Açlıktan yürüyemeyen çocukların ülkesi Afganistan

Açlıktan yürüyemeyen çocukların ülkesi Afganistan
TT

Açlıktan yürüyemeyen çocukların ülkesi Afganistan

Açlıktan yürüyemeyen çocukların ülkesi Afganistan

Afganistan'da çocuklar yaşı gelmesine rağmen emekleyemiyor, ayaklarının üstünde duramıyor; sebebi ise sadece açlık. Ülkede birçok klinikte yetersiz beslenen (Malnütrisyon) çocukların sayısı her geçen artıyor. 
ABD'nin çekilmesine müteakip uluslararası yardımların kesilmesi, ekonomik krizin derinleşmesi gibi sorunların artmasıyla savaş, açlık ve yokluk en önce çocukları etkilemeye başladı.
İç savaşın 40 yıl sürmesinin yanında karmaşa ve işgal enkazının ardından Taliban'ın yönetime gelmesiyle Afganistan'da, yarım asrın acı yükü yetersiz beslenme nedeniyle yürüyemeyen çocukların ve annelerinin sırtına bindi.
İnsan vücudunun ihtiyaç duyduğu beslenme öğelerinin sürekli eksikliği olarak tanımlanan malnütrisyondan mustarip çocuklar en temel hakları anne sütünden mahrum. Sebebi ise ülkedeki fakruzaruret sonucu annelerin yetersiz beslenmesi. Hayati temel gıdalara dahi erişemeyen anneler kısa sürede sütten kesiliyor. Gerekli gıda takviyelerinin de olmaması bebek ve çocuklarda gözle görünür gelişim yavaşlığına neden oluyor.
AA muhabirleri başkent Kabil'de yetersiz beslenme kliniklerini gözlemledi, aileler ve bu konuda çalışma yapan doktorlarla görüştü.
2-3 yaşındaki çocuklar, 8-10 aylık bebekler gibi görünüyor. Yaşı gelmelerine rağmen emekleyemeyen bebekler, sanki ülkelerindeki 40 yılın yükünü sırtlarını taşırcasına ayakları üzerinde duramıyor, yürüyemiyor.

İki yaşında hala 5 buçuk kilo
Yorgun bakışlara sahip 24 aylık Halide bu çocuklardan sadece biri. Yeryüzü Doktorları Derneğinin kliniklerinden birinde kendine yer bulabilmiş şanslı çocuklardan. Ancak 2 yaşında olmasına rağmen hala ayaklarının üzerinde duramıyor.
İki hafta önce kliniğe gelen Halide aslında gelişimi düzgün olsa 10-12 kilo civarında olacaktı. İki haftadır klinikte olmasına rağmen 5,5 kiloya ulaşmış. Klinikte sağlanan gıda takviyesiyle iki hafta sonunda yaklaşık 500 gram almış. Doktorlara göre durumunda olumlu seyir var ancak hala kritik eşiği aşamamış.
Halide'nin babası Azimullah Safe, çocuğunun kliniğe erişebilmesinden duyduğu memnuniyeti ifade ederek, "Gün geçtikçe sağlığının iyileşmesi ve gelişim göstermesi beni çok mutlu ediyor." dedi.
Klinikte 2 buçuk aydır tedavi gören 25 aylık Gülsüm ise hala yürüyemiyor ve ayakları üzerinde durmakta zorlanıyor. Kliniğe ilk geldiğinde 5 kilo olan Gülsüm iki buçuk ayın sonunda 6 kilo 400 grama ulaşmış.

Çocuğunu kuru ekmekle besliyor
Yetersiz beslenme nedeniyle sütten kesilen 25 yaşındaki anne Vefa, günlerdir kuru ekmek ve çay dışında bir şey yemediğini anlatıyor. Vefa, AA muhabirinin "En son ne zaman düzgün bir yemek yedin?" sorusuna ise "Geçen ay babama misafirliğe gitmiştim. Orada tavuk eti yemiştim." dedi.
Vefa, ekonomik durumlarının kötü olduğunu belirterek, "Üç aydır sütüm kurudu. Çocuğumu şu an sütümle değil kuru ekmekle besliyorum. Ben de iyi beslenemediğim için sütüm yok." ifadelerini kullandı.

