Biden Ukrayna’ya ihanet mi etti?

ABD Başkanı Biden ve müttefiklerinin Rusya’yı cezalandırma yeteneği, birkaç nedenden dolayı sınırlı görünüyor

Fotoğraf (Reuters/Valentyn Ogirenko)
Fotoğraf (Reuters/Valentyn Ogirenko)
TT

Biden Ukrayna’ya ihanet mi etti?

Fotoğraf (Reuters/Valentyn Ogirenko)
Fotoğraf (Reuters/Valentyn Ogirenko)

İsa Nehari
Geçen hafta düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı’nda gündem  ‘Pekin’in vurucu ekonomik güç olarak yükselişi’ ve ‘Moskova’nın bir baş belası olarak küresel arenaya geri dönüşü’ idi. Bu çerçevede taraflar küresel değişimlerle bağlantılı olarak Batı demokrasilerinin gerilemelerini ve büyük krizler karşısında yetersiz kalmalarını tartıştı. ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in de katıldığı oturumdaki ilk temel sorun buydu.
Harris, Batı dayanışmasını vurgulamakla ve ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesini önlemek için müttefikleriyle iş birliği yapma konusundaki sertliğini vurgulamakla yetinmedi. Aksine Moskova’ya ‘ağır ve acil’ ekonomik yaptırımlar sözü verdi. Ayrıca Harris, Doğu Avrupa’da NATO’yu güçlendirmekle tehdit etti.
Ancak 23 Şubat Çarşamba gecesi, Batı’nın gerçekleşmesinden korktuğu şeye tanık oldu. Öyle ki Vladimir Putin şaşırtıcı bir konuşma yaptı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve yardımcısının ‘Rusya’nın Ukrayna’ya saldırma ihtimalinin arttığı’ konusundaki açıklamasından birkaç saat sonra Ukrayna’ya karşı bir askeri operasyon başlattığını duyurdu.
Bazı taraflar ABD Başkanı’nın da aynı gün çıkıp kriz hakkında konuşmasını beklerken Biden, perşembe günü G7 liderleriyle görüşmesinin ardından Rusya’ya karşı yaptırımlar uygulamakla ilgili bir açıklama yaptı. Beyaz Saray’ın efendisi, VEB Bank ve Rus Askeri Bankası üzerindeki tam yaptırımların yanı sıra, Moskova’ya karşı Rus elitlerini, ailelerini, devlet borcunu ve Rusya’dan gelen ‘Kuzey Akım 2’ gaz boru hattını içeren bir yaptırım paketi açıkladı.

Yetersiz cezalar
Rusya gerginliği üçüncü gününe girerken eski ABD’li gözlemciler ve yetkililer, Biden’ın açıkladığı yaptırım paketinin caydırıcı olmadığına inanıyor. Bunun yanı sıra Rus kuvvetleri, Ukrayna’daki iki ayrılıkçı bölgeye doğru ilerledikten sonra Biden’ın Putin’e verdiği yanıtta zayıf göründüğünü belirtti.
ABD’nin eski Birleşmiş Milletler (BM) Büyükelçisi Nikki Haley, mevcut yönetimin hızlı ve sert yaptırımlar uygulama sözünü yerine getirmekte başarısız olduğunu ve Ukrayna krizini Batı’nın kararlılığının bir sınavı olarak gördüğünü söyledi. Haley, Biden’ın şu ana kadar bu durumla başa çıkmakta başarısız olduğuna da dikkati çekti.
ABD’li yetkili, “Bu, sadece Putin’le ilgili değil. Komünistler, Çinliler ve İranlı cihatçılar da bu durumu takip ediyor” dedi.
Öte yandan ABD’nin eski ulusal güvenlik danışmanı John Bolton, Biden’ın NATO’yu birleştirmedeki başarısızlığını kınadı. Bolton, Rus kuvvetlerinin Ukrayna’nın başkentindeki ilerleyişinin, Vladimir Putin’in ‘doğuyu ilhak etme ve ülkeyi denizden izole etme’ olan gerçek planını gizleyebileceğine dikkati çekti.
“Putin, Ukrayna’nın doğu ve güney kısımlarını, yani Rus kısımlarını istiyor” diyen Bolton, Kiev’e asker göndermenin, dikkati asıl planından başka yöne çevirmek için bir manevra olmasının muhtemel olduğunu vurguladı. John Bolton ayrıca, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in, dünyanın eski Sovyetler Birliği bölgesindeki Rus saldırganlığına karşı tepkisini yakından takip edeceği konusunda uyarıda bulundu.

