Türk futbolunda önce gönder sonra geri getir modeli... Gülhan: Riskten kaçma kaygıları var

Türk futbolunda önce gönder sonra geri getir modeli... Gülhan: Riskten kaçma kaygıları var
TT

Türk futbolunda önce gönder sonra geri getir modeli... Gülhan: Riskten kaçma kaygıları var

Türk futbolunda önce gönder sonra geri getir modeli... Gülhan: Riskten kaçma kaygıları var

Süper Lig'de 2021-22 sezonu ara transfer döneminin kapanmasına az bir süre kala kadrolara katılan isimlerin eski oyuncular olması dikkat çekiyor.
Son yıllarda Türkiye'de oynayan ancak bir şekilde takımından ayrılmak zorunda kalan futbolcuların aradan geçen sürenin ardından tekrar ülkeye dönmesi tartışmalara neden oldu.
Kulüplerin yeni isimler transfer etseler de sık sık eski isimler üzerinde diretmesi veya rakip takımdaki oyuncu için mücadele etmesi ise sorgulanıyor.
Özellikle son dönemde Galatasaray'ın 2017-18 sezonunda ayrılan Bafetimbi Gomis'in yerini yeniden Fransız futbolcuyla doldurması, Fenerbahçe'nin de sezon başında Premier Lig'e transfer ettiği Ozan Tufan'ı tekrar geri çağırması en gündemdeki konular.

Keza Galatasaray'da Luyindama'nın Suudi Arabistan'a transferi sonrası Semih Kaya'yı yeniden kadroya katması, Giresunspor ile kiralık sözleşmesini sonlandıran Emre Taşdemir'in de yeniden kadroya dahil edilmesi de eleştirilerin başında geliyor.
Bir dönem Fenerbahçe'de oynayan ve sonrasında takımdan gönderilen Josef De Souza'nın geçen sezon Beşiktaş'a gelmesi, 2020-21'i Galatasaray'da tamamlayan Gedson Fernandes için Rizespor-Galatasaray-Beşiktaş takımlarının yarışı benzer sorunları gündeme taşıyor.

Türk futbolunun sık sık benzer isimlere yönelmesi spor kamuoyunda eleştirileri de beraberinde getirdi.
Bu konudaki gerekçeler ise yeni isimlerin denenmesinden korku duyulması, daha önceki tecrübeleri nedeniyle performansın aşağı yukarı tahmin edilmesi ve menajer oyunları olarak sıralanıyor.

"Son 20 senedeki yönetimler tarihsel süreci terk etti, ranta dayalı kurgu içinde kurumsallaşamadı" 
Spor yazarı ve teknik direktör Müslüm Gülhan, Türk futbolunda son dönemde sık sık aynı yüzlerin görünmesini ve bu durumun kulüplere ve ülke futboluna yansımalarını Independent Türkçe'ye değerlendirdi.
Gülhan, futbol camiasında aynı isimlerin telaffuz edilmesinin teknik değil yönetimsel bir sorun olduğunu dile getirdi.
Gülhan'a göre bu durumun temel nedenlerinden birincisi kulüplerin tarihsel bir derinliği olmasına rağmen özellikle son 20 senede gelişen süreçteki yönetimlerin bu tarihsel süreci terk etmelerinden kaynaklanıyor. 
Kulüplerin piyasa ekonomisi denilen ranta dayalı kurgu içinde olmalarından dolayı kurumsallaşamamalarının da ikinci bir engel olduğunu ifade eden Gülhan, "Kurumsallaşamadıkları için de profesyonel anlamda kulüplerin içinde, yönetimin dışında olması gereken bölümler kurulamadı. Bu aslında bir işletme modelidir. Scout grubu, sponsorluk grubu, futbol şubesine bakan grup, basketbol vb... hepsi ayrı ayrı bir profesyonel yapı içinde yönetilmesi gerekiyordu. Fakat böyle bir şey yapamadılar" dedi. 

