Kureyşi’nin öldürülmesi DEAŞ’ın Irak’taki faaliyetlerini etkiler mi?

1976 yılında Ninova vilayetinin Musul kentine bağlı Telafer ilçesinde doğan Kureyşi Türkmen kökenlidir.

DEAŞ unsurları (Arşiv- Reuters)
DEAŞ unsurları (Arşiv- Reuters)
TT

Kureyşi’nin öldürülmesi DEAŞ’ın Irak’taki faaliyetlerini etkiler mi?

DEAŞ unsurları (Arşiv- Reuters)
DEAŞ unsurları (Arşiv- Reuters)

ABD’nin, Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib kentinin Atma bölgesine düzenlediği hava saldırısında DEAŞ lideri Ebu İbrahim el-Haşimi el-Kureyşi’nin öldürülmesi ve ABD Başkanı Joe Biden’ın 3 Ocak Perşembe günü Kureyşi’nin ölümünü duyurması, bazı soruları da beraberinde getirdi; DEAŞ liderinin öldürülmesi Irak’taki örgüt faaliyetlerini ne ölçüde etkileyecek? 
DEAŞ Ekim 2019’da yayın organı Amak üzerinden yayınladığı bildiride, hava saldırısında öldürülen Ebubekir el-Bağdadi’nin halifesi olarak Ebu İbrahim el-Haşimi el-Kureyşi’nin atandığını duyurdu.

Kardaş kim?
Gerçek ismi, Emir Muhammed Said Abdurrahman el-Mevla. Abdullah Kardaş adıyla da bilinir. Kardaş Türkmencede kardeş anlamına geliyor. Künyesi, Ebu Ömer Türkmeni. 1976 yılında Irak’ın Ninova vilayetine bağlı Musul kentinin batısındaki Telafer ilçesinde doğdu. Kökeni, Türkmen. Babası Musul’daki El-Furkan Camii’nin vaiziydi. Telafer Erkek Ortaokulu’ndan mezun olduktan sonra şeriat fakültesine kaydoldu. Musul’daki İmam-ı Azam Fakültesi’nden vaiz olarak mezun oldu. Vakıflar Kardaş’ı Telafer’deki eski çarşının merkezinde yer alan Acil el-Yaver Camii’ne atadı.
Kardaş 2001 yılında Ebu Ala olarak da bilinen Abdurrahman Şeyhalar aracılığıyla Selefi Cihad Hareketi’ne katıldı. Eğitim almak ve silah kullanmayı öğrenmek için Afganistan’a gitti. 6 ay sonra Irak’a döndü ve Saddam Hüseyin döneminde güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındı. Daha sonra serbest bırakıldı. Eski rejimin düşmesinin ardından 2004’te El Kaide örgütüne katıldı ve örgüte biat etti. Musul’un doğusunda örgütün dini sorumlusu görevi verildi. Daha sonra dini ve idari makamlarda yükselerek Şura Meclisi üyesi oldu.
2006’da ABD güçleri tarafından yakalanarak Irak’ın güneyinde yer alan Basra kentindeki Bucca Cezaevi’ne konuldu. Ardından Bağdat’a sevk edildi. Yaklaşık 3 yıl sonra serbest bırakıldı. Musul’a döndü ve örgütün yeniden vilayet içindeki önemli isimlerin biri oldu.
DEAŞ’ın kurulmasının ardından 2014 yılında Musul’da Bağdadi’yi karşılayan ilk isimler arasında yer aldı. Irak ve Suriye’den geçen Fırat Nehri’nin doğu bölgelerinin liderliğini üstlendi. Ardından Kamu Güvenlik Divanı Emiri ve daha sonra da örgütün patlamalar ve intihar eylemlerinden sorumlu bakanı oldu.
Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) DEAŞ’ın son kalesi Suriye’nin Bağuz beldesindeki operasyonları sırasında çıkan çatışmalarda sağ bacağından yaralandı. Örgütün yayın organı Amak’a göre Ağustos 2019’da örgüt piramidinin zirvesine yükselerek liderliği üstlendi. 10 yıldan uzun bir süre boyunca Bağdadi ile arasında güçlü ilişkiler kuruldu.
Örgütün 2019’un ilkbaharında yayınladığı görüntülerde Kardaş Bağdadi’nin yanında görünüyordu. Bağdadi’nin uluslararası koalisyon güçleri tarafından öldürülmesinin ardından yerine geçti.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) Mayıs 2020’de Kardaş’ı 2368 sayılı karar uyarınca “DEAŞ ve el-Kaide adına faaliyetler planlamak ve bu örgütlere finansman sağlamaktan” yaptırım listesine aldığını ilan etti.
ABD Ağustos 2019’da Kardaş’ın yer tespitine yardımcı olacak bilgi karşılığında 5 milyon dolar ödül vereceğini duyurdu. ABD Mayıs 2020’de bu ödül teklifini yeniledi.