‘Kuzey Akım 2’ tartışması
Amerikalı araştırmacı Paul Sullivan, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Putin gibi biriyle uğraşmak kararlılık, güç, azim ve dayanıklılık gerektirir. Bunlar, dünyada hiçbir liderin yeterince görmediği niteliklerdir” diyerek, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in istisna olduğunu dile getirdi.
Sullivan, Biden’ın Rus askeri operasyonunun ardından yaptırımlarla hedef aldığı ‘Kuzey Akım 2’ hattını da eleştirirken, hatla ilgili sorunun bir kısmının, ‘yolsuzluk ve eski liderlerin Rus mallarından yararlanmaları’ olduğunu ifade etti. Paul Sullivan, “Hattın inşasına en başta izin verilmemeliydi. Rusya’nın buradaki amacı açıktı ki bu amaç, gaz ihraç ederek ve AB’de bölünmeleri ateşleyerek para kazanmaktı” değerlendirmesinde bulundu.
Rus davranışı değişene kadar hattın kapatılması gerektiğini vurgulayan Sullivan, Rus enerjisine aşırı bağımlılığı azaltma çabalarını hızlandırılmasının yanı sıra, ABD’de sıvılaştırılmış doğalgaz ihracatçılarının ve diğerlerinin AB’de enerji güvenliğine daha fazla odaklanması gerektiğini kaydetti. Sullivan ayrıca, Doğu Avrupa’nın onu Rus elektrik sisteminden ayrılma planlarına dikkati çekti.
Paul Sullivan, başka alternatifler olduğu için Rusya’dan tüm uranyum ithalatını ve hizmetlerini durdurma çağrısında bulunurken, “AB, uzun zamandır kendisini Rusya’ya sıkı sıkıya bağımlı hale getirdi. Ruslar bunu memnuniyetle karşıladı. ABD ise yeterince güçlü değildi ve AB’nin enerji güvenliğini sağlamasına yardımcı olmak için yeterince harekete geçemedi” dedi. Sullivan, Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin bu konuda yardımcı olabileceğine de dikkat çekti.
İngiltere merkezli ‘Financial Times’ gazetesi, yüksek petrol fiyatlarının ABD’nin Rusya’yı cezalandırma yeteneğini kısıtlayacağını belirtirken, bu da açıklanan yaptırımların henüz Rusya’nın petrol ve gaz satışlarını kapsamamasını gerekçelendiriyor.

Trump’ın tavrı
Eski ABD Başkanı Donald Trump, Cumhuriyetçi yönetimi altında bu krizin asla yaşanmayacağını söylerken, Joe Biden’in krizi yönetme şeklini de eleştirdi.
Eski danışmanı John Bolton, tartışmalı ‘Olayın Olduğu Oda (The Room Where İt Happened)’ kitabında son açıklamasının aksine Trump’ın ‘Ukrayna’nın Rusya’ya meyilli isimler tarafından yönetilmesi gerektiğine’ inandığını iddia etti.
Trump, Putin ile olan güçlü ilişkisine övgüde bulunurken, Kremlin’in efendisinin kendi yönetimi altında asla bu şekilde hareket etmeyeceğini vurguladı. Donald Trump, “Kriz doğru yönetilseydi, Ukrayna’da şu anda olanların yaşanması için hiçbir sebep olmazdı” dedi.
Trump- Putin yakınlaşması, eski Cumhuriyetçi yönetim altındaki Demokrat muhalefet tarafından uzun süredir sert bir şekilde eleştirildi.
Gözlemciler, Trump yönetiminin ‘Kuzey Akım 2’ye karşı çıkışını överken, Başkan Biden’ı da kısa süre önce Rus doğalgaz boru hattı konusundaki tavrı nedeniyle eleştirdi.
Kongre’ye gönderilen bir Dışişleri Bakanlığı raporunda, boru hattından sorumlu Alman şirketi ‘Nord Stream 2 AG’ ve Rusya Devlet Başkanı Putin’in müttefiki olan genel müdürü Matthias Arthur Warnig’in yaptırıma tabi faaliyetlerde bulunduğu belirtilmişti.
ABD Dışişleri Bakanı Atony Blinken, geçen Mayıs ayında bu yaptırımların uygulanmasını kabul etmemişti. Bakan, bu adımı böyle bir kararın ulusal çıkarlara uygun olduğu gerçeğiyle alındığını açıklamıştı. Adım, Kongre üyeleri tarafından geniş çaplı eleştirilere maruz kalmıştı.

