Biden Ukrayna’ya ihanet mi etti?

ABD Başkanı Biden ve müttefiklerinin Rusya’yı cezalandırma yeteneği, birkaç nedenden dolayı sınırlı görünüyor

Fotoğraf (Reuters/Valentyn Ogirenko)
Fotoğraf (Reuters/Valentyn Ogirenko)
TT

Biden Ukrayna’ya ihanet mi etti?

Fotoğraf (Reuters/Valentyn Ogirenko)
Fotoğraf (Reuters/Valentyn Ogirenko)

İsa Nehari
Geçen hafta düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı’nda gündem  ‘Pekin’in vurucu ekonomik güç olarak yükselişi’ ve ‘Moskova’nın bir baş belası olarak küresel arenaya geri dönüşü’ idi. Bu çerçevede taraflar küresel değişimlerle bağlantılı olarak Batı demokrasilerinin gerilemelerini ve büyük krizler karşısında yetersiz kalmalarını tartıştı. ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in de katıldığı oturumdaki ilk temel sorun buydu.
Harris, Batı dayanışmasını vurgulamakla ve ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesini önlemek için müttefikleriyle iş birliği yapma konusundaki sertliğini vurgulamakla yetinmedi. Aksine Moskova’ya ‘ağır ve acil’ ekonomik yaptırımlar sözü verdi. Ayrıca Harris, Doğu Avrupa’da NATO’yu güçlendirmekle tehdit etti.
Ancak 23 Şubat Çarşamba gecesi, Batı’nın gerçekleşmesinden korktuğu şeye tanık oldu. Öyle ki Vladimir Putin şaşırtıcı bir konuşma yaptı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve yardımcısının ‘Rusya’nın Ukrayna’ya saldırma ihtimalinin arttığı’ konusundaki açıklamasından birkaç saat sonra Ukrayna’ya karşı bir askeri operasyon başlattığını duyurdu.
Bazı taraflar ABD Başkanı’nın da aynı gün çıkıp kriz hakkında konuşmasını beklerken Biden, perşembe günü G7 liderleriyle görüşmesinin ardından Rusya’ya karşı yaptırımlar uygulamakla ilgili bir açıklama yaptı. Beyaz Saray’ın efendisi, VEB Bank ve Rus Askeri Bankası üzerindeki tam yaptırımların yanı sıra, Moskova’ya karşı Rus elitlerini, ailelerini, devlet borcunu ve Rusya’dan gelen ‘Kuzey Akım 2’ gaz boru hattını içeren bir yaptırım paketi açıkladı.

Yetersiz cezalar
Rusya gerginliği üçüncü gününe girerken eski ABD’li gözlemciler ve yetkililer, Biden’ın açıkladığı yaptırım paketinin caydırıcı olmadığına inanıyor. Bunun yanı sıra Rus kuvvetleri, Ukrayna’daki iki ayrılıkçı bölgeye doğru ilerledikten sonra Biden’ın Putin’e verdiği yanıtta zayıf göründüğünü belirtti.
ABD’nin eski Birleşmiş Milletler (BM) Büyükelçisi Nikki Haley, mevcut yönetimin hızlı ve sert yaptırımlar uygulama sözünü yerine getirmekte başarısız olduğunu ve Ukrayna krizini Batı’nın kararlılığının bir sınavı olarak gördüğünü söyledi. Haley, Biden’ın şu ana kadar bu durumla başa çıkmakta başarısız olduğuna da dikkati çekti.
ABD’li yetkili, “Bu, sadece Putin’le ilgili değil. Komünistler, Çinliler ve İranlı cihatçılar da bu durumu takip ediyor” dedi.
Öte yandan ABD’nin eski ulusal güvenlik danışmanı John Bolton, Biden’ın NATO’yu birleştirmedeki başarısızlığını kınadı. Bolton, Rus kuvvetlerinin Ukrayna’nın başkentindeki ilerleyişinin, Vladimir Putin’in ‘doğuyu ilhak etme ve ülkeyi denizden izole etme’ olan gerçek planını gizleyebileceğine dikkati çekti.
“Putin, Ukrayna’nın doğu ve güney kısımlarını, yani Rus kısımlarını istiyor” diyen Bolton, Kiev’e asker göndermenin, dikkati asıl planından başka yöne çevirmek için bir manevra olmasının muhtemel olduğunu vurguladı. John Bolton ayrıca, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in, dünyanın eski Sovyetler Birliği bölgesindeki Rus saldırganlığına karşı tepkisini yakından takip edeceği konusunda uyarıda bulundu.

