Arap dünyasındaki parlamento seçimlerinin bir faydası var mı?

Siyaset biliminde hükümetin var oluş nedeninin halk, toprak ve egemenlikten oluştuğu konusunda bir fikir birliği vardır

Irak'ın başkenti Bağdat'ta görevli bir sandık kurulu (Reuters)
Irak'ın başkenti Bağdat'ta görevli bir sandık kurulu (Reuters)
TT

Arap dünyasındaki parlamento seçimlerinin bir faydası var mı?

Irak'ın başkenti Bağdat'ta görevli bir sandık kurulu (Reuters)
Irak'ın başkenti Bağdat'ta görevli bir sandık kurulu (Reuters)

Fidel Sbeity
Arap ülkelerinde düzenlenen parlamento seçimleri, herhangi bir ülkedeki gibi genel seçimlerin demokrasinin doruk noktası olarak kabul edildiği ya da halkın parlamentodaki temsilcilerini seçtiği seçimler olmamıştır. Tüm güçlerin kaynağının ve siyasi otoritedeki temsilcilerini seçenin halk olduğu fikrinin binlerce yıllık geçmişi vardır. Halk, siyasi otoritedeki temsilcilerini seçer. Bu temsilciler de, halklarını ve ülkelerini, parlamentonun halkın çıkarına olan yasaları denetleme, yasama ve yürürlüğe koyma gibi görevleri yerine getirmesi koşuluyla yönetecek hükümeti ve ilgili yürütme organını seçerler.

Demokrasi ve uyum
Hükümet, halkının çıkarlarına hizmet etmek için çalışır. Bu yüzden hükümetin çoğunluk ya da belli bir kesim tarafından seçilmesi demokrasinin temsil edilmesi bakımından dünya genelinde büyük önem kazanmıştır. Hükümetin, daha doğrusu devletlerin varoluşlarının halk, toprak ve egemenlikten oluşan üç koşul bir arada bulunmadan gerçekleşemeyeceği tüm dünyada siyaset bilimi tarafından kabul görmüştür. Bu koşullardan birinin dahi sağlanamaması hükümetin varoluş nedenini kaybetmesine yol açar. Buradaki en önemli unsur halktır. Halksız bir hükümet yok sayılabilir. Egemenliği olmadığında başarısız bir hükümet olduğu ya da örneğin dışarıdan bir düşmanın müdahalesi nedeniyle tüm topraklarında egemenliğini dayatamadığı takdirde işgal edilmiş sayıldığı da söylenebilir. Ayrılmayı talep eden yahut devletten daha güçlü mali ve askeri imkanlara sahip olan bir grup insan nedeniyle hükümetin tüm bölgeyi kontrol edemediği veya yöneticilerinin gücü zorla ele geçirdiği ya da seçim yoluyla iktidara gelmelerine rağmen devletin mali ve siyasi imkanlarını zorla gasp ettiği zaman da bunlar başarısızlık olarak kabul edilebilir.
Arap dünyasında 2011 yılında başlayan ve Arapların ‘Arap Baharı’ mı yoksa ‘Arap Sonbaharı’ mı olarak adlandıracakları konusunda anlaşamadıkları ayaklanmalardan önce parlamento seçimlerinin, ya tek partinin ve onun lideri olan diktatörün egemenliğinden ya da ‘uzlaşı’ veya ‘uzlaşmaya dayalı demokrasiden’ dolayı pek etkili oldukları söylenemez.
Arap devrimlerinden önce çoğu Arap ülkesinde en üst makamdaki lider, parlamentonun tüm yetkilerini sınırlandırır, hatta seçimlerde kimin aday olacağını bile seçerdi. Böylece parlamento onun emri altında olurdu.
Arap ülkelerinde diktatör rejimlerini devirmek ve halkın insana yakışır bir hayat sürmesini ve ifade özgürlüğü kazanmasını sağlayan demokratik rejimler kurmak amacıyla patlak verdiği düşünülen halk ayaklanmalarının ardından yapılan ve herkesin şeffaf ve hilesiz olduğunu düşündüğü seçimlerin sonuçları çoğu kez iptal edildi.
Bu durum daha önce Mısır, Libya ve Cezayir için olduğu gibi şu an Irak, Lübnan, Tunus ve Sudan için de geçerli. Bu saydıklarımız, devrimlerden sonra bile halkın iktidarı eski rejimlerin tekellerinden kurtarmak için önceki devrimlerin üzerine başka devrimler yapmak zorunda kaldıkları ülkelerdir. Tüm bunlara rağmen, bahsi geçen ülkeler, halen parlamento seçimleri yapılması yahut yapıldıysa sonuçlarına uyulması konusunda büyük sıkıntılar yaşıyorlar.

