Putin, Doğu Ukrayna’nın geleceğini belirliyor

Güvenlik Konseyi, Donetsk ve Luhansk’ın bağımsızlığını tanımak için olağanüstü toplandı  

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Olağanüstü Güvenlik Konseyi Toplantısı’na başkanlık etti. (EPA)  
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Olağanüstü Güvenlik Konseyi Toplantısı’na başkanlık etti. (EPA)  
TT

Putin, Doğu Ukrayna’nın geleceğini belirliyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Olağanüstü Güvenlik Konseyi Toplantısı’na başkanlık etti. (EPA)  
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Olağanüstü Güvenlik Konseyi Toplantısı’na başkanlık etti. (EPA)  

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna krizine siyasi bir çözüm arama çabaları karşısında masayı devirdi. İlk kez canlı yayınlanan Olağanüstü Güvenlik Konseyi Toplantısı’nın ardından, Ukrayna’nın birleşik bir ülke olarak siyasi geleceği artık Rusya başkanlık kararına bağlı.  
Güvenlik Konseyi toplantısında Ukrayna’daki ayrılıkçı Luhansk ve Donetsk bölgelerinin bağımsızlığının tanınması önerildi. Toplantı esnasında Putin, Rusya Parlamentosu’nun alt kanadı Devlet Duması'nın Donbas'taki ayrılıkçıların sözde yönetimlerinin tanınmasıyla ilgili çağrısı konusunda güvenlik konseyi üyelerinin görüşünü aldı. Konsey üyelerinin tamamı Donetsk Halk Cumhuriyeti ve Luhansk Halk Cumhuriyeti'nin tanınmasından yana görüş beyan etti. 
Güvenlik Konseyi toplantısının canlı yayınlanması Ruslar ve dünya için büyük bir sürpriz oldu. Ruslar, Güvenlik Konseyi Toplantılarını genellikle mutlak bir gizlilik içinde düzenlemekteydi. Rus televizyonları ve uluslararası televizyonlar, yayınlarını keserek konsey toplantısını canlı yayınladı. Toplantıya, konseyin daimi üyeleri olarak, başbakan, meclis başkanları, dışişleri, savunma ve içişleri bakanları, cumhurbaşkanlığı yetkilileri ve istihbarat servislerinin başkanları katıldı.  
Putin, Rusya’nın Donbas’taki çatışmaların barışçıl bir şekilde çözülmesi için en baştan beri çaba gösterdiğini vurgulayarak, ‘’Ukrayna’da 2014’te anayasaya aykırı bir şekilde kanlı bir darbe gerçekleştiğinde, Kırım Yarımadası ve Donbas’taki vatandaşlar dahil olmak üzere birçok vatandaş bunu kabul etmedi. Böylelikle Donetsk ve Luhansk halk cumhuriyetleri ayrıldıklarını duyurdu. Ukrayna yönetimi geçtiğimiz yıllarda iki defa bu toprakları askeri olarak cezalandırmak istedi, şimdilerde üçüncüsüne şahit oluyoruz’’ dedi.  
Ukrayna’nın Minsk Anlaşması’na uyma niyeti olmadığını öne süren Putin, ‘’Bunu defalarca en üst düzeyde, dışişleri bakanı ve ulusal güvenlik sekreteri seviyesinde aleni bir şekilde dillendirdiler. Donbas’taki çatışma uluslararası güvenlik meseleleriyle doğrudan ilişkilidir. Batı Kiev yönetimini Moskova’yla mücadelede bir araç olarak kullandı. Bu durum Rusya için tehlike arz etmektedir’’ ifadelerini kullandı.  
NATO’nun 2008’deki Bükreş Zirvesi’nde Gürcistan ve Ukrayna’ya kapıyı açtığını ifade eden Putin, NATO’nun 5’inci maddesi uyarınca, üyelerden birine ya da daha fazlasına yöneltilecek silahlı bir saldırının, hepsine yönelmiş bir saldırı olarak değerlendirileceğini hatırlattı. 
Bu durumda Ukrayna’nın birliğe üye olmasının Rusya’yı tehlikeye sürükleyeceğini, zira Kırım Yarımadası ve Sivastopol’un bağımsızlıklarının tanınmadığını, Ukrayna’nın kendisine ait olduğunu iddia ettiği bu bölgeleri silah zoruyla geri alma niyetinde olduğunu söyledi. Bu yaşanırsa NATO’nun Ukrayna’yı desteklemek zorunda kalacağını belirtti.  
Putin, konuşmasının ardından konsey üyelerine Donetsk Halk Cumhuriyeti ve Luhansk Halk Cumhuriyeti'nin tanınmasıyla ilgili görüşlerini sordu. Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, bağımsızlıklarının desteklenmesi yönünde görüş beyan ederek, "NATO ve ABD'ye taleplerimizi ilettik. NATO ölümüne bağlı olduğu açık kapı politikası nedeniyle taleplerimizi reddetti. Bize doğuya doğru genişlemeyeceklerinin güvencesini vermeye hazır değiller’’ dedi.  
Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Kiev yönetiminin Donbas’ta askeri anlamda kışkırtıcı bir pozisyon sergilediğini belirtti ancak tehditlerin bununla da sınırlı olmadığını söyledi. Sovyetler Birliği döneminde teknolojik üs olmasından ötürü Ukrayna'nın nükleer silah geliştirme kapasitesine sahip olduğunu dile getiren Şoygu, "Ukrayna, İran ve Kuzey Kore'yi aşan bir nükleer kapasite yaratabilecek ekipman, teknoloji ve uzmanlara sahip" ifadelerini kullandı. 
Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Medvedev, Ukrayna'nın mevcut yönetiminin, Donbas halkını umursamadığını ve bölgeyi statü pazarlık kozu olarak kullandığını söyledi. 2014’ten beri bölge halkının kaderine terk edildiğini ve merkezi yönetim tarafından ihmal edildiğini vurgulayan Medvedev, Ukrayna'nın Kiev üzerindeki Batı baskısına rağmen Minsk Anlaşması’nı uygulamayacağı sonucuna varılabileceğini ifade etti.  
Medvedev, Rusya'nın Donetsk Halk Cumhuriyeti ve Luhansk Halk Cumhuriyeti'nin tanınmasıyla ilgili zor bir ikilemle karşı karşıya olduğunu ancak bölge halklarının yanında durmak gerektiğini kaydetti.

