"Savaşların psikolojik yıkımı kuşaklar boyu sürebiliyor"

Savaş anlarına tanıklık eden bireylerin yaşadığı psikolojik çöküntüyü tedavi etmenin çok zor olduğu belirtiliyor. Uzmanlar, yaşananları haberler ya da paylaşımlar gibi dolaylı yoldan takip edenlerde de ruhsal sıkıntıların görülebildiğini söylüyor.

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

"Savaşların psikolojik yıkımı kuşaklar boyu sürebiliyor"

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Sirenler, tanklar, korku dolu anlar, metroya sığınan insanlar, sığınaklara götürülen çocuklar, yarım kalan hayatlar, cansız bedenlerle birlikte toprağa gömülen hayaller ve daha fazlası...
Savaş bölgelerinden aşina olunan görüntülerin son adresi Ukrayna.
Rusya'nın saldırısına uğrayan ülkede halkın bir bölümü yurdunu terk ederken diğerlerinin korku dolu bekleyişi devam ediyor.
Uzmanlara göre savaş ve çatışmalar nedeniyle yaşanan travmalar, akıl sağlığını korumanın zorlaşması ve meydana gelen psikiyatrik sorunların etkileri uzun sürüyor.
Çatışma ve savaşların neden olduğu kayıp, yaralanma, korku, kaygı ve tedirginlik gibi durumlar, toplumlara "psikolojik yıkım" olarak dönüyor. 
Sadece savaş bölgelerindeki kişilerde değil; çatışma, bombalama ve benzeri olayları haber ya da çeşitli paylaşımlar yoluyla takip edenlerin ruh hallerinde de olumsuz etkiler görülebiliyor. 
Savaş ve çatışmaların toplumların ruh hali üzerindeki etkilerini Independent Türkçe’den Lale Elmacıoğlu’na değerlendiren uzmanlar, bu tip olaylar nedeniyle psikososyal destek ihtiyacının katlandığı görüşünde.

Fotoğraf: Reuters

"Sadece Ukrayna'nın değil, Rusya'nın çocukları da yaşananlardan etkileniyor"
Çocuk ve genç psikiyatristi Doç. Dr. Veysi Çeri sözlerine savaş ve çatışma gibi durumlardan en çok etkilenen grupların başında çocukların geldiğini belirterek başladı. Yetişkin bireylerin oturmuş bir kişiliği bulunduğuna işaret eden Çeri, çocukluk çağında ise tam da kişiliğin oluşmaya başladığı zamanlarda bu tür olayların bireyleri şekillendirdiği uyarısını yaparak ekledi: 
"En büyük zararı çocuklar görüyor."

Ukrayna'nın Druzhkivka kentindeki bir okulda bombalardan korumak için sığınağa götürülen çocukların yaşadığı korku gözlerine yansıdı /  Fotoğraf: Twitter

Sadece işgale uğrayan ülkenin (Ukraynalı) çocuklarının değil, saldırı başlatan devletin çocuklarının da (Rusya) yaşananlardan olumsuz etkilendiğini ifade eden Çeri, propaganda yapıldığı ve 'bazı amaçlar için şiddete, saldırıya, işgale başvurulabilir' gibi mesajlar verildiği uyarısında bulundu.

"Savaşın yaralarını psikologlar ile psikiyatrlar bile saramıyor"
"Savaşın yaralarını psikologlar ile psikiyatrlar bile saramıyor" diyerek bu olayların neden olduğu ruhsal yıkımlarda uzmanların bile ellerinin kollarının bağlı kalabildiğini belirten Çeri, travma sonrası stres bozukluğu örneklerine bakıldığında, onlarca yılda bile iyileşemeyen bireylerin olduğunu kaydetti. 

