Fransa’nın Mali Büyükelçisi’nin sınırdışı edilmesinin ardından Paris ve Bamako arasındaki gerginlik tırmanıyor

Barkhane Operasyonu ve Takuba Görev Gücü’nün akıbeti tehlikede.

Barkhane Operasyonu’nda görevli Fransız askerler Aralık 2021’de Mali’nin kuzeyindeki Timbuktu kentinde devriyede (AFP)
Barkhane Operasyonu’nda görevli Fransız askerler Aralık 2021’de Mali’nin kuzeyindeki Timbuktu kentinde devriyede (AFP)
TT

Fransa’nın Mali Büyükelçisi’nin sınırdışı edilmesinin ardından Paris ve Bamako arasındaki gerginlik tırmanıyor

Barkhane Operasyonu’nda görevli Fransız askerler Aralık 2021’de Mali’nin kuzeyindeki Timbuktu kentinde devriyede (AFP)
Barkhane Operasyonu’nda görevli Fransız askerler Aralık 2021’de Mali’nin kuzeyindeki Timbuktu kentinde devriyede (AFP)

Fransa ve eski sömürgesi Mali arasındaki ilişkiler, 11 Aralık 1958’de Mali’nin bağımsızlığından bu yana benzeri görülmemiş tehlikeli virajların olduğu bir aşamaya girdi. İlişkilerdeki son viraj, Mali’nin dün Fransa’nın Bamako Büyükelçisi’ne ülkeyi terk etmesi için 72 saat süre tanımasıydı. Paris’teki gözlemciler, Ağustos 2020’deki askeri darbe ve Mayıs ayındaki darbe içinde darbeden bu yana Mali’yi yöneten Askeri Konsey’in Fransız Büyükelçi’yi sınır dışı etme kararının, sadece iki ülke arasındaki ilişkileri değil, aynı zamanda Mali’nin Avrupa Birliği (AB), Afrika Birliği (AfB) ve Batı Afrika Ülkeleri Ekonomi Topluluğu (Ecowas) ile olan ilişkilerine de tehlikeli yansımalarının olacağı görüşünde.
2014’ten bu yana Barkhane Operasyonu kapsamında Mali’de görev yapan Fransız güçleri ile Paris’in 2020’de başlattığı girişim çerçevesinde Sahel bölgesindeki terörist cihatçı örgütlerle mücadeleye katılmaları için Avrupalılara yönelik yoğun ikna çabaları sonucunda komando birliklerinin katılımıyla oluşan Takuba Görev Gücü’nün akıbeti bugün itibariyle tehlikeye girmiş durumda. Bu kapsamda yaşanan son gelişme, Mali’deki askeri yetkililerin yaklaşık 100 askerden oluşan Danimarkalı birliğin, Takuba Görev Gücü’ne katılmasını reddetmesiydi. Kopenhag bunun üzerine askerlerini önümüzdeki birkaç güç içinde çekme kararı aldı.
Takuba Görev Gücü’ne asker gönderen 15 Avrupa ülkesi cuma günü düzenledikleri çevrim içi toplantının ardından, şu an için acil bir karar almayı reddettiklerini ve askeri güçlerin kalıp kalmamasıyla ilgili karar konusunda istişarelerin yapılması için bir sonraki toplantının iki hafta sonra düzenlenmesinin karararlaştırıldığını duyurdu.
Özellikle Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian’ın son açıklamaları dikkate alındığında Fransızlar ve Avrupalılar, her halükârda “bu şartlar altında Mali’de kalmanın mümkün olmadığı” görüşünde. Paris’e yönelik bir hakaret olarak değerlendirilen Fransa'nın Bamako Büyükelçisi Joel Meyer’in sınır dışı edilmesi kararının ardından, Mali’deki söz konusu askerlerin başka bir Sahel ülkesine ve muhtemelen Nijer’e taşınması da dahil olmak üzere tüm seçenekler masada. Nitekim Fransa’nın yoğun müzakereler yürüttüğü Nijer de bu girişime karşı görünmüyor.
Hatırlanacağı üzere, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Haziran ayında verdiği karardan sonra Fransa, Mali’deki güçlerinin sayısını 2023 yılında 2 bin 500’e düşüreceğini ilan etti ve ülkenin kuzeyindeki Kidal, Timbuktu ve Tessalit şehirlerinde stratejik öneme sahip üç üssü tahliye etti. Fakat iki taraf arasındaki ilişkilerin bozulması ve kopma noktasına gelme ihtimali, sadece çekilme hızını değil aynı zamanda Fransa ve Avrupa’nın bölgedeki askeri planların tümünü etkileyecek.