Iraklı güçlerin çabaları
Irak bu olaya uzak değildi. Nitekim Irak makamları terör örgütü DEAŞ hücrelerine ve ideolojisine karşı mücadeleyi sürdürüyor. Irak Başbakanı ve Silahlı Kuvvetler Komutanı Mustafa el-Kazımi, DEAŞ lideri Abdullah Kardaş’ın öldürülmesinin Iraklı güçlerin çabalarının bir uzantısı olduğunu belirtti. Kazımi, Twitter hesabından paylaştığı mesajda, “Terör örgütü DEAŞ liderinin öldürülmesi, Irak’ın içinde ve dışında onlarca terörist yönetici ve unsurunun nokta operasyonlarıyla öldürülmesinde, yüzlercesinin tutuklanmasında ve en nihayetinde örgütün çürümüş başının ezilmesinde Irak güvenlik güçlerinin tüm birimleriyle gösterdiği üstün çabalarının bir uzantısıdır” diye yazdı.
Ortak Operasyonlar Komutanı Yardımcısı Korgeneral Abdulemir eş-Şammari, Kureyşi’nin öldürülmesini, güvenlik güçlerinin “sapkın zümreye” yaptığı kısasın tamamlanması şeklinde nitelendirdi. Şammari, “Kahraman güvenlik güçlerimizin kahramanları, çöken DEAŞ’ın kalıntılarından olan terör ve teröristlerden intikam alacaklarına ve onları ortadan kaldıracaklarına dair sizlere söz verdiler ve geçtiğimiz haftalarda Silahlı Kuvvetler Komutanı’nın yönlendirmesi ve takibi, güçlerimizin katılımı ve istihbarat çabaları sayesinde devam eden nokta operasyonlarında onlarcasını öldürdü ve diğerlerini tutukladı. Bu, terör örgütüne karşı son aylarda en önemli liderlerinden oluşan bir grubun ortadan kaldırılmasıyla sonuçlanan kesintisiz operasyonların devamı niteliğindedir. Terörist Abdullah Kardaş’ın öldürülmesi, kahraman güvenlik güçlerinizin bu sapkın zümreye yaptığı kısasın tamamlanmasından başka bir şey değildir. Bugün Kardaş’a ulaşmayı kolaylaştıran önemli ve hassas bilgilere ulaşmada gösterdikleri üstün çabalarından dolayı ulusal istihbarat birimindeki kahramanları kutlamalıyız. Aynı şekilde bu teröristin ortadan kaldırılmasıyla sonuçlanan bu operasyonu gerçekleştiren uluslararası koalisyona teşekkür ediyoruz” dedi.
Silahlı Kuvvetler Komutanı Sözcüsü Yahya Resul, DEAŞ liderinin Suriye’de bir operasyonda öldürülmesiyle ilgili değerlendirmesinde, bu operasyonun çok olumlu sonuçları olacağını ifade etti. Resul Summaria News isimli haber sitesine verdiği demeçte, “DEAŞ liderinin öldürüldüğü operasyon özellikle savaşçıların ve şu ana kadar terör örgütünden 30 unsurun öldürülmesiyle sonuçlanan öncü nokta operasyonları 10 gündür sürdüren kahraman cesur ordumuzun güçlerinin morallerinin yükselmesinde çok olumlu sonuçları olacak. Cani Kardaş’ın öldürülmesi süreci tam zamanında ve titiz bir operasyonla gerçekleşti. Aynı zamanda DEAŞ terör çetelerinin ortadan kaldırılması sürecinde olumlu sonuçları olacak ve terör örgütü saflarının arasında güçsüzlük ve zayıflık yayacak. Terör örgütünden geri kalanlara bir mesajım var; önünüzde iki seçenek var, ya Irak güvenlik güçlerine teslim olur ve adil bir şekilde yargılanırsınız ya da cesur ordumuzun güçleri tarafından öldürülürsünüz” dedi.