"Savaşa tanık olanlar, ileride psikolojik açıdan tedavi almalarına rağmen iyi yanıt veremeyebiliyor"
Doç. Dr. Çeri, "Bugün herhangi bir psikiyatrik hastalık gözükmese bile savaş anına tanıklık etme durumu, yıllar sonra bile bu kişilerde böyle durumların (psikiyatrik hastalık) ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Savaş anlarına tanık olanlar, ileride psikolojik açıdan tedavi almalarına rağmen iyi yanıt veremeyebiliyor" şeklinde konuştu.
ABD'de yaşayan Kamboçyalılarla ilgili 30 yıllık takip çalışmasına da değinen Çeri, buradaki her 2 Kamboçyalı savaş mağduru çocuktan birinde, yetişkin bireyler haline geldiklerinde bile hâlâ psikolojik sorunların görüldüğünü dile getirdi.

"Mülteci çocukların yarısında bir psikiyatrik hastalık ortaya çıkıyor"
Suriye'deki iç savaş nedeniyle Türkiye'ye sığınan pek çok ailenin çocuklarına psikolojik destek için yürütülen çalışmaya katkı sunduğunu da dile getiren Veysi Çeri, şu ifadeleri kullandı:
"Savaşın başta çocuklar olmak üzere insanlarda oluşturduğu devasa yıkıcı etkileri var. Travma sonrası stres ve anksiyete bozuklukları görülüyor ancak yalnızca bunlarla da sınırlı değil. Araştırmalar gösteriyor ki mülteci çocukların yarısında, bir psikiyatrik hastalık ortaya çıkıyor. Kronik ve tedavisi oldukça zor, çocuğun işlevselliğini, hayatını bağımsız şekilde sürdürebilmesini engelleyen hastalıklardan biri ortaya çıkabiliyor, şizofreniye de yol açabiliyor."

"Savaşlar inanç, iç huzur, sevme-sevilme kapasitelerinde de ciddi yıkıma yol açabiliyor"
Doç. Dr. Çeri'ye göre savaşlar sadece psikiyatrik hastalıklara, fiziksel yaralanma ya da can kayıplarına neden olmuyor; inanç, iç huzur, sevme-sevilme kapasitelerinde de ciddi yıkıma yol açabiliyor. Savaşlar insanlardaki temel güven ve iç barışı da tehlikeye atabiliyor. 
Oluşan yıkımın dünyanın geneline dair yanlış inançlara neden olabildiği ifade eden Çeri, "Örneğin bir mülteci çocukta, duygusal uyaran eksikliği vardı yani duygusal paylaşımları çok azdı. Annesiyle konuştuğumuzda '4 çocuğum bombalamalarda öldü. Bu çocuğumuz seversem o da ölür, onun da başına kötü bir şey olur' diye düşünerek evladına yakın davranamadığını anlatmıştı" ifadelerini kullandı. 
Savaşın neden olduğu güvensizlik ortamının insani hasletleri ortadan kalktığına değinen Doç. Dr. Veysi Çeri, "iyiler" ve "kötüler" ya da "şeytani olanlar" ya da "olmayanlar" gibi ayrımların, hissin doğabildiğini söyledi.
Savaşların yetişkinlerde depresyon, anksiyete, travma sonrası bozukluğa yol açtığı, psikoz ve şizofreni gibi durumlara neden olabildiğini aktaran Çeri, çatışma ortamında bireylerin canavara dönebildiği uyarısı yaparak, "Hayatta kalma güdüsü tavan yapar. Örneğin, suda boğulan biri varsa temkinli yaklaşmak gerekir çünkü o kişi can havliyle kurtulmaya çalışırken sizi de boğabilir. Hayatta kalma modu insana her türlü kötülüğü yaptırabilir. Savaş, insanlıktan çıkmanın (dehumanizasyon) en uç noktasıdır" yorumunda bulundu.

Fotoğraf: Reuters

"Mal, mülk, eğitim, aidiyet, din, inanç ve beklenti bir anda çöp oluyor, her şey anlamsızlaşıyor"
Psikiyatr Dr. Ayhan Akcan ise savaş ortamı nedeniyle korku, çaresizlik, anlaşmazlık ve nefret duygusu hâkim hale gelirken yaşamın ve gerçekliğin sorgulandığını ifade etti.
Böyle durumlarda her şeyin "anlamsız" hale geldiğini belirten Akcan, "Mal, mülk, eğitim, aidiyet, din, inanç ve beklenti gibi kavramların bir anda adeta "çöp" oluyor. Tamamen tesadüf ve korku ile beklemek, uzlaşma, barış, huzur, sağlık, mutluluk, enerji ne kadar anlamlıymış, farkına varma" dedi. 

