Tarihteki en korkunç 9 deney

Eski bir mahkum olan Carlo Prescott, Stanford Hapishane Deneyi'nde danışmanlık yaptığını açıklamıştı (Stanford Libraries)
Eski bir mahkum olan Carlo Prescott, Stanford Hapishane Deneyi'nde danışmanlık yaptığını açıklamıştı (Stanford Libraries)
TT

Tarihteki en korkunç 9 deney

Eski bir mahkum olan Carlo Prescott, Stanford Hapishane Deneyi'nde danışmanlık yaptığını açıklamıştı (Stanford Libraries)
Eski bir mahkum olan Carlo Prescott, Stanford Hapishane Deneyi'nde danışmanlık yaptığını açıklamıştı (Stanford Libraries)

Tarih boyunca hastalıkların tedavisinde büyük atılımlara sahne olan birçok yenilikçi deney yapıldı.
Ancak aynı zamanda dünya, bilim adına yapılan korkunç deneylere de sahne oldu.
Bilim çoğu zaman hayat kurtarırken, bazen bilim insanları istedikleri sonuçları elde etmek için suç işledi ve sansasyonel olaylara imza attı.
İşte o kötücül deneylerden bazıları…

Üçüzler deneyi
12 Temmuz 1961'de, bekar ve genç bir anne dördüzlerini dünyaya getirdi. Dördüncü bebek doğum sırasında hayatını kaybetti. Sağlıklı doğan üçüzlerse gerekli işlemlerin ardından New York'taki Louise Wise Evlatlık Edinme Merkezi tarafından farklı ailelere evlatlık verildi. İşlemler, Dr. Peter Neubauer adlı bir psikiyatristin kontrolünde gerçekleşti.

Bobby Shafran, David Kellman ve Eddy Galland yıllar sonra tesadüfen kavuştu (Newsday LLC)
Üçüzlerin evlatlık verildiği aileler rastgele seçilmemişti. Üç ailenin de çocuk yetiştirme şekilleri ve sosyoekonomik durumları birbirinden farklıydı. Üç ailenin de birbirinden ayrılmış kardeşleri evlatlık edindiğinden haberi yoktu.
Neubauer liderliğindeki klinik psikologlar, bunu bir deney yapmak için bilerek ayarlamış ve böyle birçok kardeşi farklı ailelere dağıtmıştı.
Deney, 1980'de tek yumurta üçüzü olan kardeşlerin yanlışlıkla birbirlerini bulmasıyla ortaya çıktı. 
Üçüzlerden David Kellman, "20 yıl birlikte olabilirdik, bunu elimizden aldılar" dedi. Kardeşi Edward Galland ise 1995'te New Jersey'deki evinde intihar etti.
Neubauer'in gizli deneyden ne öğrendiği bilinmiyor. Zira bu deneyin bulguları, Yale Üniversitesi'ndeki bir arşivde saklanıyor ve 2066'ya kadar açılamıyor.
Bu deney, beyazperdeye de konu oldu. Yönetmen Tim Wardle, Üç Tanıdık Yabancı (Three Identical Strangers) adlı 2018 yapımı filminde üçüzlerin hayatlarını işledi.

Nazi deneyleri
Belki de tüm zamanların en kötü deneyleri, Holokost sırasında Auschwitz'de bir Nazi doktoru olan Josef Mengele'ye ait. Mengele kusursuz bir Aryan ırkı yaratmak için Yahudi ve Çingene ikizleri toplayıp üzerlerinde deney yaptı. Mengele, gaz odasına gönderip ölümüne sebep olduğu esirler hariç binlerce ikizi acımasız deneylere tabi tutmakla sorumlu tutuluyor. Bu deneyler arasında göz rengi ve cinsiyet değiştirme ameliyatları da vardı.

