Suriye’nin kuzeyinde iki yıllık sükunetin ardından ‘soğuyan temas hatları’ alevlenir mi?

Bölünme endişelerinin gölgesinde kabul edilen taslak belgede rejim adem-i merkeziyetçi bir yönetim sistemi benimsemeyi kabul ediyor. Belge, rejimin Kürt sorununu kontrol altına alma çabası olarak görülüyor.

Rejim güçlerinin İdlib’e operasyon hazırlığı yaptığını ifade eden haberler aktarılıyor. (Independent Arabia)
Rejim güçlerinin İdlib’e operasyon hazırlığı yaptığını ifade eden haberler aktarılıyor. (Independent Arabia)
TT

Suriye’nin kuzeyinde iki yıllık sükunetin ardından ‘soğuyan temas hatları’ alevlenir mi?

Rejim güçlerinin İdlib’e operasyon hazırlığı yaptığını ifade eden haberler aktarılıyor. (Independent Arabia)
Rejim güçlerinin İdlib’e operasyon hazırlığı yaptığını ifade eden haberler aktarılıyor. (Independent Arabia)

Mutafa Rüstem
Türkiye ve Rusya 5 Mart 2020’de Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib kentinde rejim güçleri ile muhalif gruplar arasındaki şiddetli çatışmalar nedeniyle tüm bölgeyi içine çekebilecek büyük bir gerginlikten kaçınma çabasıyla çatışma tarafları arasında ateşkes yapılması konusunda anlaştı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan arasında imzalanan anlaşma uyarınca Halep kentini Lazkiye’ye bağlayan M4 karayolunda ortak devriyelerin yürütülmesine ve güvenli bir koridorun açılmasına karar verildi.

Füzelerle yapılan çatışmalar
Üzerinden 23 ay geçen anlaşma, Mart ayıyla birlikte ikinci yıla girecek. Bu iki yıl içerisinde Rus savaş uçakları tarafından desteklenen rejim güçlerinin muhalif gruplarla girdiği çatışmalarda (bu çatışmaların en şiddetlisi halihazırda İdlib kentini kontrol eden Heyet Tahrir Şam ile gerçekleşti) ilerleme kaydederek İdlib’in güney kırsalı ile Hama’nın kuzey kırsalında kontrolü ele geçirmesiyle ağır bir darbe alan Ankara anlaşmaya rıza göstermek zorunda kaldı.
Bu süreçte yaşanan şiddetli çatışmalarda 36 Türk askeri hayatlarını kaybetti. Zira Türkiye daha önce askeri güçlerini “gözlemci noktalar” adı altında İdlib kırsalında çeşitli bölgelere konuşlandırmıştı. Silahlı çatışmalar artık yeni bir eğilim kazandı. Nitekim çatışmalar uzaktan füze ve top mermileriyle gerçekleştirilirken, kontrol alanları haritasındaki değişimi çok etkilemeyen ihlaller kaydedildi.

Soğuk Savaş
Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Ocak ayında Suriye kriziyle ilgili gelişmelerin ele alındığı BM Güvenlik Konseyi oturumunda yaptığı konuşmada, çatışma dinamiklerinin değişmesine katkıda bulunacak bir grup adımın atılması konusunda ciddi diplomatik görüşmeler yürütme ve Suriyeliler ile uluslararası ortaklar arasında biraz güven inşa etme çağrısında bulundu. Pedersen, “Şiddet ve sıkıntıların devam etmesine rağmen biz halen bir stratejik donukluk durumuyla karşı karşıyayız. Yaklaşık iki yıldır temas hatlarında hiçbir değişiklik olmadı” ifadelerini kullandı.
Pedersen oturumda verdiği brifingde, çatışmanın gidişatını belirleyebilecek veya sonuçlandırabilecek etkili taraf veya tarafların olmadığını, askeri çözümün hayal olmaya devam ettiğini ve Anayasa Komitesi toplantılarının yeniden başlaması için aktif bir şekilde çalıştığını ifade etti.
Bu süreçte temas hatlarında görece bir sükunet hakimken, çatışmalı taraflar arasında zaman zaman meydana gelen ancak sahada herhangi bir etkisi olmayan ve kontrol alanları haritasının boyutlarında neredeyse hiçbir değişiklik meydana gelmedi. Suriye Müdahale Koordinatörlüğü verilerine göre, yerinden edilen yaklaşık 282 bin kişi ateşkes anlaşmasının başarısının ardından Halep ve İdlib kırsallarındaki evlerine döndü.