‘Kuzey Akım 2’ tartışması
Amerikalı araştırmacı Paul Sullivan, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Putin gibi biriyle uğraşmak kararlılık, güç, azim ve dayanıklılık gerektirir. Bunlar, dünyada hiçbir liderin yeterince görmediği niteliklerdir” diyerek, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in istisna olduğunu dile getirdi.
Sullivan, Biden’ın Rus askeri operasyonunun ardından yaptırımlarla hedef aldığı ‘Kuzey Akım 2’ hattını da eleştirirken, hatla ilgili sorunun bir kısmının, ‘yolsuzluk ve eski liderlerin Rus mallarından yararlanmaları’ olduğunu ifade etti. Paul Sullivan, “Hattın inşasına en başta izin verilmemeliydi. Rusya’nın buradaki amacı açıktı ki bu amaç, gaz ihraç ederek ve AB’de bölünmeleri ateşleyerek para kazanmaktı” değerlendirmesinde bulundu.
Rus davranışı değişene kadar hattın kapatılması gerektiğini vurgulayan Sullivan, Rus enerjisine aşırı bağımlılığı azaltma çabalarını hızlandırılmasının yanı sıra, ABD’de sıvılaştırılmış doğalgaz ihracatçılarının ve diğerlerinin AB’de enerji güvenliğine daha fazla odaklanması gerektiğini kaydetti. Sullivan ayrıca, Doğu Avrupa’nın onu Rus elektrik sisteminden ayrılma planlarına dikkati çekti.
Paul Sullivan, başka alternatifler olduğu için Rusya’dan tüm uranyum ithalatını ve hizmetlerini durdurma çağrısında bulunurken, “AB, uzun zamandır kendisini Rusya’ya sıkı sıkıya bağımlı hale getirdi. Ruslar bunu memnuniyetle karşıladı. ABD ise yeterince güçlü değildi ve AB’nin enerji güvenliğini sağlamasına yardımcı olmak için yeterince harekete geçemedi” dedi. Sullivan, Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin bu konuda yardımcı olabileceğine de dikkat çekti.
İngiltere merkezli ‘Financial Times’ gazetesi, yüksek petrol fiyatlarının ABD’nin Rusya’yı cezalandırma yeteneğini kısıtlayacağını belirtirken, bu da açıklanan yaptırımların henüz Rusya’nın petrol ve gaz satışlarını kapsamamasını gerekçelendiriyor.

Trump’ın tavrı
Eski ABD Başkanı Donald Trump, Cumhuriyetçi yönetimi altında bu krizin asla yaşanmayacağını söylerken, Joe Biden’in krizi yönetme şeklini de eleştirdi.
Eski danışmanı John Bolton, tartışmalı ‘Olayın Olduğu Oda (The Room Where İt Happened)’ kitabında son açıklamasının aksine Trump’ın ‘Ukrayna’nın Rusya’ya meyilli isimler tarafından yönetilmesi gerektiğine’ inandığını iddia etti.
Trump, Putin ile olan güçlü ilişkisine övgüde bulunurken, Kremlin’in efendisinin kendi yönetimi altında asla bu şekilde hareket etmeyeceğini vurguladı. Donald Trump, “Kriz doğru yönetilseydi, Ukrayna’da şu anda olanların yaşanması için hiçbir sebep olmazdı” dedi.
Trump- Putin yakınlaşması, eski Cumhuriyetçi yönetim altındaki Demokrat muhalefet tarafından uzun süredir sert bir şekilde eleştirildi.
Gözlemciler, Trump yönetiminin ‘Kuzey Akım 2’ye karşı çıkışını överken, Başkan Biden’ı da kısa süre önce Rus doğalgaz boru hattı konusundaki tavrı nedeniyle eleştirdi.
Kongre’ye gönderilen bir Dışişleri Bakanlığı raporunda, boru hattından sorumlu Alman şirketi ‘Nord Stream 2 AG’ ve Rusya Devlet Başkanı Putin’in müttefiki olan genel müdürü Matthias Arthur Warnig’in yaptırıma tabi faaliyetlerde bulunduğu belirtilmişti.
ABD Dışişleri Bakanı Atony Blinken, geçen Mayıs ayında bu yaptırımların uygulanmasını kabul etmemişti. Bakan, bu adımı böyle bir kararın ulusal çıkarlara uygun olduğu gerçeğiyle alındığını açıklamıştı. Adım, Kongre üyeleri tarafından geniş çaplı eleştirilere maruz kalmıştı.

