Paris, Cezayir’deki Fransız göçmenlerden özür dileyecek

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, 1962 yılında Cezayir’de ülkenin bağımsızlığına karşı düzenlenen protesto gösterileri sırasında ‘onlarca Fransız’ın ölmesinin ülkesi için affedilemez’ olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Macron, dün Elysee Sarayı’nda Cezayir’in Fransa’nın sömürgesi olduğu dönemde doğan ve ‘kara ayak’ olarak adlandırılan Fransızları temsil eden derneklerle bir araya geldiği toplantıda konuştu (AFP)
Cumhurbaşkanı Macron, dün Elysee Sarayı’nda Cezayir’in Fransa’nın sömürgesi olduğu dönemde doğan ve ‘kara ayak’ olarak adlandırılan Fransızları temsil eden derneklerle bir araya geldiği toplantıda konuştu (AFP)
TT

Paris, Cezayir’deki Fransız göçmenlerden özür dileyecek

Cumhurbaşkanı Macron, dün Elysee Sarayı’nda Cezayir’in Fransa’nın sömürgesi olduğu dönemde doğan ve ‘kara ayak’ olarak adlandırılan Fransızları temsil eden derneklerle bir araya geldiği toplantıda konuştu (AFP)
Cumhurbaşkanı Macron, dün Elysee Sarayı’nda Cezayir’in Fransa’nın sömürgesi olduğu dönemde doğan ve ‘kara ayak’ olarak adlandırılan Fransızları temsil eden derneklerle bir araya geldiği toplantıda konuştu (AFP)

Fransız Senatosu, yoğun tartışmaların ardından Harkilerden özür dileyen yasayı kabul etti. 26 Mart 1962'de Cezayir’in bağımsızlığına karşı düzenledikleri protesto gösterileri sırasında öldürülen ve Cezayir Bağımsızlık Savaşı sırasında Fransa’nın yanında yer alan Fransız göçmenler kara ayaklar ya da Harkiler olarak adlandırılıyor.
Bazı milletvekilleri ise yasanın ‘Cezayir ile ilgili Fransa’nın tüm hesapları kapatması’ olarak değerlendirilemeyeceğinin altını çizdiler. Tasarı, yaklaşık 500 bin kişinin ölümüyle sonuçlanan Cezayir savaşının (1954 - 1962) sona ermesinden altmış yıl sonra geçtiğimiz Salı gününü Çarşambaya bağlayan gece 331 ‘evet’ ve 13 çekimser oyun kullanıldığı oturumda oybirliğiyle kabul edildi. Yasa tasarısının milletvekilleri tarafından büyük çoğunlukla kabul edilmesi, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 20 Eylül'de Elysee Sarayı’nda, Cezayir Bağımsızlık Savaşı'nda Fransa'nın yanında savaşan, ancak Fransa tarafından ‘terk edilen’ Harkilerin temsilcilerini ağırladığı toplantıda yaptığı konuşmayı destekler nitelikteydi.
Savunma Bakanlığı Anma ve Gazi İşlerinden Sorumlu Bakan Vekili Genevieve Darrieussecq, Fransız Haber Ajansı’na (AFP) yaptığı açıklamada, “Yasa tasarısı, bir ulusun derin uçurumunu, Fransız trajedisini ve tarihimizdeki karanlık bir sayfayı tanıması anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.
Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) Bölge Direktörü Marie-Pierre Poirier ise tasarının ‘önemli ilerlemeler içerdiği, fakat eksik olduğu’ değerlendirmesinde bulundu.
Tasarıyla ayrıca sınır dışı edilenlerin kabul edildiği yerlere dönüştürülen bazı cezaevleri, tazminat ödenecek tesisler listesine eklendi. Ancak, sınır dışı edilenlerden yaklaşık 40 bin kişi, bu yerlerde kalmadıkları ve şehirlerde yaşadıkları için maddi tazminat onları kapsamadı. Bu da hayal kırıklığına yol açtı. Fransa Senatosu’nun sağcı üyesi Philippe Tabarot, ‘kısmi ve taraflı’ olarak nitelediği bu ‘düzenlemeyi’ kınadı. Tabarot, bu düzenlemeyi, “Tek suçları dikenli tellerle çevrili bir yerde kalmamak olanlar tazminat hakkından mahrum edildi” diyerek protesto etti.
Fransa Senatosu, tasarıyı hazırlayan Tanıma ve Tazminat Ödeme Komisyonu'nun yetkilerini genişletmeyi içeren iki değişikliği de onayladı. Hükümet, tüm Harikilerin durumlarını vaka bazında inceleyecek olan bu komisyona başvurmalarının ve çektikleri sıkıntıların tanınmasını sağlayacak uygun prosedürler önermelerinin önünün açılması teklifinde bulundu.
Senato’daki Cumhuriyetçiler Grup Başkanı Bruno Retailleau, komisyona tüm Harkileri ‘tanıma ve tazminat ödeme’ yetkisi verilmesini daha da ileri gitmek istedi. Ancak Bakan, komisyonun ‘tazminat verme yetkisi olmadığından’ bu değişiklikle ‘yanlış umutlar’ verilmemesi konusunda uyardı. Senato üyeleri şimdi bir uzlaşı metni üzerinde anlaşmaya çalışacaklar. Bu konuda başarısız olunması halinde ise son sözü Millet Meclisi söyleyecektir.
Öte yandan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, dün, Fransız askerlerinin Mart 1962'de Cezayir'de yaptığı ‘katliamda’ Cezayir'in bağımsızlığına karşı çıkan ‘onlarca Fransız'ın ölmesini’ ülkesi için affedilemez olduğunu söyledi.

