Kissinger Ukrayna krizinin çözümüyle ilgili ne düşünüyor?

ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Kissinger: Ukrayna krizini çözmek için diğerinden başlayın!

ABD'li diplomat Henry Kissinger (Reuters)
ABD'li diplomat Henry Kissinger (Reuters)
TT

Kissinger Ukrayna krizinin çözümüyle ilgili ne düşünüyor?

ABD'li diplomat Henry Kissinger (Reuters)
ABD'li diplomat Henry Kissinger (Reuters)

ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, 5 Mart 2014 tarihinde, yani Rusya'nın Ukrayna'nın Kırım Bölgesi’ni ilhak etmesinden yaklaşık iki hafta sonra Washington Post’ta kaleme aldığı bir makalede, şu an kendi toprakları üzerinde egemenliğini savunmak için Rusya ile bir savaşan Ukrayna’daki çatışmayı ele aldı. Bazı basın kuruluşları, mevcut krizi önceki olaylar üzerinden öngören bu makaleyi yeniden yayınladılar.
O dönem yaşanan kriz kamuoyunda tartışma başlatırken Kissinger, “Her şey çatışmaya işaret ediyordu, ama nereye gideceğimizi biliyor muyduk?” dedi.
1973-1977 yılları arasında ABD’nin dışişleri bakanlığı görevini üstlenen Kissinger, okuyucularına, uzun yaşamı (şu an 98 yaşında) boyunca ‘büyük bir coşku ve halk desteğiyle’ başlayan, fakat nasıl bitireceklerini bilemedikleri için üçünden tek taraflı olarak çekildikleri dört savaşa tanık olduğunu söyledi. İster Rusya ister Batı’dan bir taraf olsun taraflardan her birinin diğerine üstünlük sağlama peşinde koşmasının, sonunda bir iç savaşa ve parçalanmaya yol açacağını belirten Kissinger, “Siyasetin sınavı, bir olayın nasıl başladığı değil, nasıl bittiğidir” diye ekledi.
Kiev’in Doğu'ya mı yoksa Batı'ya mı katılacağı sorusu nedeniyle Ukrayna krizinin, bir çatışma olarak gösterildiğine dikkat çeken Kissinger, Ukrayna'nın bekası ve refahının, onu Batı karşısında Doğu'nun bir ‘ileri operasyon üssü’ haline getirmemesine ve ‘iki taraf arasında bir köprü görevi görmesine’ bağlı olduğunu vurguladı. Kissinger, makalesinde, “Rusya, Ukrayna'yı kendi yörüngesindeki bir ülke olmaya zorlayarak sınırlarını genişletmenin, Moskova'yı, Avrupa ve ABD ile karşılıklı olarak yaşanan baskı döngüleri tarihini tekrarlamaya mahkum edeceğini kabul etmeli” ifadelerini kullandı.
ABD’li eski diplomat, yazısını şöyle sürdürdü:
“Batı'nın ise, Rusya'nın gözünde Ukrayna'nın sadece yabancı bir ülke olamayacağını anlaması gerekiyor. Rusya'nın tarihi, Kiev Knezliği (Kiev Dükalığı) ile başladı. Rus dini (Rus Ortodoksluğu) buradan yayıldı. Ukrayna yüzyıllarca Rusya'nın bir parçası oldu. Tarihleri ​​ iç içe geçmiş durumda. Rusların özgürlüğü için 1709 yılında Poltava Muharebesi ile başlayan en önemli savaşlardan bazıları Ukrayna topraklarında yapıldı. Rusya Karadeniz Filosu (Rusya'nın Akdeniz'deki gücünü artırma aracı), uzun bir süreliğine kiralanan Kırım'ın kıyı kenti Sivastopol'daki limanda duruyor. Aleksandr Soljenitsin ve Joseph Brodsky gibi ünlü Rus muhalifler, Ukrayna'nın, Rus tarihinin ve aslında Rusya'nın ayrılmaz bir parçası olduğu konusunda ısrarcılardı.”
Kissinger, Washington Post'taki makalesinde, Avrupa Birliği’nin (AB), Ukrayna'nın Avrupa ile ilişkilerinin müzakeresinde stratejik unsurun iç politikayı kapsamasının ve bürokratikleştirilmesinin müzakerelerin krize dönüşmesine katkıda bulunduğunu anlaması gerektiğini belirterek, “Dış politika, öncelikleri belirleme sanatıdır. Asıl belirleyici unsur da Ukraynalılardır. Zira karmaşık bir tarihe ve çok dilli bir yapıya sahip bir ülkede yaşıyorlar. Batısı, 1939 yılında (Josef) Stalin ve (Adolf) Hitler'in ganimetleri paylaştığı Sovyetler Birliği'ne dahil edildi. Nüfusunun yüzde 60'ını Rusların oluşturduğu Kırım, ancak 1954 yılında Ukrayna'nın bir parçası oldu. Ukrayna doğumlu (eski Sovyetler Birliği Hükümet Başkanı) Nikita Kruşçev, o yıl Rusya'nın Kazaklarla anlaşmasının 300. yıldönümü kutlamaları çerçevesinde Kırım’ı Ukrayna'ya verdi” yazdı.