NATO’nun birleşmesi
Trump’ın Biden’a yönelik sert ifadelerinden uzak bir şekilde Biden’ın yaptırımları, NATO’nun Rusya karşısında birleşik bir konuma sahip olup olmadığına dair farklı bir tartışmayı alevlendirdi. Öyle ki ABD merkezli CNN, Almanya’nın başını çektiği Avrupa ülkelerinin, Rusya’yı uluslararası ödeme sistemi SWIFT’den çıkarma olasılığı konusunda bölündüğünü bildirdi.
Biden, Moskova’nın ‘SWIFT’ sisteminden çıkarılmasına karşı çıkan ülkelerin isimlerini açıklamaktan kaçınırken, “Bu seçenek hala geçerlidir” dedi. Biden, ABD ve müttefikleri tarafından Rusya’ya uygulanan diğer yaptırım paketinin, Moskova’yı bankacılık finansal işlemler sisteminden çıkarma seçeneğinden daha büyük bir etkiye sahip olacağına da dikkat çekti.

Parti anlaşmazlıkları
Biden’a yöneltilen eleştiri, yaptırımların eksiklikleri meselesiyle sınırlı kalmazken, askeri harekatın ilanından önce Moskova’nın hareketlerini ele alış şeklini de içeriyordu. Öyle ki ABD yönetiminin Ukrayna’daki Rus askeri hareketlerinden salı sabahına kadar ‘işgal’ olarak bahsetmemesi nedeniyle tartışmalar baş gösterdi. Yetkililer, salı sabahı yaptıkları açıklamada ‘işgal’ kelimesini kullandı.
Londra Üniversitesi Akademisi’nde ABD Politikaları Merkezi’nin kurucu direktörü Thomas Gift, ‘Newsweek’ dergisine yaptığı açıklamada Biden’ın Rusya yaklaşımına karşı Cumhuriyetçilerin eleştirilerinin kaçınılmaz olduğunu vurguladı. Gift, “Cumhuriyetçilerin Rusya eleştirisinden kaçınmak için Biden’ın yapabileceği hiçbir şey yok” dedi.
Thomas Gift, parti anlaşmazlıklarının dış politika söz konusu olduğunda etkisiz olması gerektiği anlamına gelen eski ‘Politika, su kenarında durur’ atasözünün, bugünün aşırı partizan ikliminde artık geçerli olmadığını savundu.
Gift’e göre bunun bir nedeni de ‘Cumhuriyetçi Parti’nin politika konusundaki görüşlerinin çok farklı olması’. Bu nedenle Biden, ‘kendisinin savaş davullarını çalmakta acele ettiğine inanan tecrit politikası yandaşları’ ve ‘Putin’le mücadele edecek kadar sert olmadığını düşünen şahinler’ tarafından her açıdan saldırıya uğrayacak.
Thomas Gift, bu eleştirilerin çoğunun, yönetimin Moskova’yı ele alış şekliyle ilgili meşru felsefi anlaşmazlıklara dayandığını söylerken, “Neredeyse tüm Cumhuriyetçiler arasındaki ortak payda, Biden’ın özellikle Afganistan’daki fiyaskodan sonra başkomutan olarak sicilinin istismar edilebileceği duygusudur” dedi.

