BMGK, Minsk Anlaşmaları’nın uygulanmasını tartışıyor

Washington, ‘son derece tehlikeli’ bir durum konusunda uyarırken, bunun Küba füze kriziyle karşılaştırılamayacağını da vurguladı

Blinken, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi durumunda koordinasyonu sürdürmek amacıyla İngiltere, Fransa ve Almanya’daki mevkidaşlarıyla görüştü (AFP)
Blinken, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi durumunda koordinasyonu sürdürmek amacıyla İngiltere, Fransa ve Almanya’daki mevkidaşlarıyla görüştü (AFP)
TT

BMGK, Minsk Anlaşmaları’nın uygulanmasını tartışıyor

Blinken, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi durumunda koordinasyonu sürdürmek amacıyla İngiltere, Fransa ve Almanya’daki mevkidaşlarıyla görüştü (AFP)
Blinken, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi durumunda koordinasyonu sürdürmek amacıyla İngiltere, Fransa ve Almanya’daki mevkidaşlarıyla görüştü (AFP)

ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, Rusya’nın Ukrayna sınırındaki devasa askeri yığınağına paralel olarak yürüttüğü ‘dezenformasyon ve yanlış bilgilendirme kampanyasına’ karşı koymak için transatlantik müttefikleri ve dünyadaki diğer ABD ortaklarıyla geniş kapsamlı bir diplomatik kampanya yürüttü. Yönetim, şu ana kadar Rus yetkililerin bu güçlerin geri çekilmesi veya gerginliğin azaltılması yönündeki iddialarıyla örtüşen ‘herhangi bir delile denk gelmediğini’ vurguladı. Söz konusu ABD kampanyası, çok sayıdaki yüz yüze görüşmede, devre televizyon dairesi, telefon iletişimi ve uluslararası medya yoluyla ‘Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman, Birleşmiş Milletler (BM) Daimî Temsilcisi Linda Thomas Greenfield ve Washington ve New York’taki diğer üst düzey yetkililer’ tarafından ortaya koyuldu. Kampana ayrıca, Ukraynalı, ABD’li, Avrupalı ve dünyadaki diğer yetkililerin diğer endişelerine karşı Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in dile getirdiği güvenlik kaygılarına karşı diplomasi kapısını açık tutarken, Rusya’yı işgal ve mücadele tehlikesinden uzak tutma ve diplomasiye karşı aralama amacı taşıyor.

Transatlantik koordinasyon
Bakan Blinken, İngiliz Mevkidaşı Liz Truss, Fransız mevkidaşı Jean-Yves Le Drian ve Alman mevkidaşı Annalena Baerbock ile ‘Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi durumunda ortaya çıkacak muazzam sonuçların ve maliyetlerin uygulanmasını koordine etmeye devam etme’ amacıyla görüşmede bulundu. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, söz konusu dört bakanın ‘Ukrayna’nın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne güçlü desteklerini ve Rusya’nın Ukrayna ve Avrupa güvenliğine karşı tehditleriyle mücadele etmek için güçlü transatlantik koordinasyona bağlılıklarını ifade ettiklerini’ söyledi. Ukraynalı bir televizyon kanalı tarafından Rus işgali için tarihler belirleyen istihbarat raporlarının amacı sorulduğunda Price, ABD’li yetkililerin Ukraynalı ortaklar, müttefikler ve diğer ortaklarla ‘herhangi bir bilgiyi paylaşmak’ ve ‘herkesin neler olabileceğini bilmesini sağlamak’ için ellerinden gelen her şeyi yaptıkları yanıtını verdi. Sözcü, ‘son derece kısa bir sürede harekete geçme yeteneğini ortaya koyan’ Devlet Başkanı Putin’den nihai bir karar görmediklerini söyledi. Saldırganlığın her an gerçekleşebileceğini söyleyen Price, “Rusya’nın saldırganlığını yenilemesini engellemek için diplomasi yoluyla fazla mesai yapıyoruz” dedi.
Aynı şekilde Blinken, Rusya Devlet Duması’nın Donetsk ve Lugansk cumhuriyetlerinin ‘Ukrayna’dan bağımsızlığını’ tanıması için Başkan Vladimir Putin’e çağrı yapmayı planladığı açıklamasını da eleştirdi. Blinken, “Kremlin’in bu daveti onaylaması, Rus hükümetinin Minsk Anlaşmaları kapsamındaki yükümlülüklerini tamamen reddetmesi anlamına geliyor. Anlaşma, Ukrayna’nın Rus kontrolündeki Donbass bölgesinin 2014 yılından bu yana güçler ve siyasi vekiller tarafından yönetilen tam siyasi, sosyal ve ekonomik yeniden entegrasyon sürecini özetliyor” dedi. “Böyle bir karar, Ukrayna’nın egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün baltalanmasına yol açacak ve uluslararası hukukun açık bir ihlalini oluşturacak” diyen ABD’li Bakan, bu durumun müttefikler ve ortaklarla tam koordinasyon içerisinde ABD’den hızlı ve kararlı bir yanıt gerektirdiğini vurguladı.