Fransa ile Cezayir arasıncaki kara ayaklar krizinin arka planı
Cumhurbaşkanı Macron 2020 Ağustosunda Elysee Sarayı'nda Cezayir'in Fransa’nın sömürgesi olduğu dönemde doğan ve ‘kara ayaklar’ olarak adlandırılan Fransızları temsil eden derneklerle bir araya geldiği toplantıda yaptığı konuşmada, Cezayir'in bağımsızlığının resmi olarak ilan edilmesinden sadece birkaç saat önce Cezayir'in Vahran şehrinde 5 Temmuz 1962 işlenen ve başta Fransızlar olmak üzere yüzlerce Avrupalının canına mal olan ‘katliamın tanınması gerektiğini’ belirtti.
1830’daki Fransız Devrimi sırasında Cezayir’e yerleşen yabancıların 1962’de Cezayir’in bağımsızlık ilan etmesinin ardından Avrupa’ya kaçarken arkalarında bıraktıkları mal varlıklarını geri istemeleri, kara ayaklar (pied noirs) dosyasını gündeme getirdi. Cezayir, talepleri göz ardı ederken Fransız yetkililer ise çıkarların ve amaçların gerçekleştirilmesi için baskı kurmaya çalışıyor.
İki ülke arasındaki ulusal bellek meselelerini yürütmeleri için Cezayir’den Abdulmecid Şeyhi, Fransa tarafından da Benjamin Stora atanmıştı. Kara ayakların Cezayir’deki mal varlıklarını geri almak istemeleri hakkında ise iki ülke liderleri Abdulmecid Tebbun ve Emmanuel Macron arasında mesajlaşmalar gerçekleşmişti. Özellikle de bu grubun ‘Cezayir devrimcilerinin şiddetine kurban gidenler’ şeklinde nitelenmesi sonrasında, iki ülke arasındaki ilişkiler gerilmişti.

Kim bu kara ayaklar?
Kara ayaklar, çoğu Fransız ve Yahudilerden oluşan, Fransız sömürge döneminde Cezayir’e yerleşen veya burada doğup büyüyen, 1960 sayımına göre yaklaşık 1 milyon kişiden oluşan Avrupalı yerleşimcilere verilen addır. Cezayir’e kalıcı olarak yerleşmek isteyen kişi sayısının 300 binleri bulduğu tahmin ediliyor. Cezayir Mücahitler Bakanlığı, sayılarının 1963’te 200 binlere, 1965’te ise 100 binlere gerilediğini, 60’ların sonunda 50 binlere, 90’larda binlere, günümüzde ise birkaç yüze düştüğünü belirtiyor.
Rivayetlerden birinde bu kişilere siyah ayakkabılar giydikleri için kişilere kara ayaklar tanımı verildiği belirtilirken bir diğer rivayette ise bu tabirin şarap yapımında kullanılan üzümler sıkıldığı sırada kirlenen elbiseleri nedeniyle aldığı kaydediliyor.
Cezayir geçici hükümeti ve Fransız mevkidaşı arasında 18 Mart 1962'de imzalanan Evian Anlaşmaları, Fransız sömürgeciliğinin sona ermesini şart koşmuştu. Aynı zamanda Fransızlar da dahil olmak üzere yabancıların üç sene içerisinde kendi vatandaşlıkları ile beraber Cezayir vatandaşlığını da elde etmek ve buradaki mal varlıklarını korumak veyahut Cezayir’den ayrılarak bu süre aştığı taktirde söz konusu haklarını kaybetmek arasında seçim yapmasını öngörmüştü.