Müslüm Gülhan / Fotoğraf: Independent Türkçe
"100 yıllık 3 kulüp bile şu anda menajerlik sisteminin içinde hareket etmek zorunda kalıyor"
Kulüp yönetimlerinin iş insanlarından veya kulübe yakın kişilerden seçildiğine değinen Gülhan, yönetimlerde sporcu kökenli kişilerin olmamasının bu durumda etkili olduğunu belirtti. 
"Bu sistemlerin de eski sporcuların eğitilip oraya getirme gibi bir dertleri de yok" diyen Gülhan, "Kendilerine göre bir sistem kurmaya çalıştılar. Tabii bu sistem çok açık verdiği için menajerlik yapısı da bunun içine girdi ve menajerlik yapısı şu anda sistemi yöneten duruma geldi. 100 küsur yıllık 3 kulüp düşünün. Onlar bile şu anda menajerlik sisteminin içinde hareket etmek zorunda kalıyorlar. Kendi kurumsal kültürlerine uygun hareket edemiyorlar. Ne birim olarak bir böyle bir oluşum kurabildiler ne de kendileri var olan tarihsel süreçten gelen o bütünlüğü koruyabildiler. Böyle olunca ister istemez birinci koşul menajerlerin istek ve taleplerine göre hareket ediyorlar" diye konuştu. 

"Riskten kaçma kaygıları var, bildikleri oyunculara gidip, kamuoyunda tepki almamak üzerine bir politika"
Türk futbolunun aynı isimler etrafında dönmesinin bir başka nedenini ise yeni yüzlerle macera aramak yerine eski bilinen isimler tercih edilerek daha az risk alınmasıyla ilgili olduğunu aktaran Gülhan, şu yorumu yaptı:
"Biraz daha riskten kaçmayla ilgili kaygıları var. Yani bildikleri oyuncular üzerinden gidip, kamuoyunda tepki almamak üzerine bir politika. Bir de yeni birini alıp ne verip vermeyeceği üzerine çelişki yaşamaktansa menajerlerin baskısıyla beraber o duygunun da etkili olması sonucunda ister istemez bilinen üzerine giderek hareket etmek istiyorlar."

"Dönüp dolaşıp o kısır döngü içinde hareket etmek zorunda kalıyorlar"
Transfer tercihlerinden paranın belirleyici unsur olduğunu aktaran Gülhan, menajerlerin bu konudaki dahline değinerek şunları kaydetti:
"Tabii burada paranın belirleyici unsuru var. Menajerler komisyonlarını yüksek tutmak için düşüp kalibreli oyunculara yüksek meblağlar üzerinden kulüplere baskı kurup aldırmaya çalışıyorlar. Bu da menajerlik oyunu. E kulüpler de zaten menajerler üzerinden hareket etme zorunluluğuna girmiş durumda maalesef. Kendileri böyle birimler oluşturup profesyonelleşememişler. Böyle olunca ister istemez 2 tane, 3 tane unsur yan yana geldiğinde dönüp dolaşıp o kısır döngü içinde hareket etmek zorunda kalıyorlar."

"Bu tamamen menajer oyunu, rant oyunu, korkuyla çok alakalı bir konu değil"
Aynı oyuncular üzerinde birçok kulübün zaman zaman karşıya gelmesinde veya eski oyuncuların yeniden kulüplere kazandırılmaları sonrası yapılan "dünyada tek o oyuncu mu kaldı" eleştirilerine de değinen Gülhan, bu konuda menajerlerin etkisinin oldukça fazla olduğunu bildirdi:
"Bu tamamen menajer oyunu, rant oyunu. Korkuyla çok alakalı bir konu değil o. Korku ikinci ya da üçüncü sırada gelir. Bu tamamen menajerlik oyunu ve ödenen paralar da çok ciddi paralar. Yani 6 milyon euro ne demek Gedson Fernandes için? O da yüzde 50'sine ödüyorsun ve inanılmaz bir de satıştan Benfica'ya yüzde 50 pay veriyorsun. E getiriyorsun o kadar para verdiğin oyuncuyu oynatamıyorsun bir de kiralık veriyorsun. Verdiğin yer Rizespor. Senden kalibre olarak daha düşük bir kulüp. Nasıl bir ilişki kuruldu ki Beşiktaş'ın satın aldığı bir oyuncuyu Benfica'dan kiralıyor Rizespor. O da çok komik. Beşiktaş'ın bir yaptırım gücü yok mu? Nasıl bir ilişki içine girdi ki kulüpler de böyle bir resim ortaya çıktı. Burada bir ilişki var ki Rize'de Beşiktaş'la ortak hareket edebiliyor. Ama bakıyorsunuz Beşiktaş'tan değil de Benfica'dan kiraladı Rizespor. O da benim için ciddi bir soru işareti."