‘Ölümcül hatanın’ bedeli
Moskova’nın diyaloğa hazır olduğunu açıklamasının ardından NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in ifade ettiği ‘temkinli iyimserlik’ hakkındaki bir soruya, Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba’nın “Rusya'nın ne dediğine daha az, ne yaptığına daha çok odaklanmalıyız” açıklamasına atıfta bulunarak yanıt verdi. Blinken, “Rus güçlerinin Ukrayna sınırlarından çekildiğini henüz görmedik. Bunu çok dikkatli bir şekilde takip ediyoruz” diyerek, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yeni bir saldırganlık başlatması halinde bunun, ‘sadece ABD tarafından değil, aynı zamanda Avrupalı tüm ortaklar, NATO ve G7 grubu tarafından’ da korkunç sonuçlar doğuracağını ifade etti.
Anthony Blinken, Başkan Putin’in ‘ciddi bir hata yaparsa sonuçlarını da bildiğini’ söylerken, “Ukrayna’nın savunmasını desteklemek için çalışmaya devam ediyoruz” dedi. Blinken ayrıca, ülkesinin geçen yıl 600 milyon dolardan fazla kaynak sağladığını açıklayarak, yakın zamanda Ukrayna ekonomisini desteklemek için bir milyar dolarlık egemen kredi garantisi sağladığını da ifade etti.
Blinken, Arnavutluk Başbakanı Edi Rama ile başkent Washington’daki görüşmesinin, yalnızca iki ülkenin NATO ve Güvenlik Konseyi’ndeki (BMGK) ‘güçlü işbirliğini’ övmek üzere değil, ABD ile Arnavutluk arasındaki diplomatik ilişkilerin yüzüncü yılını kutlamak için geliştiğini söyledi. Bakan ayrıca, ‘Arnavutluk’un Rus saldırganlığına karşı Ukrayna’nın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne açık desteği’ dolayısıyla da Rama’ya teşekkürlerini iletti.

ABD, Kanada ve Bulgaristan
Ned Price ise Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman’ın ‘Rusya’yı gerginliği düşürmeye ve diplomasiyi seçmeye teşvik etme çabalarını’ takip amacıyla Kanadalı mevkidaşı Marta Morgan ile görüştüğünü söyledi. Price’a göre iki yetkili, Rusya’daki gerginliğin daha da artmasının ciddi ve koordineli sonuçlarla ve Rusya için yüksek maliyetlerle karşı karşıya kalacağını vurguladı. Ayrıca yetkililer, Ukrayna’nın egemenliği ve toprak bütünlüğü için güçlü desteğini ve Atlantik boyunca güçlü koordinasyona olan bağlılıklarını ifade ettiler.
Aynı şekilde ABD Dışişleri Bakanlığı Kıdemli Danışmanı Bakanlık Danışmanı Derek Chollet, Ekonomik Büyüme, Enerji ve Çevreden Sorumlu Müsteşarı Jose W. Fernandez, Bulgaristan'dan Avrupa Fon İşlerinden Sorumlu Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Asen Vasile ve Enerji Bakanı ve Enerji Bakanı Aleksandar Nikolov’un da aralarında bulunduğu üst düzey bir Bulgar heyeti ile ‘Sofya’nın iklim taahhütlerini yerine getirme ve enerji kaynaklarını çeşitlendirme çabalarını’ ele aldı. Görüşmede ayrıca ‘küresel zorluklarla mücadele etmek ve ortak güvenlik ve ekonomik fırsatları geliştirmek için iki ülke arasındaki derin ve büyüyen ortaklığı güçlendirme’ meselesine vurgu yapıldı.