Batı'nın genel olarak Katolik, Doğu'nun ise genel olarak Rus Ortodoksluğu’na inanmış olduğuna dikkat çeken Kissinger, “Genel olarak Batı Ukraynaca konuşur, Doğu ise Rusça konuşur. Bir tarafın diğerine üstünlük sağlama girişimi (bugün olduğu gibi) sonunda iç savaşa veya parçalanmaya yol açacak. Ukrayna'yı Doğu-Batı çatışmasının bir parçası olarak ele almak, genelde Rusya ve Batı'nın, özelde ise Rusya ve Avrupa'nın olası bir uluslararası iş birliği sistemine katılmalarını engelleyecektir” dedi.
Kissinger’a göre Ukrayna, 14. Yüzyıldan bu yana çeşitli yabancı yönetim biçimleri altında kaldıktan sonra 1991 yılında kadar gerçekten bağımsızlığını kazanamadığından, liderleri, olaylara tarihi açıdan bakmak bir yana uzlaşı sanatını da öğrenmediler.
Kissinger, bağımsızlıktan sonra Ukrayna'daki siyaset sahnesine bakıldığında sorunun nedeninin, bir partideki politikacıların,  diğer partideki meslektaşları onlara karşı çıkan diğer taraflara aynı şeyi yapmadan önce ülkenin muhalif bölgelerine kendi iradelerini dayatma çabalarında yattığını açıkça görüldüğünü belirtti. Kissinger, bu makaleyi yazdığı sırada dönemin Ukrayna’nın eski Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç ile eski Başbakanı Yuliya Timoşenko’nun iktidarı paylaşmayı reddeden bu iki tarafı temsil ettiğini söyledi.
O dönem ABD'yi Ukrayna'ya karşı ‘ülkenin iki tarafının birbiriyle iş birliği yapmasının bir yolunu arayan ihtiyatlı bir politika’ izlemeye çağıran Kissinger, “taraflardan sadece birinin egemenliğini değil, uzlaşmayı aramalıyız” vurgusu yaptı. Rusya, Batı ve Ukrayna'daki çeşitli grupların bu prensibe göre hareket etmediklerini düşünen Kissinger, “Her iki taraf da durumu ağırlaştırdı. Rusya, sınır bölgelerinin çoğunun çalkantılı olduğu bir dönemde kendisini izole etmeden askeri bir çözüm getiremeyecekti. Batı’ya göre Vladimir Putin'in şeytanlaştırılması siyaset değil, siyasetin olmadığının bir bahanesiydi” yazdı.
Putin’i askeri çözümler düşünmekle suçlarken, yeni bir soğuk savaşın patlak vereceği konusunda uyaran Kissinger, ABD’yi ‘Rusya'ya Washington tarafından kararlaştırılan davranış kurallarının öğretilmesi gereken başıboş bir ülke muamelesinde bulunmamaya’ çağırdı.
Washington’ın uygulamalarının, tarafların değerlerine ve güvenlik çıkarlarına uygun bir çözüm üreteceğine inandığı birkaç noktaya değinen Kissinger şunları yazdı:
“Öncelikle Ukrayna, Avrupa da dahil olmak üzere ekonomik ve siyasi bağlarını seçmekte özgür olmalıdır. Yedi yıl önce ilk önerildiğinde de söylediğim gibi Ukrayna NATO'ya katılmamalı. Ukrayna’nın akıllı liderleri, ülkenin farklı bölgeleri arasında bir uzlaşı politikası yürütmeden önce, Ukrayna'ya halkının iradesi çerçevesinde bir hükümet kurma özgürlüğü verilmeli. Uluslararası alanda, bağımsızlığı konusunda hiçbir şüphe bırakmayan ve çeşitli alanlarda Batı ile iş birliği yapan Finlandiya'ya benzer bir pozisyon aramalılar. Ancak Rusya'ya karşı kurumsal düşmanlıktan dikkatle kaçınmalı.”
Rusya'nın Kırım'ı ilhak etmesinin, mevcut dünya düzeninin kurallarına uymadığını, ancak Kırım'ın Ukrayna ile ilişkilerindeki gerilimin daha az olması gerektiğini düşünen Kissinger, şöyle devam etti:
“Bunun için Rusya, Ukrayna'nın Kırım üzerindeki egemenliğini tanımalı ve Ukrayna'nın uluslararası gözlemcilerin huzurunda yapılacak seçimlerde Kırım'ın özerkliğini güçlendirmeli. Aynı zamanda Rusya’nın Sivastopol'daki Karadeniz Filosu’nun durumuyla ilgili tüm belirsizlikler ortadan kaldırılmalı. Bunlar soruna yönelik reçeteler değil, ilkelerdir. Bölge meselelerinde uzman olanlar, çeşitli tarafların bütün bu ilkelerden memnun kalmayacağını elbette biliyorlar. Ancak ilke mutlak memnuniyet değil, dengeli (dengeleme memnuniyetsizliği) memnuniyetsizliktir. Tüm bu unsurlara yahut bunlara yakın unsurlara göre bir çözüm sağlanamaması durumunda çatışmaya doğru sürüklenme hızı artacak ve yakında çatışma zamanı gelecek.”



