G-7 ülkelerinden Rusya’ya yaptırım tehdidi

Londra yönetimi Putin’i ‘uçurumun eşiğinden’ dönmeye davet ederken Moskova diplomatik sürecin henüz sonlanmadığını vurguladı.

Almanya'nın kuzeyindeki Munster Kışlası'ndan Litvanya'ya nakil edilmesi için bekletilen tanklar. (EPA)
Almanya'nın kuzeyindeki Munster Kışlası'ndan Litvanya'ya nakil edilmesi için bekletilen tanklar. (EPA)
TT

G-7 ülkelerinden Rusya’ya yaptırım tehdidi

Almanya'nın kuzeyindeki Munster Kışlası'ndan Litvanya'ya nakil edilmesi için bekletilen tanklar. (EPA)
Almanya'nın kuzeyindeki Munster Kışlası'ndan Litvanya'ya nakil edilmesi için bekletilen tanklar. (EPA)

Avrupa’da felakete yol açabilecek olası bir savaşın önüne geçmek için diplomatik çabalar devam ediyor. Dünyanın en gelişmiş ekonomilerinin oluşturduğu G7 ülkelerinin maliye bakanları ortak bildiri yayımlayarak Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi durumunda, ‘hızlı, koordineli ve kararlı tepkiyle karşılık verileceğini’ ve ‘ağır yaptırımlar’ uygulanacağını açıkladı.
Almanya’nın dönem liderliğini üstlendiği G-7 ülkelerinin; ABD, İngiltere, Fransa, İtalya, Kanada ve Japonya’nın maliye bakanlarının yayımladıkları bildiride Ukrayna'nın egemenliğinin, toprak bütünlüğünün, ekonomik ve finansal istikrarının korunmasında kararlı olunduğu, Ukrayna'ya 2014'ten beri 48 milyar doları aşan ekonomik destek sağlandığı belirtildi. 
Ortak bildiride şu ifadelere yer verildi:
"Acil önceliğimiz gerilimi düşürme çabalarını desteklemektir. Diğer yandan, özellikle Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik olası herhangi bir askeri saldırısına hızlı, eşgüdümlü ve güçlü bir yanıt verileceğini yineliyoruz. Rus ekonomisi üzerinde hemen ağır sonuçları olacak ekonomik ve mali yaptırımları toplu olarak uygulamaya hazırız."
Rusya-Ukrayna krizi, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana Avrupa’daki en önemli güvenlik krizi olarak niteleniyor. Bazı Avrupa borsalarında, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etme ihtimali nedeniyle yüzde 3’lük kayıplar yaşandı. Moskova Borsası’ndaki kayıplar da yüzde beşe yaklaştı ve ruble dolar karşısında değer kaybetti.   

Putin ve güvenlik garantileri
Rus devlet haber ajansı RIA Novosti'nin haberine göre Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Devlet Başkanı Vladimir Putin’e henüz diplomatik seçeneklerin tüketilmediği tavsiyesini verdi. Putin, Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Savunma Bakanı Sergey Şoygu’yu Kremlin Sarayı’na çağırarak Ukrayna krizine dair son gelişmeler hakkında brifing aldı. Bakan Lavrov, Batı ile süren diplomatik sürecin henüz tüketilmediğini belirterek “Bu aşamada görüşmelere devam edilmesi ve genişletilmesini öneriyorum. Ancak elbette sonsuza kadar devam edemez” dedi. 
Lavrov Rusya'nın güvenlik garantileriyle ilgili ABD'den somut öneriler aldıklarını ancak Avrupa Birliği'yle NATO'dan gelen yanıtların tatmin edici olmadığını belirtti. ABD'den cevaplanmamış sorularla ilgili yanıt almaya çalıştıklarını, Rusya'nın taleplerinin bir bütün olarak ele alınması gerektiğini vurguladı.  
Putin’in Lavrov’un Rusya’nın ‘güvenlik garantileri’ ile ilgili hazırladığı 10 sayfalık bir ‘yanıtı’ ABD ve müttefiklerine sunma önerisine onay verdiği belirtildi.  