Kliniğe yatmanın tek yolu "hayati tehlike"
Kliniklerde çocuk sayısının artması ülkede tehlike çanlarının çaldığının en büyük işareti. Hali hazırda hastaneler birçok imkansızlıkla boğuşurken, yetersiz beslenme kliniklerinin önlerinde çocuklarının temel gıda ihtiyaçlarını karşılayamayan anneler uzun kuyruklar oluşturuyor. Bilinci yarı açık çocukların çoğunun mecali kalmamış, annelerinin kucağında sırada bekliyor. Anneler ise aynı şekilde takatsiz olmasına rağmen kendi durumunu bir tarafa bırakmış.
Ailelerin bazıları konuşma konusunda isteksiz. Çekiniyor ya da yüzünü çevirerek konuşmak istemediğini ifade ediyor.
AA muhabirinin "Çocuğuna çorba içirebiliyor musun?" sorusuna adını vermek istemeyen bir anne, "Çorbayı ben dahi bulamıyorum. Sütüm dahi yok. Nasıl çocuğa içireyim." diye konuştu.
Battaniyelere sarılmış, göz altı torbaları oluşmuş çocuklar kliniğin koridorlarında bakıma muhtaç şekilde bekliyor. Kliniğin sıhhi şartları tam değil. Sıralanmış yataklarda doktorlar imkanları nispetinde çocuklarla ilgilenmeye gayret gösteriyor.
Hastane ve kliniklerde asgari sıhhi şartların olmadığı dikkati çekiyor. Anneler çocuklarını getirdiğinde kısa süreli gıda takviyeleri verilerek tekrar evlerine gönderiliyor ve 2 haftalık ya da 1 aylık sürelerde tekrar kontrole geliyor. Normal şartlarda yatarak tedavi görmesi gereken birçok çocuk, kliniklerin yetersizliği nedeniyle evlerine gönderiliyor.
Sadece hayati tehlikesi bulunan çocuk ve bebeklere yatış veriliyor zira kliniklerin kapasitesi yetersiz.

1 milyon çocuk ölüm tehlikesiyle karşı karşıya
UNICEF’in Ekim 2021'deki açıklamasına göre, Afganistan'da 5 yaş altı 3,2 milyon çocuk yetersiz beslenme hastası ve bunun en az 1 milyonu ise ölüm tehlikesi yaşıyor.
Save The Children 19 Ocak'ta yaptığı açıklamada, klinik takibe alınan yetersiz beslenen çocuk sayısının ağustostan bu yana iki katına çıktığını duyurdu.
Yeryüzü Doktorları Derneğinden AA'ya iletilen verilere göre, kliniklerde ağustos ayında 2 bin 886 olan takip altındaki çocuk sayısı ocakta 4 bin 673'ye yükseldi. Yine aynı dönemde, şiddetli vaka sayısı 1438'den 1938'e yükseldi.
Yeryüzü Doktorları Derneğinin kliniklerinde çalışan Dr. Cemaleddin Abbas, annelerin sağlıklı beslenememesi nedeniyle çocuklarının da iyi beslenemediğini ve gelişim gösteremediğini aktararak, şu ifadeleri kullandı:
"Son dönemde yetersiz beslenme kliniklerinde hasta sayısının yaklaşık 2 katına çıktığını gözlemliyoruz. Bu da halkın ekonomisinin çok kötü olduğunu gösteriyor. Buraya başvuran annelerin çoğunun sütü de yok."
Ülkedeki insani krizin gittikçe derinleştiğine dikkati çeken Yeryüzü Doktorları Derneği Proje Koordinatörü Ayşe Nur Sarıalan, "Krizi yakından gözlemliyoruz ve burada yaşanan krizin belki de Yemen krizini bile geçebileceğinin geçtiğimiz ekim ayından beri farkındayız. Beslenme merkezleri veya mobil ekiplerimizin sayısını artırmak üzerine çeşitli çalışmalarımız var. Bölgede vardık, şu an ise çalışmalarımızı artırma noktasında hizmetlerimizi planlıyoruz." dedi.

