ABD Ukrayna’yı neden terk etti?

Moskova’yı kışkırtmaktan kaçınma ve teknolojinin Putin’in eline geçmesinden korkma, en belirgin nedenler arasında. Bunlar ise Obama, Trump ve Biden’ın hataları

ABD Başkanı Joe Biden ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski (AFP)
ABD Başkanı Joe Biden ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski (AFP)
TT

ABD Ukrayna’yı neden terk etti?

ABD Başkanı Joe Biden ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski (AFP)
ABD Başkanı Joe Biden ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski (AFP)

Tarık eş-Şami
Rus kuvvetlerinin henüz etkili bir direnişle karşılaşmaksızın Ukrayna’yı işgale başlamasıyla birlikte, Batı’nın Ukrayna’ya ‘Sovyet döneminden kalma hava savunmasını modernize etmesine yardımcı olma’ konusunda yıllarca süren isteksizliğine dair sorular gündeme geldi. Öyle ki bu isteksizlik, ülkeyi Rus bombardımanına ve bir Rus tankı veya saldıran bir ordu görmeden Ukrayna güçlerini yok edebilecek büyük bir füze saldırısına maruz bıraktı. Peki üç başkan, Obama, Trump ve Biden’ı kovalayan bu isteksizliğin sebebi ne?
Birçok faktör
ABD ve Avrupalı müttefiklerinin Ukrayna’ya gelişmiş bir hava savunma sistemi sağlamama konusundaki isteksizliğine neden olan birçok faktör var gibi görünüyor. Bu savunma sistemi, Rusya’nın 2014’te Kırım’a saldırmasından sonra bile Rusya’yı şu anda gerçekleşen saldırıdan caydırabilirdi.
En belirgin nedenler arasında Rusya’yı kışkırtma isteksizliği, ileri ABD teknolojisinin Başkan Putin’in eline geçeceği korkusu ve Ukrayna’nın bu sistemleri işletme kabiliyetine ilişkin şüpheler yer alıyor.
Bu hesaplamalar, o zaman makul görünebilirdi. Ancak tamamı, Ukrayna’daki operasyonlar sırasında (askeri uzmanların, ezici olarak nitelendirdiği) Rus hava gücü karşısında Ukrayna’nın büyük ölçüde korunmasız olmasına yol açtı.
ABD’li yetkililer, Kırım’ın Rusya’ya ilhakından son birkaç haftaya kadar Ukrayna kuvvetlerinin kendilerini korumalarına yardım etmenin yollarını bulmak için mücadele ederken, yalnızca birkaç iyi seçenek mevcuttu. Emekli ABD Hava Kuvvetleri generali ve 2014 Rus saldırısı sırasında NATO kuvvetlerinin eski baş komutanı Philip M. Breedlove, ABD’lilerin ve NATO’nun değerli bir fırsatı kaçırdığını ve farklı bir karar alınması gerektiğini belirtti.
Washington merkezli Silverado Policy Araştırma Merkezi’nin kurucu ortağı Dmitri Alperovitch, bombardıman uçakları, balistik füzeler ve topçu silahları kullanılan geniş çaplı bir Rus işgalinin Ukrayna tarafından büyük ölçüde karşı konulmaz olacağını belirtti. Alperovitch, ana kara işgali başlamadan önce Rusların bu silahlarla yerleşik Ukrayna kuvvetlerine karşı başlatabilecekleri şok ve korku kampanyasının yıkıcı olacağını da kaydederken, Ukrayna ordusunun bu silahlara cevap verecek kapasiteye sahip olmadığını ifade etti.