Trump, Grönland üzerinde kalıcı kontrol deklare etti: ABD ne elde etti?

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
TT

Trump, Grönland üzerinde kalıcı kontrol deklare etti: ABD ne elde etti?

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)

İnci Mecdi

ABD Başkanının defalarca Amerikan kontrolünde olması gerektiğinden bahsettiği Grönland Adası meselesindeki göreceli bir sakinlik döneminden sonra, Donald Trump, Danimarka ve Grönland ile ülkesine adanın güvenliği üzerinde “kalıcı kontrol” sağlayan bir anlaşmaya varıldığını duyurarak dünyayı şaşırttı. Grönland, Danimarka toprakları içinde özerk bir bölge sayılıyor.

Sürpriz bir duyuru yapan Trump, cuma günü Truth Social platformundan şu paylaşımda bulundu: “Amerika Birleşik Devletleri, Danimarka Krallığı ve Grönland ile Amerika Birleşik Devletleri'ne Grönland'daki güvenlik ve diğer tüm ihtiyaçlar üzerinde kalıcı kontrol sağlayan, ülkemizin endişelerinin tamamını gideren bir anlaşma imzaladı. Söz konusu anlaşmanın Amerika Birleşik Devletleri’ne hiçbir maliyeti de yok!” Düzenlemeyi “süresiz bir anlaşma” olarak nitelendiren Trump, böylece Arktik bölgesindeki Amerikan nüfuzunu genişletme konusundaki uzun süredir devam eden çabasında bir zafer elde etti.