‘Diplomatik cepheye’ meyil
ABD’nin BM Daimî Temsilcisi Linda Thomas Greenfield, Rus güçlerinin geri çekildiğine dair sorulara, “Henüz buna dair bir kanıt görmedik” yanıtını verdi. Greenfield, “Rusya’nın Ukrayna’nın doğu sınırında hala yüz bin askeri bulunuyor. Rusların ne yapmaya niyetlendiği konusunda erken sonuçlara varmayacağız” dedi. “Rusya’nın eylemleri, saldırgan olduklarını ve Ukrayna’ya yaklaşımlarını tırmandırdıklarını gösteriyor” diyen Greenfield, hala güçlü bir şekilde diplomatik cepheye yaklaştıklarını ifade etti ve Başkan Joe Biden’in geçen cumartesi günü Putin le üçüncü kez görüştüğünü hatırlattı. BM Daimî Temsilcisi ayrıca, Bakan Blinken’in Ruslarla da iletişim kuran Avrupalı ​​meslektaşlarla devam eden temasların yanı sıra, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile de birkaç kez iletişim kurduğunu söyledi. “Diplomatik bir çözüm bulmaya güçlü şekilde meyilliyiz” diyen Greenfield, kendisine ABD’den gelen diplomatik davetin durumu daha da kötüleştirebileceğinin söylendiğini ifade etti. Linda Thomas Greenfield, “Bu durumu daha da kötüleştiren tek şey, Ukrayna sınırındaki Rus kuvvetleridir” diyerek, sözlerinin devamında ise “Bu bir tehlikedir. Tehlike, Rusya’nın Ukrayna’yı başka yollarla işgali, bağımsız bir ülkenin işgali, Ukrayna sınırlarının egemenliğine ve bütünlüğüne yönelik bir saldırıdır” değerlendirmesinde bulundu. Yetkili, “Ruslar, Ukrayna sınırında aldıkları her türlü tedbire kararlı ve hızlı bir şekilde yanıt vermeyi planladığımızı bilmelidirler” dedi.

BMGK’da endişe
Rusya’nın BMGK Başkanlığı’nın Minsk Anlaşması’nın uygulanmasını görüşmek amacıyla bugün (17 Şubat Perşembe) yapacağı genel kurul toplantısında Ukrayna ile ilgili gerginliklerin yeniden ortaya çıkması muhtemel. Anlaşma, Moskova’nın 2014 yılında Ukrayna’nın Kırım yarımadasını Rus topraklarına ilhak ettiğini açıklamasının ardından Fransa ve Almanya’nın gözetiminde Rusya, Ukrayna ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı tarafından imzalandı. Birçok ülkenin temsilcileri, Moskova’nın bu kuvvetleri geri çekmeye başlayacağına ilişkin iddialarının aksine, Rusya’nın Ukrayna sınırlarına yığılmasının devam etmesi konusundaki endişelerini dile getiriyor.

Durum, son derece tehlikeli
Mevcut durumun ciddiyetini, Küba füze krizi ve Soğuk Savaş ile karşılaştırmayla ilgili bir soruya ise Greenfield, “Durum, son derece tehlikeli. Ama BM Sözleşmesi’nin temel değerlerine bir saldırıya benzer olan bu mevcut durumu, Soğuk Savaş ve Küba füze krizini karşılaştırmak tutarsız” yanıtını verdi. Yetkili, “Demokrasinin temel değerlerine ve Ukrayna’nın bütünlüğüne bir saldırı olduğu için Rusların Ukrayna’da yaptıklarına birleşik bir şekilde yanıt veriyoruz” dedi.
ABD’nin BM Daimî Temsilcisi’ne, Rusya’nın ciddiyetini ve Ukrayna görüşmelerindeki mevcut niyetini sorgulayan Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’ın açıklamaları da hatırlatıldı. Bu çerçevede Greenfield, “Rusları hâlâ doğru kararı vermeye, yani diplomasiyi seçmeye, güvenlik endişelerini gidermek için bizimle müzakere masasına oturmaya ikna etmeye devam ediyoruz. Çünkü savaş alanında bu korkularla baş edemezler” şeklinde konuştu. Ayrılıkçı cumhuriyetlerin bağımsızlığının tanınması çağrısında bulunan Rusya Devlet Duması’nın kararının "bir başka mücadele işareti’ olduğuna dikkati çeken Linda Thomas Greenfield, “Ruslar, iyi niyetle pazarlık yapmıyorlar” dedi. Yetkili, Beyaz Rusya’daki Rus kuvvetlerinin varlığının da bu ülkenin ‘güvenliğini ve bağımsızlığını tehlikeye atacağı’ konusunda uyarırken, ‘Rusya’nın, Ukrayna’yı işgal etmek için bu ülkenin sınırlarını kullanması durumunda’ Beyaz Rusya yetkililerinin de sorumlu olacağı vurgusu yaptı.