Örgütün nüfuz alanı
Iraklı siyasetçi ve güvenlik alanında araştırmalar yapan Ali Bider, örgüt liderinin öldürülmesinin yol açtığı sarsıntının, örgütün sadece Irak içindeki durumunu değil aynı zamanda farklı ülkelerdeki nüfuzunun zayıflamasında da etkili olacağını kaydetti. Bider, “Örgütün, Bağdadi’nin öldürülmesinin ardından onun halifesini seçmesi kolay olmamıştı. Çünkü bu meselede örgüte liderlik edecek kişinin soyu belirleyici. Bu kişinin soyu ilk Müslümanlardan ari Araplara dayanmalı. Kureyşi bu şartı karşılamıyordu” ifadelerini kullandı.
Bider, konuşmasının devamında şu ifadeleri kullandı:
“Türkmen kökenli ve Sünni mezhebine mensup olan Kureyşi’nin bu kuralı kırması u hayati nokta daha sonraki süreçte örgüt liderleri arasında daha fazla anlaşmazlığa yol açtı. Bu durum diğer kökenlere mensup kişilerde, aldığı darbelerden sonra en kötü dönemlerinden geçen örgüt liderliği koltuğuna oturma fikri yarattı. Bu da örgüt safları arasındaki bölünmelerin boyutunu artırdı. Örgütün kolayca yeni bir lider belirleyememesi durumunda DEAŞ’tan türeyen örgütler görebiliriz. Tüm dünya ve özellikle Irak, DEAŞ’ın, liderinin öldürülmesinin intikamı olarak vermesi beklenen tepkiye hazırlıklı olmalı. Bu, DEAŞ’ın kültüründe ve düşüncesinde açıkça görülen bir şey. Bu nedenle Irak’ta güvenlik planları durumun büyüklüğüne uygun şekilde gözden geçirilmeli.”



Suriye ordusu, el-Tanf askeri üssünü ABD güçlerinden devraldı

Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
TT

Suriye ordusu, el-Tanf askeri üssünü ABD güçlerinden devraldı

Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)

Suriye Savunma Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, ABD güçlerinin ayrılmasının ardından ordu birliklerinin El-Tanf askeri üssünün kontrolünü ele geçirdiğini belirtti.

Bakanlık, “Suriye ve Amerika tarafları arasındaki koordinasyon sayesinde, Suriye Arap Ordusu birlikleri el-Tanf üssünü ele geçirdi, üssü ve çevresini güvenli hale getirdi ve el-Tanf çölündeki Suriye-Irak-Ürdün sınırına konuşlanmaya başladı” ifadelerini kullandı. Bakanlık ayrıca şunları ekledi: “Bakanlığın sınır muhafız güçleri önümüzdeki günlerde görevlerini devralmaya ve bölgeye konuşlanmaya başlayacak.”

ABD'nin el-Tanf üssü, Suriye-Irak sınırı ile başkent Şam arasındaki yolu kesmek için Humus'un doğu kırsalında bulunan en önemli ABD üslerinden biridir.

Area 55 olarak bilinen Amerikan üssünün yakınında, Amerikan güçleri tarafından denetlenen ve finanse edilen Komandolar olarak bilinen Özgür Suriye Ordusu'na ait bir tesisin yanı sıra, Humus, Hama ve Şam kırsalından gelen mülteciler için Rukban kampı da bulunmaktadır.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre 8 Aralık 2024'te Beşşar Esed rejiminin düşmesinden önce, üs birkaç kez insansız hava araçlarıyla saldırıya uğradı ve Irak'taki gruplar bu saldırıların sorumluluğunu üstlendi.