"Savaşın açtığı derin yaraların izleri kuşaklar boyu taşınıyor, öfke ve nefret aktarılıyor"
Klinik Psikolog Dr. Serap Altekin de benzer görüşleri savundu. Savaşların etkilerinin sadece yaşandığı dönem ya da onu tecrübe eden insanlarla sınırlı olmadığını vurgulayan Altekin, "Savaş ve soykırımlar yoluyla bireyler ve toplumlarda açılan yaralar iyileşmesi zor izler bırakırken, bir yandan korkunun, kaygının, acının ve kederin diğer yandan da öfke ve nefretin kuşaktan kuşağa aktarılmasına neden oluyor" değerlendirmesinde bulundu. 

"Savaş demek ayrılık, kayıp ve yas demektir, travma ve travma sonrası stres bozukluğu demektir"
Savaşta kazanan tarafın bulunmadığını da dile getiren Serap Altekin, "Savaş demek ölüm demektir, ayrılık, kayıp ve yas demektir, travma ve travma sonrası stres bozukluğu demektir. Savaş, zorunlu göçü de beraberinde getirir; göç de katman katman kayıp demektir. Can kaybı, uzuv kaybı, toprak kaybı, mal mülk kaybı, geleceğe dair umutların ve hayallerin kaybı, kimlik ve prestij kaybı savaşın ve göçün neden olduğu kayıpların sadece bazılarıdır... Savaş, zorunlu olarak askerliğe çağrılan erkekler, babalarıyla vedalaşmak zorunda bırakılan çocuklar, evladını kaybeden anneler babalar demektir; her yönüyle acı, elem, keder demektir. Savaş, kadınlara yönelik cinsel saldırıları, çocuk istismarını ve intiharları beraberinde getirir" sözleriyle, savaşın karşısında barışın tarafında durmanın mesleki, vicdani ve insani sorumluluk olduğunu ifade etti.
Serap Altekin; yetkinlik, yeterlilik, yararlı olmak ve zarar vermemek, ayrımcılık yapmamak, sorumluluk, dürüstlük ve insan haklarına saygının psikologların meslek etiğinin en önemli ve öncelikli ilkeleri olduğunu da hatırlattı.

"Hem sıcak savaşı doğrudan yaşayan insanlara hem de dolaylı şekilde etkilenenlere psikososyal destek sağlanmalı"
Savaşın, yalnızca ona tanıklık eden bireylerde değil, haberleri takip edenlerde de korku, dehşet, güvensizlik ve çaresizlik gibi duygulara neden olduğuna işaret eden Serap Altekin, bu dönemdeki bazı hal ve davranışları "anormal duruma verilen normal tepkiler" olarak niteledi. 
Altekin, duygu durumunda ani değişiklikler yaşanabildiği, uyku ve iştah problemleri görülebildiği, sosyal anlamda geri çekilme, ilgisizleşme halinin artabildiği, tepkisizlik, hissizlik ya da tam tersi aşırı tepkili, öfkeli ve toleranssız olma halinin görülebildiği, konsantrasyon kaybı ve motivasyonda, işteki performansta azalma; savaşı, çatışmayı, ölümü hatırlatan her şeyden kaçınma, olayı tekrar tekrar yaşama hissi görülebildiğini söyledi.
Serap Altekin, gözün önünden gitmeyen bazı görüntüler, kulakta çınlayan sesler, sözler ya da en ufak bir ani seste veya ani bir harekette aşırı irkilme, savunma ya da saldırı refleksi vermeyi, yaygın tepkiler arasında sıraladı.
Bazen olayın bazı kısımlarını hatırlamakta güçlük çekme hadiselerinin yaşanabildiğini söyleyen Altekin, "Çevreye ve kendinize yabancılaşmış gibi hissedebilirsiniz. Savaş gibi sarsıcı bir gerçekliğe dair haberleri takip ederken bu ve benzeri belirtileri yaşamak normal kabul edilir" dedi. Altekin sözlerini hem sıcak savaşı doğrudan yaşayan insanlara hem de dolaylı şekilde etkilenenlere koruyucu, önleyici ve destekleyici nitelikte uzun dönemli psiko-sosyal destek sağlanması gerektiği görüşüyle noktaladı.
 



