Nükleer caydırıcı güçleri harekete geçiren Moskova, Batı'yı soykırıma katılmakla suçladı

Belarus sınırındaki Rusya-Ukrayna müzakerelerinin sonuçlarına dair beklentiler düşük

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ‘stratejik caydırıcı güçlerini’ özel savaş durumuna geçirdi. (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ‘stratejik caydırıcı güçlerini’ özel savaş durumuna geçirdi. (Reuters)
TT

Nükleer caydırıcı güçleri harekete geçiren Moskova, Batı'yı soykırıma katılmakla suçladı

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ‘stratejik caydırıcı güçlerini’ özel savaş durumuna geçirdi. (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ‘stratejik caydırıcı güçlerini’ özel savaş durumuna geçirdi. (Reuters)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesini ‘çevreleyen tehditlerle’ mücadeledeki ciddiyetini göstermek için yeni bir adım atarak, daha önce eşine rastlanmamış bir şekilde Rusya’nın ‘stratejik caydırıcı’ güçlerini yüksek alarma geçirme emri verdi. Putin, Batı'nın yaptırımlarla yetinmediğini bunun da ötesine geçerek doğrudan Rusya'ya hakaret ettiğini söyledi. Öte yandan Ukrayna'nın Rus tarafıyla müzakere başlatmayı onaylaması, Rus ve Ukraynalı tarafların zayıf beklentilerine rağmen krizin yatıştırılması için umut doğurdu.  
Rus devlet televizyonu, Devlet Başkanı Putin ile Savunma Bakanı Sergey Şoygu ve Genelkurmay Başkanı Valeriy Gerasimov arasındaki görüşmenin bir bölümünü yayınladı. Putin, görüşme sırasındaki öfkesi dikkat çekerken, konuşmasına Rusya'daki kötüleşen duruma vurgu yaparak başladı. Batı'nın yasadışı yaptırımlar uygulamakla yetinmediğini belirten Putin, ‘’Batılı liderlerin dilinde ülkemize yönelik doğrudan hakaretleri giderek daha fazla duyuyoruz. Bu nedenle, Savunma Bakanına ve Genelkurmay Başkanlığına Stratejik Caydırıcılık Güçlerini özel savaş görevi durumuna geçirmesini emrediyorum’’ dedi.  
Rus ordusunun caydırıcı güçleri, nükleer silahlar ve hipersonik füzeleri de kapsayan savaş unsurlarıdır. Bu güçler, denizaltılar, saldırı gemileri, hava savunma sistemleri, füzesavar kalkanlar ve uydulara yönelik savunma sistemlerini kapsıyor. Caydırıcı güçler Rusya’ya yönelik tehditlere karşı savunma ve saldırıda en önemli role haiz birimlerdir. Caydırıcı saldırı ve caydırıcı savunma birimleri olarak ikiye ayrılırlar, görevleri, Rusya'ya veya müttefiklerine karşı herhangi bir saldırganlığı caydırmak ve savunma nükleer silahlarını içeren yeteneklerle düşmanı ortadan kaldırmak olarak özetlenmiştir. Askeri uzmanlara göre, Putin caydırıcı savunma güçlerini alarma geçirmiş durumda.
Bu açıklamanın hemen akabinde, Batılı ülkelerden tepkiler geldi, ABD'nin BM Büyükelçisi Thomas-Greenfield, Rus liderin çatışmayı kabul edilemez bir şekilde tırmandırdığını belirterek bu adımın sonuçlarına yönelik uyarıda bulundu. Avrupa Birliği (AB), ve ABD dün, Rusya'ya karşı uygulanacak ilave ekonomik yatırımlar konusunda ortak açıklama yayımlayarak bazı Rus bankalarının, uluslararası para transferi sağlayan SWIFT sisteminden çıkarılmasını kararlaştırdı. Kremlin’den yapılan açıklamada, Moskova'nın düşmanca adımlara misliyle tekabülde bulunacağı vurgulandı. Bazı Rus bankalarının SWİFT sisteminden çıkarılması Rus para birimi rublenin yüzde yirmiye varan değer kaybı yaşamasına neden oldu. Rus borsasının ve finansal piyasalarının bugün itibariyle büyük çöküşler yaşayacağı tahmin ediliyor. Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen, AB hava sahasını Rus uçaklarına kapatacaklarını açıkladı. Rus uçakları artık AB topraklarına inemeyecek, buralardan kalkış yapamayacak ve üzerinden uçamayacak. Bu adımı, kendisini tamamıyla tecrit etme girişimi olarak değerlendiren Moskova sert tepki gösterdi.