"Türkiye'deki futbolun kurtuluş reçetesi, oyuncu yetiştirip, A takımda oynatıp, üst düzey bir takıma satabilmek"
Gülhan'a, Galatasaray'da Semih Kaya ile Emre Taşdemir, Fenerbahçe'de Ozan Tufan'ın tekrar takıma katılmalarıyla ilgili yapılan eleştirileri hatırlatarak bu isimler yerine altyapı oyuncularının neden tercih edilmediğini sordum.
Burada yeniden menajerlerin devreye girdiğini ve altyapı oyuncularının sözleşmelerinin oldukça düşük rakamlar olması nedeniyle onların tercih edilemeyeceğini öne süren Gülhan, şu yorumu yaptı:
"Altyapı oyuncularına imza attırdığın zaman 50 bin, 100 bin, 150-200 bin euroya kadar imza attırıyorsun. Buradaki komisyon çok düşük. Birincisi bu menajerler için. İkincisi bu tip oyuncular üzerinden A takımlarla sözleşme imzalama pek işlerine gelmiyor maalesef. Bu kadar düşük meblağlı oyuncular için. Ancak altyapıdan oyuncu yetiştirip A takımda oynatma kulüplerin kendi politikası olursa olur. Ki Beşiktaş geçmişte özkaynak düzeniyle Avrupa'da bile örnek bir kulüp olmuştu. Sürekli altyapıdan A takıma çıkıyor ve çok üst düzey performans gösteriyorlardı. Baktığınız zaman şampiyon olan takımların içinde muhakkak 3-4 tane çok değerli oyuncu çıkıyordu. Aslında bu bir yönetim mekanizması. Türkiye'deki futbolun kurtuluş reçetesinin temeli, altyapıya yönelip, oyuncu yetiştirip, A takımda oynatıp, daha sonra da Avrupa'da oynatarak üst düzey bir takıma satabilmek amaç edilmeli."
 
"Menajerlik üzerinden oluşturulan rant kurgusunun ortadan kalkması lazım"
Avrupa'da Borussia Dortmund, Porto, Benfica, Ajax gibi kulüplerin bu konuda oldukça başarılı örnekler olduğunu ve Türk kulüplerinin de benzer bir yapıya bürünmeleri gerektiğini vurgulayan Gülhan, sözlerini şöyle noktaladı:
"Dortmund bu politikayla hareket ediyor. Porto, Benfica aynı. Ajax, yıllardır zaten bunun üzerinden hareket ediyor. Ve yarattıkları katma değere baktığınız zaman ülke ekonomisine bile çok ciddi bir girdi sağlıyorlar. Böyle bir politika üretilmesi lazım. Bu 1 ya da 2 kulübün değil tüme yayılarak yapılmalı. Menajerlik üzerinden oluşturulan rant kurgusunun ortadan kalkması lazım. Federasyon hatta bakanlık nezdinde hareket edilerek bunun üzerine bir politika üretilmesi lazım. Ama bu maalesef yapılamıyor. Federasyonun özerk olması böyle bir politika üretmesine engel anlamına gelmiyor. Aslında önünün açık olduğu ve her türlü yetkiye sahip olduğunu gösteriyor. Bu politikaları da çok rahat yönetebilir ama o da profesyonel yapıdaki insanları bünyesine alıp çalışmıyor maalesef. O da siyasi bir kurum haline geldi."
Independent Türkçe



Floyd Mayweather-Mike Tyson maçı iptal mi oldu?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Floyd Mayweather-Mike Tyson maçı iptal mi oldu?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Floyd Mayweather'ın Mike Tyson'la yapması planlanan maç, farklı bir "Demir Mike"ın Mayweather'ın bir sonraki rakibi olacağını iddia etmesiyle belirsizliğe girdi.