YouTube'tan canlı yayında reklama kısıtlama

YouTube'un bir dizi yenilikle canlı yayın yapan kullanıcıları desteklemeyi amaçladığı anlaşılıyor (Reuters)
YouTube'un bir dizi yenilikle canlı yayın yapan kullanıcıları desteklemeyi amaçladığı anlaşılıyor (Reuters)
TT

YouTube'tan canlı yayında reklama kısıtlama

YouTube'un bir dizi yenilikle canlı yayın yapan kullanıcıları desteklemeyi amaçladığı anlaşılıyor (Reuters)
YouTube'un bir dizi yenilikle canlı yayın yapan kullanıcıları desteklemeyi amaçladığı anlaşılıyor (Reuters)

YouTube, canlı yayınlarda sohbet etkileşimi arttığı zaman bütün izleyiciler için reklamları durduracağını açıkladı.

Google'a ait video platformunda reklamlardan tamamen kaçınmanın yolu ücretli abonelikten geçiyor. Ayrıca bazı kullanıcılar reklam engelleyici eklentilerle de kesintisiz video izleme deneyimi yaşamaya çalışıyor.

YouTube, 13 Nisan Pazartesi günü yayımladığı blog yazısında canlı yayınlarda reklam gösterimine getireceği istisnaları paylaştı.

Blog yazısında "Tüm sohbetin enerjiyle dolup taştığı anlar var. Bu kolektif enerjiyi korumak için sistemimiz artık Canlı Sohbet etkileşiminin en yüksek olduğu anları algılayarak reklamları herkes için otomatik olarak engelliyor" ifadelerine yer verildi.

Bu sayede içerik üreticilerinin, reklam kesintisi olmadan yayındaki ivmeyi koruması amaçlanıyor.

Bunun yanı sıra Süper Chat, Süper Etiketler ve hediyeler gibi yollarla yayıncıya destek olan izleyiciler, satın alma işleminden hemen sonra kendilerine özel reklamsız bir pencereyle ödüllendirilecek.

Süper Chat ve Süper Etiketler, kullanıcıların sohbetteki mesajlarının öne çıkması için satın aldığı özellikler.

Şirket artık daha fazla ülkedeki içerik üreticisinin canlı yayınlarda hediye alabileceğini belirtirken, listeye Kanada, Güney Kore, Endonezya, Tayland, Avustralya ve Yeni Zelanda eklendi. Bu uygulama Türkiye'de henüz mevcut değil.

Canlı yayınları öne çıkarmayı amaçladığı anlaşılan YouTube'un bir diğer yeniliği de içerik üreticilerinin, artık aynı anda hem dikey hem de yatay formatlarda yayın yapma imkanı olması.

Platform, 2025'te ABD'deki canlı yayın izleme süresinin yüzde 30'undan fazlasının televizyonlardan geldiğini ve bu nedenle yayıncılara içeriklerini her türlü ekrana göre ayarlama imkanı vermek istediğini belirtiyor.

YouTube içerik üreticilerine daha fazla yaratıcı kontrol kazandıracak canlı yayın özelliklerini gelecek aylarda çıkarmayı planladığını ifade ediyor.

Independent Türkçe, TechCrunch, Gizmodo, YouTube


Avrupa’dan ABD’siz Hürmüz Boğazı planı: Neler hedefleniyor?

Trump'ın Hürmüz'ü ablukaya alma talimatıyla petrol fiyatları yeniden fırlamıştı (Reuters)
Trump'ın Hürmüz'ü ablukaya alma talimatıyla petrol fiyatları yeniden fırlamıştı (Reuters)
TT

Avrupa’dan ABD’siz Hürmüz Boğazı planı: Neler hedefleniyor?