Rus ordusundan açıklama
Rus haber ajansı Interfax’ın haberine göre üst düzey bir Rus askeri yetkilisi, Rusya'nın karasularına yasa dışı yollarla girmeye çalışan yabancı savaş gemilerine ve denizaltılara ateş açmaya hazır olduğunu söyledi.
Interfax'a açıklama yapan Rus Ordusu Ana Operasyonlar Dairesi Başkan Yardımcısı Stanislav Gadzhimagomedov, ABD'nin Rusya'yı öncelikli olmayan konularda uzun süreli müzakerelere sürükleyerek Rusya'nın küresel güvenlik önerilerini engellemeye çalıştığını belirtti. Ayrıca NATO’nun Ukrayna’yı desteklemesinin, Ukrayna’yı Kırım Yarımadası ya da Donbas’a saldırmaya teşvik ettiğini, böylesi bir durum yaşanırsa bunun bir felaket olacağını vurguladı. Gadzhimagomedov, ‘Karasularımıza yasa dışı yollarla girmeye çalışan gemilere ve denizaltılara ateş açmaya hazırız” ifadesini kullandı.  
Bu açıklama, Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu’nun doğu sularında muhtemelen ABD'ye ait yabancı bir denizaltı tespit edildiğini duyurmasının ardından geldi. ABD’li askeri yetkililer ise Rus karasularında askeri operasyonlar düzenledikleri iddiasını yalanladı.

Schulz ve Alman birlikleri
Almanya Şansölyesi Olaf Scholz, resmi ziyarette bulunduğu Kiev'de Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski ile bir araya geldi. Scholz, görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında diplomatik bir çözüm bulmaya çalıştıklarını vurguladı.
Herhangi bir askeri tehlike durumu olmamasına rağmen Rusya'nın Ukrayna sınırındaki tatbikatlarının kabul edilir olmadığını belirten Almanya Başbakanı şunları söyledi:
“Bir kez daha netleştirmek istiyorum; Ukrayna'nın egemenliği ve toprak bütünlüğü esastır ve müzakere edilemez. Rusya'dan gerilimi düşürmeye yönelik adımlar bekliyoruz. Aksi takdirde bunun ‘ağır ekonomik, jeopolitik ve mali sonuçları’ olacaktır. Bunu yarın Moskova'da da söyleyeceğim." 
Reuters’a konuşan bir görgü tanığı, NATO birlikleri kapsamında Alman askerlerini taşıyan bir uçağın Litvanya’ya indiğini aktardı.  
NATO askeri yetkilisi, A400M nakliye uçağının 70 Alman askerini ve muhtelif cephaneleri Litvanya’ya taşıdığını söyledi ve önümüzdeki günlerde bu sayının 360’a ulaşacağını bildirdi. Litvanya'daki NATO kuvvetlerinin Alman komutanı Daniel Andre gazetecilere verdiği demeçte, "Bu hazırlıklar, Almanya'nın gerektiğinde savaş bölgesindeki birliklerini seri bir şekilde takviye etme yeteneğinin ve kararlığının güçlü bir işaretidir" dedi.

Uçurumun Eşiği
İngiltere Başbakanı Boris Johnson, Ukrayna'da yaşanan krizle ilgili yaptığı açıklamada, Rusya lideri Vladimir Putin'in 'uçurumun kenarından' geri adım atması için halen vakti olduğunu söyledi.
İngiliz televizyonların yayınladığı haberlerde Johnson, Rusya'nın Ukrayna'yı muhtemel işgalinin ‘korkunç bir hata ve Rusya için felaket’ olacağına işaret ettiği açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
"Bir uçurumun kenarındayız ama Rusya Devlet Başkanı Putin'in geri adım atması için halen zaman var. Felakete yol açabilecek bir hatadan kaçınmak için herkesi diyaloga davet ediyoruz."
Johnson, İngiliz hükümetinin Rusya'yı işgalden caydırmak için ‘çok sert’ yaptırımlar uygulamaya hazırlanması gerektiğini vurguladı.
Ayrıca Rusya’ya olan enerji bağımlılığının azaltılması için Almanya’ya Kuzey Akım-2 projesini yeniden değerlendirmesi çağrısında bulundu. 
ABD Başkanı’nın da ifade ettiği gibi; Rusya’nın 48 saat içinde bir askeri harekât planladığına dair işaretler olduğuna dikkat çeken var Johnson, sınırdaki 130 bin Rus askerinin varlığının ciddi endişelere neden olduğunu söyledi.   
İngiltere'nin cuma günü vatandaşlarına Ukrayna'yı derhal terk etmelerini tavsiye etmesinin ardından Dışişleri Bakanı Liz Truss, vatandaşların tahliyesiyle ilgili bir toplantı düzenledi.