Tarihteki en korkunç deneylerden bazıları Auschwitz'de yapıldı (Wikimedia Commons)
Naziler, başka birçok deney için de esirleri kullanıyordu. Yahudi Sanal Kütüphanesine göre, bazı esirler havacılık deneyleri için donma noktasındaki sıcaklıklara ve düşük basınçlı odalara maruz bırakılıyordu. Sayısız mahkum deneysel kısırlaştırma prosedürlerine tabi tutuldu. Holokost Müzesi'ne konuşan Ruth Elias adlı bir kadın, Nazi doktorların memelerini bir iple bağladığını söyledi. Elias'a göre bunu yaparak doktorlar kadının bebeğinin ne kadar aç kalabileceğini görmek istiyordu. Sonunda çocuğa öldürücü dozda morfin enjekte edildi.
Bu deneylerden sorumlu doktorlardan bazıları daha sonra savaş suçlusu olarak yargılandı ama Mengele, Güney Amerika'ya kaçtı. 1979'da Brezilya'da kalp krizinden öldü.

Japonya'daki 731. Birim 
Japon İmparatorluk Ordusu, 1930'lar ve 1940'larda çoğunlukla Çinli siviller üzerinde biyolojik savaş deneyleri ve tıbbi denemeler yaptı. 731. Birim adı altında, General Shiro Ishii tarafından yönetilen bu acımasız deneylerde ölenlerin sayısı bilinmiyor.

Japonya'nın yıllar sonra varlığını kabul ettiği birimi Shiro Ishii yönetiyordu (Wikimedia Commons)
1995 tarihli bir New York Times makalesine göre, Tarihçi Sheldon H. Harris, 200 bin kadar kişinin ölmüş olabileceğini tahmin ediyor.
Deneylerde savaşta kullanılmak üzere çok sayıda hastalık incelendi. Bunlar arasında veba, şarbon, dizanteri, tifo, paratifo ve kolera da vardı. Kuyulara kolera ve tifo bulaştırılması ve Çin şehirlerine vebalı pirelerin yayılması da dahil olmak üzere çok sayıda suç işlendi.
Birimin eski üyeleri medya kuruluşlarına mahkumlara zehirli gaz verildiğini ve bazı deney kurbanlarının gözleri çıkana kadar basınç odalarına kapatıldığını söyledi. ABD hükümetinin de Japonya'yla soğuk savaşta ittifak kurmak için bu deneylerin gizli tutulmasına yardımcı olduğu iddia ediliyor.

Canavar çalışma
1939'da, ABD'deki Iowa Üniversitesi'nden araştırmacılar, kekemeliğin öğrenilmiş bir davranış olduğu teorisini kanıtlamak istedi. Bu araştırmacılara göre çocuklar konuşamayacaklarından korktukları için kekeliyordu. Bu nedenle deneyde çocuklara gelecekte kekeme olacakları söylendi. Araştırmacılar bunu duyan çocukların gerçekten kekeme olacağına inanmıştı.
Çocuklara kekemelik belirtileri gösterdikleri anlatılıyor ve doğru konuşacaklarından emin olmadıkça konuşmamaları tembihleniyordu.
Deney kekemeliğe neden olmadı ama sağlıklı çocukları kaygılı, içine kapanık ve sessiz bireyler haline getirdi.
Iowa öğrencileri 2003'te bu deneyleri "canavar çalışma" diye adlandırdı. 2007'de üniversite deney mağdurlarına yüklü miktarda tazminat ödedi.

Burke ve Hare cinayetleri
Burke ve Hare cinayetleri, İskoçya'nın Edinburgh kentinde, 1828'de yaklaşık 10 ay içinde işlenmiş 16 cinayetten oluşuyor. Bunlar West Port cinayetleri diye de anılıyor. 
O dönemde bilim insanları anatomi incelemesi için sadece idam edilenlerin cesetlerini kullanabiliyordu ama infazlar nadiren gerçekleşiyordu. 
Edinburgh'da pansiyon sahibi William Hare ve arkadaşı William Burke, kendi öldürdükleri insanların cesetlerini dönemin ünlü doktoru Robert Knox'a satmaya başladı.
Cinayetler ortaya çıkınca sadece Burke idam edildi. Hare kaçtı ve söylentilere göre en son karısı ve çocuğuyla birlikte başka bir şehirde görüldü. Diğer yandan, öfkeli kitleler Doktor Knox'un evine taşlarla saldırdı. Askerlerin yardımıyla kurtarılan Knox, Londra'da bir hastanede çalışmaya devam etti.