Hastane imkansızlıklarla boğuşuyor
Başkent Kabil'deki İndira Gandi Hastanesi'nin yetersiz beslenme bölümünde, küçük kliniklerde gelişim göstermeyip sağlık durumu ağırlaşan çocuklar yatıyor.
Burada ülkenin her vilayetinden vakalar görülebiliyor. Anneler, çocuklarının başında günlerce bekliyor. Kimi aileler, tedavi için varını yoğunu satmak zorunda kalıyor.
Kliniğin imkanlarının kısıtlı olması nedeniyle sadece 22 çocuk yatarak tedavi ediliyor. Klinik sorumlusu Profesör Muhammed Arif Hasanzey, öncesinde 501 olan vaka sayısının son 10 ayda 722'ye yükseldiğini anlattı.
Uluslararası yardım kuruluşlarına destek çağrısı yapan Hasanzey, "Bize gelen hastaların hepsinin durumu kritik. Birçok vilayetten acil durumda hastamız bulunuyor. Malnütrisyon nedeniyle her ay 3-4 çocuk hayatını kaybediyor. Bu hastalık hem çocuğu hem de anneyi psikolojik olarak da olumsuz etkiliyor." dedi.
Günlerdir hastanede çocuğunun iyileşmesini bekleyen Nazife Kasımi, çocuğunun 2,5 yıldır malnütrisyon hastası olduğunu, yaşadığı vilayet olan Bağlan'da çare bulamayarak Kabile geldiğini anlattı.
Çocuğunun iyileşme gösterdiğini belirten Kasımi, "Kabil'e gelecek paramız bile yoktu ama bir şekilde otobüs bulup buraya geldik. Kocam uyuşturucu bağımlısı. 2 yıl önce evi terk etti. Haber alamıyoruz." dedi.
Taliban hükümetinin Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Doktor Cavid Hajir ise Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF gibi uluslararası kurumların temin ettiği gıda takviyelerini ülkenin her yerine ulaştıracaklarını belirterek, "Anne sütü ve doğumlar arası zamanın öneminin anlaşılması için kampanyalar düzenlemeye başladık." dedi.
Ülkede işsizlik, fakirlik ve açlık alarm verici seviyelerde. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Afganistan'da akut gıda güvensizliği ile karşı karşıya kalan kişi sayısının kış aylarında 22,8 milyona yükselmesinin beklendiğini duyurmuştu.



Uzmanlar endişeli: Dünya genelindeki nehirlerin yüzde 80'i oksijen kaybediyor

En büyük oksijen kaybı, Güney Amerika'daki Amazon Nehri gibi yerlerde görülüyor (AFP)
En büyük oksijen kaybı, Güney Amerika'daki Amazon Nehri gibi yerlerde görülüyor (AFP)
TT

Uzmanlar endişeli: Dünya genelindeki nehirlerin yüzde 80'i oksijen kaybediyor

En büyük oksijen kaybı, Güney Amerika'daki Amazon Nehri gibi yerlerde görülüyor (AFP)
En büyük oksijen kaybı, Güney Amerika'daki Amazon Nehri gibi yerlerde görülüyor (AFP)

Dünya genelindeki nehirlerin yaklaşık yüzde 80'inde oksijen seviyelerinin düştüğü tespit edildi. Bilim insanları acil önlemler alınmazsa bu eğilimin, tatlı su ekosistemlerini ciddi tehlikeye sokacağını söylüyor.

Çin Bilimler Akademisi'nden Qi Guan liderliğindeki yeni araştırma, yaklaşık 40 yıllık verileri inceleyerek nehirlerin can damarı olan çözünmüş oksijen seviyelerindeki endişe verici düşüşü ortaya koydu.