Fransız-Fransız davası
Kara ayakların mal varlıklarını geri alma talebiyle ilgili olarak, Fransa'nın Cezayir'deki suçları ile ilgilenen avukat Fatma Zehra bin Braham, 1962 ila 1964 arasında Cezayir’den ayrılmayanların haklarını elde edeceğini, ayrıldıkları taktirde bu fonların devletin eline geçeceğini bildiren Cezayir hukukunun oldukça adil olduğunu söylüyor. Söz konusu iki yıl boyu Cezayir ve Fransa arasında gidip gelerek buradaki mal varlıklarını satmak isteyenlerin ise izin alması gerekiyor. Independent Arabia’ya konuşan Braham, Cezayir’in iki kez tazminat sağladığı bu kişilerin haklarını ne siyasi ne de maddi bağlamda hafife almadığını, tazminatların Fransız hükümetine verildiğini vurguluyor. Braham, davanın seyrinin Fransız olma meselesine döndüğünü, yani kara ayakların tazminatlarını Cezayir’den değil de Fransız hükümetinden talep etmeleri gerektiğine dikkat çekiyor.
Aşırı sağ gruplar, Cezayir’den ve diğer ülkelerden çıkartılan Fransızların haklarını savunmak için birlik kurmuştu. Fransız hükümetinin kendilerine sağladığı paranın, bu konudaki baskının kitap ve gazetelere geçirilmesi için haklarının yalnızca ‘ön’ ödemesi olduğunu öngören 15 Temmuz 1970 tarihli Fransız kanunu gereğince tazminatlarını almak isteyen bin kara ayak da bunun için dava açmıştı.
Paris’teki ‘Hugo ve ortakları’ yayınevi çıkışlı ve Alexandre Arcady, Patrick Bruel, Enrico Macias gibi meşhur Avrupalı yerleşimcilerin ifadelerini içinde barındıran “65 Kişilik Şahitlik” kitabında kara ayakların asıl memleketleri Cezayir’den zorla çıkarıldıkları bilgisi yer alıyor.

En büyük engel kara ayaklar dosyası
Afrikalı Gazeteci ve Hukukçular Birliği Genel Sekreteri Beki Binamir, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada kara ayaklar meselesinin Fransa ve Cezayir arasındaki bellek dosyasını çözmenin önündeki en büyük engel olarak görüyor. Binamir, konuya dair şunları söyledi:
“Cezayir yetkililer sağlam ve net bir tavır almalıdır. Fransa’ya ise hükümetinin 1940'ta Fransa'nın Naziler tarafından işgalinin ardından işgalciyle iş birliği yapmayı seçen Avrupalılar konusundaki pozisyonu hatırlatılması gerekiyor. Zira Fransa, 80 yıl sonra bile peşinden koştuğu bu kişileri tüm sivil haklardan mahrum bırakmıştı.”
Binamir, Fransa ve Cezayir arasındaki ilişkilerin direnişçi 24 Cezayirlinin kafataslarının ülkeye getirilmesi ile son bulmayacağını, bu ilişkilerin Fransa’nın özellikle eğitim, kültür, sanat, dil, kamu hizmetleri ve yatırım alanlarında halen uyguladığı vasilik üslubunu bir kenara bırakarak Cezayir’i bağımsız bir ülke olarak ele alması gereken birçok meseleyi kapsadığını vurguladı. Bu ilişkilerde, hatta ulusal bellek dosyasında ciddi bir atılımın gerçekleşmeyeceğini belirten Binamir, tarafların henüz sakinleşmeyeceğini kaydetti.

120 parlamenter
Cezayir Ulusal Halk Meclisi Başkanı Süleyman Şinnin, 1830 ile 1962 yılları arasındaki Fransız sömürgeciliğinin suç sayılmasına yönelik yasa hakkında ön taslak sunan 120 parlamenterden bir mektup almıştı. Gönderdikleri mektupta herhangi bir engel bulunmamasına rağmen projenin parlamento ofisi gündemindeki programlamasında yaşanan gecikmenin nedenini sorgulayan vekiller yasanın en kısa zamanda dikkatle programlanmasını talep ettiler.