Trump'ın Hürmüz'ü ablukaya alma talimatıyla petrol fiyatları yeniden fırlamıştı (Reuters)
Trump'ın Hürmüz'ü ablukaya alma talimatıyla petrol fiyatları yeniden fırlamıştı (Reuters)

Birleşik Krallık (BK) ve Fransa önderliğinde Avrupa ülkeleri, savaş sonrası dönemde ABD olmadan Hürmüz Boğazı'nı açmak için plan yapıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Wall Street Journal'a (WSJ) konuşan kaynaklar, planda ABD, İsrail ve İran'ın yer almayacağını söylüyor.

Hürmüz'ün açılmasına yönelik plana BK'nin yanı sıra Almanya'nın da katılabileceğini ifade ediyorlar.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve BK Başbakanı Keir Starmer, savaş sonrası dönemde Hürmüz Boğazı'nın güvenliğinin sağlanmasına ilişkin planları Paris'te cuma günü düzenleyecekleri toplantıda görüşecek. Diğer ülkelerin de videokonferans yoluyla katılacağı etkinlik için Çin ve Hindistan'a da davet gönderildiği fakat bu ülkelerin katılımının henüz kesinleşmediği aktarılıyor.

Kaynaklara göre Fransa yönetimi, Tahran'ın plana yanaşmamasına yol açacağı için ABD'nin sürece dahil edilmesini istemiyor. BK yönetimiyse Washington'ın planda yer almamasının operasyonun kapsamını sınırlandırabileceğini savunuyor.

Avrupa'nın üzerinde çalıştığı planın üç genel hedefi var. Birincisi, halihazırda Hürmüz'de mahsur kalmış yüzlerce geminin bölgeden ayrılmasını sağlamak için gerekli lojistik altyapıyı oluşturmak. Ardından gemilerin boğazın daha geniş bir bölümünü kullanabilmesi için mayın temizleme çalışması yürütülmesi öngörülüyor. Devrim Muhafızları, ABD-İsrail saldırılarıyla 28 Şubat'ta başlayan savaşta Hürmüz'ün bazı bölgelerine mayın döşemişti.

Analistlere göre Avrupa, mayın temizleme operasyonları için ABD'den çok daha fazla kaynağa sahip. ABD mayın temizleme filosunu büyük ölçüde hizmet dışı bırakmışken, Avrupa güçlerinin 150'den fazla gemisi var.

Planın nihai amacıysa nakliye şirketlerine Hürmüz'den geçmenin güvenli olduğuna dair teminat vermek. Bunun için fırkateyn ve muhripler aracılığıyla düzenli askeri eskort ve gözetim sağlanması öngörülüyor.

Washington ve Tahran heyetleri arasında 11-12 Nisan'da yapılan görüşmelerde sonuç elde edilememesi üzerine ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı'nın ablukaya alınması talimatını vermişti.

Trump, dünkü açıklamasında İran'la müzakerelerin iki güne tekrar başlayabileceğini öne sürerken, Beyaz Saray ablukayı daha da sıkılaştırıyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), ablukayla İran'ın ekonomik faaliyetlerinin yüzde 90'ının durdurulduğunu savundu.

Trump, Amerikan donanmasının Hürmüz Boğazı'nı bloke etmesine NATO ve Körfez ülkelerinin de destek vereceğini iddia etmişti.

Ancak başta BK ve Fransa olmak üzere NATO müttefikleri, ablukaya destek vererek çatışmalara dahil olmayacaklarını bildirmişti.

Starmer, "Ablukayı desteklemiyoruz" derken, Macron Hürmüz'deki durumun normale dönmesini sağlamak amacıyla "çok uluslu bir misyon" kurulacağını duyurmuştu.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, DW


Trump’ın Hürmüz ablukası, ABD-Çin ilişkilerini nasıl etkileyecek?

ABD ve Çin arasında geçen yıl patlak veren ticaret savaşı da piyasaları sarsmıştı (AFP)
ABD ve Çin arasında geçen yıl patlak veren ticaret savaşı da piyasaları sarsmıştı (AFP)
TT

Trump’ın Hürmüz ablukası, ABD-Çin ilişkilerini nasıl etkileyecek?