Kiev ve Kabil arasında
Gözlemciler, Biden’in geçen yıl NATO müttefiklerine danışmadan veya onlarla yakın çalışmalar yürütmeden Afganistan’dan geri çekilmesinin, ABD’nin hasımlarını kırmızı çizgilerini aşmaya motive ettiğine inanıyor. Ohio Eyalet Üniversitesi’nde Tarih Profesörü Peter Han’a göre bu nedenle Ukrayna krizi, ittifakları yenilemek ve NATO’yu canlandırmak için bir fırsat sunuyor.
Han, “Başkan, ABD’nin ulusal güvenlik çıkarlarını ve iç siyasi baskıları göz önünde bulundurarak Afganistan’dan çekildi. Ancak çoğu NATO müttefiki tek taraflı hareket ettiği hissine kapıldı” dedi. Ancak Ukrayna krizi ortasında Biden’ın ekibi, Avrupalı ​​müttefikleriyle yakın istişarelerde bulunuyor gibi görünüyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı haber analize göre ABD’li akademisyen, ‘NATO’nun temellerini zayıflattığı’ gerekçesiyle, Trump’ın politikasını eleştirdi. “Biden’ın Afganistan’dan çekilmesi, hasarı onarmadı” diyen Peter Han, Avrupa güvenliği ciddi bir sınavdan geçerken Ukrayna’daki durumun, NATO’yu yeniden canlandırmak için başka bir fırsat sunduğunu vurguladı.



Trump, Grönland üzerinde kalıcı kontrol deklare etti: ABD ne elde etti?

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
TT

Trump, Grönland üzerinde kalıcı kontrol deklare etti: ABD ne elde etti?

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)

İnci Mecdi

ABD Başkanının defalarca Amerikan kontrolünde olması gerektiğinden bahsettiği Grönland Adası meselesindeki göreceli bir sakinlik döneminden sonra, Donald Trump, Danimarka ve Grönland ile ülkesine adanın güvenliği üzerinde “kalıcı kontrol” sağlayan bir anlaşmaya varıldığını duyurarak dünyayı şaşırttı. Grönland, Danimarka toprakları içinde özerk bir bölge sayılıyor.

Sürpriz bir duyuru yapan Trump, cuma günü Truth Social platformundan şu paylaşımda bulundu: “Amerika Birleşik Devletleri, Danimarka Krallığı ve Grönland ile Amerika Birleşik Devletleri'ne Grönland'daki güvenlik ve diğer tüm ihtiyaçlar üzerinde kalıcı kontrol sağlayan, ülkemizin endişelerinin tamamını gideren bir anlaşma imzaladı. Söz konusu anlaşmanın Amerika Birleşik Devletleri’ne hiçbir maliyeti de yok!” Düzenlemeyi “süresiz bir anlaşma” olarak nitelendiren Trump, böylece Arktik bölgesindeki Amerikan nüfuzunu genişletme konusundaki uzun süredir devam eden çabasında bir zafer elde etti.

Anlaşma, Trump'ın yaklaşık 56 bin nüfuslu bölgeyle ilgili dile getirdiği güvenlik endişelerine çözüm arayışı ile ABD, Grönland ve Danimarka yetkilileri arasında aylar süren perde arkası görüşmelerin ardından geldi.

Geçtiğimiz yıl boyunca ve bu yılın ilk aylarında, Trump'ın açıklamaları Danimarka'da öfkeye neden olmuş ve ABD’nin NATO’daki müttefiklerinin güçlü muhalefeti ile karşılaşmıştı. Sonra konuya olan ilgi azaldı ve Washington'un bir dizi krizle, özellikle de İran rejimiyle devam eden çatışmayla meşgul olmasıyla birlikte, son haftalarda ABD Başkanının açıklamalarında ve paylaşımlarında yer bulmaz oldu.

Trump, Grönland üzerinde “kalıcı kontrol” mü elde etti?

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen'in “iyi bir anlaşma” olarak nitelendirdiği anlaşmanın resmi metni henüz yayınlanmadı. Grönland liderliğiyle yapılan ortak açıklamada, anlaşmanın “Arktik ve Kuzey Atlantik'teki ortak güvenliğimizi güçlendirdiği ve bu nedenle NATO ve Avrupa için de faydalı olduğu” belirtildi. Aynı zamanda, anlaşmanın Danimarka Krallığı’nın egemenliği ile toprak bütünlüğünü ve Grönland halkının kendi kaderini tayin etme hakkını eş zamanlı olarak tanıyan bir anlaşma olduğu da ifade edildi.