Filistin anayasa taslağı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
TT

Filistin anayasa taslağı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)

Filistin geçici anayasa taslağının ilk metni, Anayasa Hazırlık Komitesi tarafından yayımlanmasının ardından geniş çaplı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı. Bazı yorumcular taslağı olumlu karşılarken, bazıları çeşitli eleştiriler ve değişiklik önerileri dile getirdi.

Anayasa Hazırlık Komitesi, salı akşamı geçici taslağı çevrim içi bir platform üzerinden kamuoyunun erişimine açtı. Böylece vatandaşların metni incelemesi ve nihai şekli verilmeden önce görüş ve önerilerini sunması amaçlanıyor.

Komite, platformun devreye alınmasının, Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın geçici anayasanın ilk taslağının yayımlanması ve 60 gün süreyle görüşlerin toplanması yönündeki kararı doğrultusunda gerçekleştiğini bildirdi.

Platformda, 13 bölüm ve 162 maddeden oluşan geçici anayasa taslağının tam metni yayımlandı. Taslak, maddelere giriş niteliğindeki bir önsözle başlıyor.

Mahmud Abbas, geçtiğimiz ağustos ayında ‘otoriteden devlete geçiş’ süreci için geçici bir anayasa hazırlanması amacıyla uzmanlar ve siyasetçilerden oluşan bir komite görevlendirmişti. Taslağın önsözünde, “Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı ve davasının adaletine dayanan, devredilemez ve sabit haklarından hareketle, halen işgal altında bulunan bir devlet için bu geçici anayasayı kaleme alıyoruz” ifadesine yer verildi.

Devlet başkanı ve yardımcısıyla ilgili maddeye olan ilgi

Devlet başkanı ve yardımcısına ilişkin maddeler, Filistin kamuoyunda özel bir ilgi uyandırdı ve geniş çaplı tartışmalara yol açtı. Özellikle mevcut Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in görevde bulunması ve herhangi bir anda devlet başkanlığı görevini üstlenmesinin muhtemel görülmesi, söz konusu maddelerin siyasi önemini artırdı.

xsdvfe
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh (Arşiv – Fetih Hareketi internet sitesi)

Taslağın 74’üncü maddesi, “Devlet Başkanı’nın beş takvim yılı için, genel, gizli ve doğrudan oyla ve geçerli oyların salt çoğunluğuyla seçileceğini” hükme bağlıyor. Bu düzenleme, devlet başkanlığı süresinin 4 yıldan 5 yıla çıkarılması anlamına geliyor.

Madde ayrıca, bir kişinin devlet başkanlığı görevini birbirini izleyen ya da ayrı dönemler halinde en fazla iki tam dönem üstlenebileceğini öngörüyor.

Taslağın 79’uncu maddesi ise Devlet Başkanı’na bir yardımcı atama, uygun gördüğü görevleri tevdi etme, görevden alma ve istifasını kabul etme yetkisi tanıyor. Bu hüküm, geçen yıl Mahmud Abbas’ın Hüseyin eş-Şeyh’i başkan yardımcısı olarak atamasıyla fiilen uygulanmıştı.

Ancak maddenin ikinci fıkrası tartışmalara yol açtı: “Devlet Başkanlığı makamının ölüm veya istifa nedeniyle boşalması halinde, görevi Meclis Başkanı devralır. Devlet Başkanı’nın ehliyetini kaybetmesi veya anayasal görevlerini yerine getirememesi durumunda ise makamın boşaldığı, Meclis üyelerinin salt çoğunluğunun talebi üzerine Anayasa Mahkemesi kararıyla ilan edilir ve Meclis Başkanı geçici olarak Devlet Başkanı’nın yetkilerini kullanır.”

sadcfgth
Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh, yabancı ve Arap büyükelçilerle bir araya geldi. (Hüseyin eş-Şeyh’in ofisi)

Maddenin üçüncü fıkrası, Yasama Meclisi’nin mevcut olmaması halinde, Meclis Başkanı’nın yerine Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın vekâlet edeceğini hükme bağlıyor.

Dördüncü fıkraya göre ise her durumda yeni devlet başkanının, makamın boşalmasından itibaren en geç 90 gün içinde seçilmesi gerekiyor. Bu durumda başkanlık süresi, seçim sonuçlarının ilan edildiği tarihten itibaren başlıyor.