NATO’nun birleşmesi
Trump’ın Biden’a yönelik sert ifadelerinden uzak bir şekilde Biden’ın yaptırımları, NATO’nun Rusya karşısında birleşik bir konuma sahip olup olmadığına dair farklı bir tartışmayı alevlendirdi. Öyle ki ABD merkezli CNN, Almanya’nın başını çektiği Avrupa ülkelerinin, Rusya’yı uluslararası ödeme sistemi SWIFT’den çıkarma olasılığı konusunda bölündüğünü bildirdi.
Biden, Moskova’nın ‘SWIFT’ sisteminden çıkarılmasına karşı çıkan ülkelerin isimlerini açıklamaktan kaçınırken, “Bu seçenek hala geçerlidir” dedi. Biden, ABD ve müttefikleri tarafından Rusya’ya uygulanan diğer yaptırım paketinin, Moskova’yı bankacılık finansal işlemler sisteminden çıkarma seçeneğinden daha büyük bir etkiye sahip olacağına da dikkat çekti.

Parti anlaşmazlıkları
Biden’a yöneltilen eleştiri, yaptırımların eksiklikleri meselesiyle sınırlı kalmazken, askeri harekatın ilanından önce Moskova’nın hareketlerini ele alış şeklini de içeriyordu. Öyle ki ABD yönetiminin Ukrayna’daki Rus askeri hareketlerinden salı sabahına kadar ‘işgal’ olarak bahsetmemesi nedeniyle tartışmalar baş gösterdi. Yetkililer, salı sabahı yaptıkları açıklamada ‘işgal’ kelimesini kullandı.
Londra Üniversitesi Akademisi’nde ABD Politikaları Merkezi’nin kurucu direktörü Thomas Gift, ‘Newsweek’ dergisine yaptığı açıklamada Biden’ın Rusya yaklaşımına karşı Cumhuriyetçilerin eleştirilerinin kaçınılmaz olduğunu vurguladı. Gift, “Cumhuriyetçilerin Rusya eleştirisinden kaçınmak için Biden’ın yapabileceği hiçbir şey yok” dedi.
Thomas Gift, parti anlaşmazlıklarının dış politika söz konusu olduğunda etkisiz olması gerektiği anlamına gelen eski ‘Politika, su kenarında durur’ atasözünün, bugünün aşırı partizan ikliminde artık geçerli olmadığını savundu.
Gift’e göre bunun bir nedeni de ‘Cumhuriyetçi Parti’nin politika konusundaki görüşlerinin çok farklı olması’. Bu nedenle Biden, ‘kendisinin savaş davullarını çalmakta acele ettiğine inanan tecrit politikası yandaşları’ ve ‘Putin’le mücadele edecek kadar sert olmadığını düşünen şahinler’ tarafından her açıdan saldırıya uğrayacak.
Thomas Gift, bu eleştirilerin çoğunun, yönetimin Moskova’yı ele alış şekliyle ilgili meşru felsefi anlaşmazlıklara dayandığını söylerken, “Neredeyse tüm Cumhuriyetçiler arasındaki ortak payda, Biden’ın özellikle Afganistan’daki fiyaskodan sonra başkomutan olarak sicilinin istismar edilebileceği duygusudur” dedi.