New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.


Moskova’nın Güney Kafkasya'daki duruma ilişkin tavrında değişiklik

Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
TT

Moskova’nın Güney Kafkasya'daki duruma ilişkin tavrında değişiklik

Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)

Rusya’nın Ermenistan Büyükelçisi Sergey Kuperskin, Rusya’nın Ermenistan ile ABD arasındaki ‘Trump'ın Uluslararası Barış ve Refah Yolu’ projesini yakından takip ettiğini ve bu girişime katılma olasılığını görüşmeye hazır olduğunu açıkladı.

Bu açıklama, yüzyıllardır Moskova'nın hayati etki alanı ve Rusya'nın zayıf noktası olarak kabul edilen Güney Kafkasya bölgesinde artan Amerikan faaliyetlerine ilişkin Rusya'nın tutumunda bir değişiklik olduğunu gösterdi. Bu bölge, defalarca dalgalanmalara ve Rusya'nın etkisine yönelik tehditlere tanık oldu.

edrft
Ermenistan ve Azerbaycan arasında anlaşmanın imzalanmasının ardından Beyaz Saray'da Donald Trump, İlham Aliyev ve Nikol Paşinyan tokalaşırken, 8 Ağustos 2025 (Reuters)

Azerbaycan'ı güney Ermenistan üzerinden Nahçıvan bölgesine (Ermenistan'ın adlandırmasına göre Nahichevan) bağlayan tartışmalı ‘Zengazur Koridoru’ kara projesine atıfta bulunan Kuperskin, ülkesinin ‘projeyle ilgili gelişmeleri takip ettiğini ve diğer hususların yanı sıra, Ermenistan Cumhuriyeti'ndeki demiryolu sektörünün bakımı ve geliştirilmesinde Rusya ile Ermenistan arasındaki yakın işbirliğini de dikkate alarak, müzakerelere katılmaya ve bu girişime katılma olasılığını görüşmeye hazır olduğunu’ söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov daha önce bu konuyu belirsiz ifadelerle ele almıştı. Lavrov, “Bu projenin somut pratik detayları henüz şekillenmeye başladı ve projenin başlatılması biraz zaman alacak” dedi.

tvrfv
Soldan sağa: Azerbaycan, Kazakistan, Rusya, Beyaz Rusya, Özbekistan, Tacikistan ve Ermenistan liderleri 10 Ekim'de Duşanbe'deki BDT zirvesinin yapıldığı binaya doğru ilerlerken (EPA)

Rusya Dışişleri Bakanlığı Enformasyon ve Basın Dairesi Başkanı Mariya Zaharova da Rusya'nın, Rusya Demiryollarının benzersiz uzmanlığından yararlanmak da dahil olmak üzere, projeye katılım seçeneklerini araştırmaya hazır olduğunu duyurdu.

Moskova, geçtiğimiz yıl ağustos ayında Washington'da Ermenistan ve Azerbaycan arasında varılan anlaşmanın bazı ayrıntılarına ilişkin çekincelerini daha önce dile getirmişti. Bakü ve Erivan arasındaki barış çabalarından duydukları memnuniyeti dile getiren Rus yetkililer, ABD'ye bölgede doğrudan varlık gösterme hakkı verilmesine ilişkin ayrıntılara açıkça memnuniyetsizliklerini ifade ettiler.