Lübnan ve pasif seçimler
Lübnan’daki uzlaşmacı demokrasiyi örnek olarak ele alalım. Adı, ülkedeki tüm kesimlerin ve grupların arasındaki uyumluluğa dayandırılsa da, çoğu zaman bu küçük ülkede normal siyasi hayatın bozulmasının nedeni uzlaşmacı demokrasidir.   
Irak'ta olduğu gibi bazı Arap ülkeleri, bazı durumları ‘Lübnanlaştırıyorlar’. Yani fiili seçim sonuçları yerine uzlaşmacı demokrasiye başvuruyorlar.  Taraflar, bir grup siyasi partinin temsil edilememesinin ulusal ‘uzlaşı’ terazisinde dengesizliğe yol açacağı gerekçesiyle seçim sonuçlarını ve hükümetin bu sonuçlara göre kurulmasına karşı çıkıyorlar. Sanki seçimler hiçbir değeri olmayan birer formaliteden ibaretmiş ya da demokratik bir folklormuş gibi yahut sonuçlar, kazanan ya da kaybeden taraflardan bağımsız olarak önceden biliniyormuş gibi davranıyorlar.
Eski Lübnan Başbakanı Refik el-Hariri'nin 2005 yılında uğradığı suikast sonucunda hayatını kaybetmesinin ardından yapılan parlamento seçimleri, Hariri’nin katillerinin uluslararası bir mahkeme karşısına çıkarılmasını isteyenler ile o dönem Lübnan'ın hamisi olan Suriye rejimine yakınlıklarıyla bilinen ve doğrudan Refik Hariri suikastıyla suçlananlar arasında, açık bir rekabet içinde gerçekleşti. Seçimler sonucunda Başbakan Hariri’nin katilleri ve Lübnan’daki Suriye askerleri ile müttefikleri karşısında ayaklanan Lübnanlıları temsil eden 14 Mart İttifakı mecliste çoğunluğu sağladı.
Ancak bu meclis çoğunluğu, Lübnan'ın tarihindeki o dönüm noktası olan, çoğunluğu elde edemeyenler partilerin dahi yer aldığı bir hükümetin kurulmasına engel olmadı. Dönemin Başbakanı Fuad Sinyora, Refik Hariri ve arkadaşlarının katillerinin yargılanması için hükümet aracılığıyla Uluslararası Mahkemeye başvurulmasına karar verdi. Seçimlerde kaybeden (Şii) Hizbullah ve (Maruni Hristiyan) Özgür Yurtsever Hareketi, bir buçuk yıl boyunca başkent Beyrut’un merkezini işgal ederek bu karara karşı çıktılar.
Sinyora’dan sonra göreve gelen Başbakan Saad Hariri’nin hükümetindeki Şii milletvekillerinin istifa etmesinin ardından bir hükümet krizi yaşandı. Bu esnada dönemin Başbakanı Hariri, Beyaz Saray'ı ziyaret ediyordu. Eski ABD Başkanı Barack Obama ile başbakan olarak girdiği görüşmeden Lübnanlı tarafların ‘uyumsuzluk’ olarak adlandırmayı tercih ettikleri durum çerçevesinde ‘tüzük dışı’ bir hükümetin istifa eden başkanı olarak çıktı.
Ancak Lübnan'daki uzlaşmacı demokraside mesele burada bitmedi. Ülkede, 17 Ekim 2019’da halk protestoları başladı. Tüm siyasi partiler, Hizbullah'ın Lübnan’ın egemenliği ve otoriteleri üzerindeki mutlak kontrolüne itiraz ettiler. Hizbullah Hareketi Genel Sekreter Yardımcısı Şeyh Naim Kasım’ın seçimlerin değişim için son demokratik araç olduğuna inanan tüm Lübnanlılara “Bundan sonra seçim sonuçlarını beklemesinler, çünkü sonuçlar ne olursa olsun, bu mevcut statükoyu bir zerre dahi olsa değiştirmeyecek” diyene kadar sistemin yeniden rayına oturması için 15 Mayıs 2022 tarihinde yapılması planlanan parlamento seçimleri bekleniyordu. Hatta Kasım, seçimleri bekleyenleri yabancı büyükelçiliklerin ajanları olmakla ve Hizbullah'ın devletin eklemleri üzerindeki mutlak kontrolünü kaldırmak için onlardan fon almakla suçladı.
Irak’taki durum da Lübnan'daki duruma oldukça benziyor. Çünkü seçim sonuçlarını reddeden taraf, Hizbullah'ın müttefiki olmakla ve İran'dan mali ve siyasi destek almakla açıkça övünen tarafla aynı.
Irak’taki parlamento seçimleri, yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği öne sürülen büyük bir halk hareketinin ardından gerçekleşti. Bu halk hareketine katılan Iraklılar, değişimin yanı sıra Araplara yakın ve Lübnan gibi Arap-İran çatışmasında yer almayan bir Irak Arap devleti inşa edilmesini talep ettiler.
Irak halkı seçimlerde bu arzularını dile getirdiğinde ve Iraklıların beklentilerine uygun hareket edenleri seçtiğinde, kaybedenler sonuçları reddetti. Oylar yeniden sayıldıysa da sonuçlar değişmedi. Bu nedenle, yukarıda bahsi geçen taraf, siyaset sahnesinde yer alabilmek için başka bir yol izledi ve sonuçları kabul etti. Ancak Irak hükümetinin tıpkı Lübnan'da olduğu gibi tüm partileri içeren uzlaşmacı bir hükümet olması şartıyla hükümete katılmayı talep etti. Bu da parlamento seçimlerinin sonuçlarının pratikte bir değeri olmadığı anlamına geliyor.