Mali devlet televizyonunda Fransız Büyükelçi’nin sınır dışı etme kararının ilan edildiği uzun açıklamada, “Mali Cumhuriyeti Hükümeti bugün yerel ve uluslararası kamuoyuna Fransa’nın Bamako Büyükelçisi Joel Meyer’in Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanlığı’na çağrıldığını ve 72 saat içinde ülkeyi terk etmeye davet eden hükümet kararının kendisine iletildiğini bildirir” denildi. Açıklamada, Büyükelçi’nin sınır dışı edilmesi kararının “Fransa Dışişleri Bakanı’nın düşmanca ve hakaret içerikli son açıklamaları ve defalarca kez protesto edilmesine rağmen Fransız makamları tarafından Mali makamlarını hedef alan açıklamaların tekrarlanması” üzerine alındığı belirtildi. Açıklamanın devamında, “Mali hükümeti milletler arasında iyi ilişkileri geliştirme arzusuyla çelişen bu açıklamaları kınıyor ve reddediyor. Hükümet, Fransa da dahil olmak üzere Mali’nin uluslararası ortaklarıyla karşılıklı saygı çerçevesinde ve müdahalede bulunmama ilkesine dayalı olarak diyalog ve iş birliğini korumaya hazır” ifadeleri kullanıldı.
Açıklamada, Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian ve Savunma Bakanı Florence Barley'in beyanatlarına işaret ediliyor. Nitekim Le Drian Mali’deki yönetimi ‘gayrı meşru’ diye nitelerken, Barley ise Danimarka’nın askeri gücünden Mali’yi terk etmesinin talep edilmesi de dahil olmak üzere Mali’deki Askeri Konsey’in aldığı kararları “provokatif” olarak tanımlamıştı. “Paris’in arkasından” gerçekleştirilen iki askeri darbeyi, Askeri Konsey’in Rus Wagner grubuyla yakınlaşmasını ve yönetimin sivillere devredilmesi amacıyla verilen genel seçim vaadinin ihlal edilmesini “sindiremeyen” Fransız yetkililerin açıklamaları, buz dağının görünen kısmı. Paris, Wagner’i, diğer Afrika ülkelerinde yaptığı gibi Mali’nin de kaynaklarını yağmalamaya hazırlanmakla suçladığında, Mali Başbakanı buna yanıt olarak, Paris’in, “çıkarlarına zarar vermesi ve yönetimi yeniden arkadaşlarına devretmek amacıyla seçimlere odaklanması sebebiyle Askeri Konsey’e karşı çıktığını” söyledi.
Mali Dışişleri Bakanı Abdullah Duyub cuma günü yaptığı açıklamada, Bamako’nun Fransa ile olan ilişkilerinde “hiçbir şeyi ihtimal dışı görmediği” uyarısında bulundu. Bu uyarı, Askeri Konsey’in Paris’e ile bilek güreşine devam edeceğini ve Büyükelçi’nin sınır dışı edilmesi kararını başka kararların takip edeceğini gösteriyor. Büyükelçi’nin sınır dışı edilmesi kararına dün akşam saatlerine kadar Fransa Dışişleri Bakanlığı’ndan herhangi bir tepki gelmedi.
Paris muhtemelen Avrupalı ortaklarını, Sahel’deki terörle mücadelenin akıbetini ve özellikle Fransa Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasının gölgesinde Fransız kamuoyunu etkileyecek hızlı bir karar almak istemiyor. Fransa açısından Mali’de kalmak zor, çıkmak ise daha zor. Zira ilişkileri kopma noktasına gelen iki müttefik taraf arasında düşmanlık ve güvensizlik atmosferi hâkim iken Fransız ve Avrupalı güçlerin Mali’de kalması nasıl mümkün olabilir? Öte yandan Mali makamlarının talebi üzerine Fransa’nın Mali’den çekilmesi ihtimalinin gerçekleşmesi, 2013’ten sonra bu ülkede teröristlerle ve cihatçılarla savaşan ve hazinesinden milyarlarca Euro çıkmasının yanı sıra 53 askerini kaybeden Fransa için adeta bir tokat olur. Askeri operasyonlara rağmen terör örgütleri faaliyet alanını ve bulundukları mekanları genişletmek için geri döndü. Her halükârda Fransız güçlerin çekilmesi, Avrupalı güçlerin de Mali’den çekileceği anlamına gelir. Bu da terör örgütlerinin faaliyetlerini genişletmesi ve ülkenin Rus Wagner grubuna terk edilmesi demek.