ABD ve Çin arasında geçen yıl patlak veren ticaret savaşı da piyasaları sarsmıştı (AFP)
ABD ve Çin arasında geçen yıl patlak veren ticaret savaşı da piyasaları sarsmıştı (AFP)

ABD'nin Hürmüz Boğazı'nda uyguladığı abluka, Çin'le gerginliği düşürme stratejisinde sorun yaratabilir.

ABD'nin Hürmüz Boğazı'nda pazartesi günü uygulamaya başladığı abluka, savaş öncesi dönemde İran petrolünün yüzde 80'inden fazlasını satın alan Çin'le ilişkilerde gerginliğe yol açabilir.

Donald Trump, nisanda yapmayı planladığı Çin ziyaretini İran savaşı nedeniyle mayısa ertelemişti. New York Times'a (NYT) konuşan kaynaklar, Hürmüz Boğazı'ndaki abluka sürse bile Trump'ın Pekin'de Çin lideri Şi Cinping'le görüşmeyi tekrar ertelemeyeceğini savunuyor.

Diğer yandan Çin Dışişleri Bakanlığı'ndan pazartesi günü yapılan açıklamada, Beyaz Saray'ın abluka kararı "sorumsuzca ve tehlikeli" diye nitelenmişti.

Şi de salı günkü İspanya ziyaretinde, Pekin ve Madrid yönetimlerinin "dünyanın orman kanunlarına geri dönmesini engellemek için birlikte çalışacağını" söyledi.

ABD'nin ablukasına rağmen yaptırımlara tabi Çin menşeli "Rich Starry" gemisinin boğazdan geçmesi de dikkat çekmişti.

NYT'ye göre Trump, Şi yönetimine karşı tavrını yumuşak tutmaya çalışırken, İran savaşı Pekin'le ilişkilerinde elini zora sokuyor.

Joe Biden döneminde görev yapmış ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Kurt Campbell, şunları söylüyor:

Başkan Trump, en önemli iki hedefinin birbiriyle doğrudan çeliştiği bir durum yarattı. Bunlardan biri, Çin'inkiler de dahil Hürmüz Boğazı'ndan geçen tüm yük gemilerinin takibe alınması ve kontrol edilmesi. Diğeriyse Pekin'e yapacağı ziyaretin açıkça olumlu geçmesi yönündeki isteği.

Analize göre, yaklaşık bir ay sonra gerçekleşecek toplantı öncesinde ABD'nin ocak ayında Venezuela'ya baskın düzenleyip Nicolas Maduro'yu kaçırması ve Hürmüz Boğazı'nda uyguladığı abluka gibi kritik konuların nasıl bir çerçevede tartışılacağı henüz belirlenmedi.

Ayrıca iki liderin görüşmesinde büyük ihtimalle Tayvan meselesi, Çin'in nükleer silah cephaneliği ve Pekin'İn Güney Çin Denizi'ndeki askeri faaliyetleri gibi başlıklar da gündeme gelecek.

Georgetown Üniversitesi'nden Rush Doshi de "İran'daki durum, ABD ve Çin arasındaki gerginliği azaltma ortamını bozabilir" diyor.

Diğer yandan ABD merkezli Pew Araştırma Merkezi'nin salı günü yayımladığı anket sonuçlarına göre 2023 itibarıyla Amerikalıların yalnızca yüzde 14'ü Çin'e olumlu bakıyordu.

Ancak bu oranın son çalışmada yüzde 27'ye çıktığı görülüyor. Özellikle Demokratlar ve gençler arasında Çin'e yönelik tutumun değiştiğine dikkat çekiliyor.

Amerikalıların yüzde 17'si, Şi'nin dünyadaki sorunlarla ilgili doğru adımlar atacağına güven duyduğunu belirtiyor. Bu oran da 2023'tekine kıyasla iki kat arttı.

Öte yandan, halkın Trump'ın Çin hakkında doğru politika kararları alacağına duyduğu inanç azalıyor. Trump'a duyulan güven oranı yüzde 39'a gerileyerek geçen yıla göre 6 puan düştü.

Independent Türkçe, CNN, New York Times, Global Times, BBC