Libya’da federalizm yanlılarından Bağımsızlık Anayasası’na dönüş çağrısı

Doğu Libya’daki federalizm yanlıları, 2017 anayasasının tartışılmasına karşı çıkıyor  

Libya’da federalizm yanlılarından Bağımsızlık Anayasası’na dönüş çağrısı
TT

Libya’da federalizm yanlılarından Bağımsızlık Anayasası’na dönüş çağrısı

Libya’da federalizm yanlılarından Bağımsızlık Anayasası’na dönüş çağrısı

Zayed Hediyye
Libya’da ‘federal sistem’ savunucuları, Bingazi şehrinin en ünlü meydanlarından biri olan Ömer Muhtar Meydanı'nda protesto gösterisi düzenledi. Doğu Libya’daki Federal Hareket destekçileri, Temsilciler Meclisi ve Devlet Yüksek Konseyi arasında müzakerelere konu olan ‘yeni anayasa taslağını’ reddettiklerini ifade ettiler.
Ülkenin doğusundaki Barka eyaleti merkezli faaliyet gösteren Federal Hareket temsilcileri, 1951 yılında yürürlüğe giren anayasaya dönüş çağrısında bulundu. Söz konusu anayasa Muammer Kaddafi’nin 1963’te darbe yaparak yönetime el koymasının ardından restore edilmişti. Protestocular ayrıca, gelir dağılımında adalet sağlanması ve (1951 anayasasında geçen) iki başkentli yönetimin yeniden canlandırılmasını talep etti.  

Anayasa taslağının reddedilmesi 
Federal Hareket, Temsilciler Meclisi ve Devlet Yüksek Konseyi’nin ‘anayasa taslağının’ yeniden tartışılması ve referanduma sunulması çağrısı üzerine Bingazi’de iki hafta içinde üçüncü kez protesto gösterisi düzenledi. 2017’de onaylanan anayasaya karşı gelen Federal Hareket destekçileri, anayasada Berka (Sirenayka) eyaletinin federalizm taleplerinin dikkate alınmadığını savunuyor. Yeni anayasa Libya’daki Berberi ve Tuvarık airetleri tarafından da eleştirilere hedef olmuştu.  
Libyalı tarafların anlaşmasına göre yakında gerçekleşecek olan anayasa referandum sürecinin ülkenin anayasasına resmi olarak uyması için Libya’nın üç ana bölgesi; Doğu Libya (Sirenayka / Berka), Güneybatı Libya (Fizan) ve Kuzeybatı Libya’nın (Tripolitanya / Trablus) her birinde oyların ‘50 + 1’ yüzdesinin elde edilmesi gerekiyor. Federalizm yanlıları ise Libya’nın bu üç eyalet temelinde federalizm rejimine geçmesini savunuyorlar.
Göstericiler, Libya'nın üç tarihi bölgesi arasında siyasi ve ekonomik haklara adil katılımın sağlanması çağrısında bulunan pankartlar açtı. Taleplerinin, başta Temsilciler Meclisi olmak üzere mevcut yönetim tarafından görmezden gelinmesi durumunda, protestoların dozunu yükseltecekleri tehdidinde bulundular.  
Federalizm taraftarları, gösteri esnasında okudukları bildiride, ülkedeki sorunların yegane çözümünün 1951 anayasasına dönüş olduğunu vurguladılar. Bildiride, “Kurucuların oluşturduğu 1951 anayasasına dönüş olmaması ve bu yöndeki haklı taleplerin görmezden gelinmesi durumunda, Libya ulusunun geleceği meçhule terk edilmiş olur. Geniş katılım olmaksızın mevcut anayasa taslağının tartışılmasına karşıyız. Temsilciler Meclisi'nin anayasanın statüsünü tartışmak üzere üç tarihi bölgeyi, Tripolitanya, Fizan ve Sirenayka'yı temsil eden bir teknik komite kurma girişimini destekliyoruz’’ ifadelerine yer verildi.
Göstericiler ayrıca, ülke kaynaklarının ve yeraltı zenginliklerinin, demografik ve coğrafi kriterlere uygun olarak adil bir şekilde dağıtılmasını ve Bağımsızlık Anayasası’nın 188. Maddesine istinaden iki başkentli yönetim biçiminin canlandırılmasını talep etti.   