Witkoff: Trump’ın İran için belirlediği kırmızı çizgiler arasında ‘sıfır zenginleştirme’ de var

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (Reuters)
ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (Reuters)
TT

Witkoff: Trump’ın İran için belirlediği kırmızı çizgiler arasında ‘sıfır zenginleştirme’ de var

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (Reuters)
ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (Reuters)

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, Başkan Donald Trump’ın İran’ın nükleer programına ilişkin bir anlaşmayı neden hâlâ kabul etmediğini sorguladığını söyledi. Witkoff, Washington’ın baskı uygulamasına rağmen Tahran’ın anlaşmaya yanaşmamasının Beyaz Saray’da şaşkınlık yarattığını ifade etti.

Fox News’e verdiği röportajda Witkoff, Trump’ın İran’ın tutumuna hayret ettiğini belirterek, “Neden teslim olmadıklarını merak ediyor... ‘Teslim olmak’ ifadesini kullanmak istemiyorum ama neden teslim olmadılar?” dedi.

Witkoff, Trump’ın ayrıca İran’ın ‘bu denli yoğun baskı ve bölgede sahip olduğumuz deniz gücünün büyüklüğü karşısında’ ABD ile temasa geçmemesini sorguladığını aktardı. Trump’ın, Tahran’ın nükleer silah edinme niyetinde olmadığını ilan etmesini ve hangi adımları atmaya hazır olduğunu netleştirmesini beklediğini dile getirdi.

ABD’li yetkili, Trump tarafından belirlenen kırmızı çizgilerin İran’ın uranyum zenginleştirmede ‘sıfır zenginleştirme’ seviyesini korumasını şart koştuğunu söyledi. Witkoff, İran’ın uranyumu sivil amaçlar için gerekli seviyenin ötesinde zenginleştirdiğini de ifade etti.

Witkoff, aynı röportajda, devrik İran Şahı’nın oğlu Rıza Pehlevi ile görüştüğünü de doğruladı.

Witkoff, “Başkanın talimatıyla onunla görüştüm” ifadesini kullanırken, görüşmenin içeriğine ilişkin ayrıntı vermedi.

Geçen hafta Pehlevi, Başkan Donald Trump’a İran’a yönelik askeri müdahale çağrısını yinelemiş ve ülkede bir ‘geçiş sürecine’ liderlik etmeye hazır olduğunu açıklamıştı.

Witkoff’un açıklamaları, Trump’ın İran’a yönelik askeri saldırı tehdidinde bulunduğu ve bölgedeki askeri konuşlanmayı artırdığı bir dönemde geldi. Trump, aynı zamanda Tahran ile nükleer program konusunda bir anlaşmaya varma isteğini de dile getirdi.

İran’ın nükleer programı, Tahran ile Batılı ülkeler arasında yıllardır süren anlaşmazlığın merkezinde yer alıyor. Batılı ülkeler, İran’ın nükleer silah edinme ihtimalinden endişe duyuyor.


İran, AB üyesi ülkelerin silahlı kuvvetlerini “terör örgütü” olarak sınıflandırdı

İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
TT

İran, AB üyesi ülkelerin silahlı kuvvetlerini “terör örgütü” olarak sınıflandırdı

İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)

İran, Avrupa Birliği (AB) üyesi tüm ülkelerin deniz ve hava kuvvetlerini terör örgütü olarak tanımladı.

İran Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, Tahran'ın İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO) terör örgütü olarak sınıflandıran AB'nin ‘yasadışı ve haksız’ olarak nitelendirdiği karara yanıt olarak harekete geçeceği belirtildi.

AB'nin 19 Şubat'ta aldığı karara yanıt olarak yayınlanan açıklamada, “Avrupa hükümetleri, İran silahlı kuvvetlerinin resmi bir kolu olan Devrim Muhafızlarını terör örgütü olarak tanımladığından, İran da karşılıklılık ilkesine dayalı önlemler alacaktır” denildi.

Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığına göre Tahran’ın kararı 2019 yılında çıkarılan ‘ABD’nin DMO’yu Terör Örgütü Olarak Tanımlamasına Karşı Misilleme Tedbirleri Yasası'nın 7’nci maddesine dayanıyor. İran Dışişleri Bakanlığı, “ABD’nin bu konudaki kararını herhangi bir şekilde destekleyen veya buna uyan tüm ülkeler, İran tarafından benzer tedbirlere tabi tutulacaktır” açıklamasında bulundu.

Açıklama şöyle devam etti:

“Bu yasa ve 4’üncü madde dahil olmak üzere hükümleri uyarınca İran, AB üyesi tüm ülkelerin deniz ve hava kuvvetlerini bu yasanın hükümlerine tabi kabul etmekte ve bunları terörist örgütler olarak sınıflandırıp ilan etmektedir.”

Bakanlık, bu önlemin İran'ın iç hukuku çerçevesinde, Avrupa hükümetlerinin uluslararası hukuk ilkelerini açıkça ihlal etmesine yanıt olarak alındığını vurgulayarak açıklamasını sonlandırdı.


ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
TT

ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)

Arap ve Müslüman ülkeler tarafından bugün yapılan ortak açıklamada, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin, Tevrat'a dayanarak İsrail'in Ortadoğu'nun büyük bir bölümünü kapsayan topraklar üzerinde hakkı olduğunu söylediği açıklamalarını kınadılar.

ABD’li muhafazakar çizgideki gazeteci Tucker Carlson, 2025 yılında Başkan Donald Trump tarafından büyükelçi olarak atanan, eski Baptist papazı ve Yahudi devletinin önde gelen destekçisi Huckabee ile bir röportaj gerçekleştirdi.

Arap ve İslam ülkeleri tarafından yapılan ortak açıklamada şöyle denildi:

"Suudi Arabistan Krallığı, Mısır Arap Cumhuriyeti, Ürdün Haşimi Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Endonezya Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti, Bahreyn Krallığı, Katar Devleti, Suriye Arap Cumhuriyeti, Filistin Devleti, Kuveyt Devleti, Lübnan Cumhuriyeti, Umman Sultanlığı, Körfez İşbirliği Konseyi Sekreterliği, Arap Birliği (AL) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin, işgal altındaki Batı Şeria dahil olmak üzere Arap devletlerine ait topraklar üzerinde İsrail'in kontrolünü kabul ettiğini belirten açıklamalarını kategorik olarak kınıyor ve derin endişelerini ifade ediyor.”

Açıklamada, ‘uluslararası hukuk ilkelerini ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartını açıkça ihlal eden ve bölgenin güvenliği ve istikrarına ciddi bir tehdit oluşturan bu tür tehlikeli ve kışkırtıcı açıklamaların kategorik olarak reddedildiği’ vurgulandı.

dfvgthy
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee (Reuters)

Suudi Arabistan, Büyükelçisi Huckabee’nin açıklamalarını ‘sorumsuzca’ ve ‘tehlikeli bir emsal’ olarak değerlendirirken Ürdün, bu sözleri ‘bölge ülkelerinin egemenliğine yönelik bir ihlal! olarak gördü. Mısır, !İsrail'in işgal altındaki Filistin toprakları veya diğer Arap toprakları üzerinde egemenliği olmadığını’ teyit etti.

Kuveyt, Huckabee’nin açıklamalarını ‘uluslararası hukuk ilkelerinin açık bir ihlali’ olarak kınarken Umman, bu sözlerin ‘barış şansını zedelediğini ve bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini’ vurguladı.

Filistin Yönetimi, Huckabee’nin açıklamalarının ‘ABD Başkanı Donald Trump'ın işgal altındaki Batı Şeria'nın ilhakını reddeden açıklamasının tersi’ olduğunu değerlendirdi.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi dün sosyal medya platformu X’te, Siyonizm'in tanımı da dahil olmak üzere röportajda tartışılan diğer konular hakkındaki tutumunu açıklığa kavuşturmak için iki mesaj yayınladı. Ancak İsrail'in Ortadoğu'daki topraklar üzerindeki kontrolüne ilişkin açıklamalarına değinmedi.

Huckabee, söz konusu açıklamaları, İsrail'in 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria üzerindeki kontrolünü artırmak için önlemlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde yaptı.

İsrail, onlarca yıl önce Doğu Kudüs ve Suriye'ye ait Golan Tepeleri'nin bir kısmını ilhak ettiğini açıklamıştı.