Diplomatik çabaların başarısızlığı konusunda fikir birliği
Minsk Anlaşması’nın uygulanmasını takip eden Başkanlık İdaresi Başkan Yardımcısı Dimitry Kozak, “Bugün ne Ukrayna’nın ne de Batılı müttefiklerinin kesinlikle ve hiçbir koşulda Donbas’a ihtiyaç duymadıkları tamamen açık hale geldi. Kiev, Donbas için özel statü verilmesini kabul etmiyor, yaşanan olaylar Kiev’in Minsk Anlaşmasına asla uymayacağını gösteriyor’’ dedi.  
Putin görüşleri dinlediğini söyleyerek, Donetsk Halk Cumhuriyeti ve Luhansk Halk Cumhuriyeti'nin tanınmasıyla ilgili kararı geceleyin vereceğini belirtti. Toplantı esnasında Putin’in bu bölgelerin bağımsızlığı kararını daha önceden aldığı anlaşılmaktaydı. Konseyin bazı üyeleri bağımsızlık kararının tanınmasından önce Batıya Minsk Anlaşması’nın uygulanabilmesi için bir mekanizma oluşturulması için fırsat tanınması yönünde görüş beyan ettiler. Dış İstihbarat Servisi (SVR) Başkanı Sergey Narişkin bu mekanizmanın üç gün içinde oluşturulması için süre verilebileceğini, böylelikle ABD-Rusya zirvesi düzenlenmesi için Fransız girişiminin başarısının beklenebileceğini ifade etti. Ancak Putin sert bir üslupla Narişkin’den görüşünü belirtmesini istedi: Katılıyor musun yoksa katılmıyor musun? Bunun üzerine istihbarat şefi bağımsızlığın tanınması yönündeki görüşünü söyledi. Aralarında Lavrov’un da bulunduğu yetkililer, Batı’nın pozisyonun değişmeyeceği için ek süre vermenin bir faydası olmayacağı yönünde fikirlerini ifade ettiler.
Rus televizyonları tarafından benzersiz olarak nitelendirilen toplantı sırasında en dikkat çekici husus; üyelerin bazı bilgileri aktarırken ya da pozisyonlarını ifade ederken yaşanan karışıklıklar oldu. Putin toplu bir tartışmaya mahal vermemek adına üyelere görüşlerini tek tek soruyordu. Başbakan Mihail Mişustin, “aylardır bu toplantıya hazırlanıyoruz, tüm olası sonuçları inceledik ve kendimizi, yaptırımlar dahil en kötü olasılıklara hazırladık’’ ifadelerini kullandı. Başbakanın bu açıklamaları toplantının bazı kısımlarının önceden koordine edildiğini akla getirdi. Dış İstihbarat Servisi Başkanı Sergey Narişkin ise bir pot kırdı. Putin kendisine ‘bağımsızlıkların tanınmasıyla ilgili’ kararını sorduğunda, ‘Donetsk ve Luhansk’ın Rusya Federasyonun gücüne katılmasını destekliyorum’ dedi, bunun üzerine Putin, ‘şu an bağımsızlıklarının tanınmasını konuşuyoruz’ dedi. Bu diyalog bağımsızlık adımının ilerideki başka atılacak adımların öncüsü olduğu yorumlarına neden oldu.  
Toplantıya katılanlar söz konusu bölgelerin bağımsızlığının tanınmasının, halkın isteği ile olduğunu vurguladılar. Ayrıca Minsk Anlaşması’nın artık uygulanamaz olduğunu ve geçmişte kaldığını özellikle belirttiler.