Kontrol alanları haritasındaki değişiklik
Moskova ve Tahran’ın Şam ile yaptığı askeri ittifak, muhalif güçlerin genişlemesini ve ilerleyişini baltaladı. Bu ittifak, 2016 yılının başındaki operasyonlarla gücünü açık bir şekilde gösterdi. Rejim, Halep kenti başta olmak üzere 2016’da birçok nüfuz bölgesini muhaliflerin elinden aldı. Böylece muhalifler rejimin lehine geri çekilmeyi kabul etti. Rejimin kontrol ettiği alan ülke coğrafyasının yüzde 60’ına ulaştı. Rejimin kontrolü ele geçirdiği bölgeler arasında Şam ve kırsalı, Halep ve kırsalının bir bölümü, Humus, Hama ve sahil kentleri bulunuyor.
Rusya’nın 2016-2020 arasında verdiği destek, rejime askeri operasyonlarda ve çatışmalarda üstünlük sağlayarak ilerleme kaydetmesine olanak sağladı. Rus desteğinin arkasına alan rejim, silahlı muhalif grupların elindeki Şam kırsalı, Humus ve diğer bölgeleri kuşatarak teslim aldı ve muhalifleri “yeşil otobüsler” ile ülkenin kuzeyinde ve özellikle de İdlib’e taşıdı. İdlib’e taşıma planı, rejimin muhalifleri tek bir bölgede toplama, geniş bir alana yayılmalarını engelleme, muhalif varlığını Türkiye’nin desteklediği ve Suriye’nin toplam yüzölçümünün yüzde 10’una tekabül ettiği tahmin edilen İdlib, Halep’in kuzeyi ve Tel Abyad ile sınırlandırmaya çalıştığı izlenimi oluşturdu.

İhlaller ve SİHA’lar
Putin ve Erdoğan arasında 2020’de yapılan ateşkes anlaşması, 29 Aralık 2016’da yapılan ateşkese kıyasla en uzun süren anlaşma oldu. Bu aynı zamanda uluslararası toplumun terör örgütü listesine aldığı örgütler hariç tüm Suriye topraklarını kapsayan bir anlaşma.
Buna karşılık, ABD ve uluslararası koalisyon güçlerinin desteklediği Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Suriyeli muhalif gruplarla zaman zaman çatışmalara girse de ülkenin kuzeyinde Suriye coğrafyasının yüzde 25’ini oluşturan bir alanda varlığını korudu. Suriyeli muhalif gruplar daha önce Türkiye’nin desteğiyle SDG’nin bölgedeki en büyük kalesi olan Ayn İsa’ya saldırmaya çalıştı. Türk tarafı, PKK ve onunla işbirliği yapan gruplar başta olmak üzere terör listesine aldığı Kürt grupların düzenlediği saldırılara karşı kendini koruma gerekçesi öne sürüyor.
Bununla birlikte Ankara geniş kapsamlı bir askeri operasyon tertip ederek kuzeydoğudaki cephelerde sessizliği kırmaya çalıştı. Bunun öncesinde silahlı insansız hava araçlarını (SİHA) kullanarak Kürt grupların bölgelerine hava saldırıları gerçekleştirdi. Türkiye Savunma Bakanlığı Bayraktar SİHA’ları da dahil olmak üzere gelişmiş SİHA modellerinin üreterek bu alandaki üstünlüğünü kanıtladı. Ancak ABD ve Rusya G-20 Zirvesi’nde Kürt bölgelerine yönelik her türlü askeri harekete itiraz etti.

Diplomasi çabaları
Buna karşılık gözlemciler çatışma cephelerindeki istikrar ve sükunetin devam edip etmeyeceği konusunda farklı görüşlere sahipler. Operasyonların durdurulmasının ardından ülkenin kuzey kırsalında milyonlarca sivilin yaşadığı trajediyi sona erdiren ateşkes anlaşmasının insani yansımalarına rağmen, cephelerdeki istikrar rejim yanlısı ekibin bu durumun böyle devam etmesi halinde ateşkes imzalanmadan önce çatışmaların şekillendirdiği son hatların yeni sınırlar haline gelmesinden endişe ediyor. Bu hatlar, herhangi bir hareketin ve geri çekilmenin olmadığı kuzeybatıdaki cephelerdir.
Türkiye’nin, muhalif grupların kontrol ettiği bölgelere savunma, sağlık ve eğitim alanlarında sunduğu desteğin artarak devam ettiği bir ortamda, Anayasa Komitesi toplantıları kapsamında düzenlenen 6 turun ardından rejim yanlısı ve muhalif Suriyeliler arasında derinleşmenin kökleşmesi ve BM’nin 2254 sayılı kararının üzerine inşa edilecek herhangi bir barışçıl çözümden uzaklaşılması nedeniyle başkent Şam’da ülkenin bölüneceği yönündeki endişeler giderek artıyor.