Başkanların hatası
Her iki taraftan da ABD başkanlarının kararlarının mevcut duruma zemin hazırladığı açık. Başkan Barack Obama, 2014 yılında Kırım’ın düşmesinden sonra üst düzey ulusal güvenlik görevlilerinin tavsiyelerini reddederek, Ukrayna’ya herhangi bir güçlü yardım sağlamayı kabul etmedi. Başkan Donald Trump ise Ukrayna’ya ‘Javelin’ tanksavar füzelerinin tedarikine ancak yardım paketinin birkaç ay ertelenmesinin ardından imza attı. Bu eylem, Kongre içerisinde sorgulanırken, Ukrayna’ya herhangi bir hava savunması ise sağlanmadı.
Görevdeki Başkan Joe Biden yönetimi ise yavaş davranmakla suçlanıyor. Öyle ki emekli ABD’li Amiral ve ulusal güvenlik uzmanı James G. Stavridis, ABD istihbarat teşkilatlarının altı ay önce Rusya’nın olası bir işgal planladığı sonucuna vardığında, Ukraynalıları ‘Patriot füzeleri gibi gelişmiş hava savunma sistemlerini çalıştırma konusunda’ eğitmek için yeterli zamanın olmadığını söyledi. Aynı şekilde ABD merkezli NBC kanalına göre savunma yetkilileri, bir ABD askeri ekibinin hava savunmasını değerlendirmek üzere geçen Aralık ayında Ukrayna’yı ziyaret ettiğini, ancak bununla birlikte ‘donatılabilecek çok fazla yeni ekipman yok’ sonucuna vardığını açıkladı.

Daha iyi caydırıcılık
Çoğu askeri uzman, silah sistemlerinin hiçbir kombinasyonunun ‘Ukrayna’nın dünyanın en güçlü askeri güçlerinden birinin büyük ölçekli saldırısını püskürtmesini sağlayamayacağı’ konusunda hemfikir. Ancak uzmanlara göre bu duruma rağmen onlara daha iyi hava savunması sağlamak, şu anda var olmayan bir caydırıcılık sağlayabilirdi. Analistler ayrıca, bazı Rus bombardıman uçaklarını uçuş halinde düşürme olasılığının, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i stratejisini yeniden düzenlemeye zorlamış olabileceğini söylüyor.
Ukrayna, şu anda sadece bir hava saldırısına direnme yeteneğine sahip. Zira yalnızca bu ay son dakikada Avrupalı ​​ortaklar aracılığıyla az miktarda karadan havaya füze satın alındı. Litvanya ve Letonya, ‘ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı’ndan bu füzeler teslim alındıktan sonra 1980’lerde Afgan mücahitleri tarafından Rusları Afganistan’dan kovmak için kullanılan’ bazı taşınabilir ‘Stinger’ füzeleri sağladı. Batılı askeri uzmanlara göre bu gelişmenin, ‘hala elektronik müdahaleye karşı oldukça savunmasız olan eski Rus yapımı sistemlere dayandığı için’ büyük ölçüde modası geçmiş olan Ukrayna’daki mevcut hava savunmasını güçlendirebilmesi mümkün.
Washington’daki ‘RAND’ şirketinde araştırmacı olan Dara Massicot, Rusların büyük bir operasyonun parçası olarak Ukrayna hava sahasına taktik uçuşlar yapması halinde, bazı Rus uçaklarında kayıplar olabileceğini belirtti. Massicot’a göre ancak nihayetinde Rusya’nın ‘özellikle uzun menzilli hassas darbeleriyle’ kendine çekebileceği muharebe hava gücü miktarı, büyük olasılıkla Ukrayna’nın hava savunmasını aşacak ve Rusya, hava üstünlüğüne sahip olduğunda, Rus kara kuvvetlerini tehlikeye atmadan Ukrayna ordusunu uzaktan imha etmekte özgür olacak.

Yanlış ellerde...
Öyle görünüyor ki ABD liderlerinin ve başkanlarının isteksizliği, 2014 yılına dayanıyor. Rusya Kırım’ı işgal ettikten sonra Obama’nın savunma sekreteri ve diğer üst düzey askeri liderler, Ukrayna için ölümcül yardımlar talep etti. Ancak Obama, bunu kabul etmedi ve Obama döneminde CIA Başkanı John Brennan’ın ‘NATO teknolojilerinin sonunun Rusya’nın ellerinde olacağı’ korkusu nedeniyle bunun yerine gece görüş gözlüğü ve vücut zırhı gibi aletler gönderdi. Obama ve bazı yardımcıları, ABD’nin Ukrayna’yı silahlandırması halinde bunun sonunda Rusya'nın zaferine yol açacak tehlikeli bir savaş sarmalına yol açabileceğinden ve Ukraynalıların gelişmiş silahlarının yanlış ellere geçeceğinden korkuyordu.
Aynı şekilde Angela Merkel’in Alman hükümeti de Ukrayna’ya silah gönderilmesine karşı çıktı ve bunun yerine ekonomik yaptırımları destekledi. Almanya, Avrupalı ​​müttefikleri bir yaptırım paketini desteklemeye teşvik etmede çok önemli bir rol oynadı. Obama yönetimi, bu eylemlerin Moskova’nın hesaplarını değiştirme şansının, savaşın nihai sonucunu geciktirebilecek tanksavar silahları göndermekten daha yüksek olduğu görüşündeydi.