Trump'ın paylaşımında sunulanlara göre anlaşmanın ana hatları, kasım ayında yapılacak ara seçimlerden önce kendisine övünebileceği bir zafer sunan bir orta yol gibi görünüyor. Aynı zamanda, Frederiksen'in açıklamasından, anlaşma, ABD'nin adayı resmen ilhak etme çabasıyla ilgili olarak Danimarka ve Grönland'ın korkularını yatıştırıyor gibi görünüyor.

csgbhnj
Grönland bayrağı, başkent Nuuk’un kıyılarında dalgalanıyor (AFP)

Trump, paylaşımında anlaşmayla övünerek, “Bundan böyle hiçbir ABD düşmanı, bizim açık yazılı onayımız olmadan asla Grönland’da üs kuramaz, Grönland’da askeri varlık gösteremez veya Grönland’da hassas yatırımlar yapamaz” dedi. Bu gelişme, Trump'ın dış çatışmalardan kaçınma vaadini temelden sarsan, İran ile altı aydır süren çatışmanın seçim yarışını yeniden şekillendirdiği ve Kongre'de az farkla çoğunluğu elinde tutan Cumhuriyetçiler için bir meydan okuma oluşturduğu bir dönemde yaşandı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun açıkladığına göre, anlaşma Washington'un adaya ilişkin ulusal güvenlik endişelerini “kalıcı bir şekilde ve tamamen” gideriyor. Rubio, “Grönland, sonsuza dek Kuzey Amerika Stratejik Savunma Alanı'nın bir parçası olarak kalacak ve çevresindeki bölge gibi herhangi bir düşmandan korunacaktır” diye ekledi.

1951 Antlaşması

Grönland, Kanada'nın kuzeydoğu kıyısının karşı yakasında yer alıyor ve topraklarının üçte ikisinden fazlası Kuzey Kutup Dairesi içinde. Bu konum, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Kuzey Amerika'nın savunmasında kendisine hayati bir önem kazandırıyor; bu nedenle ABD, Nazi Almanyası'nın eline geçmesini önlemek ve Kuzey Atlantik'teki hayati önemdeki nakliye yollarını korumak için savaş döneminde adayı işgal etmişti.

Trump'ın Grönland konusunda Danimarka'ya sürekli yönelttiği sert açıklamalara rağmen, Danimarkalı yetkililer, adadaki Amerikan askeri varlığını genişletmek ve Amerikan ticari çıkarlarını artırmak için Amerika Birleşik Devletleri ile iş birliği yapmaya istekli olduklarını defalarca dile getirdiler.

Bu anlaşmanın, ABD ve Danimarka arasında 1951’de imzalanan ve adada ciddi bir ABD askeri varlığına izin veren anlaşmadan ne farkı olduğu halen belirsiz. Amerika Birleşik Devletleri, Grönland Savunma Anlaşması'nın imzalanmasından bu yana Grönland'ın kuzeybatısındaki Pituffik Uzay Üssü’nü işletiyor. Bu askeri üs, Amerika Birleşik Devletleri ve NATO için füze erken uyarı, füze savunma ve uzay gözetleme operasyonlarını destekliyor.

Şarku’l Avsat’ın CNN'den aktardığı habere göre bir ABD’li yetkili, anlaşmanın Amerika Birleşik Devletleri'ne adada “kalıcı erişim, askeri üs kurma ve ada üzerinde uçuş yapma hakkı” verdiğini belirtti. “Bundan önce var olan statükoya göre, düşman ülkeler de dahil olmak üzere herhangi bir ülkenin Grönland'da askeri üs kurmasına veya asker göndermesine izin verilebilirdi” diye açıklamada bulunan yetkili, anlaşmanın “hassas sektörlere yatırım yapılmasını önleme mekanizmaları” içerdiğini de sözlerine ekledi.

Ayrılık durumunda kontrolün güvence altına alınması

Varılan anlaşma, yalnızca NATO üyesi devletlerin Grönland'da askeri üs kurabileceğini ve yalnızca NATO ve AB üyesi devletlerin hassas yatırımlar yapabileceğini öngörüyor. Washington Post'a konuşan ve görüşmeler hakkında bilgili kaynaklara göre, anlaşma Grönland'ın Danimarka'dan ayrılması durumunda bile yürürlükte kalacak şekilde tasarlandı, ancak Trump'ın öne sürdüğünün aksine, ABD'ye Grönland'ın kararları üzerinde veto yetkisi vermeyecek.

Bu kaynaklar, anlaşmanın ABD Başkanının zafer deklare etmesine olanak sağlarken aynı zamanda hem Danimarka hem de Grönland'ın toprak üzerindeki egemenliklerini koruma konusundaki endişelerini de giderecek şekilde formüle edildiğini açıkladı.