Kürtler ve ayrılıkçı niyetler
Öte yandan silahlı Kürt gruplar, rejim güçleri ile muhalif güçler arasında paylaştıkları kuzeydoğunun büyük bir bölümünü kontrol altına aldıktan sonra Kürt bileşen için özel bir yönetim sistemi kurarak fırsatı değerlendirmeye çalışıyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Özerk Yönetim ve SDG, kontrolündeki bölgeleri 2015 yılında Rakka kentini ele geçiren DEAŞ’ın ilerleyişine karşı koruyarak Suriye’nin doğusundaki Deyr-i Zor kırsalında bulunan DEAŞ’ın son kalesi Bağuz kasabasını örgütün elinden almayı başardı. Akabinde ABD ve uluslararası koalisyon üyesi ülkelerden büyük bir askeri ve saha desteği aldı.
Kürtler bu süreçte askeri operasyonlar yürütme noktasında profesyonel bir deneyim kazandı. Gözlemcilere göre bu deneyim Kürt grupların varlıklarını ve hatta ayrılıkçı eğilimlerini güçlendirirken, Irak’taki senaryoya benzer şekilde Suriye’de de bir Kürt bölgesi senaryosu düşüncesini daha da kökleştiriyor. Kürt gruplar, Halep kentinin doğu kırsalına kadar bir sınır çizerek bu bölgenin devletin kararlarına tabi olmamasını ve yarı bağımsız bir statüye sahip olmasını talep ediyor. Elde edilen bilgilere göre devlet daireleri rejimle olan irtibatını kesmeye başladı ve hatta SDG’nin kontrolündeki bölgelerde eğitim sistemi oluşturmaya bile hazırlanıyor.
Suriyeli Kürtler için Ulusal Girişim Başkanı Ömer Ose, her türlü Türk operasyonlarını püskürtmek amacıyla Kürt taraflar ve Suriye rejimi arasındaki anlaşmazlıkların çözümü için ulusal bir taslak belge üzerinde uzlaşıya varıldığını bildirdi. Aynı zamanda birkaç gizli toplantı gerçekleştirildi. Kürt heyetler bu konuda görüşmeler gerçekleştirmek ve istişarelerde bulunmak amacıyla başkenti ziyaret etti. Bu toplantıların sonucunda rejim ordusuna ait askeri birliklerin SDG’nin kontrolündeki bazı bölgelere girmesi ve bu bölgelerde Suriye bayrağının dalgalanması kabul edildi.
Bölünme endişelerinin gölgesinde söz konusu taslak belgede rejim adem-i merkeziyetçi bir yönetim sistemi benimsemeyi kabul ediyor. Rejimin petrol servetinin yüzde 90’ını doğalgaz üretiminin yüzde 45’ini kaybettiği, rejimin kontrolündeki bölgelerde petrol türevleri temin etme konusunda sıkıntıların yaşandığı bir süreçte bu belgenin onaylanması, rejimin Kürt sorununu kontrol altına alma çabası olarak değerlendiriliyor. Nitekim belgede Kürt sorunu için “öncelikli Suriye ulusal sorunu” nitelemesi kullanılıyor.
Tüm bunlara rağmen gözlemciler, ülkenin tanık olduğu en uzun ateşkes anlaşmasının çökeceği görüşünde. Bölge sıcak bir kazanın üzerinde kaynamaya devam ediyor. Ankara’nın askeri bir operasyon düzenlemesinin bölgeyi tutuşturması olası görünüyor. Özellikle rejim güçlerinin İdlib’e operasyon hazırlığı yaptığına dair söylentilerin dolaştığı bu ortamda söz konusu ihtimalin gerçekleşmesi halinde Suriye’nin kuzeyinde hem doğu hem batı yakada savaşlara tanık olacağız. Bu durumda görece bir sükunetin hakim olduğu iki yıllık sürenin ardından Suriye’nin kuzeyinde depremler yaşanacak.



İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.