Eylülde Mayweather'ın 2026 baharında Tyson'la ringe çıkacağı ve iki Amerikalı boks efsanesinin gösteri maçında karşı karşıya geleceği duyurulmuştu.

O zamanlar tarih veya yer teyit edilmemiş olsa da 59 yaşındaki Tyson daha sonra maçın martta Afrika'da yapılacağını iddia etmişti.

Şimdiyse eski kickboks şampiyonu Mike Zambidis'in sosyal medyada Mayweather'la bir maçın tanıtımını yapmasıyla durum karıştı.

Zambidis, Instagram'da maçın tarihini 27 Haziran ve mekanını memleketi Yunanistan'ın başkenti Atina'daki Oaka Arena olarak belirten bir poster paylaştı.

Poster ayrıca etkinliğin "dünya çapında canlı yayımlanacağını" da ima ediyordu ancak yayıncı açıklanmadı. Organizatörler Mayweather Promotions, Zambidis Club ve Front Row Fight Series olarak listelendi.

Zambidis gönderide "Tarih yazılmak üzere" ifadesini kullanırken, Mayweather henüz posteri veya böyle bir dövüşle ilgili herhangi bir detayı paylaşmadı.

dvfgt
Mike Zambidis (sağda), sosyal medyada Floyd Mayweather'la dövüşünün tanıtımını yaptı (@ironmikezambidisofficial/Instagram)

48 yaşındaki boksör, en son Ağustos 2024'te John Gotti III'le bir gösteri maçında karşı karşıya gelmişti. Bu maç, 5 sıkletteki eski dünya şampiyonunun 2017'de profesyonel boks kariyerini sonlandırdıktan sonra çıktığı çok sayıda gösteri maçından biriydi.

Öte yandan 45 yaşındaki Zambidis kickboksta birden fazla şampiyonluğa sahip. Son kickboks maçı, Mayweather'la olası karşılaşmasından tam 11 yıl önce, 27 Haziran 2015'teydi.

Zambidis'in bu paylaşımının Mayweather-Tyson karşılaşması için ne anlama geldiği belirsiz. Bu maçın Tyson'ın YouTuber Jake Paul tarafından profesyonel müsabakada puanla yenilmesinden yaklaşık 18 ay sonra gerçekleşmesi planlanıyordu.

Mayweather'ın adı ayrıca 2015'te tüm zamanların en kazançlı boks maçında puanla yendiği rakibi Manny Pacquiao'yla rövanş maçı için de geçiyor.

Independent Türkçe


Buzda strateji ve hassasiyet: Curling hakkında her şey

Curling, 1998'den beri kış olimpiyatlarında yer alıyor (Reuters)
Curling, 1998'den beri kış olimpiyatlarında yer alıyor (Reuters)
TT

Buzda strateji ve hassasiyet: Curling hakkında her şey

Curling, 1998'den beri kış olimpiyatlarında yer alıyor (Reuters)
Curling, 1998'den beri kış olimpiyatlarında yer alıyor (Reuters)

Adrenalin'den herkese merhaba. Kış sporları serimizde bu hafta buz üstünde milimetrik hesaplarla yapılan bir mücadele olan Curling'i inceliyoruz.

Curling, buz üzerinde oynanan takım sporları arasında en farklılarından biri. Bu sporda karşı karşıya gelen iki takım, yaklaşık 20 kilogram ağırlığındaki taşları, buz yüzeyinde belli bir hedefe en yakın olacak biçimde yerleştirmeye çalışıyor.

Her takımda 4 oyuncu var ve her oyuncu belirli bir sırayla taşı kaydırıyor. Amaç, bu taşları "ev" adı verilen çemberin merkezine ulaştırmak.

Oyun boyunca en yakın taşların sayısı kadar puan alınıyor ve toplamda en çok puanı toplayan takım maçı kazanıyor.

Curling, özel olarak hazırlanmış bir buz pistinde oynanıyor. Pistler genellikle 45 metre uzunluğunda ve 5 metre genişliğinde.