Avrupa Birliği hazırlanıyor
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgile göre bir AB yetkilisi, AB bloğunun Rusya'nın Ukrayna'yı istikrarsızlaştırmaya yönelik olası bir hamlesine yanıt olarak atılacak adımlar hazırladığını ancak Moskova'nın tam olarak ne planladığını bilmediklerini söyledi. Ukrayna krizine dair ABD-Rusya görüşmelerinin kayda değer bir ilerleme sağlamadığını belirten yetkili, Almanya ve Fransa’nın, Devlet Başkanı Vladimir Putin ile diyalog kanallarını halen açık tuttuğunu ifade etti. AB yaptırımlarının sert olması durumunda Moskova’nın misilleme olarak doğalgazı kesebileceğini belirten yetkili, Avrupa Birliği'nin gaz ihtiyacının yüzde 40'ının Rusya'dan sağlandığını hatırlattı.  
Yetkili ayrıca Avrupa Birliği'nin Rusya'nın Avrupa'ya satışlarını azaltması halinde enerji talebini Çin'e ne kadar hızlı kaydırabileceğini araştırdığı bilgisini verdi. Kaynak ayrıca Rusya'nın Ukrayna'yı işgal etmesi halinde AB'nin bir mülteci akınına da hazırlandığını vurguladı.
Avrupa Birliği'nin üyelerinden bazılarının Rusya'ya herhangi bir saldırıdan caydırmak için sert yaptırımlar uygulamak istediğini kaydeden yetkili, bazı üyelerin ise gerilimi artırmamak adına, yalnızca gerekmesi halinde önlemler alınması gerektiğini savunduğunu kaydetti.

Ukrayna ve Belarus  
Ukrayna Savunma Bakanı Oleksiy Reznikov ve Belarus Savunma Bakanı Viktor Hrenin arasında bir telefon görüşmesi gerçekleştirildi.
Belarus Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Ukrayna tarafının inisiyatifi ile gerçekleşen telefon görüşmesinde, Hrenin ve Reznikov’un iki ülke arasında askeri alanda iş birliği, iş birliğinde sorunlu noktaları, bölgedeki güvenlik ve güven ortamını güçlendirmeye yönelik somut adımların atılması konularını ele aldıkları belirtildi.
Belarus Rusya ile birlikte Ukrayna sınırları yakınında ortak askeri tatbikat düzenliyor. Ukrayna Savunma Bakanı Reznikov, görüşmeyi ‘oldukça verimli’ olarak niteledi. Hrenin ise ‘tatbikatın Ukrayna’yı tehdit etmediğini’ vurguladı.
Hrenin ve Reznikov’un şeffaflığı ve karşılıklı güveni artırmak için somut adımlar attığı belirtilen açıklamada, görüşmenin diyalog ortamını yeniden canlandırmak, olumsuz görüşleri azaltmak ve bölgede güvenliği sağlamak için gerçekleştirildiği kaydedildi.

Doğu Avrupa ve mülteciler
Doğu Avrupa ülkeleri, Rusya ile krizin artması halinde Ukrayna'dan kaçabilecek yüz binlerce mülteciyi kabul etmek için hazırlıklara başladı. Polonya’da mülteciler için kamp alanları belirlendi. Romanya’dan da mülteci kampları için çalışmalar yapıldığına dair açıklamalar geldi. Bölgede Demir Perde ve Sovyet etkisinin hatıraları halen canlı durumda. Bölge halkları en son 1990'larda eski Yugoslavya'nın çöküşü sırasında görülen bir göç dalgasının yol açacağı istikrarsızlıktan endişe ediyor. Polonya’da çalışma oturumu bulunan 1 milyonun üzerinde Ukraynalı yaşıyor.  