Tunus, Sudan ve Libya
Tunus'ta ise durum tamamen farklı. Doğrudan halk tarafından seçilen cumhurbaşkanı, halk tarafından seçilen parlamentonun çalışmalarını askıya aldı. Tunus demokrasisinin ve siyasi partilerinin tutumlarının bozulmasına katkıda bulundu. Halen tüm meseleler gelinen bu noktada tıkanmış durumda.
Cumhurbaşkanı tarafından alınan ‘olağanüstü kararlar’, Tunusluları bu kararları destekleyenler ve karşı çıkanlar olarak ikiye böldü. Peşinen destekleyenler, yani Nahda Hareketi’ne karşı çıkanlar olduğu gibi Nahda Hareketi’nin yanında yer aldıkları halde kararlara karşı çıkanlar da var. Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said’in olağanüstü kararları nedeniyle ortaya çıkan bu durumun yakında bitmesi beklenmiyor.
Sudanlıların, bağımsızlığından önce Güney Sudan'da ve Darfur'da yaşanan iç savaşları desteklemekten geri durmayan Ömer el-Beşir'in askeri rejimini devirmeyi başardıkları Sudan'da da yeniden ortaya çıkan budur.
20 yılı aşkın bir süredir iktidarda olan ordu, meseleyi isyancı halkın seçimlerine bırakmadı.  Devrimden sonra bile sadece yönetime katılmayı değil, ülkeyi yönetmeyi istedi. Bu durum, askeri yönetime karşı yeni devrimlerin yaşanmasına yol açtı. Sanki Sudan halkı, halkların kendilerini yönetecek kişileri seçebilecek kapasitede olmadığına ve onlara doğru yolda rehberlik edecek birine ihtiyaç duyduklarına inananların liderliği altında yaşamaya mahkummuş gibi ülkede halen kaos durumu hakim.
Libya'nın ne halde olduğunu gündeme getirmeye bile gerek yok. Çünkü Libya'da mutlak yetkiye sahip eski Devlet Başkanı Muammer Kaddafi rejiminin devrilmesinden bu yana, Libya halkı ülkenin doğusu ve batısı arasında bölünmüş durumda. Uluslararası güçler arasında Libya'nın muazzam petrol zenginliğinin paylaşımı konusundaki anlaşmazlık da halen devam ediyor.
Öyle görünüyor ki Arap dünyasında ister seçimlerle olsun, ister olmasın bir hükümetin kurulmasının temel koşulları olan toprak, halk ve egemenlik şartları yerine getirilemiyor. Arap ülkelerinin halklarına, sanki gelişmiş ve refah içinde ülkeler inşa etmekte yetersizlermiş gibi davranılıyor. Bu genellemenin dışında tutulan Körfez Arap ülkeleri ise devletlerin kendilerini yönetmek için aşiret, kabile ve devlet öncesi sistemleri yeniden kurmasına ve halkların özlemlerini yok saymasına rağmen, ‘uzlaşı’ ve ‘yetki paylaşımı’ kaçınılmaz bir gerçekmiş gibi halklarını öncelikleri ve çıkarları haline getiren gelişmiş dünya ülkelerini yakalamaya çalışıyorlar.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.