Anlaşma, Trump'ın yaklaşık 56 bin nüfuslu bölgeyle ilgili dile getirdiği güvenlik endişelerine çözüm arayışı ile ABD, Grönland ve Danimarka yetkilileri arasında aylar süren perde arkası görüşmelerin ardından geldi.

Geçtiğimiz yıl boyunca ve bu yılın ilk aylarında, Trump'ın açıklamaları Danimarka'da öfkeye neden olmuş ve ABD’nin NATO’daki müttefiklerinin güçlü muhalefeti ile karşılaşmıştı. Sonra konuya olan ilgi azaldı ve Washington'un bir dizi krizle, özellikle de İran rejimiyle devam eden çatışmayla meşgul olmasıyla birlikte, son haftalarda ABD Başkanının açıklamalarında ve paylaşımlarında yer bulmaz oldu.

Trump, Grönland üzerinde “kalıcı kontrol” mü elde etti?

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen'in “iyi bir anlaşma” olarak nitelendirdiği anlaşmanın resmi metni henüz yayınlanmadı. Grönland liderliğiyle yapılan ortak açıklamada, anlaşmanın “Arktik ve Kuzey Atlantik'teki ortak güvenliğimizi güçlendirdiği ve bu nedenle NATO ve Avrupa için de faydalı olduğu” belirtildi. Aynı zamanda, anlaşmanın Danimarka Krallığı’nın egemenliği ile toprak bütünlüğünü ve Grönland halkının kendi kaderini tayin etme hakkını eş zamanlı olarak tanıyan bir anlaşma olduğu da ifade edildi.

Trump'ın paylaşımında sunulanlara göre anlaşmanın ana hatları, kasım ayında yapılacak ara seçimlerden önce kendisine övünebileceği bir zafer sunan bir orta yol gibi görünüyor. Aynı zamanda, Frederiksen'in açıklamasından, anlaşma, ABD'nin adayı resmen ilhak etme çabasıyla ilgili olarak Danimarka ve Grönland'ın korkularını yatıştırıyor gibi görünüyor.

csgbhnj
Grönland bayrağı, başkent Nuuk’un kıyılarında dalgalanıyor (AFP)

Trump, paylaşımında anlaşmayla övünerek, “Bundan böyle hiçbir ABD düşmanı, bizim açık yazılı onayımız olmadan asla Grönland’da üs kuramaz, Grönland’da askeri varlık gösteremez veya Grönland’da hassas yatırımlar yapamaz” dedi. Bu gelişme, Trump'ın dış çatışmalardan kaçınma vaadini temelden sarsan, İran ile altı aydır süren çatışmanın seçim yarışını yeniden şekillendirdiği ve Kongre'de az farkla çoğunluğu elinde tutan Cumhuriyetçiler için bir meydan okuma oluşturduğu bir dönemde yaşandı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun açıkladığına göre, anlaşma Washington'un adaya ilişkin ulusal güvenlik endişelerini “kalıcı bir şekilde ve tamamen” gideriyor. Rubio, “Grönland, sonsuza dek Kuzey Amerika Stratejik Savunma Alanı'nın bir parçası olarak kalacak ve çevresindeki bölge gibi herhangi bir düşmandan korunacaktır” diye ekledi.

1951 Antlaşması

Grönland, Kanada'nın kuzeydoğu kıyısının karşı yakasında yer alıyor ve topraklarının üçte ikisinden fazlası Kuzey Kutup Dairesi içinde. Bu konum, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Kuzey Amerika'nın savunmasında kendisine hayati bir önem kazandırıyor; bu nedenle ABD, Nazi Almanyası'nın eline geçmesini önlemek ve Kuzey Atlantik'teki hayati önemdeki nakliye yollarını korumak için savaş döneminde adayı işgal etmişti.