Trump, Grönland üzerinde kalıcı kontrol deklare etti: ABD ne elde etti?

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
TT

Trump, Grönland üzerinde kalıcı kontrol deklare etti: ABD ne elde etti?

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)

İnci Mecdi

ABD Başkanının defalarca Amerikan kontrolünde olması gerektiğinden bahsettiği Grönland Adası meselesindeki göreceli bir sakinlik döneminden sonra, Donald Trump, Danimarka ve Grönland ile ülkesine adanın güvenliği üzerinde “kalıcı kontrol” sağlayan bir anlaşmaya varıldığını duyurarak dünyayı şaşırttı. Grönland, Danimarka toprakları içinde özerk bir bölge sayılıyor.

Sürpriz bir duyuru yapan Trump, cuma günü Truth Social platformundan şu paylaşımda bulundu: “Amerika Birleşik Devletleri, Danimarka Krallığı ve Grönland ile Amerika Birleşik Devletleri'ne Grönland'daki güvenlik ve diğer tüm ihtiyaçlar üzerinde kalıcı kontrol sağlayan, ülkemizin endişelerinin tamamını gideren bir anlaşma imzaladı. Söz konusu anlaşmanın Amerika Birleşik Devletleri’ne hiçbir maliyeti de yok!” Düzenlemeyi “süresiz bir anlaşma” olarak nitelendiren Trump, böylece Arktik bölgesindeki Amerikan nüfuzunu genişletme konusundaki uzun süredir devam eden çabasında bir zafer elde etti.

Anlaşma, Trump'ın yaklaşık 56 bin nüfuslu bölgeyle ilgili dile getirdiği güvenlik endişelerine çözüm arayışı ile ABD, Grönland ve Danimarka yetkilileri arasında aylar süren perde arkası görüşmelerin ardından geldi.

Geçtiğimiz yıl boyunca ve bu yılın ilk aylarında, Trump'ın açıklamaları Danimarka'da öfkeye neden olmuş ve ABD’nin NATO’daki müttefiklerinin güçlü muhalefeti ile karşılaşmıştı. Sonra konuya olan ilgi azaldı ve Washington'un bir dizi krizle, özellikle de İran rejimiyle devam eden çatışmayla meşgul olmasıyla birlikte, son haftalarda ABD Başkanının açıklamalarında ve paylaşımlarında yer bulmaz oldu.

Trump, Grönland üzerinde “kalıcı kontrol” mü elde etti?

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen'in “iyi bir anlaşma” olarak nitelendirdiği anlaşmanın resmi metni henüz yayınlanmadı. Grönland liderliğiyle yapılan ortak açıklamada, anlaşmanın “Arktik ve Kuzey Atlantik'teki ortak güvenliğimizi güçlendirdiği ve bu nedenle NATO ve Avrupa için de faydalı olduğu” belirtildi. Aynı zamanda, anlaşmanın Danimarka Krallığı’nın egemenliği ile toprak bütünlüğünü ve Grönland halkının kendi kaderini tayin etme hakkını eş zamanlı olarak tanıyan bir anlaşma olduğu da ifade edildi.

Trump'ın paylaşımında sunulanlara göre anlaşmanın ana hatları, kasım ayında yapılacak ara seçimlerden önce kendisine övünebileceği bir zafer sunan bir orta yol gibi görünüyor. Aynı zamanda, Frederiksen'in açıklamasından, anlaşma, ABD'nin adayı resmen ilhak etme çabasıyla ilgili olarak Danimarka ve Grönland'ın korkularını yatıştırıyor gibi görünüyor.

csgbhnj
Grönland bayrağı, başkent Nuuk’un kıyılarında dalgalanıyor (AFP)