Kiev ve Kabil arasında
Gözlemciler, Biden’in geçen yıl NATO müttefiklerine danışmadan veya onlarla yakın çalışmalar yürütmeden Afganistan’dan geri çekilmesinin, ABD’nin hasımlarını kırmızı çizgilerini aşmaya motive ettiğine inanıyor. Ohio Eyalet Üniversitesi’nde Tarih Profesörü Peter Han’a göre bu nedenle Ukrayna krizi, ittifakları yenilemek ve NATO’yu canlandırmak için bir fırsat sunuyor.
Han, “Başkan, ABD’nin ulusal güvenlik çıkarlarını ve iç siyasi baskıları göz önünde bulundurarak Afganistan’dan çekildi. Ancak çoğu NATO müttefiki tek taraflı hareket ettiği hissine kapıldı” dedi. Ancak Ukrayna krizi ortasında Biden’ın ekibi, Avrupalı ​​müttefikleriyle yakın istişarelerde bulunuyor gibi görünüyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı haber analize göre ABD’li akademisyen, ‘NATO’nun temellerini zayıflattığı’ gerekçesiyle, Trump’ın politikasını eleştirdi. “Biden’ın Afganistan’dan çekilmesi, hasarı onarmadı” diyen Peter Han, Avrupa güvenliği ciddi bir sınavdan geçerken Ukrayna’daki durumun, NATO’yu yeniden canlandırmak için başka bir fırsat sunduğunu vurguladı.



Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
TT

Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)

Meksika'da kartellerin kullandığı mermilerin neredeyse yarısının, ABD ordusuna mühimmat üreten fabrikada yapıldığı tespit edildi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo, salı günkü açıklamasında, 2012'den bu yana yaklaşık 137 bin adet .50 kalibrelik merminin ele geçirildiğini söyledi. 

Uyuşturucu çeteleri tarafından kullanılan bu mermilerin yüzde 47'sinin, ABD'nin Missouri eyaletinde yer alan Lake City Ordu Mühimmat Fabrikası'nda üretildiğini bildirdi.

New York Times'ın haberine göre sözkonusu tesis, Amerikan ordusunda kullanılan tüfekler için mermi üreten en büyük fabrika.

Ayrıca General Trejo, Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'un göreve başladığı Ekim 2024'ten bu yana polislerin ülkede ele geçirdiği 18 bin ateşli silahtan yaklaşık yüzde 80'inin de ABD menşeli olduğunu söyledi. 

Baskınlarda el konan silahlar arasında .50 kalibrelik Barrett tüfekleri, el bombası fırlatıcıları, roketatarlar ve çeşitli kalibredeki makineli tüfekler var.

Meksika'da silah ruhsatları sıkı denetimlere tabi. Silahlar yasal olarak yalnızca Meksika ordusunun işlettiği iki mağazadan satın alınabiliyor. Belirli kalibre ve özelliklere sahip tabancalar ise sadece ordu ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabiliyor.

Bu önlemlere rağmen Meksika hükümetinin verilerine göre her yıl 200 bin ila 500 bin adet ateşli silah, ABD'den ülkeye kaçak olarak sokuluyor. 

ABD Yüksek Mahkemesi, Meksika hükümetinin Amerikan silah üreticilerine karşı açtığı davayı geçen yıl oybirliğiyle reddetmişti. Kararda, üreticilerin bağımsız perakendecilerin yasadışı satışlarını durdurmamalarının yardım ve yataklık koşullarını karşılamadığı bildirilmişti. 

Diğer yandan mahkemenin açıklamasında, Meksika devletinin şikayetinde savunduğu gibi "silah satışlarının gerçekleştiğine ve üreticilerin bunun farkında olduğuna dair hiçbir şüphe yok" denmişti. 

Meksika hükümeti, Arizona'daki mahkemeye ABD'li 5 silah şirketi hakkında 2022'de bir dava daha açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor. 

Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Uluslararası Organize Suçla Mücadele Küresel Girişimi (GI-TOC) Direktörü Cecilia Farfan Mendez, şunları söylüyor:  

İronik olan, Meksika ve ABD hükümetlerinin aynı şeyi istemesi: Kartellerin yol açtığı ölümleri azaltmak. Ancak suç örgütleri bu kalibredeki tabancalara kolayca erişebildiği sürece ABD, sanki bu şiddetin ortaya çıkmasını destekliyormuş gibi görünüyor.

 Independent Türkçe, New York Times, BBC


İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
TT

İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)

İsrail istihbaratı, Hamas'ın büyük bir saldırı düzenleyeceğine dair bilgileri Başbakan Binyamin Netanyahu'ya 2018'de doğrudan iletmiş.