Trump'ın Grönland konusunda Danimarka'ya sürekli yönelttiği sert açıklamalara rağmen, Danimarkalı yetkililer, adadaki Amerikan askeri varlığını genişletmek ve Amerikan ticari çıkarlarını artırmak için Amerika Birleşik Devletleri ile iş birliği yapmaya istekli olduklarını defalarca dile getirdiler.

Bu anlaşmanın, ABD ve Danimarka arasında 1951’de imzalanan ve adada ciddi bir ABD askeri varlığına izin veren anlaşmadan ne farkı olduğu halen belirsiz. Amerika Birleşik Devletleri, Grönland Savunma Anlaşması'nın imzalanmasından bu yana Grönland'ın kuzeybatısındaki Pituffik Uzay Üssü’nü işletiyor. Bu askeri üs, Amerika Birleşik Devletleri ve NATO için füze erken uyarı, füze savunma ve uzay gözetleme operasyonlarını destekliyor.

Şarku’l Avsat’ın CNN'den aktardığı habere göre bir ABD’li yetkili, anlaşmanın Amerika Birleşik Devletleri'ne adada “kalıcı erişim, askeri üs kurma ve ada üzerinde uçuş yapma hakkı” verdiğini belirtti. “Bundan önce var olan statükoya göre, düşman ülkeler de dahil olmak üzere herhangi bir ülkenin Grönland'da askeri üs kurmasına veya asker göndermesine izin verilebilirdi” diye açıklamada bulunan yetkili, anlaşmanın “hassas sektörlere yatırım yapılmasını önleme mekanizmaları” içerdiğini de sözlerine ekledi.

Ayrılık durumunda kontrolün güvence altına alınması

Varılan anlaşma, yalnızca NATO üyesi devletlerin Grönland'da askeri üs kurabileceğini ve yalnızca NATO ve AB üyesi devletlerin hassas yatırımlar yapabileceğini öngörüyor. Washington Post'a konuşan ve görüşmeler hakkında bilgili kaynaklara göre, anlaşma Grönland'ın Danimarka'dan ayrılması durumunda bile yürürlükte kalacak şekilde tasarlandı, ancak Trump'ın öne sürdüğünün aksine, ABD'ye Grönland'ın kararları üzerinde veto yetkisi vermeyecek.

Bu kaynaklar, anlaşmanın ABD Başkanının zafer deklare etmesine olanak sağlarken aynı zamanda hem Danimarka hem de Grönland'ın toprak üzerindeki egemenliklerini koruma konusundaki endişelerini de giderecek şekilde formüle edildiğini açıkladı.

 Grönland'ın bağımsızlığı olasılığı, Trump'ın herhangi bir anlaşmanın kalıcılığını sağlamaya odaklanmasının nedenlerinden biriydi. Ancak Danimarkalı ve Grönlandlı yetkililer, bir ülkenin diğerinin topraklarındaki güvenlik meseleleri ile askeri üsleri kapsayan ve kendisinden çekilme imkanı olmayan herhangi bir anlaşmanın egemenlik konusunda da soru işaretleri doğurduğuna dikkat çekti. Grönland Başbakanı Jens Frederik Nielsen, “Anlaşma, Grönland'ın çıkarlarını ve uluslararası iş birliği çerçevesindeki konumumuzu dikkate alıyor; çünkü herkesin çıkarına” dedi.

ABD Savunma Bakanlığı'nda Grönland ile ilgili konularda Atlantik Konseyi'nde çalışan eski müsteşar Imran Bayoumi, gazeteye yaptığı açıklamada anlaşmanın Grönland'da halk tarafından kabul görme şansına dair şüphelerini dile getirerek, “Grönlandlıların tepkisi ne olacak?” diye sordu. “Washington iyi bir izlenim bırakmadı ve Grönlandlılara söz hakkı vermeden ABD varlığını genişleten bu anlaşmanın, ABD medyasında şimdiye kadar yansıtıldığı gibi, kamuoyu tarafından iyi karşılanması olası görünmüyor” diye de ekledi.