Kara ayakların mal varlığı haksız bir mesele mi?
Fransız sömürgeciliğini suç sayan bir yasa tasarısı hazırlayan milletvekili Musa Abdi, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada sömürgeciliğin fiziksel ve psikolojik baskı uygulayarak askeri güç ile girdiği ve egemenlik sağladığı tüm arazileri belgelemenin en önemli planlarından olduğunu belirtti. Nitekim Cenevre Mahkemesi kararı ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 1965 ve 1966'daki Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmesi de dahil olmak üzere 1958’deki Roma Ceza Mahkemesi’nin ve tüm uluslararası anlaşmaların bu tür uygulamaları suç saydığını bildirdi.
Kara ayakların mal varlığının haksız bir mesele sayıldığını, zira işgal döneminin geride kaldığını ve ülkenin her karışının yalnızca Cezayirlilere ait olduğunu belirten Abdi, sömürgeciliği suçlayan yasa tasarısının Fransa'nın Cezayir halkını etkileyen tüm suçları tanımasını ve tazmin etmesini gerektirdiğine dikkat çekti. “Nitekim Fransa, kendi halkı haricindeki bir halkı yönetmeye çalışmış, kendi toprakları haricindeki topraklara el koymuştu. Bu yüzden söz konusu mal varlıklarını kullanma hakkı o toprakların asıl sahibine, yani bize aittir” ifadelerini kullandı.



Sırbistan’da öğrenci hareketi Vucic dönemini sona erdirdi… En büyük kaybeden Rusya oldu

Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
TT

Sırbistan’da öğrenci hareketi Vucic dönemini sona erdirdi… En büyük kaybeden Rusya oldu

Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)

Antoine el-Hac 

Sırbistan’da öğrenci hareketinin ezici seçim zaferinin ardından düzenlenen kutlamalar, yalnızca muhalefetin iktidar karşısındaki zaferinin ifadesi değildi. Bu kutlamalar, muhaliflere göre yetkilerin tek kişinin elinde toplandığı, kurumların rolünün gerilediği, medya özgürlüklerinin daraldığı, yolsuzluk ve kayırmacılığın yaygınlaştığı 14 yıllık yönetim döneminden kurtuluş anı olarak da görüldü. Aleksandar Vucic’in 25 Ekim’de gerçekleştirilen erken seçimlerde yenilgiyi kabul etmesiyle birlikte Sırbistan’ın yeni bir siyasi döneme girdiği izlenimi oluştu. Bu dönemin en belirgin mesajı ise köklü görünen yönetimlerin, toplumdaki hoşnutsuzluk tahammül sınırını aştığında yıkılabileceği oldu.

Sırbistan’da yapılan parlamento seçimlerinden bir gün sonra, zaferlerini kutlamak üzere Belgrad’daki Slavija Meydanı’nda toplanan Öğrenci Listesi destekçilerinin havadan çekilmiş fotoğrafı (AFP)
Sırbistan’da yapılan parlamento seçimlerinden bir gün sonra, zaferlerini kutlamak üzere Belgrad’daki Slavija Meydanı’nda toplanan Öğrenci Listesi destekçilerinin havadan çekilmiş fotoğrafı (AFP)

Ancak iktidarın devrilmesi, mutlaka alternatif bir demokratik sistemin inşa edileceği anlamına gelmiyor. Bu zaferi elde eden öğrenci hareketi, şimdi seçimlerin kendisinden daha zorlu bir sınavla karşı karşıya. Hareket, halk desteğini bağımsız kurumlara dönüştürebilecek, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis edebilecek ve kendisinden önceki siyasi güçlerin hatalarına düşmeden yolsuzlukla mücadele edebilecek mi?

Novi Sad trajedisinden ulusal ayaklanmaya

Hikâye, iki yıl önce, 1 Kasım 2024’te Novi Sad kentindeki tren istasyonunda beton bir sundurmanın çökmesi ve 16 kişinin hayatını kaybetmesiyle başladı. Öğrenciler ve protestocular açısından bu trajedi, sıradan bir kaza değildi; yolsuzluk, denetim eksikliği ve hesap verebilirlik sorunlarının daha derin bir boyutunu ortaya koyuyordu.