Trump ve Biden
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analiz habere göre CNA Araştırma Merkezi’nde Rus araştırmaları direktörü Michael Kaufman, o dönemler Ukraynalılara silah vermemenin bir ölçüde kabul gören bir karar olduğunu belirtti. Kaufman, ancak Batı’nın, Ukrayna’yı ‘ordusunu ciddi bir şekilde reforma ve yeniden düzenlemeye’ zorlamak için yıllar içinde daha fazlasını yapması gerektiğini söyledi. Brennan’a göre bu, daha sonra nispeten gerçekleşti. Öyle ki John Brennan, Trump’ın Putin’i alenen kucaklamasına rağmen Trump yönetiminin, Ukrayna’nın silah taleplerine daha açık olduğunu açıkladı. Ağustos 2018’de Ukrayna’nın Washington Büyükelçisi, hükümetinin ABD hükümetinden Sovyet dönemi hava savunma sistemlerini modernize etmesine yardım etmeyi talep ettiğini duyurdu.
Ukrayna’nın o dönemdeki Washington Büyükelçisi Valeriy Chaly’e göre Ukrayna, resmi olarak Washington’dan 750 milyon dolar değerinde olası bir hava savunma sistemi satışı talep etti. Ancak ABD’li yetkililerin NBC News’e belirttiğine göre görüşmeler net bir sebebi olmaksızın ilerlemedi. Trump, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı oluşturduğu tehdide odaklanmak yerine Ukrayna hükümetine, o zamanki siyasi rakibi Joe Biden’ın hatalarını aramak için baskı yapmaya odaklandı. ‘Javelin’ tanksavar füzeleri de dahil olmak üzere askeri yardım talebi, Eylül 2019’da Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski’ye baskı olarak kullanıldı. Ayrıca Trump’ın ilk kez sorgulanmasına yol açan kötü ünlü telefon görüşmesi gerçekleşti.
Yine de Trump yönetimi, nihayetinde yaklaşık bir buçuk mil menzile sahip ve uçakları değil tankları yenmek için tasarlanmış ‘Javelin’ füzelerini teslim etti.

Çapraz ateş
Başkan Biden göreve geldiği andan itibaren Temsilciler Meclisi ve Senato Silahlı Hizmetler Komitesi üyeleri, Ukrayna’nın hava savunmasını desteklemek için yönetime baskı yaptı. Savunma Bakanlığı’nın sonbahardan itibaren Ukrayna’ya çok sayıda Stinger füzesi göndermesini istediler, ancak yönetim bunları doğrudan sağlamak istemedi. Bir yetkili, Biden yönetiminin Ukrayna’nın büyük miktarda Stinger füzesini barındıramayacağı konusunda endişe duyduğunu açıkladı. Bu durum, Biden yönetiminin ‘krizi alevlendirme ve belki de Moskova’nın daha agresif uygulamalarına neden olma’ olasılığına ilişkin endişelerini artırdı. Ancak Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü, ‘Biden yönetiminin, Ukrayna’ya hava savunma silahları tedarik etmekte direndiği’ söylentilerini yalanladı. Sözcü, yönetimin yalnızca geçen yıl Ukrayna’ya 650 milyon dolardan fazla güvenlik yardımı sağlamayı taahhüt ettiğini de hatırlattı.
Ancak nihayetinde birçok askeri uzman, ‘ABD ve Avrupalı ​​müttefiklerinin, yıllar içinde Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik davranışlarına yeterince güçlü bir şekilde yanıt vermede başarısız olduklarına’ inanıyor. Uzmanlara göre Rusya Devlet Başkanı Putin’in Batı’nın beklemediği bir adım atması, yani Ukrayna’yı kapsamlı şekilde işgal etmesi sonrasında ABD ve Avrupalı ​​müttefikleri, şu an çapraz ateş altında.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.