Ev, içi boyalı dairelerden oluşuyor ve puanlar, taşların merkeze olan uzaklığına göre hesaplanıyor. Buz, üzerine su püskürtülerek pürüzlü hale getiriliyor. Bu taşın pist üzerinde daha kontrollü kaymasını sağlıyor.

Oyun, her iki takımın da taşlarını sırayla gönderdiği "end"ler üzerinden ilerliyor. Bir end, her takımın belirlenmiş sayıda taşı hedefe göndermesiyle tamamlanıyor.

Karşılaşmalar genellikle 10 end sürüyor. Ancak bazı kulüp ve turnuva formatlarında 8 endlik maçlar da var. Her end sonunda en yakın taşı olan takım puan alıyor.

Kökeni 16. yüzyıla uzanan Curling, İskoçya'nın donmuş göletlerinde oynanan bir oyun olarak doğdu.

İskoç göçmenlerin Kuzey Amerika'ya taşıdığı bu oyun, zaman içinde standartlaşarak uluslararası bir spor haline geldi.

Günümüzde kış olimpiyatlarında ve dünya şampiyonlarında düzenli olarak müsabakalar gerçekleştiriliyor. 

Curling eşsiz bir strateji oyunu çünkü taşları hedefe yaklaştırırken rakibin taşlarını da engellemek veya dışarı atmak gerek. Bu nedenle spor bazen "buz üzerinde satranç" diye anılıyor.

Her oyuncunun nişan alması, taşın hızını ve yönünü doğru hesaplaması gerek çünkü pist üzerinde minik eğimler ve buz yüzeyinin pürüzlü yapısı taşın rotasını etkiliyor.

Taşlar hafifçe döndürülerek, yani "curl" yapılarak atılıyor, sporun adı da buradan geliyor.

Takımların her oyuncusu genellikle iki taş atıyor ve takım sırasıyla lead, second, third ve skip pozisyonlarına göre atış yapıyor. Takımın kaptanı olan skip, hem stratejiyi belirliyor hem de genellikle son taşları atıyor. Bir takımın her taşla yaptığı hamle, o endin sonucunu doğrudan etkiliyor.

Curling stratejisinin önemli bir parçası da "süpürme" tekniği. Taş buz üzerinde kayarken diğer oyuncular pistin yüzeyini süpürüyor. Bu süpürme, buz yüzeyinin pürüzlü tabakasını geçici olarak ısıtarak taşın daha uzun mesafe gitmesini sağlıyor. Ayrıca süpürme işlemi, taşın rotasını daha düz tutmak veya istenen eğriliği azaltmak için de kullanılıyor.

Bu kontrollü buz ısıtma ve temizleme, takımların taşın hedefe daha doğru ve hızlı ulaşmasını sağlıyor.

Süpürme ekipmanları da dikkatle düzenleniyor. Modern süpürge başlıkları sentetik malzemelerden yapılırken, sadece onaylı modeller yarışlarda kullanılabiliyor. 2010'ların ortalarında bu konuda bir tartışma yaşanmış ve yeni başlık teknolojilerinin oyunu fazla etkilemesi sonucu kurallarda standardizasyon getirilmişti.

Bu da süpürmenin sadece taktiksel değil aynı zamanda kurallar çerçevesinde yapılması gerektiğini gösteriyor.

Curling maçlarında kullanılan taşlar, özel granit türünden üretilir ve her biri yaklaşık 20 kilogram ağırlığında. Bu taşlara sap takılır; takımlar genellikle kırmızı ya da sarı sap renkleriyle kendi taşlarını ayırt eder. Buz üzerinde taşın bırakılma anı, kullanılan teknik ve rakip süpürme performansı taşın son konumunu belirler.

Oyunun içinde pek çok özel terim de var. Mesela "hog line" adı verilen çizgiyi geçmeden taş pistte kabul edilmiyor.

Bunun gibi kurallar oyunun stratejik yönünü güçlendiriyor. Aynı zamanda "blank end" denen, end sonunda hiç puan kazanmayan durum da var; bu durumda avantaj bir sonraki enddeki son taşı atma hakkıyla devam ediyor.