Hayvanlardan bitkilere, planktonlardan bakterilere kadar sualtındaki tüm canlılar "nefes almak" için çözünmüş oksijene ihtiyaç duyuyor.

Bilim insanları 1985 ila 2023'te çekilen 3,4 milyon uydu görüntüsünü kullanarak dünya genelindeki 16 binden fazla nehirdeki çözünmüş oksijen seviyelerini hesapladı.

Bulguları hakemli dergi Science Advances'ta yayımlanan çalışmada, incelenen nehirlerin yüzde 79'unun oksijen kaybettiği saptandı. Araştırmaya göre bu nehirler her 10 yılda litre başına ortalama 0,045 miligram oksijen kaybediyor.

Bu çok yüksek bir oran gibi görünmeyebilir ancak bilim insanları eğilimin bu şekilde sürmesi halinde bu ekosistemlerde kitlesel ölümler yaşanabileceği uyarısında bulunuyor.

Karbondioksit salımları benzer hızda artmaya devam ederse (ki bu en kötü senaryo değil), 2100'e gelindiğinde Güney Amerika'nın büyük bir bölümü, Hindistan, Arktik ve ABD'nin doğusundaki nehirlerin çözünmüş oksijen seviyelerinin yaklaşık yüzde 10 azalması bekleniyor.

Çalışmada en ciddi kaybın tropik nehirlerde görüldüğü tespit edildi ancak bilim insanları böyle bir sonuçla karşılaşmayı beklemiyordu.

İklim krizinin, yüksek enlemlerdeki nehirleri daha çok etkilemesi nedeniyle en büyük oksijen kaybının bu bölgelerde yaşanacağını düşünüyorlardı.

Ancak tropik nehirlerde suyun zaten daha sıcak olması, iklimdeki değişimlerden daha hızlı etkilenmelerine neden olmuş görünüyor.

Guan ve ekibi birden fazla faktör oksijen düşüşüne yol açsa da en büyük rolü insan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim krizinin oynadığını tespit etti.

Yeni çalışmaya göre, iklim krizi sonucu su kütlelerinin çözünmüş oksijeni tutma yeteneğinin azalması, dünya genelindeki nehirlerde görülen oksijen kaybının yaklaşık yüzde 63'ünden sorumlu.

Bu durum sıcak suyun daha az oksijen tutmasından kaynaklanıyor. 

Ayrıca tarım ve atık sudan kaynaklanan besin kirliliği, alg büyümesini besliyor. Algler ölüp ayrıştığında da mikroplar daha fazla oksijen tüketerek seviyelerin daha fazla düşmesine neden oluyor.

Suda yaşayan türlerin ihtiyaç duyduğu çözünmüş oksijen miktarları arasında büyük farklar var. Ancak yine de nehir suyunda litre başına 0,1 miligramlık bir değişim ekosistemlerde ciddi değişimlere yol açabilir.

Bilim insanları küçük bir değişimin bile kitlesel ölümlere yol açabileceğine ve oksijen seviyelerindeki düşüşün devam etmesiyle bu tür "ölü bölgelerin" yaygınlaşabileceğine dair uyarıyor.

Associated Press'e konuşan Guan "Oksijen azalması çok yavaş bir süreç. Uzun süre devam ederse, olumsuz etki nehir ekosistemlerine zarar verecektir" diyerek ekliyor:

Düşük oksijen seviyeleri, biyoçeşitlilik azalması ve su kalitesinin bozulması gibi bir dizi ekolojik krize neden olabilir.

Kaybedilen oksijen oranı yüzde 4-5 artarsa bu senaryoların yaşanması çok daha muhtemel.

Bilim insanları nehirlerin içinde bulunduğu tehlikenin farkına varılması ve buna karşı acil harekete geçilmesi çağrısı yapıyor.