Köleler üzerinde cerrahi deneyler
Modern jinekolojinin babası sayılan ABD'li doktor J. Marion Sims, ününü 19. yüzyılda köle kadınlar üzerinde uygunsuz deneysel ameliyatlar yaparak kazandı.
Doktorun en önemli başarısı, vezikovajinal fistülün (vajina ve mesane arasında yırtık) onarımı için bir cerrahi teknik geliştirmesiydi.
Ancak Sims bu deneylerde kadınları anestezi vermeden ameliyat ediyordu. Anestezi daha yeni keşfedilmişti ve NPR'ye göre Sims, operasyonların "o kadar da acı vermediğine" inanıyordu.

J. Marion Sims'in heykeli Beşinci Cadde'den (5th Avenue) kaldırılmıştı (AP)
Sims uzun süredir "kabul edilemez insanlı deneyler için köleleri kullanmakla" suçlanıyor. Sims'in bir heykeli 2018'de ırkçılık karşıtlarının protestolarına sahne olmuş ve kaldırılmıştı.

Guatemela frengi deneyleri
ABD'nin Guatemala bölgesinde 1946 ve 1948 arasında ABD ve Guatemalalı yetkililerin işbirliğiyle frenginin tedavisinin keşfi için birçok kişi üzerinde deney yapıldı.
Deneylerde asker, mahkum ve akıl hastalarına izinleri olmaksızın frengi ve diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklar bulaştırıldı. Bu deneylerden Guatemalalı bin 500 erkek, kadın ve çocuk etkilendi.
Çalışmanın amacı, penisilinin frengi enfeksiyonunu sadece tedavi etmekle kalmayıp, önleyip önleyemeyeceğini de belirlemekti. Çalışmanın sonuçlarıysa hiçbir zaman yayınlanmadı. İlerleyen yıllarda ABD'li yetkililer Guatemala halkından özür diledi.

Tuskegee frengi deneyleri
Benzer deneyler Tuskegee bölgesinde 1932-1972'de 40 yıl boyunca yapıldı.  Katılımcılar bölgede mevsimlik tarım işçisi olarak çalışan siyahlardı. Halihazırda frengiye yakalanmış 399 siyah erkekte hastalığın ilerlemesi izlendi. O dönemde penisilin henüz hastalığın tedavisinde kullanılmaya başlamamıştı.
Penisilin tedavisi 1947'de keşfedildi ama bu katılımcılar hiçbir zaman penisilinle tedavi edilmedi. Yetkililer bunun yerine araştırmayı sürdürme kararı aldı.
Deneye katılan insanlardan 28'i de­neyler sonlanmadan, deneylerde uygula­nan prosedürler yüzünden öldü. 100 kadarı da deneyde oluşan komplikasyonlar yü­zünden hayatlarını kaybetti. Deneklerin eşlerinden 40'ı da frengiye yakalandı. Deneklerin çocuklarının 19'u frengili doğdu.

Stanford hapishane deneyi
Şu anda ABD'deki Stanford Üniversitesi'nde fahri psikoloji profesörü olan Philip Zimbardo, 1971'de, "İyi insanları kötü durumlara soktuğunuzda ne olur?" sorusuna yanıt bulmak için "insan doğasını test etmeye" karar verdi.

Deney Philip Zimbardo önderliğinde yapıldı (Wikimedia Commons)
Deneyde 70 kişi arasından 24 lisans öğrencisi gardiyan ya da mahkum rollerini oynamak üzere seçildi. Seçilen öğrenciler Stanford psikoloji binasının bodrum katındaki kurmaca hapishaneye yerleştirildi.
Mahkumlar ve gardiyanlar rollerine hızla adapte oldu. Bunun ardından deney öngörülen sınırların dışına çıkıp tehlikeli ve psikolojik hasar bırakan bir çalışmaya dönüştü.
Birçok mahkum duygusal travma geçirirken gardiyanların üçte biri "gerçek" sadistik eğilimler sergilemeye başladı. Mahkumların ikisinin daha deneyin başında çıkarılması gerekti. Zimbardo herkesin kendini role iyice kaptırdığından emin olduktan sonra 6. günün sonunda deneyleri bitirdi.
Bu olay filmlere de konu oldu. Bunlar arasında 2001 Almanya yapımı Deney (Das Experiment) ve  2015 Amerika yapımı Standford Hapishane Deneyi (The Stanford Prison Experiment) yer alıyor.
Independent Türkçe, Livescience