Lavrov, Çavuşuğlu ile görüştü
Moskova yönetiminin, çıkarlarına zarar verecek ilave adımlar atılmamasını sağlamak için çeşitli taraflarla temaslarını sürdürdüğü öğrenildi. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov,  mevkidaşı Mevlüt Çavuşuğlu ile telefonda görüştü. Rus Dışişlerinden yapılan açıklamada, görüşmede Ukrayna’daki krizin ve müzakerelerin seyrinin ele alındığı belirtilse de Rusya’nın, Ankara'nın Ukrayna'nın talebine yanıt olarak İstanbul Boğazı’nı, Karadeniz'deki Rus askeri gemilerine kapatması olasılığı hususunda endişelendiği biliniyor. Rusya’nın açıklamasında bu konuya değinilmedi,  Ukrayna’nın silahsızlandırılma sürecinde sivillerin güvenliğinin öncelikli olduğuna vurgu yapıldığı ve Türkiye’nin Moskova’dan Ukrayna’daki Türk vatandaşların tahliyesi için destek istediği belirtildi.  
 
Rusya, İsrail’in arabuluculuk teklifini reddetti
Moskova, İsrail’in Ukrayna-Rus müzakerelerine ev sahipliği yapma önerisini reddetti. Kremlin’den yapılan açıklamada, İsrail Başbakanı Naftali' Bennet’in Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i arayarak, Ukrayna-Rusya arasında arabuluculuk teklif ettiği belirtildi. Putin’in öneriyi kabul etmeyerek, ‘’Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko’nun müzakereleri Minsk'ten sınıra yakın bir kasabaya taşıma teklifini kabul ettik, gelmezlerse bu onların tercihi olacaktır’’ dediği kaydedildi. Bu açıklama Putin’in müzakerelerin Belarus’ta gerçekleşmesinde ısrarcı olduğunu gösterdi. Rusya, cumhurbaşkanlığı ofisi ile savunma ve dışişleri bakanlığını temsil eden bir müzakere heyetini Minsk’e göndermişti. Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy dün, Belarus Cumhurbaşkanı Lukaşenko ile görüşmesinin ardından, Ukrayna heyetinin, Ukrayna-Belarus sınırındaki Pripyat ırmağı bölgesinde Rus heyetiyle ön koşulsuz olarak görüşme konusunda anlaştığını açıkladı. Zelenskiy daha önce Minsk’te müzakere yürütülmesini reddetmiş, "Rusya Belarus topraklarından Ukrayna'ya saldırmasaydı Minsk'teki görüşmeler yapılırdı" diyerek, Ruslara alternatif olarak Varşova, Bakü, İstanbul Budapeşte veya herhangi bir şehri önerdiklerini söylemişti.  

Rusya-Ukrayna müzakerelerinin sonuçlarına dair beklentiler düşük  
Müzakerelerin başlayacağının duyurulması, durumun askeri olarak sakinleşebileceğine dair umut doğurdu. Ancak her iki taraf da müzakerelerin olumlu sonuçlanacağına dair iyimser görünmemekte. Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba, ülkesinin barış için diyaloğa hazır olduğunu ancak teslim olmayacağını vurgulayarak; ‘’Buraya gidip Rusya'nın ne söylediğini dinlemek istiyoruz.  Böyle müzakerelerde barış ortaya çıkar ve savaş biterse iyi olacaktır, ancak topraklarımızdan fedakârlık etmeyeceğiz.’’ dedi. Zelenskiy ise " Açıkçası Belarus’taki görüşmenin sonuç vereceğine inanmıyorum ama şans verilmeli, bırakalım çabalasınlar. Böylelikle hiçbir Ukrayna vatandaşının, Ukrayna Devlet Başkanı olarak savaşı durdurmaya çalışmadığım konusunda şüphesi olmayacak’’ diye konuştu. Zelenskiy daha sonra yaptığı bir açıklamada, ‘’Müzakerelere dair çok büyük beklentimiz olmasa da ateşkes için bir fırsat olabilir’’ dedi.  