Independent Türkçe, Science Alert, NDTV, Science Advances


İki kambur balina yaptıkları yolculukla yeni bir rekora imza attı

Kambur balinalar genellikle bilim insanlarının tahmin edebildiği rotalarda yolculuk yapıyor (Pacific Whale Foundation/AP)
Kambur balinalar genellikle bilim insanlarının tahmin edebildiği rotalarda yolculuk yapıyor (Pacific Whale Foundation/AP)
TT

İki kambur balina yaptıkları yolculukla yeni bir rekora imza attı

Kambur balinalar genellikle bilim insanlarının tahmin edebildiği rotalarda yolculuk yapıyor (Pacific Whale Foundation/AP)
Kambur balinalar genellikle bilim insanlarının tahmin edebildiği rotalarda yolculuk yapıyor (Pacific Whale Foundation/AP)

Kambur balinaların Avustralya ve Brezilya'daki üreme alanları arasında yolculuk yaptığı ilk kez kaydedildi. Birbirinden bağımsız hareket eden bu iki balina, 14 bin kilometreden fazla mesafe giderek türleri için kaydedilen mesafe rekorunu kırdı.

Okyanuslarda uzun mesafeler kat etmesiyle bilinen kambur balinalar genellikle annelerinden öğrendikleri göç rotalarını izliyor.

Kril ve küçük balıklarla beslenen bu memeliler kış mevsiminde tropik sularda ürüyor.

Ömürlerinin çoğunu sualtında geçirdikleri için hareketlerini takip etmek zor. Ancak hem profesyonel araştırmacıların hem de yurttaş bilim insanlarının çektiği balina kuyruğu fotoğraflarını yüklediği Happywhale platformu sayesinde araştırmacılar bu zorluğu aşabiliyor.

Uluslararası bir araştırma ekibi platforma 1984 ila 2025'te yüklenmiş 19 binden fazla balina kuyruğu fotoğrafını inceleyerek yaptıkları yolculukları belirlemeye çalıştı. 

Kullandıkları yazılım, kuyrukların renk desenlerine ve kenarlarındaki girintilere dayanarak balinaların ayırt edilmesini sağladı.

Araştırmacılar tarama sonucunda iki kambur balinanın farklı yıllarda, çok uzak yerlerde görüldüğünü tespit etti.

Balinalardan biri Avustralya'nın doğusundaki Hervey Bay'de 2007 ve 2013'te görüntülendikten sonra 2019'da Brezilya'nın São Paulo kentinde kameralara yakalanmıştı.

Diğeriyse Brezilya'nın doğu kıyısındaki Abrolhos Bank'te 2003'te fotoğraflanmış, ardından Eylül 2025'te Hervey Bay'de tekrar görüntülenmişti. 

dcfv
Kambur balinaların kuyrukları adeta kimlik kartı görevi görüyor (Pacific Whale Foundation/AP)

Bulguları hakemli dergi Royal Society Open Science'ta bugün (20 Mayıs) yayımlanan çalışmaya göre balinaların ilki yaklaşık 14 bin 200, diğeriyse 15 bin 100 kilometre mesafe kat etmiş.

Fotoğraflar, balinaların yolculuklarının yalnızca başlangıç ve bitiş noktalarını gösterdiği için araştırmacılar tam olarak hangi rotayı izlediklerini bilmiyor.

Ancak bu iki balina, daha önce kaydedilen 13 bin kilometrelik rekoru kırarak kambur balinalar arasında bilinen en uzun mesafeyi kat etti.

Pacific Whale Foundation'dan çalışmanın ortak yazarı Stephanie Stack şu ifadeleri kullanıyor:

Avustralya ve Brezilya arasında geçiş yapmış bir değil, iki birey bulmak, bu popülasyonların gerçekte ne kadar ayrı olduğuna dair bildiklerimizi sorgulatıyor.

Araştırmacılar balinaların neden bu iki üreme alanı arasında yolculuk yaptığına emin değil. Ortak beslenme alanlarında başka balinalarla karşılaştıktan sonra kendi rotalarına dönmek yerine farklı bir rota takip etmiş olabilirler.

Bilim insanları bu nadir yolculukların tür için uzun vadede faydalı olabileceğini söylüyor. Bu sayede popülasyonların genetik çeşitliliğini korumak mümkün olabilir.