Taslağın kabul edilmesi halinde, Mahmud Abbas’ın daha önce yayımladığı ve seçimler yapılıncaya kadar başkan yardımcısının geçici olarak devlet başkanlığı görevini üstlenmesini öngören kararnameyi yürürlükten kaldırıp kaldırmayacağı ise netlik kazanmış değil.

Eski büyükelçi Adli Sadık, yeni anayasa taslağının mevcut düzenlemeler çerçevesinde, makamın boşalması durumunda görevin Meclis Başkanı’na veya Anayasa Mahkemesi Başkanı’na geçeceği varsayımıyla, Hüseyin eş-Şeyh’in başkan yardımcılığı sıfatından yararlanmasına imkân tanımadığını savundu.

Ancak konuya yakın kaynaklar, 161’inci maddenin, Filistin Devlet Başkanlığı makamının boşalmasına ilişkin anayasal hükümlerin, ancak Yasama Meclisi seçimlerinin yapılmasının ardından yürürlüğe gireceğini şart koştuğunu belirtti.

Aynı kaynaklar, bunun genel yasama ve başkanlık seçimlerinin yapılmasını gerektirdiğini vurgulayarak, “Her hâlükârda bir sonraki başkan seçimle gelmek zorunda. Eğer şu an bir boşalma olursa, başkan yardımcısı seçimler yapılıncaya kadar devleti yönetir” değerlendirmesinde bulundu.

Kaynaklar ayrıca, Hüseyin eş-Şeyh’in de devlet başkanının yalnızca sandık yoluyla belirlenmesi gerektiğini savunduğunu ifade etti.

Öte yandan el-Ezher Üniversitesi öğretim üyesi Mervan el-Ağa, taslağın 11’inci maddesini eleştirdi. Söz konusu madde, “Filistin Devleti’nin kurulması, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Filistin halkının meşru ve tek temsilcisi sıfatını ortadan kaldırmaz” hükmünü içeriyor. El-Ağa, anayasa, kurumlar ve hukuki egemenliğe sahip bir devletin kurulmasının, temsil konusundaki ikili yapıyı fiilen sona erdirmesi gerektiğini savundu.

El-Ağa, Devlet Başkanı’na bir yardımcı atama yetkisi tanıyan 79’uncu maddeye ilişkin önerilen düzenlemeyi de reddetti. El-Ağa, “Seçilmemiş bir kişiye olası başkanlık yetkilerinin devredilmesi, yerleşik demokratik ilkelerle çelişir” değerlendirmesinde bulundu. El-Ağa, esas olanın devlet başkanı ile yardımcısının birlikte ve genel seçim yoluyla belirlenmesi olduğunu vurguladı.

Ek eleştiriler

Geçici anayasa taslağı, Filistin’i ‘Arap ve Müslüman bir devlet; çoğulculuk, ifade özgürlüğü ve hesap verebilirlik esaslarına dayanan cumhuriyetçi bir sistem’ olarak tanımlıyor.

Filistinli hukuk uzmanı Ahmed el-Eşkar ise taslağın ‘gerçekten mükemmel’ olduğunu belirtti. Ancak Facebook üzerinden yaptığı paylaşımda, metinde ‘bazı basit biçimsel ve yapısal notlar ile anayasal düzenleme açısından eksiklikler’ bulunduğunu ifade etti.

vdfvfd
Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Merkez Konseyi’nin 32. oturumundan, 23 Nisan 2025, Ramallah (EPA)

Filistin Ulusal Girişim Hareketi yöneticilerinden Gassan Cabir, taslağın 155’inci maddesini sert şekilde eleştirdi. Cabir, söz konusu maddenin ‘halkın iradesi açısından tehlike oluşturduğunu’ savunarak, Devlet Başkanı’na veya Meclis üyelerinin üçte birine anayasanın bir ya da daha fazla maddesinde değişiklik talep etme yetkisi tanıdığını belirtti.

Öte yandan avukatlar, hukukçular ve avukatlık ile yargı bağımsızlığı alanında faaliyet gösteren merkezler, geçici anayasa taslağının yargı erkini düzenleyen altıncı bölümüne (120-139. maddeler) ilişkin farklı düzeylerde olumlu ve eleştirel değerlendirmeler sundu.