Azerbaycan ve Ermenistan tarafları, ABD'nin himayesinde düzenlenen ve onlarca yıldır taraflar arasında doğrudan arabuluculuk yapan Moskova'nın davet edilmediği bir toplantıda, barış ve on yıllardır süren çatışmanın sona ermesi için bir ön anlaşma imzaladı. İki ülke arasında barışın tesis edilmesi ve ilişkilerin güçlendirilmesine ilişkin anlaşma, Azerbaycan ile Ermenistan üzerinden Nahçıvan Özerk Bölgesi'ni birbirine bağlayan bir koridorun oluşturulmasına ilişkin bir madde içeriyordu. Bu konu, iki ülke arasında önemli bir anlaşmazlık noktasıydı.

dcfgtyhu
Dağlık Karabağ'daki Azerbaycan kontrol noktası, Ağustos 2023 (AFP)

Erivan, ‘Trump'ın Uluslararası Barış ve Refah Yolu’ olarak adlandırılan koridorun kurulması için ABD ve üçüncü taraflarla iş birliği yapmayı kabul etti. Bu gelişme, özellikle projeyi uygulamak için Amerikan şirketlerinin davet edilmesi konusundaki tartışmaların artmasıyla, Rusya ve İran’ın bölgedeki çıkarlarına doğrudan bir tehdit oluşturdu ve ABD’nin uzun vadeli ekonomik, ticari ve güvenlik varlığının kurulması anlamına geliyordu. Moskova, Washington'u doğrudan eleştirmekten kaçınırken, bazı yetkililer sadece dolaylı olarak memnuniyetsizliklerini dile getirdiler. İran ise, bu koridorun kendisini Kafkasya'dan izole edeceği ve sınırlarına yabancı bir varlık getireceği endişesiyle, koridorun kurulmasına şiddetle karşı çıktı.

Birkaç gün önce, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan ile yaptığı görüşmede, Erivan'ın Washington'a kendi topraklarındaki koridorda bir pay vereceğini doğruladı. ABD Dışişleri Bakanlığı, yüzde 74'ü ABD'ye ait olacak şekilde, bu arazide demiryolu ve karayolu altyapısının inşasından sorumlu olacak bir şirket kurulacağını açıkladı. Dışişleri Bakanlığı'nın çerçeve metninde belirtildiği üzere, projenin ABD'nin yatırımlarına ve ‘kritik ve nadir minerallere’ ABD pazarına erişimine olanak sağlaması bekleniyor. Rubio, toplantı sırasında “Anlaşma, egemenlik ve toprak bütünlüğünden ödün vermeden ekonomik faaliyete ve refaha nasıl açılabileceğimizi gösteren, dünya için bir model olacak” dedi. “Bu, Ermenistan için, ABD için ve ilgili herkes için iyi olacak” diye ekleyen Rubio, Trump yönetiminin artık ‘anlaşmayı uygulamak için’ çalışacağını vurguladı.

sdfrgth
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan (sağda), Erivan'da İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile yaptığı görüşmede imzalanan anlaşma belgelerini değiş-tokuş ederken (EPA)

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ise Azerbaycan'ı Nahçıvan'a bağlayan koridorun güvenliğinin ‘üçüncü bir ülke değil, Ermenistan tarafından’ garanti edileceğini vurguladı.

Rusya'nın projeye ilişkin tutumundaki gelişme ve projeye katılma isteği konusunda görüşmelerin başlamasına, Moskova'nın Avrupa ile daha geniş bir iş birliğine yönelmeden önce Rusya'nın yakın müttefiki olan Ermenistan'a gönderilen mesajlar eşlik etti.

Bakan Lavrov, birkaç gün önce Ermenistan Ulusal Meclisi Başkanı Alen Simonyan ile yaptığı görüşmede şunları söyledi:

"Ermenistan'ın, Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyelerinin Rusya'ya stratejik bir yenilgi yaşatmak amacıyla açıkça savaş ilan ettiği bu durumun arkasındaki nedenleri tam olarak anladığını, şüphe ve hatta yalanlar saçan bir anlatının iki ülkemizin kamuoyunu domine etmemesini içtenlikle umuyorum.”

Ülkesinin ‘hiçbir ortağının herhangi bir yönde dış ilişkiler geliştirmesine asla itiraz etmediğini’ vurgulayan Lavrov, ancak Rusya’nın AB’deki muhataplarının, söz konusu ülkeyi sürekli olarak ‘ya bizimle ya da onlarla’ şeklindeki iki seçenek arasında seçim yapmaya zorladığını belirtti.