İsrailli medya kuruluşları Ynet ve Yedioth Ahronoth'un aktardığına göre Hamas, 2018-2022'de İsrail'in güneyindeki askeri üsler ve sivil yerleşimlere karşı koordineli bir saldırı planlamış. 

İstihbarat yetkililerinin "Eriha Duvarı" adını verdiği kapsamlı harekat planının, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı saldırısını özetler nitelikte olduğu aktarılıyor. 

New York Times, "Eriha Duvarı" kod adlı 40 sayfalık belgenin, İsrailli yetkililerle paylaşıldığını 2023'teki haberinde bildirmişti. Askeri ve istihbarat yetkililerinin, 2022'de haberdar olduğu planı "hayal ürünü" diye niteleyip gerçekleşmesini çok zor bularak dikkate almadığı öne sürülmüştü. 

Ancak İsrail medyasındaki yeni haberlerde, Başbakan Netanyahu'nun 2018'de planla ilgili birden fazla kez doğrudan bilgilendirildiği ortaya kondu. 

Adlarının paylaşılmaması koşuluyla konuşan yetkililer, "Hamas'ın askeri kanadı, topraklarımızın derinliklerine yönelik geniş çaplı bir saldırı için güç mü topluyor?" alt başlıklı istihbarat raporunun, doğrudan Netanyahu'nun masasına bırakıldığını söylüyor. 

Diğer yandan İsrail Başbakanlık Ofisi, ordunun 7 Ekim'deki başarısızlığına ilişkin devam eden soruşturmada, Hamas'ın saldırı planladığına dair önceden bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti. Ofisin, İsrail Kamu Denetçisi Matanyahu Englman'a gönderdiği açıklamada, "Eriha Duvarı" belgesinin Netanyahu'ya hiç sunulmadığı öne sürülmüştü. 

İsrail İstihbarat Kolordusu'na bağlı Birim 8200'den bazı analistlerin de Hamas'ın saldırı hazırlıklarına dair bilgileri 2018'de orduyla paylaştığı 2023'te ortaya çıkmıştı.  

Kaynaklar, bu planların iç güvenlik teşkilatı Şin Bet tarafından incelendikten sonra doğrudan Netanyahu'ya iletildiğini de savunuyor. 

2022 ve 2023'te "Eriha Duvarı" dosyasının yeni istihbarat bilgileriyle güncellendiği fakat bunların doğrudan Netanyahu'ya ulaşmadığı belirtiliyor. İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, Gazze Savaşı'nın fitilini ateşleyen 7 Ekim saldırılarına tüm uyarılara rağmen hazırlıksız yakalandığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

Başbakan Netanyahu'ya sunulan istihbaratlarla ilgili bilgi sahibi kaynaklardan biri şunları söylüyor: 

Ordu komutanları parçaları birleştirmekte başarısız olsa bile başbakanın görevi, Hamas'ın hedefleri hakkında yanıt talep etmektir. Netanyahu ise hiçbir şey yapmadı.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Ynet 


Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
TT

Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede nihai bir anlaşmaya varılmadığını, ancak İran’la müzakerelerin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olduğunu belirtti.

Trump, Beyaz Saray’da üç saati aşk süren görüşmeyi “son derece verimli” olarak nitelendirerek, ABD ile İsrail arasındaki mükemmel ilişkilerin devam ettiğini vurguladı.

Toplantıda, İran’la yeni bir nükleer anlaşmaya varma ihtimali ele alındı. Trump, müzakerelerin başarıya ulaşmasının tercih ettiği seçenek olduğunu ve bu tutumunu Netanyahu’ya ilettiğini söyledi. Anlaşma sağlanamaması halinde ise “işlerin nereye varacağını göreceğiz” dedi. Trump, İran’ın geçmişte bir anlaşmayı reddettiğini ve bunun “gece yarısı çekici” olarak nitelendirdiği bir darbeyle sonuçlandığını hatırlatarak, Tahran’ın bu kez “daha rasyonel ve sorumlu” davranmasını umduğunu ifade etti.

cd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resmi internet sitesinde yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir fotoğraf.

Trump ayrıca Gazze ve genel olarak bölgede “büyük ilerleme” kaydedildiğini savunarak, “Ortadoğu’da barışın fiilen hüküm sürdüğünü” dile getirdi.