Rusya, Batı’yı soykırıma iştirak etmekle suçladı
Bu arada, Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Batılı ülkeleri ‘’ Lugansk ve Donetsk halk cumhuriyetleri vatandaşlarına yönelik soykırımlara’’ iştirak etmekle suçladı. ABD ve müttefiklerinin Ukrayna’da çözümden yana olmadığını savunan Zahorava; ‘’NATO’nun her geçen gün daha fazla silah göndermesi bunu kanıtlıyor, NATO Ukrayna’yı silahsızlandırma operasyonu nedeniyle Rusya’yı sorgulayacağına önce kendi eylemlerinin sonuçlarıyla yüzleşsin. Kiev’i Donass sorunun barışçıl bir şekilde çözülmemesi için teşvik ettiler’’ ifadelerini kullandı.  



Doğu Libya’daki yetkililer, geçtiğimiz ağustos ayından bu yana 31 kişiyi idam etti

(foto altı) Libya’nın doğusunda parlamento tarafından atanan hükümetin başbakanı Usame Hammad (Libya İstikrar Hükümeti)
(foto altı) Libya’nın doğusunda parlamento tarafından atanan hükümetin başbakanı Usame Hammad (Libya İstikrar Hükümeti)
TT

Doğu Libya’daki yetkililer, geçtiğimiz ağustos ayından bu yana 31 kişiyi idam etti

(foto altı) Libya’nın doğusunda parlamento tarafından atanan hükümetin başbakanı Usame Hammad (Libya İstikrar Hükümeti)
(foto altı) Libya’nın doğusunda parlamento tarafından atanan hükümetin başbakanı Usame Hammad (Libya İstikrar Hükümeti)

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) dün yaptığı açıklamada, Libya’nın doğusundaki askeri makamların geçtiğimiz ağustos ayının sonlarından bu yana en az 31 kişiyi idam ettiğini bildirdi. HRW, söz konusu idamların 2010’dan bu yana Libya genelinde kamuoyuna duyurulan ilk idamlar olduğunu belirtti.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre HRW, yaptığı açıklamada, Libya’nın doğusu ve güneyini kontrol eden Mareşal Halife Hafter’e bağlı güçlerin, söz konusu kişileri ‘son derece adaletsiz askeri yargılamaların ardından’ idam etmesini kınadı. Açıklamada, bu yargılamaların ‘adalet standartlarından’ açıkça yoksun olduğu vurgulandı.

Bu vakaların ‘2010’dan bu yana Libya’da bilinen ilk idamlar’ olduğuna dikkat çeken HRW, askeri cezaevinde tutulan en az 50 kişinin daha yakın zamanda idam edilme riskiyle karşı karşıya bulunduğu uyarısında bulundu. Ancak idamların ne zaman ve nerede gerçekleştirildiğine ilişkin ayrıntı paylaşılmadı.

Libya, Muammer Kaddafi’nin 2011’de devrilmesi ve öldürülmesinden bu yana güvenlik alanında kaosun yanı sıra siyasi ve kurumsal bölünmeyle karşı karşıya. Mareşal Halife Hafter’e bağlı güçler, kendisini destekleyen bir yönetimin bulunduğu ülkenin doğusunu kontrol ederken, batıdaki bölgeler ise merkezi Trablus’ta bulunan ve Abdulhamid Dibeybe başkanlığındaki hükümet tarafından yönetiliyor.

Libya’daki ıslah ve rehabilitasyon kurumlarının (cezaevlerinin) çoğu, yerel ve uluslararası insan hakları örgütleri tarafından sık sık ciddi hak ihlalleriyle suçlanıyor. Bu ihlaller arasında işkence sonucu ölümler ile bazı kişiler hakkında gerekli yargı usulleri yerine getirilmeden askeri mahkemelerce hapis veya idam cezalarının uygulanması da bulunuyor. Bu tür uygulamaların özellikle Hafter güçlerinin kontrolündeki doğu bölgelerinde görüldüğü belirtiliyor.

Gırnada Cezaevi, Bingazi’nin yaklaşık 100 kilometre kuzeydoğusunda bulunuyor. Büyük ölçüde askeri kontrol altında olan cezaevi, yargı makamlarının yetki alanı dışında kalıyor. Cezaevi, işkence ve kötü muamele de dahil olmak üzere ağır insan hakları ihlalleriyle sık sık gündeme geliyor.