Anayasa krizi 
Federal Hareket aktivistlerinden yazar Saad el-Ubeydi, ‘’Libya’nın temel sorunu anayasa sorunudur. Mevcut siyasi tıkanıklığın sebebi bu yetersiz anayasadır. Çünkü içinde, geleceği üzerine inşa edebileceğimiz temeller barındırmıyor. Bu yüzden Libya’nın restore edilmemiş ilk anayasasına dönüşü savunuyoruz. Bu geçiş sürecinin başarılı olabilmesi için en iyi çözüm yolu budur” diye konuştu.
Ubeydi: “Eski anayasaya tamamen dönülmesini değil, yeni anayasa oluşturulurken, kuruluş anayasasının temel referans olarak alınmasını savunuyoruz. Libya halkı büyük acılar çekti ve bir güven zedelenmesi yaşanıyor. Bu noktada eski anayasa Libya halkı arasındaki güveni yeniden tesis edebilecek öğeler taşıyor. Geçiş sürecini ancak bu şekilde atlatabiliriz, diğer türlü ülkenin bölünmesine giden bir süreçle karşılaşabiliriz’’ yorumunda bulundu.

Libya’nın bölünmez bütünlüğü  
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Federal Hareket aktivistlerinden Ali Amruni,  ‘Libya’yı bölmeye çalıştıkları’ suçlamalarını reddederek, “Federasyon çağrımız Libya’yı bölmek değil tam aksine bütünleştirmek amacını taşıyor. Biz ülkenin bölünmez bütünlüğünün korunabilmesi için tek çarenin ‘bağımsızlık anayasasına’ dönüş olduğunu düşünüyoruz” dedi.
1951 anayasasının Libya için en iyisi olduğunu savunan Amruni: “Çünkü o anayasada, ülkenin sosyal yapısı, kültürel mirası ve karmaşık toplumsal dokusu dikkate alınmıştı. Siyasi katılımın nasıl olacağı, devlet kurumlarının hangi bölgelerde yer alacağı ve adil gelir dağılımının nasıl sağlanacağı gayet net bir şekilde belirlenmişti. Libyalıları birleştiren bu anayasadan uzaklaşmak demek, daha fazla bölünme ve ihtilaf anlamına gelir ve güçlü taraflar güçsüzleri ezer. Libya ancak mülkün temeli olan adaletle inşa edilebilir” ifadelerini kullandı.

Parlamentodan destek 
Libya Temsilciler Meclisi üyelerinden Abdulmunim el-Arafi de protesto gösterisine katılanlar arasındaydı. Arafi, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Göstericilerin federasyon taleplerini anlıyor, tüm Libyalıların eşit haklara sahip olduğunu düşünüyoruz. İttifakla oluşturulacak anayasa tüm Libyalıların haklarını güvence altına almalıdır. Adalete dayalı gerçek bir ulusal ortaklık kurulmasını istiyoruz” dedi.  
Kendisi gibi Berka eyaleti (Sireneyka) temsilcilerinin, halkın federasyon taleplerini görmezden gelemeyeceğini ifade eden Arafi: ‘’Barka temsilcileri olarak bizi seçenlerin anayasa dahil tüm taleplerini dillendirmekle mükellefiz. Bu taleplerin parlamentoda tartışılmasını sağlayacağız. Her ne kadar ülkenin bölünmezliğini savunuyor olsak da tüm eyaletlerin ve şehirlerin haklarını garanti eden adil bir devlet anlayışını benimsiyoruz’’ diye konuştu.

Federalizm çağrılarına tepki  
Doğu Libya bölgesindeki federasyon çağrıları, başta Trablus yönetimi olmak üzere ülke genelinde ‘bölünmeye giden bir yol’ olması hasebiyle endişeyle karşılanıyor.  
Trabluslu siyasi aktivist İbrahim Hadus, bu konuda şunları söyledi:  
“Federasyon çağrılarının yükselmesi, ülkenin bölünmesine giden yolu açabilir. Parçalanmış bir ülkede taraflar, kaynaklar ve sınırlar için sonu gelmez savaşlara girecektir. Federal sistemin, ayrı yasama, yargı, yürütme, idari ve denetleme organlarına ihtiyacı var. Nasıl bir yapı kurulacağı tartışmalara neden olacaktır, ayrıca Federal sistem hem zaman açısından hem de ekonomik olarak oldukça maliyetlidir. Nitekim federasyonların olduğu ülkelerde vergi oranlarının yüksek olduğuna şahit oluyoruz. Libya ise kaynakları itibariyle bu sistemi kaldıramaz.” 
 Anayasa Komisyonu üyelerinden Nadya Umran ise, “Federal Hareketin talepleri gerçekçi değildir. Komisyonda görüştüğümüz anayasa taslağında, her eyaletin haklarının garanti alınması için çaba gösteriyoruz. Federalizm içeren anayasalarda dahi bu kadar dikkatli bir dağılım söz konusu değildir. Bu taslakta genişletilmiş ademi merkeziyetçi sistem savunuluyor. Yerel yönetimler idari ve mali bağımsızlığa sahip olacaklar” diye konuştu. 



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”