney Kıbrıs ve Yunanistan olmak üzere Doğu Akdeniz ülkeleriyle yakınlaşmak için atılan birkaç adımdır. ABD Senatosu, 2019 yılında enerji sektöründe Doğu Akdeniz ülkeleriyle iş birliğine ilişkin bir yasa tasarısını onayladı. O dönem Washington'daki politikacılar, böyle bir iş birliğini, Rusya’nın enerji alanında Avrupa pazarındaki hakimiyetine karşı bir denge unsuru olarak görüyorlardı.
Yeni yasa tasarısı, ABD'yi Doğu Akdeniz'deki doğalgaz pazarında önemli bir oyuncu haline getirmeyi ve Yunanistan ile askeri ilişkileri güçlendirmeyi amaçlıyordu. Washington, geçtiğimiz Ekim ayında Atina ile karşılıklı savunma iş birliği anlaşmasını beş yıllığına uzatan anlaşmayı imzalayarak bu iş birliğini destekledi. Söz konusu anlaşma aynı zamanda ABD güçlerine Yunanistan'daki dört yeni askeri üssü daha kullanmalarını öngörüyordu. Washington, bunun yanında Güney Kıbrıs'a uygulanan 40 yıllık silah ambargosunu kaldırdı.

Çevre ve ekonomi
Washington, EastMed Boru Hattı’na verdiği desteği geri çekme kararını; projenin gerekçesi, ekonomik uygulanabilirliği ve çevresel faktörler olarak sıraladığı üç başlık altındaki belirsizlikleri öne sürerek savundu. Karadan 550 kilometre, denizin altından bin 350 kilometre uzunluktaki boru hattıyla ikiye katlanma ihtimali bulunan yıllık 10 milyar metreküp doğalgazın taşınması hedefleniyor. Projenin, Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail arasında 2020 yılında imzalanan iş birliği muhtırasında planlandığı gibi projenin 2025 yılına kadar tamamlanabileceğine dair şüpheler var.
İklim değişikliğiyle mücadelede küresel bir yaklaşımın parçası olarak çevre dostu projeleri benimseyen ABD yönetiminin politikası göz önüne alındığında, projeye verdiği desteği geri çekme kararıyla ilgili öne sürdüğü nedenler arasında en gerçekçi olanının çevre sorunları olduğu söylenebilir. Biden yönetimi, 2025 yılına kadar sıfır karbon emisyonuna ulaşmayı hedeflediğini duyurmuştu. Avrupa, dünyayı tamamen yenilenebilir enerji kaynaklarına geçmeye yönlendirmeyi umduğundan, Avrupa Birliği (AB) için de durum aynı. Yaşlı kıta, doğalgazı çevreyi kömürden daha az kirleten bir alternatif enerji olarak kabul etse de halen büyük miktarlarda sera gazı üretiyor.
Rusya’dan doğalgaz satın almak zorunda olan Avrupa’nın jeopolitik gerilimler nedeniyle son zamanlarda yüksek elektrik maliyetine yol açan bir enerji kriziyle karşı karşıya kaldı. Bu durum Avrupa’yı EastMed Boru Hattı projesi gibi enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesini istemeye itti. Ancak projenin süresi, Avrupa'daki yeni çevre politikaları ile birlikte şüpheler yarattı.
Avrupalı ​​gözlemciler, EastMed projesinin duyurulmasından bu yana ekonomik ve çevresel olarak uygulanabilirliğinin tartışma konusu olduğu konusunda hemfikir. Rum Hidrokarbon Şirketi'nin (EİK) CEO'su Charles Ellinas, Yunanistan’da yayınlanan Ethnos gazetesine verdiği demeçte, “Böyle bir proje şimdi değil, 10 yıl önce uygulanabilirdi” dedi. EastMed projesinin, ekonomik ve teknik olarak uygulanabilirliği konusunda bir takım zorluklar olduğuna dikkati çeken Ellinas, “Avrupa'nın temiz enerjiye ve yenilenebilir kaynaklara geçiş arayışı bu tür bir projenin uygulanabilirliğini daha da zorlaştırdı” ifadelerini kullandı.