HRW Ortadoğu ve Kuzey Afrika Direktör Yardımcısı Bessam Havaca, Hafter güçlerini, ‘işkence yoluyla alındığı öne sürülen itiraflara dayanan gizli yargılamaların ardından’ kişileri idam etmekle suçladı. Havaca, söz konusu davaların, Libya Yüksek Mahkemesi’nin de sivilleri yargılamaması gerektiğini belirttiği mahkemelerde görüldüğünü ifade etti.

Havaca, “Bu koşullarda gerçekleştirilen her idam, geri dönüşü olmayan bir adaletsizliktir. Silahlı güçler üzerinde etkisi bulunan her hükümet, bir sonraki idamın önüne geçmek için güçlü baskı uygulamalıdır” dedi.

Libya’da idam cezası yürürlükte bulunuyor. Ceza kanununda cinayet, terör eylemleri ve devlet güvenliğine karşı suçlar için idam cezası öngörülüyor. Libya mahkemeleri idam kararları vermeye devam etse de bu cezalar bugüne kadar infaz edilmemişti.

Havaca, “Libya 15 yıldır hiçbir idam cezasını infaz etmedi” diyerek bu uygulamasızlık döneminin sona ermesinden duyduğu üzüntüyü dile getirdi. Hafter güçlerinin ve onları destekleyen hükümetlerin idamları durdurup durdurmama yönünde alacağı karara bağlı olarak en az 50 kişinin daha hayatının tehlikede olduğunu vurguladı.

HRW ayrıca, hükümlülerin ailelerine idamların gerçekleştirileceği tarihin önceden bildirilmediğini kaydetti. Libya’nın doğusundaki yetkililerin idam edilen kişilerin cenazelerini ailelerine teslim etmeyi reddettiği, yakınlarından kimlik tespiti yapmalarını istediği ve ardından aileleri hazır bulunmadan cenazeleri defnettiği belirtildi. Yetkililerin ayrıca, aileleri cenaze töreni düzenlememeleri konusunda uyardığı aktarıldı.


Siyasi pazarlıklar ile istihbarat faaliyetleri arasında gazeteciler ve casusluk suçlamaları

Rusya tarafından casuslukla suçlanan Amerikalı gazeteci Evan Gershkovich, Nisan 2024’te Moskova’daki bir mahkemede duruşmaya çıktı. (Reuters)
Rusya tarafından casuslukla suçlanan Amerikalı gazeteci Evan Gershkovich, Nisan 2024’te Moskova’daki bir mahkemede duruşmaya çıktı. (Reuters)
TT

Siyasi pazarlıklar ile istihbarat faaliyetleri arasında gazeteciler ve casusluk suçlamaları

Rusya tarafından casuslukla suçlanan Amerikalı gazeteci Evan Gershkovich, Nisan 2024’te Moskova’daki bir mahkemede duruşmaya çıktı. (Reuters)
Rusya tarafından casuslukla suçlanan Amerikalı gazeteci Evan Gershkovich, Nisan 2024’te Moskova’daki bir mahkemede duruşmaya çıktı. (Reuters)

Japon gazeteci Yuki Imai’nin salı günü Rusya’da yeniden gözaltına alınması, basın ile istihbarat arasındaki ilişkiyi ve uluslararası pazarlıkları yeniden gündeme taşıdı. Tarihsel örnekler, ülkeler arasında baskı unsuru olarak kullanılan gazetecilere yönelik uydurma suçlamaları ve medya alanında çalışmış bazı kişilerin istihbarat servisleriyle iş birliği yaptığının kanıtlandığı vakaları ortaya koyuyor.

Şarku’l Avsat’ın The Guardian’dan aktardığına göre, Hokkaido Shimbun gazetesinin muhabiri Imai, Sahalin’de gözaltına alındı ve Rus makamları tarafından casuslukla suçlandı. Mevcut bilgiler, gözaltının bir takas anlaşması ya da siyasi pazarlıkla bağlantılı olduğunu henüz ortaya koymuyor. Ancak gazetecinin gözaltına alınması, casusluk suçlamaları ile tutukluların serbest bırakılmasına yönelik müzakerelerin iç içe geçtiği bir dizi vakayı yeniden gündeme taşıyor.