 Grönland'ın bağımsızlığı olasılığı, Trump'ın herhangi bir anlaşmanın kalıcılığını sağlamaya odaklanmasının nedenlerinden biriydi. Ancak Danimarkalı ve Grönlandlı yetkililer, bir ülkenin diğerinin topraklarındaki güvenlik meseleleri ile askeri üsleri kapsayan ve kendisinden çekilme imkanı olmayan herhangi bir anlaşmanın egemenlik konusunda da soru işaretleri doğurduğuna dikkat çekti. Grönland Başbakanı Jens Frederik Nielsen, “Anlaşma, Grönland'ın çıkarlarını ve uluslararası iş birliği çerçevesindeki konumumuzu dikkate alıyor; çünkü herkesin çıkarına” dedi.

ABD Savunma Bakanlığı'nda Grönland ile ilgili konularda Atlantik Konseyi'nde çalışan eski müsteşar Imran Bayoumi, gazeteye yaptığı açıklamada anlaşmanın Grönland'da halk tarafından kabul görme şansına dair şüphelerini dile getirerek, “Grönlandlıların tepkisi ne olacak?” diye sordu. “Washington iyi bir izlenim bırakmadı ve Grönlandlılara söz hakkı vermeden ABD varlığını genişleten bu anlaşmanın, ABD medyasında şimdiye kadar yansıtıldığı gibi, kamuoyu tarafından iyi karşılanması olası görünmüyor” diye de ekledi.

NATO memnuniyetle karşıladı

ABD Başkanının Grönland'ı Amerikan kontrolüne alma talepleri, özellikle kolektif güvenlik ilkesi üzerine kurulmuş ittifakın bir üyesi olan Danimarka başta olmak üzere NATO müttefiklerinin güçlü muhalefet ile karşılaşmıştı. Ancak Trump, adayı savunma ve mineral kaynaklar açısından hayati öneme sahip bir yer olarak göstererek bu endişeleri küçümsemişti.

Trump'ın ocak ayında ABD'nin adayı ele geçirmesini hızlandırmayı amaçlayan açıklamaları, Avrupa'da ABD'nin adayı zorla ele geçirmeye çalışabileceği korkusunu uyandırdı. Bu, NATO'nun en güçlü üyesinin aynı ittifakın başka bir üyesinin topraklarını işgal etmesi anlamına geleceği için eşi benzeri görülmemiş bir hareket olurdu. İngiltere, Danimarka, Fransa, Finlandiya, Almanya, Hollanda, Norveç ve İsveç, örtük bir önleyici caydırıcılık sağlamaya yönelik bir çabayla, bölgeye askeri tatbikatlar için güç konuşlandırdı. Endişeli Avrupalı ​​diplomatlar, ABD ile savaşın eşiğine geldikleri için korkarak Washington'da hızla temaslarda bulundular.

NATO Sözcüsü cumartesi günü yaptığı açıklamada, ittifakın ABD, Danimarka ve Grönland arasındaki anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını ve bunun “bu hayati bölgede güvenliği, istikrarı ve iş birliğini artırmaya yardımcı olacağını” belirtti.

Grönland'ın maden zenginliği

Soğuk Savaş'tan sonra, Arktik bölgesi büyük ölçüde bir uluslararası iş birliği alanıydı. Rusya, on yıllardır Arktik'teki askeri varlığını genişletmeye çalışırken, Çin de oradaki varlığını güçlendirdi. Ancak iklim değişikliği bölgedeki buzları inceltiyor, uluslararası ticaret için bir “Kuzeybatı Koridoru”nun açılmasına zemin hazırlıyor ve bölgenin zengin maden kaynaklarına erişim için Rusya, Çin ve diğer ülkelerle rekabeti yeniden alevlendiriyor.

Dolayısıyla Trump'ın Grönland'a olan ilgisi askeri güvenlikle sınırlı değil. Ada, önümüzdeki on yıllarda küresel ekonomiyi yönlendirmesi beklenen cep telefonları, bilgisayarlar, bataryalar ve diğer yüksek teknoloji cihazlarda kullanılan temel bileşenler olan nadir toprak mineralleri açısından zengin bir bölge. Bu durum, Çin'in bu hayati mineraller pazarındaki hakimiyetini sınırlamaya çalışan Amerika Birleşik Devletleri ve diğer Batılı güçlerin dikkatini çekiyor.