Trump, paylaşımında anlaşmayla övünerek, “Bundan böyle hiçbir ABD düşmanı, bizim açık yazılı onayımız olmadan asla Grönland’da üs kuramaz, Grönland’da askeri varlık gösteremez veya Grönland’da hassas yatırımlar yapamaz” dedi. Bu gelişme, Trump'ın dış çatışmalardan kaçınma vaadini temelden sarsan, İran ile altı aydır süren çatışmanın seçim yarışını yeniden şekillendirdiği ve Kongre'de az farkla çoğunluğu elinde tutan Cumhuriyetçiler için bir meydan okuma oluşturduğu bir dönemde yaşandı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun açıkladığına göre, anlaşma Washington'un adaya ilişkin ulusal güvenlik endişelerini “kalıcı bir şekilde ve tamamen” gideriyor. Rubio, “Grönland, sonsuza dek Kuzey Amerika Stratejik Savunma Alanı'nın bir parçası olarak kalacak ve çevresindeki bölge gibi herhangi bir düşmandan korunacaktır” diye ekledi.

1951 Antlaşması

Grönland, Kanada'nın kuzeydoğu kıyısının karşı yakasında yer alıyor ve topraklarının üçte ikisinden fazlası Kuzey Kutup Dairesi içinde. Bu konum, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Kuzey Amerika'nın savunmasında kendisine hayati bir önem kazandırıyor; bu nedenle ABD, Nazi Almanyası'nın eline geçmesini önlemek ve Kuzey Atlantik'teki hayati önemdeki nakliye yollarını korumak için savaş döneminde adayı işgal etmişti.

Trump'ın Grönland konusunda Danimarka'ya sürekli yönelttiği sert açıklamalara rağmen, Danimarkalı yetkililer, adadaki Amerikan askeri varlığını genişletmek ve Amerikan ticari çıkarlarını artırmak için Amerika Birleşik Devletleri ile iş birliği yapmaya istekli olduklarını defalarca dile getirdiler.

Bu anlaşmanın, ABD ve Danimarka arasında 1951’de imzalanan ve adada ciddi bir ABD askeri varlığına izin veren anlaşmadan ne farkı olduğu halen belirsiz. Amerika Birleşik Devletleri, Grönland Savunma Anlaşması'nın imzalanmasından bu yana Grönland'ın kuzeybatısındaki Pituffik Uzay Üssü’nü işletiyor. Bu askeri üs, Amerika Birleşik Devletleri ve NATO için füze erken uyarı, füze savunma ve uzay gözetleme operasyonlarını destekliyor.

Şarku’l Avsat’ın CNN'den aktardığı habere göre bir ABD’li yetkili, anlaşmanın Amerika Birleşik Devletleri'ne adada “kalıcı erişim, askeri üs kurma ve ada üzerinde uçuş yapma hakkı” verdiğini belirtti. “Bundan önce var olan statükoya göre, düşman ülkeler de dahil olmak üzere herhangi bir ülkenin Grönland'da askeri üs kurmasına veya asker göndermesine izin verilebilirdi” diye açıklamada bulunan yetkili, anlaşmanın “hassas sektörlere yatırım yapılmasını önleme mekanizmaları” içerdiğini de sözlerine ekledi.

Ayrılık durumunda kontrolün güvence altına alınması

Varılan anlaşma, yalnızca NATO üyesi devletlerin Grönland'da askeri üs kurabileceğini ve yalnızca NATO ve AB üyesi devletlerin hassas yatırımlar yapabileceğini öngörüyor. Washington Post'a konuşan ve görüşmeler hakkında bilgili kaynaklara göre, anlaşma Grönland'ın Danimarka'dan ayrılması durumunda bile yürürlükte kalacak şekilde tasarlandı, ancak Trump'ın öne sürdüğünün aksine, ABD'ye Grönland'ın kararları üzerinde veto yetkisi vermeyecek.

Bu kaynaklar, anlaşmanın ABD Başkanının zafer deklare etmesine olanak sağlarken aynı zamanda hem Danimarka hem de Grönland'ın toprak üzerindeki egemenliklerini koruma konusundaki endişelerini de giderecek şekilde formüle edildiğini açıkladı.

 Grönland'ın bağımsızlığı olasılığı, Trump'ın herhangi bir anlaşmanın kalıcılığını sağlamaya odaklanmasının nedenlerinden biriydi. Ancak Danimarkalı ve Grönlandlı yetkililer, bir ülkenin diğerinin topraklarındaki güvenlik meseleleri ile askeri üsleri kapsayan ve kendisinden çekilme imkanı olmayan herhangi bir anlaşmanın egemenlik konusunda da soru işaretleri doğurduğuna dikkat çekti. Grönland Başbakanı Jens Frederik Nielsen, “Anlaşma, Grönland'ın çıkarlarını ve uluslararası iş birliği çerçevesindeki konumumuzu dikkate alıyor; çünkü herkesin çıkarına” dedi.