Washington'daki Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi’nde  (Center for Strategic and International Studies - CSIS) enerji ve jeopolitik uzmanı olan Nikos Tsafos, projenin her zaman zorlu, boru hattının inşası ve işletilmesinin ise maliyetli göründüğünü vurguladı. Tsafos, “Avrupa'nın güneydoğusundaki enerji pazarı, özellikle diğer tedarikçilerin rekabeti çerçevesinde boru hattını işletmek için gereken miktarları almakta zorlanacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
AB, 2030 yılına kadar Avrupa'da doğalgaz kullanımını yüzde 25 oranında azaltmayı ve 2050 yılına kadar tamamen sonlandırmayı hedefliyor. Tsafos'a göre Avrupa Yeşil Anlaşması (The European Green Deal), finansal yatırım süresi 15 ile 20 yıl arasında olan boru hattı projeleri üzerinde daha fazla şüphe uyandırdı. Projenin Avrupa'nın enerji geçişlerine ayak uydurmaması halinde finansman sağlanmasının pek mümkün olmadığının altını çizen Tsafos, “Bu yönde esen rüzgarlar yıllardır kendini gösteriyor” dedi.

Ukrayna krizi
EastMed projesinin etrafını saran çevresel ve ekonomik gerçeklere rağmen, küresel düzeydeki siyasi gerçekler ve ABD ile Rusya arasındaki gerilim, ABD'nin Rusya tarafından işgal edilme olasılığı bulunan Ukrayna krizi ile ilgili tutumunda önemli rol oynadı. Moskova ile Washington arasında artan gerilim, Washington'ı, EastMed projesine karşı olan Türkiye'yi, yakın bir dönemde özellikle S-400 füze savunma sistemini satın almasıyla Rusya'yla yakınlaşma eğiliminden sonra Batı tarafına çekme girişiminde bulunmaya itmiş olabilir.
Ülkelerin kıyılarından 200 mil açıklarındaki mesafeyi münhasır ekonomik bölgeleri olarak tanımlayan 1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'ni (UNCLOS) göz ardı ederek 2019 yılında Libya ile Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası imzalayan Türkiye, Doğu Akdeniz’de üzerinde hak iddiasında bulunduğu bazı deniz alanları konusunda Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile anlaşmazlık yaşıyor. Türkiye, Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ın münhasır ekonomik bölgelerine defalarca sismik araştırma gemileri gönderdi. Türkiye’nin bu adımları, Güney Kıbrıs ve Yunanistan ile arasında gerilimlerin yaşanmasına neden olsa da sonunda tüm taraflar Avrupa ve ABD’nin baskısıyla geri çekildi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, EastMed projesinin açıklanmasının ardından Doğu Akdeniz'in en uzun sahil şeridine sahip olan Türkiye'yi görmezden gelen hiçbir projenin başarılı olamayacağı konusunda uyardı.
Yunan basınında yer alan haberlere göre ABD, EastMed projesinin bölgede gerginliğe neden olduğuna inanıyor ve bu yüzden ilgili tarafların oldukça gergin olan bölgeye siyasi istikrar getirecek başka projelere odaklanmalarını istiyor. Washington'ın EastMed Boru Hattı projesine verdiği desteği geri çektiğine dair haberler duyulur duyulmaz, Türkiye’deki hükümete yakın basın kuruluşları karardan duyulan memnuniyeti aktardılar. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Arnavutluk ziyareti sırasında gazetecilere yaptığı açıklamada, ‘Türkiye’nin görmezden gelindiği bu tür projelerin’ başarılı olamayacağını söyledi.
Türkiye'nin bir NATO üyesi olarak Batılı müttefiklerine karşı, özellikle güvenlikle ilgili bir takım yükümlülükleri var. Ancak Türkiye'nin ABD’nin kendisini 2019'da F-35 programından çıkarmasına ve CAATSA (Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşılık Verme Yasası) kapsamında kendisine yaptırımlar uygulanmasına karşılık olarak Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi satın alması ABD ile arasında derin bir anlaşmazlığa neden oldu. Son dönemde ABD Senatosu’nda Ankara'nın 40 adet yeni F-16 savaş uçağı satın alma talebine karşı çıkan sesler yükseldi.