Gershkovich: Hapishaneden takas anlaşmasına

ABD’li Evan Gershkovich’in davası, bir gazeteciye ilişkin dosyanın müzakere masasına nasıl taşınabildiğinin açık bir örneğini oluşturuyor. The Wall Street Journal muhabiri, Mart 2023’te Rusya’da gözaltına alınmış ve bir Rus silah şirketi hakkında bilgi toplamak amacıyla ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) adına casusluk yapmakla suçlanmıştı. Gazeteci, gazetesi ve ABD hükümeti suçlamayı reddetmişti. Gershkovich, Temmuz 2024’te 16 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

Radio Free Europe/Radio Liberty’nin haberine göre Gershkovich, 1 Ağustos 2024’te, Rusya ve ABD vatandaşlığına sahip gazeteci Alsu Kurmasheva’nın da dahil olduğu bir takas kapsamında serbest bırakıldı. Rus ordusu hakkında ‘yanlış bilgi yaymak’ suçlamasıyla yargılanan Kurmasheva, altı yıl altı ay hapis cezasına çarptırılmıştı.

Rusya’ya dönenler arasında, Türk makamlarının Rusya Federal Güvenlik Servisi’nde (FSB) albay olarak nitelendirdiği Vadim Krasikov da bulunuyordu. Krasikov, 2019’da Berlin’de eski Çeçen komutan Zelimhan Hangoşvili’yi öldürmekten suçlu bulunmasının ardından Almanya’da müebbet hapis cezasını çekiyordu.

Takas, gözaltındaki bir gazetecinin akıbetinin farklı suçlardan hüküm giymiş kişileri de kapsayan müzakerelere dahil edilebildiğini ve vatandaşlarını geri almak isteyen hükümetleri zor kararlarla karşı karşıya bıraktığını gösterdi.

Gonzalez: Polonya’daki gözaltından Rusya’daki karşılamaya

Aynı takas kapsamında, Pablo Gonzalez olarak bilinen ve Pavel Rubtsov adını kullanan kişi de Rusya’ya döndü. Polonya, Moskova adına casusluk yaptığı şüphesiyle Gonzalez’i Şubat 2022’de gözaltına almıştı. Gonzalez, Publico gazetesi ve La Sexta televizyon kanalı da dahil olmak üzere İspanyol medya kuruluşlarında gazeteci olarak çalışıyordu.

scdfvgb
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Pablo Gonzalez (ortada) ve serbest bırakılan bir grup mahkûm, Moskova dışındaki Vnukovo Uluslararası Havalimanı’na varışları sırasında (AP – Arşiv)

The Guardian, Gonzalez’in Rus askeri istihbaratıyla bağlantılarına ilişkin şüpheleri ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ülkeye dönüşünde kendisini karşılamasını ele alan bir araştırma yayımladı. Ancak bu bulgular yargı kararının yerini tutmuyor. Gonzalez ise casusluk suçlamalarını reddediyor.

Pauken: Çin hükümeti adına çalışmak

ABD Adalet Bakanlığı’na göre Thomas Pauken, ABD makamlarına gerekli bildirimi yapmadan Çin hükümeti adına ülke içinde ajanlık faaliyetlerinde bulunduğunu kabul etmesinin ardından 1 Eylül 2026’da iki yıl hapis cezasına çarptırıldı. Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre Pauken, Çin devletine ait Çin Merkez Televizyonu (CCTV) ve Xinhua Haber Ajansı da dahil olmak üzere medya kuruluşlarında gazeteci olarak çalışmıştı.

Bakanlığın açıkladığı dava belgelerine göre Pauken’in görevleri arasında potansiyel kaynaklarla görüşmek, bu kişilere iletişim cihazları sağlamak, kendilerinden istenen bilgileri bildirmek ve hazırladıkları raporları ‘Cathy’ adıyla bilinen bir kadına iletmek bulunuyordu. Pauken, bu kadınla yürüttüğü çalışmalar karşılığında en az 100 bin dolar aldı.

Federal Soruşturma Bürosu (FBI), Pauken’in, Çin Devlet Güvenliği Bakanlığı’nın talimatları doğrultusunda işe alınması muhtemel kişileri belirlemek için çalıştığını kabul ettiğini bildirdi.