Protestocular, ilk günden itibaren istasyonun yenileme çalışmalarına ilişkin belgelerin açıklanmasını, sorumluların belirlenmesini ve olaya karışanların hesap vermesini talep etti. Ancak bu taleplere yeterli karşılık verilmediği gibi felaketten sorumlu kişiler hakkında da herhangi bir mahkûmiyet kararı çıkmadı.

Belgrad’da Öğrenci Listesi koalisyonu tarafından düzenlenen zafer yürüyüşünden (EPA)
Belgrad’da Öğrenci Listesi koalisyonu tarafından düzenlenen zafer yürüyüşünden (EPA)

Zamanla protestolar, belirli bir olayda adaletin sağlanması talebinin ötesine geçerek halk desteğini kaybeden siyasi sisteme karşı geniş kapsamlı bir harekete dönüştü. Farklı toplumsal kesimlerden ve bölgelerden vatandaşlar da harekete katıldı. Seferberlik, başkent Belgrad’da zaman zaman yaklaşık 200 bin kişinin katıldığı mitinglere kadar ulaştı ve Vucic yönetimine karşı gelişen en dikkat çekici halk hareketlerinden biri haline geldi.

Korku engelini aşmak

Bu dönüşümün en önemli yansımalarından biri, toplumun itirazlarını dile getirme kapasitesini yeniden kazanması oldu. Protestocuların anlatımına göre, vatandaşların yolsuzluk ve kayırmacılıkla günlük hayatın hemen her alanında, kamu hizmetlerinden iş fırsatlarına kadar karşılaştığı bir ülkede hareket, korkunun aşılması ve kamusal yaşama katılım açısından farklı toplumsal kesimleri bir araya getiren ortak bir platforma dönüştü.

Eylemler başkentle veya büyük şehirlerle sınırlı kalmadı, ülkenin dört bir yanına yayıldı. Öğrenciler, Avrupa ile bağlarını ve farklı bir siyasi gelecek tasavvurlarını simgeleyen dikkat çekici girişimlere imza attı. Bu kapsamda bisikletlerle Strazburg’a gittiler ve Brüksel’e doğru bir bayrak yarışı düzenlediler.

Bununla birlikte hareket, düzenlediği mitinglerde Avrupa bayraklarına yer vermedi. Bu durum, öğrencilerin Avrupa Birliği’ne (AB) katılım konusundaki tutumlarına ilişkin soru işaretlerine yol açtı. Analizlerden birinde bu tutum, Sırbistan’ı ziyaret eden ve hükümete desteklerini dile getiren Avrupalı liderlerin yaklaşımlarının protestocular arasında yarattığı hayal kırıklığıyla açıklanıyor.Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre bu nedenle öğrenciler, dışarıdan müdahale beklemek yerine devlet kurumlarını yeniden inşa etmeye ve yolsuzlukla mücadeleye odaklanarak önceliği iç meselelere vermeyi tercih etti.

Avrupa’dan öğrencilerin taleplerini destekleyen ilk açıklama ise ancak 2025 baharında geldi. AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos, AB’nin öğrencilerin taleplerini paylaştığını duyurdu.

Seçim zaferini kutlayanlar (AFP)
Seçim zaferini kutlayanlar (AFP)

Tabandan tepeye demokrasi

Hareketin başarısı, geleneksel bir liderliğin ya da dikey bir yönetim hiyerarşisine ve seçim teşkilatına sahip siyasi partinin çalışmasının sonucu değildi. Öğrenciler, farklı görüşlerden kişilerin katıldığı uzun genel toplantılar ve müzakereler aracılığıyla yatay bir örgütlenme modeli benimsedi. Kapsamlı bir eleme sürecinin ardından hareket, parlamento seçimleri için 250 adaydan oluşan bir liste sundu.

Bu, çok sayıda gözlemcinin açık ve merkezi bir liderliği bulunmayan hareketin etkili bir seçim gücüne dönüşüp dönüşemeyeceğini sorguladığı bir dönemde, doğrudan ve katılımcı demokrasi açısından alışılmadık bir sınavdı. Ancak sonuç belirleyici oldu: Öğrenci hareketinin listesi oyların yaklaşık yüzde 53’ünü alırken Vucic’in siyasi cephesi yüzde 39’da kaldı. Otuz yılı aşkın süredir en yüksek katılım oranının görüldüğü seçimlerde öğrenci hareketi, parlamentoda fiilî çoğunluğu elde etti.