ABD Savunma Bakanlığı'nda Grönland ile ilgili konularda Atlantik Konseyi'nde çalışan eski müsteşar Imran Bayoumi, gazeteye yaptığı açıklamada anlaşmanın Grönland'da halk tarafından kabul görme şansına dair şüphelerini dile getirerek, “Grönlandlıların tepkisi ne olacak?” diye sordu. “Washington iyi bir izlenim bırakmadı ve Grönlandlılara söz hakkı vermeden ABD varlığını genişleten bu anlaşmanın, ABD medyasında şimdiye kadar yansıtıldığı gibi, kamuoyu tarafından iyi karşılanması olası görünmüyor” diye de ekledi.

NATO memnuniyetle karşıladı

ABD Başkanının Grönland'ı Amerikan kontrolüne alma talepleri, özellikle kolektif güvenlik ilkesi üzerine kurulmuş ittifakın bir üyesi olan Danimarka başta olmak üzere NATO müttefiklerinin güçlü muhalefet ile karşılaşmıştı. Ancak Trump, adayı savunma ve mineral kaynaklar açısından hayati öneme sahip bir yer olarak göstererek bu endişeleri küçümsemişti.

Trump'ın ocak ayında ABD'nin adayı ele geçirmesini hızlandırmayı amaçlayan açıklamaları, Avrupa'da ABD'nin adayı zorla ele geçirmeye çalışabileceği korkusunu uyandırdı. Bu, NATO'nun en güçlü üyesinin aynı ittifakın başka bir üyesinin topraklarını işgal etmesi anlamına geleceği için eşi benzeri görülmemiş bir hareket olurdu. İngiltere, Danimarka, Fransa, Finlandiya, Almanya, Hollanda, Norveç ve İsveç, örtük bir önleyici caydırıcılık sağlamaya yönelik bir çabayla, bölgeye askeri tatbikatlar için güç konuşlandırdı. Endişeli Avrupalı ​​diplomatlar, ABD ile savaşın eşiğine geldikleri için korkarak Washington'da hızla temaslarda bulundular.

NATO Sözcüsü cumartesi günü yaptığı açıklamada, ittifakın ABD, Danimarka ve Grönland arasındaki anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını ve bunun “bu hayati bölgede güvenliği, istikrarı ve iş birliğini artırmaya yardımcı olacağını” belirtti.

Grönland'ın maden zenginliği

Soğuk Savaş'tan sonra, Arktik bölgesi büyük ölçüde bir uluslararası iş birliği alanıydı. Rusya, on yıllardır Arktik'teki askeri varlığını genişletmeye çalışırken, Çin de oradaki varlığını güçlendirdi. Ancak iklim değişikliği bölgedeki buzları inceltiyor, uluslararası ticaret için bir “Kuzeybatı Koridoru”nun açılmasına zemin hazırlıyor ve bölgenin zengin maden kaynaklarına erişim için Rusya, Çin ve diğer ülkelerle rekabeti yeniden alevlendiriyor.

Dolayısıyla Trump'ın Grönland'a olan ilgisi askeri güvenlikle sınırlı değil. Ada, önümüzdeki on yıllarda küresel ekonomiyi yönlendirmesi beklenen cep telefonları, bilgisayarlar, bataryalar ve diğer yüksek teknoloji cihazlarda kullanılan temel bileşenler olan nadir toprak mineralleri açısından zengin bir bölge. Bu durum, Çin'in bu hayati mineraller pazarındaki hakimiyetini sınırlamaya çalışan Amerika Birleşik Devletleri ve diğer Batılı güçlerin dikkatini çekiyor.