Coldplay skandalındaki kadın, dudak uçuklatan ücretle tavsiye veriyor

Kristin Cabot ve patronu Andy Byron, Coldplay konserinde sarmaş dolaş halde yakalanmıştı (@calebu2/TMX)
Kristin Cabot ve patronu Andy Byron, Coldplay konserinde sarmaş dolaş halde yakalanmıştı (@calebu2/TMX)
TT

Coldplay skandalındaki kadın, dudak uçuklatan ücretle tavsiye veriyor

Kristin Cabot ve patronu Andy Byron, Coldplay konserinde sarmaş dolaş halde yakalanmıştı (@calebu2/TMX)
Kristin Cabot ve patronu Andy Byron, Coldplay konserinde sarmaş dolaş halde yakalanmıştı (@calebu2/TMX)

Owen Scott ABD Muhabiri 

Coldplay konseri sırasında öpücük kamerasına yakalanarak kötü bir ün kazanan insan kaynakları yöneticisi, "hikayesini geri kazanma" konuşmasının biletleri için 875 dolar talep ediyor.

53 yaşındaki Kristin Cabot, evli patronu Andy Byron'la sarmaş dolaş görüntülerinin stadyum ekranlarında canlı yayımlanması üzerine aniden eğildikten sonra Nisan 2025'te internet mimine dönüşmüştü.

Artık viral olan videoda Coldplay'in solisti Chris Martin stadyum hoparlörlerinden "Ya gizli ilişki yaşıyorlar ya da çok utangaçlar" demişti.

Olayın ardından Cabot ve Byron dünya çapında manşetlere taşınmış, birçok kişi ilişkileri hakkında spekülasyonlar yürütmüştü.

Artık Cabot, "hikayesini" nasıl geri kazandığını anlatan konuşmalar yapıyor ancak onun söylediklerini dinlemek isteyen katılımcıların 875 dolar gibi dudak uçuklatan bir ücret ödemesi gerekiyor.

Etkinliğin açıklamasında, "Medyanın olumsuz merceği altındaki kadınların uzun süredir maruz kaldığı toplumsal ayıplamanın şiddetini Cabot ilk elden deneyimledi; aynı durumdaki erkekler genellikle bundan paçayı sıyırıyor gibi görünüyor" ifadeleri yer alıyor.

Cabot, Byron'la birlikte Jumbotron'da yakalandığında eşinden ayrılmıştı ancak patronu evliydi.

İki çocuk annesi Cabot skandalın ardından verdiği bir dizi röportajda, bu mim yüzünden "iş bulamadığını" söylemişti.

New York Times'a verdiği röportajda skandaldan "birkaç High Noons"u (alkollü içki markası -çn.) sorumlu tutan Cabot, daha sonra Britanya gazetesi The Times'a kendisini "kızıl harfle" (Scarlet Letter; zina yaptığı için boynuna kızıl bir "A" harfi asılarak toplumdan uzaklaştırılan bir kadını konu alan Nathaniel Hawthorne romanı -çn.) damgalanmış gibi hissettiğini açıklamıştı.

PRWeek'in 2026 Kriz İletişimi Konferansı’nda yapacağı konuşmasının ana konusu, bu mecazi "kızıl harfi" nasıl üstünden attığını açıklamak olacak gibi görünüyor.

Cabot'ın internette yükselen eleştirilere karşı koymak için hizmetlerinden yararlandığı halkla ilişkiler uzmanı Dini von Mueffling, kendisine sahnede eşlik edecek.
 

Görsel kaldırıldı.Öpücük kamerası videosunun ardından işe aldığı halkla ilişkiler uzmanı Dini von Mueffling, Cabot'a sahnede eşlik edecek (PRWeek)


Etkinliğin açıklaması şöyle devam ediyor:

Bu oturumda Astronomer'ın eski insan kaynakları direktörü Cabot ve onun halkla ilişkiler temsilcisi, sektörün efsane ismi Dini von Mueffling, Cabot'ın kendi hikayesini kontrol altına alıp yeniden yazmasını sağlayan (hem kısa hem de uzun vadeli) stratejileri paylaşacak.

16 Nisan'da Washington D.C.'de düzenlenecek konferansta başka şirketler ve hayır kurumları da etkinlikte konuşma yapma hazırlıklarını sürdürüyor.