Bugün curling Kanada, İskoçya, İsveç gibi ülkelerde güçlü oyuncularıyla dikkat çekiyor ve bunun yanısıra dünya genelinde yaygınlaşma çabaları da sürüyor.

Curling'in farklı versiyonları da var. 4 kişilik takımların yanı sıra, iki oyunculu karışık çiftler gibi formatlar da yarış programlarında yer alıyor. Ayrıca tekerlekli sandalye curling gibi engelli sporcular için uyarlanmış formatlar da bulunuyor; burada süpürme yapılmıyor ve taşlar farklı yöntemlerle atılıyor.

Bu spor izleyenlere hem fiziksel beceri hem de stratejik derinlik sunuyor. Taşları hedefe yaklaştırmak için yapılan hesaplamalar, süpürme taktikleri ve takım koordinasyonu, curling'i buzun üzerinde farklı bir savaş haline getiriyor. Curling izlenebilirliği yüksek, düşünce ve beceri birleşimini sunan özgün bir kış sporu olarak her sezon heyecan yaratıyor.

Kaynaklar: World Curling, NBC, Olympics


Buzda ne kadar hızlı kayılabilir: Sürat pateni hakkında her şey

Sürat pateni, 1924’te ilk Kış Olimpiyat Oyunları programına girerek dünya sahnesine çıktı (Reuters)
Sürat pateni, 1924’te ilk Kış Olimpiyat Oyunları programına girerek dünya sahnesine çıktı (Reuters)
TT

Buzda ne kadar hızlı kayılabilir: Sürat pateni hakkında her şey

Sürat pateni, 1924’te ilk Kış Olimpiyat Oyunları programına girerek dünya sahnesine çıktı (Reuters)
Sürat pateni, 1924’te ilk Kış Olimpiyat Oyunları programına girerek dünya sahnesine çıktı (Reuters)

Adrenalin'den herkese merhaba. Kış sporları serimizde bu haftaki konumuz sürat pateni. 

Sürat pateninde amaç, buz üzerindeki en hızlı sporcu veya takım olmak. Patenleriyle oval pistte kayan sporcular, rakiplerinden çok kronometreyle yarışıyor.

Dışarıdan bakıldığında basit görünen bu spor, işin içine girildiğinde ciddi bir teknik bilgi, güçlü bacaklar ve yüksek konsantrasyon gerektiriyor. Küçük bir denge kaybı ya da geç bir hamle, saniyenin onda biriyle ölçülen kritik farklara yol açıyor.

Yarışlar genellikle 400 metrelik standart bir buz pistinde yapılıyor. Oval pistte iki düzlük ve iki dönüş var. Sporcular pistte ikili gruplar halinde start alıyor. Aynı anda piste çıkan iki patenci birbirine rakip gibi görünse de asıl mücadele zamana karşı veriliyor. Günün sonunda en iyi süreyi yapan sporcu kazanıyor.

Sürat pateninin kökleri epey eskiye dayanıyor. Donmuş göller ve kanallar üzerinde kayarak yol alan Kuzey Avrupa halkları, bu hareketi zamanla yarışa dönüştürüyor.

Özellikle Hollanda, sürat pateninin gelişiminde önemli rol oynuyor. 19. yüzyılın sonlarında kurallar netleşiyor, uluslararası yarışlar düzenlenmeye başlıyor. 

Bu sporda kullanılanlar, günlük buz patenlerinden son derece farklı. Bıçaklar daha uzun ve neredeyse tamamen düz bir yapıya sahip.

Bu sayede patenci buzla daha uzun süre temas ediyor ve her itişte daha fazla hız üretiyor. Modern sürat patenlerinde kullanılan "clap skate" sistemiyse bıçağın topuktan ayrılmasına izin veriyor. Bu mekanizma, itiş sırasında gücün daha verimli aktarılmasını sağlıyor.

Sporcular yarış boyunca alçak bir pozisyonda kayıyor. Dizler kırık, gövde öne eğik, kollar çoğu zaman sırtın arkasında kilitli. Bu duruş, hava direncini azaltıyor ve hızın korunmasını sağlıyor.

Ancak bu pozisyonu dakikalar boyunca koruyabilmek için ciddi bir bacak gücü ve kondisyon gerek.