Pauken’in avukatı ise AP’ye yaptığı açıklamada, müvekkilinin Çin’e gizli sınıflandırmasına tabi hiçbir bilgi aktarmadığını ve savcılığın da mahkemede bunu kabul ettiğini söyledi.

ABD-İran anlaşması Rezaian’ın tutukluluğuna son verdi

İran’da ise Washington Post gazetesi muhabiri Jason Rezaian’ın davası, bir gazetecinin akıbetinin ülkeler arasındaki müzakerelerle nasıl bağlantılı hâle gelebildiğinin bir başka örneğini oluşturuyor. Rezaian, Temmuz 2014’te gözaltına alınmış, casusluk ve düşman hükümetlerle iş birliği yapmak da dahil olmak üzere çeşitli suçlamalarla karşı karşıya kalmış ve kapalı kapılar ardında yargılanmıştı.

rgthyj
Gazeteci Jason Rezaian, Ocak 2016’da İran hapishanelerinden serbest bırakıldıktan sonra (AP)

Basın özgürlüğünü savunan, merkezi New York’ta bulunan bağımsız bir kuruluş olan Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), Rezaian’ın avukatının, dava dosyasında suçlamaları haklı çıkaracak herhangi bir delilin bulunmadığını söylediğini aktardı. Rezaian, Washington ile Tahran arasında varılan tutuklu takası anlaşması kapsamında Ocak 2016’da serbest bırakıldı.

Otis: Zorla itiraf ve serbest bırakılması için baskı

Soğuk Savaş döneminde, Washington ile Moskova ve müttefikleri arasındaki çatışmanın bir parçası olarak casusluk suçlamalarıyla gözaltına alınan gazetecilere ilişkin dikkat çekici davalar yaşandı. Çekoslovakya’da AP’nin Prag Büro Şefi William Oatis, Nisan 1951’de gözaltına alındı ve 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Ajansın 2012’de yayımladığı bir habere göre Oatis, itirafa zorlanmak amacıyla hücre hapsine maruz bırakıldı, uykudan ve yiyecekten mahrum edildi. Duruşmada verilen ifadeler ve davanın sonucu ise önceden hazırlanmıştı.

Oatis’in gözaltına alınması, Washington ile bir krize yol açtı. ABD, Çekoslovakya’ya karşı ticaret ve seyahat kısıtlamaları uyguladı. Diplomatik ve ekonomik baskıların ardından Mayıs 1953’te affedilen Oatis, ABD’ye döndü ve AP’de Birleşmiş Milletler’i (BM) takip eden muhabir olarak görevine devam etti.

Daniloff: Casusluk suçlaması ve Washington ile Moskova arasında uzlaşma

Moskova’da Sovyet makamları, US News & World Report dergisinin muhabiri Nicholas Daniloff’u 30 Ağustos 1986’da gözaltına alarak casuslukla suçladı. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın belgeleri arasında yayımlanan bir büyükelçilik telgrafına göre, Sovyet tanıdıklarından biri Daniloff’a içinde basın kupürleri bulunduğunu söylediği bir paket vermişti. Telgrafta Daniloff’un anlatımına yer verildiği üzere, ikili ayrıldıktan sonra güvenlik görevlileri Daniloff’u durdurup paketi açtı ve içinde ‘gizli’ ibaresi bulunan iki harita buldu. Washington, Daniloff’un gözaltına alınmasını, Sovyetlerin BM’de görevli çalışanı Gennadi Zaharov’un bir hafta önce New York’ta casusluk suçlamasıyla tutuklanmasına karşılık verilmiş bir adım olarak değerlendirdi.

Reuters’ın haberine göre, haftalar süren müzakerelerin ardından Daniloff’un yargılanmadan Sovyetler Birliği’nden ayrılmasına izin verildi. Uzlaşma kapsamında Zaharov’un ülkesine dönmesi ve Sovyet muhalif Yuri Orlov’un serbest bırakılarak ABD’ye gitmesi de sağlandı.