NATO memnuniyetle karşıladı

ABD Başkanının Grönland'ı Amerikan kontrolüne alma talepleri, özellikle kolektif güvenlik ilkesi üzerine kurulmuş ittifakın bir üyesi olan Danimarka başta olmak üzere NATO müttefiklerinin güçlü muhalefet ile karşılaşmıştı. Ancak Trump, adayı savunma ve mineral kaynaklar açısından hayati öneme sahip bir yer olarak göstererek bu endişeleri küçümsemişti.

Trump'ın ocak ayında ABD'nin adayı ele geçirmesini hızlandırmayı amaçlayan açıklamaları, Avrupa'da ABD'nin adayı zorla ele geçirmeye çalışabileceği korkusunu uyandırdı. Bu, NATO'nun en güçlü üyesinin aynı ittifakın başka bir üyesinin topraklarını işgal etmesi anlamına geleceği için eşi benzeri görülmemiş bir hareket olurdu. İngiltere, Danimarka, Fransa, Finlandiya, Almanya, Hollanda, Norveç ve İsveç, örtük bir önleyici caydırıcılık sağlamaya yönelik bir çabayla, bölgeye askeri tatbikatlar için güç konuşlandırdı. Endişeli Avrupalı ​​diplomatlar, ABD ile savaşın eşiğine geldikleri için korkarak Washington'da hızla temaslarda bulundular.

NATO Sözcüsü cumartesi günü yaptığı açıklamada, ittifakın ABD, Danimarka ve Grönland arasındaki anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını ve bunun “bu hayati bölgede güvenliği, istikrarı ve iş birliğini artırmaya yardımcı olacağını” belirtti.

Grönland'ın maden zenginliği

Soğuk Savaş'tan sonra, Arktik bölgesi büyük ölçüde bir uluslararası iş birliği alanıydı. Rusya, on yıllardır Arktik'teki askeri varlığını genişletmeye çalışırken, Çin de oradaki varlığını güçlendirdi. Ancak iklim değişikliği bölgedeki buzları inceltiyor, uluslararası ticaret için bir “Kuzeybatı Koridoru”nun açılmasına zemin hazırlıyor ve bölgenin zengin maden kaynaklarına erişim için Rusya, Çin ve diğer ülkelerle rekabeti yeniden alevlendiriyor.

Dolayısıyla Trump'ın Grönland'a olan ilgisi askeri güvenlikle sınırlı değil. Ada, önümüzdeki on yıllarda küresel ekonomiyi yönlendirmesi beklenen cep telefonları, bilgisayarlar, bataryalar ve diğer yüksek teknoloji cihazlarda kullanılan temel bileşenler olan nadir toprak mineralleri açısından zengin bir bölge. Bu durum, Çin'in bu hayati mineraller pazarındaki hakimiyetini sınırlamaya çalışan Amerika Birleşik Devletleri ve diğer Batılı güçlerin dikkatini çekiyor.

İngiliz düşünce kuruluşu Chatham House'a göre, Grönland, ileri teknoloji endüstrileri için hayati önem taşıyan zirkonyum ve niyobyum açısından dünyanın ikinci büyük yataklarına sahip.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın bölgesel sözcüsü, daha önce Independent Arabia'ya yaptığı açıklamalarda, ABD Başkanının dış politika girişimleri ile yönetiminin maden stratejisi arasındaki bağlantıya da değinmişti: “Son on yıldır Grönland ile kritik mineraller konusunda iş birliği yapıyoruz ve bu iş birliğini güçlendirmeyi umuyoruz. Geçtiğimiz yıl boyunca Trump yönetimi anlaşmalar imzaladı ve çok sayıda ortak girişim başlattı. Tüm ekonomilerimizin gelişebilmesi için kritik mineral kaynaklarının çeşitlendirilmesini ve dünya çapında güvenli, dayanıklı tedarik zincirlerinin sağlanmasını istiyoruz.”