Sürat pateninde farklı mesafeler var ve her mesafe ayrı bir yaklaşım gerektiriyor.

500 ve 1000 metre gibi kısa yarışlarda patlayıcı çıkış ve ilk saniyeler büyük önem taşıyor. 5 bin ve 10 bin metre gibi uzun mesafelerdeyse tempo kontrolü, nefes düzeni ve doğru çizgi seçimi öne çıkıyor. Sporcular yarış boyunca hızlarını bilinçli şekilde ayarlıyor ve son turlara enerjilerini saklıyor.

Kısa pist patencileri genellikle saatte yaklaşık 48 km hıza ulaşırlarken, uzun pist sporcuları ortalama 56 km'de seyrediyor.

Takım takip yarışları, sürat pateninin en dikkat çekici formatlarından biri. Bu yarışlarda üç patenciden oluşan takımlar piste birlikte çıkıyor. Amaç, takımın üçüncü sporcusunun bitiş çizgisini geçtiği anda elde edilen süreyi en iyi seviyeye taşımak. Sporcular dönüşümlü olarak öne geçiyor, rüzgar direncini paylaşıyor ve birlikte bir ritim yakalamaya çalışıyor.

Bir diğer ilgi çekici formatsa toplu start. Bu yarışta sporcular aynı anda start alıyor ve doğrudan birbirleriyle mücadele ediyor. Sprint puanları, pozisyon savaşları ve son turdaki ataklar, bu disiplini izleyici açısından epey heyecanlı hale getiriyor. Klasik sürat pateninden farklı olarak burada taktik ve anlık kararlar çok daha belirleyici oluyor.

Yarışlar sıkı kurallarla yönetiliyor. Sporcuların pist değişim noktalarında çizgilere uyması gerekiyor. İç hattaki patenci her zaman öncelikli sayılıyor ve dış hattan gelen sporcu geçiş sırasında dikkatli davranmak zorunda kalıyor. Kurallara aykırı bir hamle, zaman cezası ya da diskalifiyeyle sonuçlanabiliyor. Bu da sporcuları hem hızlı hem kontrollü olmaya zorluyor.

Uluslararası sürat pateni organizasyonlarını Uluslararası Buz Pateni Federasyonu düzenliyor. Dünya Kupası etapları sezon boyunca farklı ülkelerde yapılıyor ve sporcular genel klasman puanları için mücadele ediyor. Sezonun zirvesiyse 5 ayaktan oluşan Dünya Şampiyonası ve Olimpiyat Oyunları oluyor. Milano–Cortina 2026 Kış Olimpiyatları’nda sürat pateni, yine en fazla madalya dağıtan branşlardan biri olarak öne çıkıyor.

Sürat pateni iki ana başlık altında ele alınıyor. Uzun pist sürat pateni, 400 metrelik pistte yapılan klasik disiplinleri kapsıyor. Kısa pist sürat pateniyse daha küçük bir pistte, çok sayıda sporcunun aynı anda yarıştığı, temasın ve taktik savaşlarının daha yoğun olduğu bir format sunuyor. İki disiplin aynı temele dayansa da izleme deneyimi epey farklı oluyor.

Tarih boyunca bu spor unutulmaz anlara sahne oldu. Olimpiyatlarda üst üste kazanılan altın madalyalar, kırılan dünya rekorları ve teknolojik gelişmeler sürat pateninin sürekli evrilmesini sağlıyor. Bugün sporcular, geçmişe kıyasla çok daha hızlı kayıyor ancak hata payı da aynı ölçüde azalıyor.

Sürat pateni, izleyiciye sessiz ama yoğun bir gerilim sunuyor. Tribünlerde alkışlar kısa sürüyor, asıl heyecan bitiş çizgisinde kronometre durduğunda yaşanıyor. Çünkü bu sporda fark çoğu zaman gözle değil, ekranda beliren rakamlarla anlaşılıyor. Buzun üzerinde geçen her saniye, emeğin ve tekniğin net bir karşılığına dönüşüyor.

Kaynaklar: Red Bull, Olympics, ISU, USOPM