Bu oluşumlardan biri, LGBTQ+ bireylerin intiharını önlemeye odaklanan, kâr amacı gütmeyen Trevor Project.

ABD'nin başkentinin göz alıcı halkla ilişkiler etkinliğine katılan bir diğer şirket Blackbird.AI ise yapay zekanın krizleri büyütme tehlikesi üzerine bir konuşma yapacak.

Independent Türkçe, independent.co.uk/arts-entertainment


Okyanus tabanının altında tatlı su kaynağı olduğu doğrulandı

Çökelti örneklerinin alındığı yerler (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)
Çökelti örneklerinin alındığı yerler (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)
TT

Okyanus tabanının altında tatlı su kaynağı olduğu doğrulandı

Çökelti örneklerinin alındığı yerler (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)
Çökelti örneklerinin alındığı yerler (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)

Uluslararası bir keşif gezisi, okyanus tabanının altındaki gizli tatlı su rezervlerini ilk kez kapsamlı bir şekilde belgeleyerek, çok az anlaşılan bir sisteme dair yeni bilgiler sundu.

Su, gezegenimizin yüzeyinin yaklaşık yüzde 70'ini oluştursa da aynı zamanda yeraltı su kaynaklarında da depolanıyor.

Birçok kıyı topluluğu, tatlı su ihtiyaçları için bu su kaynaklarına bağımlı.

Yeraltındaki su kaynaklarının, deniz tabanının altında tatlı, hafif tuzlu su bölgelerine doğru açık denize gittiği biliniyordu ancak bunlar şimdiye kadar neredeyse hiç keşfedilmemişti.

Uluslararası Okyanus Keşif Programı 501 Seferi, deniz tabanının yaklaşık 200 metre altındaki bir bölgede tatlılaşmış suyu belgeledi ve örnekledi. New England kıyılarının açıklarında okyanus tabanının altından alınan çökelti örnekleri, ilk kez açık deniz tatlı su sistemlerinin varlığını doğruladı.

Araştırmacılar, bulguların dünyanın dört bir yanındaki benzer gizli su kaynaklarına daha fazla ışık tutabileceğini söyledi.

Devam eden çalışmalarda, bilim insanları, su kaynaklarını yerinde tutan ve su geçirmez tabakalar diye bilinen kumlu katmanlar da dahil olmak üzere, tortularda depolanan suyu örneklemeyi umuyorlar.

grthy
Uluslararası Okyanus Keşif Programı 501 Seferi, New England kıyılarının açıklarında okyanus tabanının altından tortu örnekleri aldı (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)

Colorado Maden Okulu'ndan jeolog Brandon Dugan, "Tatlılaşmış suyun hem denizel hem karasal tortularda, birden fazla tortu türünde bulunduğunu görmek bizi heyecanlandırdı" dedi.

Bu kadar farklı malzemelerdeki tatlı su, suyun hangi koşullarda buraya yerleştiğini anlamamıza yardımcı olacak.

Araştırmacılar, birçok kıyı bölgesinin tatlı su kaynakları için yeraltı suyuna bağımlı olması nedeniyle, bulguların toplum için büyük önem taşıdığını söylüyor.

ABD'nin kuzeydoğu kıyıları, açık deniz tatlı su rezervlerine sahip olduğu düşünülen en çok incelenen alanlardan biri. Tahminler, New Jersey ve Maine arasındaki Atlantik kıta kenarı boyunca yaklaşık 1300 kilometreküp depolanmış tatlı su olabileceğini gösteriyor.

ds67ı
Bilim insanları, tortu örneklerini renk ve yapı bakımından tanımlamak için Toprak Renk Şeması'nı kullanıyor (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)

Bunu daha iyi anlamak için, araştırmacılar New York'un her yıl 1,5 kilometreküp tatlı su, yani yaklaşık 1,5 trilyon litre kullandığını söylüyor.

Leicester Üniversitesi'nden sedimentolog Sarah Davies, "501 Seferi, başından beri yenilikçi oldu; okyanus sondaj topluluğu genelinde yeni araçlar, yeni yöntemler ve yeni işbirlikleri getirdi" dedi.

13 ülkeden yaklaşık 40 araştırmacının devam eden çalışmaları, besin maddelerinin dünyanın kıta sahanlığı tortularında nasıl döngüye girdiğini ve bu süreçlerin okyanus ekosistemlerini nasıl şekillendirdiğini ortaya çıkarabilir.