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, ortak ülkelere bu anlaşmaların karşılıklı yarar sağladığı ve sömürücü nitelikte olmadığı konusunda verilen güvenceler ile ilgili soruya verdiği yanıtında, uluslararası kritik mineraller pazarının şu anda ciddi şekilde kusurlu olduğuna işaret etti. “Yerel pazarlar yaratmakta veya işgücü için onurlu işler sağlamakta başarısız oluyor ve uluslarımızın güvenliğini garanti altına alamıyor” dedi. “Bu nedenle, Trump yönetimi bu sorunların ele alınması gerektiğine inanıyor ve bunları birlikte ele almak istiyoruz. Kritik minerallerde küresel arzı çeşitlendirmeyi ve bu ortak çabaya katkıda bulunan ülkelerle ortaklıklarımızı güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Amacımız güvenli ve istikrarlı bir küresel pazar oluşturmaktır. Herkese, her ülkeye makul fiyatlarla erişilebilir sürdürülebilir bir küresel arz istiyoruz. Bu, Trump yönetimi için en önemli önceliklerden biridir” diye ekledi.

Washington Post, Trump'ın sık sık Grönland'ı ele geçirmeye çalıştığını, Çin ve Rusya'nın oradaki emellerinden endişe duyduğunu ve bölgenin maden kaynaklarını kontrol etme arzusunu dile getirdiğini bildiriyor. Bu fikrin kökenleri, New York'tan bir arkadaşı olan Ronald Lauder’ın, ona Grönland'ın büyük bir kısmı buz tabakalarının altında yatan ve işletilmesi zor muazzam maden zenginliğinden bahsettiği ilk başkanlık dönemine dayanıyor.


Trump tatilini yarıda keserek Beyaz Saray’a döndü... İran’dan çatışmaların yeniden başlayacağı uyarısı

Tahran'daki meydanda "İntikam kaçınılmaz" yazılı pano hazırlanmıştı (AFP)
Tahran'daki meydanda "İntikam kaçınılmaz" yazılı pano hazırlanmıştı (AFP)
TT

Trump tatilini yarıda keserek Beyaz Saray’a döndü... İran’dan çatışmaların yeniden başlayacağı uyarısı

Tahran'daki meydanda "İntikam kaçınılmaz" yazılı pano hazırlanmıştı (AFP)
Tahran'daki meydanda "İntikam kaçınılmaz" yazılı pano hazırlanmıştı (AFP)

İran Silahlı Kuvvetleri Ortak Muharebe Komutanlığı, pazar günü yaptığı açıklamada, Tahran’ın ABD’nin askeri operasyonları yeniden başlatmaya hazırlandığı yönünde bilgiler aldığını bildirdi. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın Camp David’deki tatilini yarıda keserek Beyaz Saray’a dönmesinin ardından geldi.

İran Silahlı Kuvvetleri Ortak Muharebe Komutanlığı yaptığı açıklamada, ABD’nin düzenleyeceği herhangi bir saldırının ardından bölgedeki ABD üsleri ve çıkarlarına yönelik aralıksız saldırılar düzenleneceğini belirtti. Açıklamada ayrıca ABD’nin İran’a yönelik saldırısını destekleyen bölge ülkeleri, çatışmanın tarafı sayılacakları konusunda uyarıldı.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf da pazar günü yaptığı açıklamada, İran’ın kendi şartları karşılanıp ABD’nin taahhütleri yerine getirilene kadar Hürmüz Boğazı’nı açmayacağını söyledi.