Vucic’in iktidardan düşmesi, Macaristan’da Peter Magyar’ın Viktor Orban karşısında kazandığı zaferin ardından geldi. Bu sonuç, otoriter bir liderin seçim yoluyla yenilgiye uğratılmasının mümkün olduğunu ortaya koydu. Vucic’in geniş çaplı bir çatışmaya yönelmek veya yenilgiyi reddetmek yerine seçim sonuçlarını kabul etmesi de iktidarın daha sorunsuz devredilmesine imkân sağladı.

Bununla birlikte Sırbistan deneyimi, Slobodan Milosevic’in devrildiği 2000 yılından çıkarılması gereken dersleri de yeniden gündeme getiriyor. O dönemde değişimden yararlanan siyasi güçlerin tamamı yolsuzluktan arınmış bir sistem kurmayı başaramamış, bunlardan bazıları skandallara ve iktidarı tekelleştirme girişimlerine sürüklenmişti.

En zorlu mücadele şimdi başlıyor

Yeni hükümet, Vucic’e bağlı nüfuz ağlarının resmi ve gayriresmi kurumlarda varlığını sürdürdüğü bir devleti devralacak. Sırp İlerleme Partisi, seçimleri kaybetmesine rağmen 250 sandalyeli parlamentoda 105 sandalye elde etti. Yargı ve medyanın reforme edilmesi, organize suçla mücadele edilmesi ve kökleşmiş çıkar ağlarının dağıtılması ise yalnızca hızlı kararlar alınmasıyla mümkün olmayacak.

Novi Sad faciasına ilişkin kapsamlı soruşturma, yeni hükümetin muhtemelen ilk siyasi ve ahlaki sınavı olacak. Bu davada hesap verebilirlik, yalnızca sorumluların cezalandırılmasını değil, hukukun herkes için geçerli olduğunun ve seçim vaatlerinin somut sonuçlara dönüştürülebileceğinin gösterilmesini de gerektiriyor.

Yugoslavya’nın dağılmasından bu yana büyük ölçüde yabancı yatırımlara bağımlı olan ekonomi de önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. İktidarın, aralarında Rio Tinto şirketinin gerçekleştirmeyi planladığı lityum madenciliği projesinin de bulunduğu ve tartışmalara yol açan projeleri yürüten yabancı şirketlerle ilişkileri bulunuyor. Öğrenci hareketi, ekonomik çıkarlarla siyasi nüfuzun iç içe geçmesine imkân tanıyan yapının ele alınabilmesi için siyasi sistemin değiştirilmesini şart görüyor.

Dış politikada ise dönüşüm kolay olmayacak. Zira hareketin tabanında AB yanlılarının yanı sıra Rusya’ya sempati duyanlar ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) karşı çıkanlar da bulunuyor. Bu nedenle uzun süredir büyük güçler arasında denge kurmaya dayanan Sırp dış politikasında hızlı bir değişim beklenmiyor. Sırbistan’dan ayrılarak 2008 yılında tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Kosova meselesi kırmızı çizgi olmayı sürdürürken askerî tarafsızlık politikası da NATO ile yakınlaşmanın önünde engel teşkil etmeye devam edecek.

AB ile yakınlaşma ise ilerleme kaydedilmesi en muhtemel alan olabilir. Özellikle hukukun üstünlüğü, medya özgürlüğü ve yolsuzlukla mücadele gibi konuların, Brüksel’in üyelik sürecine ilişkin şartlarıyla örtüşmesi bu ihtimali güçlendiriyor.

Öğrenci Listesi destekçileri Belgrad’da kutlama yapıyor. (Reuters)
Öğrenci Listesi destekçileri Belgrad’da kutlama yapıyor. (Reuters)

Bir dönemin sonu mu yoksa yeni bir sınavın başlangıcı mı?

Sırbistan deneyimi, seçim koşullarının eşit olmadığı durumlarda bile tabandan tavana doğru bir değişimin mümkün olduğunu ortaya koyuyor. Ancak bu deneyim, otoriter bir liderin seçim yoluyla yenilgiye uğratılmasının, yıllar boyunca iktidarın merkezileştirilmesinin ve kurumların zayıflatılmasının etkilerini kendiliğinden ortadan kaldırmadığını da gösteriyor.