Görüşmeye ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı.

Netanyahu’nun Washington ziyareti, İsrail basını tarafından İran’a karşı stratejik koordinasyon açısından kritik olarak değerlendirildi. Görüşmelerde İran’ın nükleer programının geleceği ve diplomatik sürecin başarısızlığa uğraması halinde İsrail’in askeri hareket serbestisine ilişkin güvenceler öne çıktı.

Netanyahu’nun, müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmaması; İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlere verdiği desteğin de kapsama alınması için Trump yönetimine baskı yaptığı aktarıldı. ABD’nin diplomatik sürece şans tanıma konusundaki ısrarına karşın Netanyahu’nun, olası bir anlaşma durumunda dahi İsrail’in İran’a karşı “hareket özgürlüğünü” koruması gerektiğini savunduğu belirtildi.

ghyju
Tahran’da devrimin 47. yıl dönümü kutlamaları kapsamında sergilenen bir füzenin yanında konuşan iki din adamı (New York Times)

Görüşmede Gazze dosyası da ele alındı. Taraflar, İsrail’in resmen katıldığı “Barış Konseyi” çerçevesinde Gazze’nin yeniden imarına yönelik planın ikinci aşamasındaki ilerlemeyi değerlendirdi.

Beyaz Saray yetkilileri, görüşmenin Trump ile Netanyahu arasında yakın bir uyum sergilediğini ve İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda ortak vizyon bulunduğunu belirtti. Ancak analistler, iki liderin önceliklerinde farklılıklar olabileceğine dikkat çekti. Trump’ın siyasi kazanım olarak sunabileceği hızlı bir diplomatik anlaşmaya eğilimli olduğu; Netanyahu’nun ise İran’a kısmi tavizler içeren bir mutabakata karşı daha katı şartlar talep ettiği ve askeri seçeneğin masada kalmasında ısrar ettiği ifade edildi.

Netanyahu, görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan ayrıldı. Sabah saatlerinde Dışişleri Bakanı Rubio ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile Blair House’ta bir araya gelen Netanyahu, ayrıca Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile de temaslarda bulundu. İsrail’in Washington Büyükelçisi Michael Leiter, görüşmelerde “önemli jeostratejik gelişmelerin” ele alındığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, söz konusu temasların siyasi ve güvenlik koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştirildiğini bildirdi.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada anlaşma sağlanmaması halinde İran’a karşı sert adımlar atılabileceğini söylemişti. Axios’a konuşan Trump, Tahran’ın “bir anlaşma yapmak için güçlü istek duyduğunu” savunarak, İran’ın nükleer silah ya da füze sahibi olmasına izin verilmeyeceğini ifade etti. İsrail’in müzakere sürecini sekteye uğratacak adımlar atmasını istemediğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de anlaşma sağlanamaması halinde “başka bir seçeneğin” masada olduğunu belirterek, Trump’ın tüm seçenekleri açık tuttuğunu söyledi. Vance, Washington’un önceliğinin İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu, rejim değişikliğinin ise İran halkının vereceği bir karar olduğunu kaydetti.

New York Times, ABD’nin İran’la yürüttüğü dolaylı müzakerelerde ilerleme sağlanmasının zor olduğuna işaret ederken; İsrail’in taleplerinin Washington’da yankı bulduğunu, ancak Tahran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekil unsurlar konusunu müzakere kapsamına almaya yanaşmadığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı analize göre ABD yönetiminin İran’a baskıyı artırmak amacıyla İran petrolü taşıyan tankerlerin müsaderesini değerlendiriyor. Ancak böyle bir adımın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini tehdit edebileceği ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açabileceği uyarıları yapılıyor.

Gazete, ABD Hazine Bakanlığı’nın bu yıl 20’den fazla İran petrol tankerine yaptırım uyguladığını ve Beyaz Saray’ın olası müsadereler için hukuki zemin hazırlığı yaptığını aktardı. ABD’li bir yetkili, Trump’ın diplomatik yolu tercih ettiğini ancak görüşmelerin çökmesi halinde alternatif seçeneklerin hazır tutulduğunu söyledi.

ABD Ulaştırma Bakanlığı ise Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemilere yönelik potansiyel tehditlere karşı uyarıda bulundu.