Ayrıca balinaları takip etmek için kullanılan yöntemler, iklim krizinin etkisiyle okyanusların ısınması sonucu daha önemli hale gelebilir. 

Uzmanlar, suların ısınması nedeniyle balinaların temel besin kaynağı krilin yaşadığı yerlerin değişebileceğini ve bu nedenle balinaların da farklı bölgelere göç edebileceğini düşünüyor.

Çalışmaya liderlik eden Dr. Cristina Castro, "Bu tür araştırmalar, yurttaş biliminin değerini vurguluyor" diyerek ekliyor:

Her fotoğraf, balina biyolojisi hakkındaki anlayışımıza katkıda bulunurken bu örnekte, şimdiye kadar kaydedilen en uç hareketlerden birini ortaya çıkarmamızı sağladı.

Independent Türkçe, Science Alert, Phys.org, Royal Society Open Science


Rekortmen dizinin evreni genişliyor: Yeni projeye yeşil ışık

Rekortmen dizinin evreni genişliyor: Yeni projeye yeşil ışık
Rekortmen dizinin evreni genişliyor: Yeni projeye yeşil ışık
TT

Rekortmen dizinin evreni genişliyor: Yeni projeye yeşil ışık

Rekortmen dizinin evreni genişliyor: Yeni projeye yeşil ışık
Rekortmen dizinin evreni genişliyor: Yeni projeye yeşil ışık

Televizyon tarihinin en uzun soluklu medikal draması Grey's Anatomy'nin dünyası yeni bir yapımla genişliyor. ABC, 2026-2027 yayın sezonunda izleyiciyle buluşacak yeni bir yan diziye onay verdiğini resmen duyurdu.

Henüz ismi açıklanmayan ve bir saatlik bölümlerden oluşacak bu yeni dizi, Batı Teksas'ta, kilometrelerce uzanan ıssızlıktan önce sağlık hizmeti için son durak sayılan kırsal bir tıp merkezinde görev yapan ekibin sıradışı hikayesini konu alacak. 

Dizinin yaratıcı ekibinde Grey's Anatomy'ye de imza atan Shonda Rhimes ve 2024'ten bu yana dizi sorumlusu görevini üstlenen Meg Marinis yer alıyor. Dizinin yürütücü yapımcılığını ise Shondaland ekibinden Betsy Beers ve Grey's Anatomy yıldızı Ellen Pompeo üstleniyor.

"Grey's Anatomy evrenini genişletmek heyecan verici"

Yeni projeyle ilgili heyecanını dile getiren Meg Marinis, "Grey's Anatomy evrenini genişleteceğim için inanılmaz heyecanlıyım" diyerek şunları ekledi:

Bu fırsat, izleyicilerin 20 yılı aşkın süredir sevdiği o derin duyguları, samimiyeti ve güçlü bağları temsil edecek yeni karakterleri ve hikayeleri ekranlara taşıyacak. Üstelik tüm bunlar, kendi memleketim olan Teksas'ta geçecek. Shonda Rhimes'a böyle dinamik bir dünya yarattığı için minnettarım; bu hikayenin bir parçası olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum.

Grey's Anatomy evreninin 4. üyesi

Yeni dizinin Grey's Anatomy'yle doğrudan bir bağlantısı olup olmayacağı veya Ellen Pompeo'nun canlandırdığı Meredith Grey gibi tanıdık karakterlerin Teksas'taki bu tıp merkezinde görünüp görünmeyeceği şimdilik gizemini koruyor.

Bu yapım, 22. sezonunu yakın zamanda tamamlayan Grey's Anatomy'nin 4. yan projesi olacak. 

Dizi geçmişte; Private Practice (2007-2013), Station 19 (2018-2024) ve dijital platforma özel çekilen Grey's Anatomy: B-Team (2018) gibi yapımlarla da televizyon tarihine iz bırakmıştı. 

Grey's Anatomy, Türkiye'de Disney+ üzerinden izlenebiliyor.

Independent Türkçe, Variety, TV Line