Kurtuluş coşkusu ile yönetmenin zorlukları arasında, Sırbistan’ın geleceğine ilişkin asıl mücadele şimdi başlıyor: Bu seçimler yeni bir otoriter yönetim döneminin sonu mu olacak, yoksa hâlâ istikrarlı bir demokrasi arayışındaki ülkenin tarihinde yalnızca yeni bir bölüm mü açacak?

Hassas Balkanlar bölgesinde yer alan bu ülkenin uzun süredir Rusya’yı desteklediğini ve Rusya’nın önce Macaristan’da, şimdi de Sırbistan’da bir müttefikini kaybettiğini belirtmek gerekiyor. Kremlin çevrelerinin, Vucic’i devirmek amacıyla protesto hareketini destekleyen dış güçleri suçladığını yakında görürsek bu şaşırtıcı olmayacaktır.


İngiltere köle ticareti nedeniyle resmî özür dilemeye açık

İngiltere Başbakanı Andy Burnham. (Reuters)
İngiltere Başbakanı Andy Burnham. (Reuters)
TT

İngiltere köle ticareti nedeniyle resmî özür dilemeye açık

İngiltere Başbakanı Andy Burnham. (Reuters)
İngiltere Başbakanı Andy Burnham. (Reuters)

İngiltere Başbakanı Andy Burnham bu hafta katılacağı Commonwealth Zirvesi öncesinde, İngiltere'nin köle ticaretindeki tarihî rolü nedeniyle resmî özür dilenmesi yönündeki çağrılara açık olduğunu söyledi. Burnham'ın, zirvede mali tazminat talepleriyle karşılaşması bekleniyor.

Burnham, The Guardian gazetesinde yayımlanan yazısında, İngiltere'nin Atlantik ötesi köle ticaretinden zarar görenlerle “yapılandırılmış bir diyalog” başlatmayı teklif ettiğini belirtti. Bu ticaret sırasında en az 12,5 milyon Afrikalı kaçırılarak köle olarak satılmıştı.

Burnham, “İngiliz devleti adına resmî özür çağrılarını dinlemek bu sürecin önemli bir parçası olacak ve ben buna açığım” ifadelerini kullandı.

Ancak Burnham, mali tazminat ödenmesi yönündeki talepleri reddetti. İngiltere halkının bugün, farklı bir dönemde ve farklı yasalar altında gerçekleşmiş, kendilerinin şahsen sorumlu olmadığı tarihî hataların bedelini ödememesi gerektiğini savundu.

Atlantik ötesi köle ticareti veri tabanına göre, 15. ve 19. yüzyıllar arasında milyonlarca Afrikalı Avrupalı tüccarlar tarafından köleleştirildi. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre İngiltere, yaklaşık 3,2 milyon kişiyi Atlantik üzerinden taşıdı.

Bu hafta Antigua ve Barbuda'da düzenlenecek Commonwealth Hükûmet Başkanları Toplantısı öncesinde, Karayipler turunu sürdüren Kral Charles da geçmişte yaşanan büyük acıların ve adaletsizliklerin kabul edilmesinin doğru olduğunu söyledi.

Karayip ülkelerinin liderlerinin tazminat taleplerini gündeme getirmesi bekleniyor. Bu talepler genellikle borç yükünün hafifletilmesi, kalkınma finansmanı, eğitim, sağlık hizmetleri ve iklim değişikliğine karşı dayanıklılığın artırılması gibi başlıkları kapsıyor.


Fransa yeni protestolara hazırlanıyor... Almanya'nın 34 kentinde gençlik gösterileri düzenleniyor

Fransız polisi, Paris'teki Cumhuriyet Meydanı'nda (Place de la République). (AFP)
Fransız polisi, Paris'teki Cumhuriyet Meydanı'nda (Place de la République). (AFP)
TT

Fransa yeni protestolara hazırlanıyor... Almanya'nın 34 kentinde gençlik gösterileri düzenleniyor

Fransız polisi, Paris'teki Cumhuriyet Meydanı'nda (Place de la République). (AFP)
Fransız polisi, Paris'teki Cumhuriyet Meydanı'nda (Place de la République). (AFP)

Fransa, bugün yeniden büyük çaplı protestolara sahne olmaya hazırlanıyor. Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre bu nedenle yetkililer, ay başında birçok kentte isyan çıkaran grupların yol açtığı yıkımın ardından sokağa çıkma yasaklarını ve toplanma kısıtlamalarını sürdürme kararı aldı.