İngiliz düşünce kuruluşu Chatham House'a göre, Grönland, ileri teknoloji endüstrileri için hayati önem taşıyan zirkonyum ve niyobyum açısından dünyanın ikinci büyük yataklarına sahip.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın bölgesel sözcüsü, daha önce Independent Arabia'ya yaptığı açıklamalarda, ABD Başkanının dış politika girişimleri ile yönetiminin maden stratejisi arasındaki bağlantıya da değinmişti: “Son on yıldır Grönland ile kritik mineraller konusunda iş birliği yapıyoruz ve bu iş birliğini güçlendirmeyi umuyoruz. Geçtiğimiz yıl boyunca Trump yönetimi anlaşmalar imzaladı ve çok sayıda ortak girişim başlattı. Tüm ekonomilerimizin gelişebilmesi için kritik mineral kaynaklarının çeşitlendirilmesini ve dünya çapında güvenli, dayanıklı tedarik zincirlerinin sağlanmasını istiyoruz.”

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, ortak ülkelere bu anlaşmaların karşılıklı yarar sağladığı ve sömürücü nitelikte olmadığı konusunda verilen güvenceler ile ilgili soruya verdiği yanıtında, uluslararası kritik mineraller pazarının şu anda ciddi şekilde kusurlu olduğuna işaret etti. “Yerel pazarlar yaratmakta veya işgücü için onurlu işler sağlamakta başarısız oluyor ve uluslarımızın güvenliğini garanti altına alamıyor” dedi. “Bu nedenle, Trump yönetimi bu sorunların ele alınması gerektiğine inanıyor ve bunları birlikte ele almak istiyoruz. Kritik minerallerde küresel arzı çeşitlendirmeyi ve bu ortak çabaya katkıda bulunan ülkelerle ortaklıklarımızı güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Amacımız güvenli ve istikrarlı bir küresel pazar oluşturmaktır. Herkese, her ülkeye makul fiyatlarla erişilebilir sürdürülebilir bir küresel arz istiyoruz. Bu, Trump yönetimi için en önemli önceliklerden biridir” diye ekledi.

Washington Post, Trump'ın sık sık Grönland'ı ele geçirmeye çalıştığını, Çin ve Rusya'nın oradaki emellerinden endişe duyduğunu ve bölgenin maden kaynaklarını kontrol etme arzusunu dile getirdiğini bildiriyor. Bu fikrin kökenleri, New York'tan bir arkadaşı olan Ronald Lauder’ın, ona Grönland'ın büyük bir kısmı buz tabakalarının altında yatan ve işletilmesi zor muazzam maden zenginliğinden bahsettiği ilk başkanlık dönemine dayanıyor.


Trump tatilini yarıda keserek Beyaz Saray’a döndü... İran’dan çatışmaların yeniden başlayacağı uyarısı

Tahran'daki meydanda "İntikam kaçınılmaz" yazılı pano hazırlanmıştı (AFP)
Tahran'daki meydanda "İntikam kaçınılmaz" yazılı pano hazırlanmıştı (AFP)
TT

Trump tatilini yarıda keserek Beyaz Saray’a döndü... İran’dan çatışmaların yeniden başlayacağı uyarısı

Tahran'daki meydanda "İntikam kaçınılmaz" yazılı pano hazırlanmıştı (AFP)
Tahran'daki meydanda "İntikam kaçınılmaz" yazılı pano hazırlanmıştı (AFP)

İran Silahlı Kuvvetleri Ortak Muharebe Komutanlığı, pazar günü yaptığı açıklamada, Tahran’ın ABD’nin askeri operasyonları yeniden başlatmaya hazırlandığı yönünde bilgiler aldığını bildirdi. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın Camp David’deki tatilini yarıda keserek Beyaz Saray’a dönmesinin ardından geldi.

İran Silahlı Kuvvetleri Ortak Muharebe Komutanlığı yaptığı açıklamada, ABD’nin düzenleyeceği herhangi bir saldırının ardından bölgedeki ABD üsleri ve çıkarlarına yönelik aralıksız saldırılar düzenleneceğini belirtti. Açıklamada ayrıca ABD’nin İran’a yönelik saldırısını destekleyen bölge ülkeleri, çatışmanın tarafı sayılacakları konusunda uyarıldı.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf da pazar günü yaptığı açıklamada, İran’ın kendi şartları karşılanıp ABD’nin taahhütleri yerine getirilene kadar Hürmüz Boğazı’nı açmayacağını söyledi.