İngiliz düşünce kuruluşu Chatham House'a göre, Grönland, ileri teknoloji endüstrileri için hayati önem taşıyan zirkonyum ve niyobyum açısından dünyanın ikinci büyük yataklarına sahip.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın bölgesel sözcüsü, daha önce Independent Arabia'ya yaptığı açıklamalarda, ABD Başkanının dış politika girişimleri ile yönetiminin maden stratejisi arasındaki bağlantıya da değinmişti: “Son on yıldır Grönland ile kritik mineraller konusunda iş birliği yapıyoruz ve bu iş birliğini güçlendirmeyi umuyoruz. Geçtiğimiz yıl boyunca Trump yönetimi anlaşmalar imzaladı ve çok sayıda ortak girişim başlattı. Tüm ekonomilerimizin gelişebilmesi için kritik mineral kaynaklarının çeşitlendirilmesini ve dünya çapında güvenli, dayanıklı tedarik zincirlerinin sağlanmasını istiyoruz.”

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, ortak ülkelere bu anlaşmaların karşılıklı yarar sağladığı ve sömürücü nitelikte olmadığı konusunda verilen güvenceler ile ilgili soruya verdiği yanıtında, uluslararası kritik mineraller pazarının şu anda ciddi şekilde kusurlu olduğuna işaret etti. “Yerel pazarlar yaratmakta veya işgücü için onurlu işler sağlamakta başarısız oluyor ve uluslarımızın güvenliğini garanti altına alamıyor” dedi. “Bu nedenle, Trump yönetimi bu sorunların ele alınması gerektiğine inanıyor ve bunları birlikte ele almak istiyoruz. Kritik minerallerde küresel arzı çeşitlendirmeyi ve bu ortak çabaya katkıda bulunan ülkelerle ortaklıklarımızı güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Amacımız güvenli ve istikrarlı bir küresel pazar oluşturmaktır. Herkese, her ülkeye makul fiyatlarla erişilebilir sürdürülebilir bir küresel arz istiyoruz. Bu, Trump yönetimi için en önemli önceliklerden biridir” diye ekledi.

Washington Post, Trump'ın sık sık Grönland'ı ele geçirmeye çalıştığını, Çin ve Rusya'nın oradaki emellerinden endişe duyduğunu ve bölgenin maden kaynaklarını kontrol etme arzusunu dile getirdiğini bildiriyor. Bu fikrin kökenleri, New York'tan bir arkadaşı olan Ronald Lauder’ın, ona Grönland'ın büyük bir kısmı buz tabakalarının altında yatan ve işletilmesi zor muazzam maden zenginliğinden bahsettiği ilk başkanlık dönemine dayanıyor.


Trump tatilini yarıda keserek Beyaz Saray’a döndü... İran’dan çatışmaların yeniden başlayacağı uyarısı

Tahran'daki meydanda "İntikam kaçınılmaz" yazılı pano hazırlanmıştı (AFP)
Tahran'daki meydanda "İntikam kaçınılmaz" yazılı pano hazırlanmıştı (AFP)
TT

Trump tatilini yarıda keserek Beyaz Saray’a döndü... İran’dan çatışmaların yeniden başlayacağı uyarısı

Tahran'daki meydanda "İntikam kaçınılmaz" yazılı pano hazırlanmıştı (AFP)
Tahran'daki meydanda "İntikam kaçınılmaz" yazılı pano hazırlanmıştı (AFP)

İran Silahlı Kuvvetleri Ortak Muharebe Komutanlığı, pazar günü yaptığı açıklamada, Tahran’ın ABD’nin askeri operasyonları yeniden başlatmaya hazırlandığı yönünde bilgiler aldığını bildirdi. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın Camp David’deki tatilini yarıda keserek Beyaz Saray’a dönmesinin ardından geldi.

İran Silahlı Kuvvetleri Ortak Muharebe Komutanlığı yaptığı açıklamada, ABD’nin düzenleyeceği herhangi bir saldırının ardından bölgedeki ABD üsleri ve çıkarlarına yönelik aralıksız saldırılar düzenleneceğini belirtti. Açıklamada ayrıca ABD’nin İran’a yönelik saldırısını destekleyen bölge ülkeleri, çatışmanın tarafı sayılacakları konusunda uyarıldı.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf da pazar günü yaptığı açıklamada, İran’ın kendi şartları karşılanıp ABD’nin taahhütleri yerine getirilene kadar Hürmüz Boğazı’nı açmayacağını söyledi.