Mahmud Abbas’ın iki ay içinde, iletilen görüş ve önerilerin değerlendirilmesine ilişkin ayrıntılı bir rapor alması bekleniyor. Bu rapor doğrultusunda anayasa taslağının nihai metni hazırlanacak ve ardından halkoyuna sunulacak.


BM: Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve iki bakana yönelik 5 suikast girişimi engellendi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
TT

BM: Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve iki bakana yönelik 5 suikast girişimi engellendi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, çarşamba günü yayımlanan ve DEAŞ militanlarının oluşturduğu tehditleri ele alan raporda, Suriye Cumhurbaşkanı, İçişleri Bakanı ve Dışişleri Bakanı’nın geçen yıl beş ayrı suikast girişiminde bulundu.

Şarku’l Avsat’ın BM Terörle Mücadele Ofisi’nin hazırladığı ve Genel Sekreter António Guterres’in imzasıyla yayımlanan raporundan aktardığı bilgilere göre Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, Halep’in kuzeyi ile Dera’nın güneyinde, DEAŞ adına faaliyet yürüttüğü değerlendirilen bir paravan yapı tarafından hedef alındı.

Raporda, el-Şara’ya yönelik girişimlerin yanı sıra Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’ye yönelik suikast planlarının tarih ve ayrıntılarına yer verilmedi.

Suikast girişimlerinin, örgütün yeni Suriye yönetimini zayıflatma niyetinin ve ülkedeki güvenlik boşlukları ile belirsizlik ortamını aktif biçimde istismar ettiğinin göstergesi olduğu kaydedildi.

Raporda, el-Şara’nın DEAŞ tarafından birincil hedef olarak değerlendirildiği belirtilirken, söz konusu paravan yapının örgüte inkâr edilebilirlik imkânı sağladığı ve operasyonel kapasitesini artırdığı ifade edildi.

El-Şara, Aralık 2024’te muhalif güçlerin uzun süreli Devlet Başkanı Beşşar Esed’i devirmesinin ardından, 14 yıl süren iç savaşın sona ermesiyle birlikte Suriye’nin liderliğini üstlenmişti.

Kasım ayında hükümeti, bir dönem Suriye topraklarının geniş bir bölümünü kontrol eden DEAŞ’a karşı oluşturulan uluslararası koalisyona katıldı.

BM terörle mücadele uzmanları, örgütün ülke genelinde faaliyet göstermeyi sürdürdüğünü, özellikle kuzey ve kuzeydoğuda güvenlik güçlerini hedef alan saldırılar düzenlediğini belirtti.

13 Aralık’ta Palmira yakınlarında ABD ve Suriye güçlerine yönelik bir pusu saldırısında iki ABD askeri ile bir Amerikan sivil hayatını kaybetti; üç Amerikalı ve üç Suriyeli güvenlik görevlisi yaralandı. ABD Başkanı Donald Trump, DEAŞ unsurlarını etkisiz hale getirmeyi amaçlayan askeri operasyonlar başlatarak saldırıya karşılık verdi.

BM terörle mücadele uzmanlarına göre DEAŞ’ın Irak ve Suriye genelinde çoğunluğu Suriye’de konuşlu olmak üzere yaklaşık 3 bin unusuru bulunuyor.

ABD ordusu, ocak ayı sonunda, kuzeydoğu Suriye’de tutulan DEAŞ mensuplarını güvenli tesislerde kalmalarını sağlamak amacıyla Irak’a nakletmeye başladı. Irak yönetimi, söz konusu militanları yargılayacağını açıkladı.

Suriye hükümet güçleri ise Kürt güçlerle varılan ateşkes kapsamında ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) çekilmesinin ardından, binlerce DEAŞ tutuklusunun barındığı geniş bir kampın kontrolünü devraldı.

Çarşamba günü BM Güvenlik Konseyi’ne sunulan raporda, ateşkes anlaşmasından önce, aralık ayı itibarıyla ülkenin kuzeydoğusundaki Hol ve Roj kamplarında 25 bin 740’tan fazla kişinin bulunduğu, bunların yüzde 60’ından fazlasını çocukların oluşturduğu; diğer gözaltı merkezlerinde ise binlerce kişinin daha tutulduğu belirtildi.