İran Devrim Muhafızları’na bağlı Fars Haber Ajansı’nın aktardığına göre Kalibaf, İran’ın aynı anda hem savaşması hem de müzakere yürütmesi gerektiğini belirtti. Kalibaf, Tahran’ın düşmanlarını caydırmak için askeri gücünü kullanacağını, uygun zaman geldiğinde ise savaş alanındaki kazanımlarını pekiştirmek amacıyla diplomasiden yararlanacağını ifade etti.

Öte yandan ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), İran limanlarına yönelik ABD ablukası sürerken son iki ay içinde Hürmüz Boğazı’ndan yaklaşık 1 milyar varil petrolün çıkışını desteklediğini açıkladı.


İran ordusu: ABD yeniden askeri operasyonlara hazırlanıyor

Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler, Umman'ın Musandam vilayetinden görüntülendi (Arşiv - Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler, Umman'ın Musandam vilayetinden görüntülendi (Arşiv - Reuters)
TT

İran ordusu: ABD yeniden askeri operasyonlara hazırlanıyor

Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler, Umman'ın Musandam vilayetinden görüntülendi (Arşiv - Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler, Umman'ın Musandam vilayetinden görüntülendi (Arşiv - Reuters)

İran Silahlı Kuvvetleri Müşterek Muharebe Komutanlığı, bugün (pazar) yaptığı açıklamada, ABD'nin bazı bölge ülkelerinin desteğiyle askeri operasyonlara yeniden başlamaya hazırlandığı yönünde bilgi aldıklarını bildirdi.

Komutanlık açıklamasında, ABD'nin düzenleyeceği herhangi bir saldırının ardından bölgedeki Amerikan üslerine ve çıkarlarına yönelik kesintisiz saldırılar düzenleneceği belirtildi. Açıklamada ayrıca ABD'nin İran'a yönelik saldırısına destek veren bölge ülkeleri, çatışmanın tarafı olarak kabul edilecekleri konusunda uyarıldı.Şarku’l Avsat’ın  Reuters'tan aktardığı hbaere göre açıklamada, söz konusu ülkelere yönelik doğrudan bir uyarı da yer aldı.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise bugün yaptığı açıklamada, Tahran'ın şartları karşılanıp ABD'nin verdiği taahhütler yerine getirilene kadar Hürmüz Boğazı'nı açmayacağını söyledi.

Devrim Muhafızları'na bağlı Fars Haber Ajansı'nın Kalibaf'tan aktardığına göre İran'ın “aynı anda hem savaşması hem de müzakere etmesi” gerekiyor. Kalibaf, Tahran'ın düşmanlarını caydırmak için askeri gücünü kullanacağını, uygun zaman geldiğinde ise savaş alanında elde ettiği kazanımları pekiştirmek amacıyla diplomasiye başvuracağını belirtti.

Bu arada İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD ile savaşı sona erdirmeyi amaçlayan müzakerelerin yeniden başlatılması için gerekli şartları arabuluculara ilettiklerini söyledi.

Rızai, medya kuruluşlarına yaptığı açıklamalarda söz konusu şartların tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesini, İran'ın dondurulmuş varlıklarının üzerindeki blokajın kaldırılmasını ve deniz ablukasının sona erdirilmesini içerdiğini belirtti. Rızai, Katar ve Pakistanlı arabulucularla görüşmelerin sürdüğünü ve Tahran'ın ABD Başkanı Donald Trump'tan yanıt beklediğini ifade etti.

Trump da Camp David'de geçirmesi planlanan hafta sonu tatilini yarıda keserek cumartesi akşamı Washington'a döndü.

ABD Dışişleri Bakanlığı ise Orta Doğu'da bulunan vatandaşlarını “beklenmedik bir tırmanma ihtimali” konusunda uyardı. Bakanlık ayrıca Orta Doğu dışında bulunan Amerikalılara, bölgeye veya bölge üzerinden seyahat etme planlarını “ciddi şekilde yeniden değerlendirmeleri” çağrısında bulundu.