İran Devrim Muhafızları’na bağlı Fars Haber Ajansı’nın aktardığına göre Kalibaf, İran’ın aynı anda hem savaşması hem de müzakere yürütmesi gerektiğini belirtti. Kalibaf, Tahran’ın düşmanlarını caydırmak için askeri gücünü kullanacağını, uygun zaman geldiğinde ise savaş alanındaki kazanımlarını pekiştirmek amacıyla diplomasiden yararlanacağını ifade etti.

Öte yandan ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), İran limanlarına yönelik ABD ablukası sürerken son iki ay içinde Hürmüz Boğazı’ndan yaklaşık 1 milyar varil petrolün çıkışını desteklediğini açıkladı.


İran ordusu: ABD yeniden askeri operasyonlara hazırlanıyor

Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler, Umman'ın Musandam vilayetinden görüntülendi (Arşiv - Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler, Umman'ın Musandam vilayetinden görüntülendi (Arşiv - Reuters)
TT

İran ordusu: ABD yeniden askeri operasyonlara hazırlanıyor

Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler, Umman'ın Musandam vilayetinden görüntülendi (Arşiv - Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler, Umman'ın Musandam vilayetinden görüntülendi (Arşiv - Reuters)

İran Silahlı Kuvvetleri Müşterek Muharebe Komutanlığı, bugün (pazar) yaptığı açıklamada, ABD'nin bazı bölge ülkelerinin desteğiyle askeri operasyonlara yeniden başlamaya hazırlandığı yönünde bilgi aldıklarını bildirdi.

Komutanlık açıklamasında, ABD'nin düzenleyeceği herhangi bir saldırının ardından bölgedeki Amerikan üslerine ve çıkarlarına yönelik kesintisiz saldırılar düzenleneceği belirtildi. Açıklamada ayrıca ABD'nin İran'a yönelik saldırısına destek veren bölge ülkeleri, çatışmanın tarafı olarak kabul edilecekleri konusunda uyarıldı.Şarku’l Avsat’ın  Reuters'tan aktardığı hbaere göre açıklamada, söz konusu ülkelere yönelik doğrudan bir uyarı da yer aldı.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise bugün yaptığı açıklamada, Tahran'ın şartları karşılanıp ABD'nin verdiği taahhütler yerine getirilene kadar Hürmüz Boğazı'nı açmayacağını söyledi.

Devrim Muhafızları'na bağlı Fars Haber Ajansı'nın Kalibaf'tan aktardığına göre İran'ın “aynı anda hem savaşması hem de müzakere etmesi” gerekiyor. Kalibaf, Tahran'ın düşmanlarını caydırmak için askeri gücünü kullanacağını, uygun zaman geldiğinde ise savaş alanında elde ettiği kazanımları pekiştirmek amacıyla diplomasiye başvuracağını belirtti.

Bu arada İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD ile savaşı sona erdirmeyi amaçlayan müzakerelerin yeniden başlatılması için gerekli şartları arabuluculara ilettiklerini söyledi.

Rızai, medya kuruluşlarına yaptığı açıklamalarda söz konusu şartların tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesini, İran'ın dondurulmuş varlıklarının üzerindeki blokajın kaldırılmasını ve deniz ablukasının sona erdirilmesini içerdiğini belirtti. Rızai, Katar ve Pakistanlı arabulucularla görüşmelerin sürdüğünü ve Tahran'ın ABD Başkanı Donald Trump'tan yanıt beklediğini ifade etti.

Trump da Camp David'de geçirmesi planlanan hafta sonu tatilini yarıda keserek cumartesi akşamı Washington'a döndü.

ABD Dışişleri Bakanlığı ise Orta Doğu'da bulunan vatandaşlarını “beklenmedik bir tırmanma ihtimali” konusunda uyardı. Bakanlık ayrıca Orta Doğu dışında bulunan Amerikalılara, bölgeye veya bölge üzerinden seyahat etme planlarını “ciddi şekilde yeniden değerlendirmeleri” çağrısında bulundu.