Donetsk ve Luhansk bölgelerinin sınırları 
Güvenlik Konseyi Toplantısı’ndaki en dikkat çekici hususlardan biri de cumhurbaşkanlığı ofisindeki bir yetkili hariç, katılımcıların, Rusya'nın iki bölge için tanıyacağı sınırlar konusuna atıfta bulunmaktan kaçınmasıydı. Ayrılıkçılar tarafından kontrol altında olan bölgeler, Donetsk ve Luhansk idari sınırlarından daha dar bir alanı kapsıyor. Bu idari bölgelerin önemli bir kısmı Kiev yönetiminin kontrolü altında. Kremlin'in karşı karşıya olduğu temel ikilem, “Donetsk Bağımsızlık Bildirgesi’nin”, kurulacak cumhuriyetin Donetsk eyaletinin tüm idari sınırları içinde olduğunu öngörmesidir. Rusya’nın bu şekliyle bağımsızlığı kabul etmesi demek, ‘Donetsk Cumhuriyetine’ bağımsızlığını iddia ettiği bölgelerde hakimiyet sağlayabilmesi için askeri destek vermesi gerektiği anlamına geliyor. Bu durumda Rusya güneyde Mariupol şehrine kadar uzanan Cumhuriyetin tüm sınırlarını kontrol edecektir. Bunun yaşanması durumunda Azak Denizi bir Rus gölüne dönüşecek ve Ukrayna ile Batı donanmalarının hareketine kapanabilecektir.
Güvenlik Konseyi Toplantısı’nın, Donetsk ve Luhansk liderlerinin Rus televizyonlarında, bağımsızlıklarının tanınması için Rus liderine seslenmesinden yarım saat sonra gerçekleşmesi de dikkati çekti. ‘Donetsk Halk Cumhuriyeti’ lideri Denis Puşilin, ‘’Donetsk Halk Cumhuriyetinin vatandaşları adına sizden demokratik toplumsal bir hukuk devleti olarak bağımsızlığımızı tanımanızı istiyoruz’’ ifadelerini kullandı. Luhansk lideri de aynı sözleri sarf etti. İki lider ayrıca Rusya’dan kendileriyle, savunma dahil olmak üzere, dostluk ve işbirliği anlaşması imzalamasını talep etti.  
Puşilin Donbas’ta gerilimin tırmandığını ve ağır çatışmaların yaşandığını bildirmişti. Öte yandan Rusya, Ukrayna’dan sınırlarını geçmeye çalışan 5 kişilik ‘Ukraynalı sabotaj ve keşif grubunun’ etkisiz hale getirildiğini duyurdu. Grubun sabotaj ve keşif için iki zırhlı araçla Rostov bölgesine geçmeye çalıştığı belirtilen Güney Askeri Bölgesi açıklamasında, "Araçların yanı sıra Ukraynalı sabotaj ve keşif grubundan Rusya sınırını ihlal eden 5 kişi etkisiz hale getirildi” denildi. Ukrayna makamları ise iddiaları reddetti.



Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.