İran Devrim Muhafızları’na bağlı Fars Haber Ajansı’nın aktardığına göre Kalibaf, İran’ın aynı anda hem savaşması hem de müzakere yürütmesi gerektiğini belirtti. Kalibaf, Tahran’ın düşmanlarını caydırmak için askeri gücünü kullanacağını, uygun zaman geldiğinde ise savaş alanındaki kazanımlarını pekiştirmek amacıyla diplomasiden yararlanacağını ifade etti.

Öte yandan ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), İran limanlarına yönelik ABD ablukası sürerken son iki ay içinde Hürmüz Boğazı’ndan yaklaşık 1 milyar varil petrolün çıkışını desteklediğini açıkladı.


İran ordusu: ABD yeniden askeri operasyonlara hazırlanıyor

Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler, Umman'ın Musandam vilayetinden görüntülendi (Arşiv - Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler, Umman'ın Musandam vilayetinden görüntülendi (Arşiv - Reuters)
TT

İran ordusu: ABD yeniden askeri operasyonlara hazırlanıyor

Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler, Umman'ın Musandam vilayetinden görüntülendi (Arşiv - Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler, Umman'ın Musandam vilayetinden görüntülendi (Arşiv - Reuters)

İran Silahlı Kuvvetleri Müşterek Muharebe Komutanlığı, bugün (pazar) yaptığı açıklamada, ABD'nin bazı bölge ülkelerinin desteğiyle askeri operasyonlara yeniden başlamaya hazırlandığı yönünde bilgi aldıklarını bildirdi.

Komutanlık açıklamasında, ABD'nin düzenleyeceği herhangi bir saldırının ardından bölgedeki Amerikan üslerine ve çıkarlarına yönelik kesintisiz saldırılar düzenleneceği belirtildi. Açıklamada ayrıca ABD'nin İran'a yönelik saldırısına destek veren bölge ülkeleri, çatışmanın tarafı olarak kabul edilecekleri konusunda uyarıldı.Şarku’l Avsat’ın  Reuters'tan aktardığı hbaere göre açıklamada, söz konusu ülkelere yönelik doğrudan bir uyarı da yer aldı.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise bugün yaptığı açıklamada, Tahran'ın şartları karşılanıp ABD'nin verdiği taahhütler yerine getirilene kadar Hürmüz Boğazı'nı açmayacağını söyledi.

Devrim Muhafızları'na bağlı Fars Haber Ajansı'nın Kalibaf'tan aktardığına göre İran'ın “aynı anda hem savaşması hem de müzakere etmesi” gerekiyor. Kalibaf, Tahran'ın düşmanlarını caydırmak için askeri gücünü kullanacağını, uygun zaman geldiğinde ise savaş alanında elde ettiği kazanımları pekiştirmek amacıyla diplomasiye başvuracağını belirtti.

Bu arada İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD ile savaşı sona erdirmeyi amaçlayan müzakerelerin yeniden başlatılması için gerekli şartları arabuluculara ilettiklerini söyledi.

Rızai, medya kuruluşlarına yaptığı açıklamalarda söz konusu şartların tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesini, İran'ın dondurulmuş varlıklarının üzerindeki blokajın kaldırılmasını ve deniz ablukasının sona erdirilmesini içerdiğini belirtti. Rızai, Katar ve Pakistanlı arabulucularla görüşmelerin sürdüğünü ve Tahran'ın ABD Başkanı Donald Trump'tan yanıt beklediğini ifade etti.

Trump da Camp David'de geçirmesi planlanan hafta sonu tatilini yarıda keserek cumartesi akşamı Washington'a döndü.

ABD Dışişleri Bakanlığı ise Orta Doğu'da bulunan vatandaşlarını “beklenmedik bir tırmanma ihtimali” konusunda uyardı. Bakanlık ayrıca Orta Doğu dışında bulunan Amerikalılara, bölgeye veya bölge üzerinden seyahat etme planlarını “ciddi şekilde yeniden değerlendirmeleri” çağrısında bulundu.