Dr. Davies, "Karadaki çalışmalar bu ivmeyi sürdürüyor ve örnekler şimdiden heyecan verici bir hikaye ortaya koyuyor" dedi.

Independent Türkçe


NASA, Jüpiter'in gerçek boyutunu ortaya çıkardı: "Ders kitaplarının güncellenmesi gerekecek"

Jüpiter, Güneş Sistemi'ndeki diğer tüm gezegenleri içine alabilecek kadar büyük (ESA)
Jüpiter, Güneş Sistemi'ndeki diğer tüm gezegenleri içine alabilecek kadar büyük (ESA)
TT

NASA, Jüpiter'in gerçek boyutunu ortaya çıkardı: "Ders kitaplarının güncellenmesi gerekecek"

Jüpiter, Güneş Sistemi'ndeki diğer tüm gezegenleri içine alabilecek kadar büyük (ESA)
Jüpiter, Güneş Sistemi'ndeki diğer tüm gezegenleri içine alabilecek kadar büyük (ESA)

NASA'nın Juno uzay aracı, Güneş Sistemi'nin en büyük gezegeni Jüpiter'in sanılandan biraz daha küçük ve basık olduğunu tespit etti.

Bir gaz devi olan Jüpiter büyük ölçüde hidrojen ve helyumdan oluşuyor. 

Daha önce NASA'nın Pioneer ve Voyager görevlerinden elde edilen veriler, devasa gezegenin ekvatordaki çapının 142 bin 984 kilometre, bir kutbundan ötekine olan uzunluğunun da 133 bin 708 kilometre olduğunu gösteriyordu.

Ancak İsrail'deki Weizmann Bilim Enstitüsü'nden araştırmacılar bu ölçümlerin tam isabetli olmadığını belirledi.

NASA'nın aracı Juno, 2016'dan beri Jüpiter'in yörüngesinde. Görev süresi 2021'de uzatılınca rotası değiştirilen Juno, Dünya'dan bakıldığında Jüpiter'in arkasından geçişler yapmaya başladı.

Bu sayede gezegenin büyüklüğünü daha net bir şekilde hesaplamak mümkün oldu. Aracın, Jüpiter'in arkasından Dünya'ya gönderdiği radyo sinyallerinin Jüpiter'in arkasından geçerken bükülmesi ya da zayıflaması, gezegenin boyutunu ölçmeye yarıyor.

Juno'nun ham verilerini işlemek için gereken teknikleri geliştiren Maria Smirnova "Radyo sinyallerinin, Jüpiter'in atmosferinden geçerken nasıl büküldüğünü izledik. Böylece bu bilgileri Jüpiter'in sıcaklık ve yoğunluğuna ilişkin ayrıntılı haritalara dönüştürdük ve dev gezegenin şekli ve boyutuna ilişkin şimdiye kadarki en net resmi elde ettik" diye açıklıyor.

Bulguları hakemli dergi Nature Astronomy'de 2 Şubat Pazartesi yayımlanan çalışmaya göre Jüpiter'in ekvatordaki çapı sanılandan 8 kilometre, kutupları arasındaki uzunluk da 24 kilometre daha küçük.

Çalışmanın yazarlarından Yohai Kaspi "Ders kitaplarının güncellenmesi gerekecek" diyor. 

Jüpiter'in boyutu elbette değişmedi; değişen, onu ölçme yöntemimiz.

Devasa bir gezegen için birkaç kilometrelik bir farkın önem taşımayacağı düşünülebilir ancak bilim insanları durumun böyle olmadığını söylüyor.

Araştırmayı yöneten Eli Galanti, "Bu birkaç kilometre çok önemli" diyor. 

Yarıçaptaki küçük değişimle, Jüpiter'in iç yapısını gösteren modellerimiz hem kütleçekim verileriyle hem de atmosferik ölçümlerle çok daha iyi uyum sağladı.

Jüpiter, gaz devi gezegenleri anlamada bir standart sunduğu için bu veriler Güneş Sistemi'nin ötesindeki gaz devleri hakkında daha iyi bir fikir sahibi olmaya katkı sağlıyor.

Independent Türkçe, Reuters, Space.com, NatureAstronomy