Basın kisvesi altında yürütülen istihbarat faaliyetleri

İngiliz Kim Philby, gazetecilik ile istihbarat faaliyetlerini bir arada yürüttü. İngiliz dış istihbarat servisi MI6’ta görev yapan Philby, Sovyetler Birliği’ne bilgi aktardı. Beyrut’ta yaşadığı dönemde İngiliz The Observer ve The Economist dergilerinin muhabiri olarak çalıştı. İngiliz Ulusal Arşivi’ne göre, dosyalarında Ocak 1963’te ajanlık yaptığına ilişkin delillerle yüzleştirildiği ve kısmi itirafta bulunduğu kayıtlı. Philby, aynı yıl Moskova’ya kaçtı.

Sovyet gazetesi İzvestiya, Aralık 1968’de bazı İngiliz gazeteci ve editörlerin İngiliz dış istihbarat servisi MI6 ile bağlantılarını ortaya koyduğunu ileri sürdüğü belgeler yayımladı. O dönemde bu suçlamalar reddedildi.

vfgbh
Eski İngiliz diplomat ve gazeteci Kim Philby, Londra’daki ailesinin evinde düzenlenen bir basın toplantısında, Kasım 1955 (AP)

Aradan onlarca yıl geçtikten sonra, yazar Jeremy Duns’un BBC için hazırladığı ve 2013’te yayımlanan araştırma, söz konusu belgeleri yeniden inceleyerek ele aldı. Araştırmada görüşlerine yer verilen tarihçiler ve eski gazeteciler, belgelerin doğruluğunu teyit etti. Araştırmada ayrıca tarihçi Alistair Horne’un, 1950’lerde Almanya’da Daily Telegraph muhabiri olarak çalışırken İngiliz istihbaratı adına üç ajanı yönettiğini kabul ettiği aktarıldı. İstihbarat tarihi araştırmacısı Stephen Dorril ise çifte ajan George Blake’in belgeleri Sovyetlere aktarmış olabileceğini değerlendirdi.

Bu vakalar, casusluk suçlamalarının nasıl siyasi baskı araçlarına dönüşebildiğini ve belgelenmiş bazı örneklerde gazetecilik faaliyetlerinin istihbarat çalışmalarına nasıl kılıf olarak kullanıldığını ortaya koyuyor. Bu olayları birbirinden ayırabilmek için her davadaki delillerin, faaliyetlerin niteliğinin ve yargılama koşullarının ayrı ayrı incelenmesi gerekiyor. Resmî bir suçlama, casusluğun kanıtlandığı anlamına gelmezken takas anlaşmaları da suçlamaların doğruluğundan çok devletlerin önceliklerini ortaya koyuyor.


Rusya ve Çin, ikili iş birliğini, Ukrayna ve İran’daki savaşları görüştü

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile Çinli mevkidaşı Wang Yi'nin görüşmesinden. (AFP)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile Çinli mevkidaşı Wang Yi'nin görüşmesinden. (AFP)
TT

Rusya ve Çin, ikili iş birliğini, Ukrayna ve İran’daki savaşları görüştü

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile Çinli mevkidaşı Wang Yi'nin görüşmesinden. (AFP)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile Çinli mevkidaşı Wang Yi'nin görüşmesinden. (AFP)

Rusya Dışişleri Bakanlığı, Rusya ve Çin dışişleri bakanlarının dün Asya’da güvenlik konulu bir toplantı kapsamında ikili iş birliğini, Ukrayna ve İran’daki krizleri ele aldığını açıkladı.

Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile Çinli mevkidaşı Wang Yi, Azerbaycan’da düzenlenen Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı (CICA) kapsamında bir araya geldi.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre açıklamada, iki bakanın “kapsamlı ortaklık ve stratejik iş birliğinin geliştirilmesine yönelik mekanizmaları ve ikili siyasi diyalogda tutumların koordinasyonunu” takdirle karşıladığı belirtildi.

Görüşmelerde ayrıca ABD ile ilişkilerin yanı sıra Ukrayna ve İran’daki krizlerin çevresindeki gelişmelerin de ele alındığı kaydedildi.

Rusya ve Çin, İran’daki çatışmanın sona erdirilmesi çağrısında bulunarak, savaşın genişleyebileceği ve bütün bölgenin istikrarını tehdit edebileceği uyarısında bulundu.

Çin, Ukrayna’da dört buçuk yıldır devam eden savaş boyunca Rusya ile “sınırsız” ortaklığını teyit ederken, aynı zamanda çatışmanın sona erdirilmesi için diplomatik çabaların sürdürülmesi çağrısı yaptı.