Yeni olayların yaşanabileceği endişesiyle Paris yönetimi, başkentin merkezinde gösteri yürüyüşlerini yasakladı ve gösterilere yalnızca başkent dışında izin verdi. Merkezi bölgelerde gece sokağa çıkma yasağı da yeniden uygulanacak.

Bununla birlikte Paris İdare Mahkemesi, kent merkezindeki Bastille Meydanı ile Nation Meydanı arasında bir yürüyüş düzenlenmesine izin verdi. Fransız medyasının aktardığına göre İçişleri Bakanı Laurent Nunez, karara itiraz edileceğini açıkladı.

Nunez, kamu düzenini tehdit eden unsurların ve mağazalarla mülklere zarar verilmesi ihtimalinin bulunduğunu belirterek, sokaklarda yoğun polis konuşlandırılacağını duyurdu.

Yetkililer, geçen hafta olayları ve yağmaları önlemek amacıyla 70 bin polisin görevlendirilmesinin ardından yeni protesto dalgasına yüz binlerce kişinin katılmasını bekliyor.

Fransa'da gençlerin gösterileri ekim ayının ortasından bu yana genişleyerek diğer toplumsal kesimleri de içine aldı. Haftalar önce eğitim personeline destek verilmesi ve okulların donanımının iyileştirilmesi talebiyle başlayan hareket, zamanla esas olarak hayat pahalılığındaki keskin artışı protesto etmeye yöneldi.

17 Ekim'de gösteriler sırasında yaşanan şiddet olaylarının ardından polis, geçen cumartesi günü yeni şiddet olaylarının çıkmasını engellemeyi büyük ölçüde başardı.

Almanya'nın 34 kentinde gençlik gösterileri

Almanya'da ise «Gençlik Z Kuşağı Yönetimi Ele Alıyor» (Gen Z Regelt) hareketi, bugün 34 kentte düzenlenecek protesto gösterilerine katılım çağrısında bulundu. Organizatörler, 165 binden fazla kişinin katılmasını bekliyor.

Göstericiler, zorunlu askerlik uygulamasını ve hayat pahalılığını protesto edecek; eğitim, sosyal güvenlik, sağlık hizmetleri ve iklim değişikliğiyle mücadele alanlarında yatırımlar yapılmasını talep edecek.

Grup, barışçıl protestoyu savunuyor ve her türlü şiddeti reddediyor. Organizatörler internet sitelerinde aşırılıkçı grupların gösterilere katılmasını veya anayasa karşıtı sembollerin taşınmasını istemediklerini belirtiyor. Ayrıca gösterilere cam eşya veya silah getirilmemesi ve polisin provoke edilmemesi konusunda uyarıda bulunuyor.

Berlin'de bir lüks giyim mağazasının çalışanları, olası olaylara karşı mağazanın önünü korumaya alıyor. (AFP)
Berlin'de bir lüks giyim mağazasının çalışanları, olası olaylara karşı mağazanın önünü korumaya alıyor. (AFP)

Bazı bölgelerdeki mağazalar, sahiplerinin olası hasar ve karışıklıklardan endişe etmesi nedeniyle kapılarını kapattı.

Alman güvenlik makamları, gösteriler sırasında fiilen şiddet uygulanması yönünde herhangi bir çağrıya ilişkin bilgi almadıklarını açıkladı.

Bununla birlikte İçişleri Bakanlığı sözcüsü, “aşırı sol çevrelerin bazı kesimlerinin yanı sıra yurt dışıyla bağlantılı aşırılıkçı akımlardan münferit grupların” da katılım çağrılarına yanıt verdiğini söyledi.

Organizatörler dün yaptıkları açıklamada, gösterilerde şiddet riskine odaklanılmasının dile getirmek istedikleri gerçek sorunlardan dikkati uzaklaştırdığını belirtti.

Organizatörlere göre Gen Z Regelt hareketi yalnızca birkaç hafta önce kuruldu ve merkezî koordinasyon ekibi 30 kişiden oluşuyor.

Hareket, internet sitesinde 34 kentte düzenlenecek gösterilerin duyurusunu yapıyor. Ancak organizasyonun ve içeriğin sorumluluğunu yalnızca dört kentte üstleniyor: Köln, Berlin, Frankfurt ve Münih.