Türkiye önemli bir aktör
Türkiye, Ukrayna krizinde ikili bir rol oynuyor. Kiev'le çıkarları olan Türkiye’nin, son zamanlarda Ukrayna ile büyük miktarda insansız hava aracı (İHA) satışı anlaşması imzalaması Rusya'yı kızdırdı. Türkiye aynı zamanda Avrupa, Asya ve Ortadoğu arasında önemli bir bağlantı noktası olan Karadeniz'de de önemli bir aktör. Türkiye, 1936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi uyarınca Rusya’nın sıcak denizlere açılan kapısı olan İstanbul ve Çanakkale boğazlarını, Akdeniz'i ve ötesini kontrol ediyor. Bu yüzden Moskova, Türkiye’nin boğazları üzerinde daha fazla nüfuz kazanmak için Ankara ile daha fazla yakınlaşmaya çalışıyor. Batı ise Rusya’nın bu boğazlar üzerinde böyle bir nüfuz edinmesini kesinlikle istemiyor.
Batı’ya göre Türkiye’nin Karadeniz’deki stratejik konumu, onu NATO'nun güneydoğu kanadının güvenliği ve daha geniş kapsamda Ortadoğu’nun istikrar için önemli hale getiriyor. Rusya'nın Kırım'ı ilhakı, Gürcistan'daki askeri varlığı ve bölgedeki askeri yeteneklerini güçlendirmesi Avrupa'nın güvenliğini baltalıyor. Bu yüzden Ukrayna'da daha fazla bölgeyi işgal etmesi durumu daha da güçleniyor. Tarihi olarak Karadeniz, onu önemli bir tampon bölge olarak gören Rusya için özel bir nüfuz alanı.
Akdeniz de Rusya’nın gücünü ve nüfuzunu göstermenin yanı sıra büyük Avrupa pazarlarıyla ekonomik ve ticari bağlantılarını koruması için jeo-ekonomik stratejisi açısından hayati önemi olan bir bölgedir. Rusya’nın Akdeniz’deki nüfuzu, Avrupa'nın güneyini, Rusya'nın petrolüne ve doğalgazına daha bağımlı hale getirdi.
Belki de Türkiye ile Güney Kıbrıs ve Yunanistan arasında bir anlaşmazlığa yol açan Doğu Akdeniz’deki doğalgaz enerjisi sorunundan daha iyi bir seçenek değildi, ama Türkiye’nin, Ukrayna krizinin aktörlerinden biri olarak ABD tarafından bir şekilde yatıştırılması gerekiyordu ve Ankara için en ilgi çekici konu, EastMed projesinin dondurulmasıydı.
Kıbrıs Teknoloji Üniversitesi (CUT) Araştırma ve Uluslararası İlişkiler Direktörü Pampos Chrisostoumou, yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Türkiye, EastMed Boru Hattı projesine başından beri karşı çıktı. ABD’liler Ukrayna'da Rusya ile bir anlaşmazlık yaşanması durumunda Türkiye'yi potansiyel bir müttefik olarak yanlarında istedikleri için Türklerle köprüler kuruyorlar.”
Chrisostoumou, Greek City Times haber sitesinde yer alan makalesinde, “Türklerin deniz sınırlarını belirlemek ve ‘Mavi Vatan’ teorisini inşa etmek için Libya ile Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası imzalamalarının nedeni, diğer bazı konuların yanı sıra EastMed Boru Hattı projesini engellemekti. Sonunda ABD onlara istediklerini altın tepside verdi” ifadelerini kullandı.
Gözlemciler, ABD merkezli çokuluslu petrol ve doğalgaz şirketi Exxon Mobil’ın, Türkiye'nin hak iddia ettiği Güney Kıbrıs'ın münhasır ekonomik bölgesinde doğalgaz arama çalışmalarına geri döndüğünde Ankara'nın buna karşı herhangi bir adım atma konusundaki isteksizliğini göz önüne alarak ABD’nin projeyi desteklemekten vazgeçme kararının Türkiye ile önceden uzlaşıya varılarak alındığını düşünüyorlar.

*Independent Arabia'da yer alan bu makalenin çevirisi Şarku'l Avsat tarafından yapılmıştır.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.