BM Ukraynalı mülteci sayısının 4 milyona yükselmesinden endişeli

BM Güvenlik Konseyi insani yardımlar için harekete geçiyor. Fransa düşmanca adımların derhal durdurulması için bir karar taslağı sunuyor

BM Ukraynalı mülteci sayısının 4 milyona yükselmesinden endişeli
TT

BM Ukraynalı mülteci sayısının 4 milyona yükselmesinden endişeli

BM Ukraynalı mülteci sayısının 4 milyona yükselmesinden endişeli

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmek üzere başlattığı savaşta, sivillere yardım etmek amacıyla yaklaşık 1,7 milyar dolar toplamak için acil insani yardım çağrısı başlattı. Guterres’in bu adımı Ukrayna’nın komşu ülkelerdeki mülteci sayısının önümüzdeki birkaç gün içinde 4 milyona çıkacağına yönelik endişelerin gölgesinde geldi. Diğer yandan, BM Genel Kurulu bugün (Çarşamba), ABD ve Arnavutluk tarafından sunulan ve onlarca başka ülkenin desteğini alan, Moskova'nın saldırganlığını derhal durdurmasını ve tüm Ukrayna topraklarından tamamen ve koşulsuz bir şekilde tüm güçlerini geri çekmesini gerektiren bir karar taslağını oylamaya hazırlanıyor. Fransa ve Meksika ise, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Ukrayna’daki savaştan kaynaklanan büyük insani krizi ele almaya yönelik bir karar taslağı için oylama yapılmasını istiyor.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in insani yardım çağrısı iki unsurdan oluşuyor. Bunlardan ilki, Ukrayna içindeki durum için 3 ay süreyle acil çağrı yaklaşımının uygulanması ve yurtdışındaki, özellikle komşu ülkelerdeki Ukraynalı mülteciler için bölgesel bir müdahale planı hazırlanmasını temsil ediyor. Guterres’in çağrısı, BM Güvenlik Konseyi’nin Ukrayna’daki insani krizin yansımalarını tartıştığı toplantısının ertesi günü geldi. Bununla birlikte, toplantının başlangıcında Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Vassily Nebenzia, ABD’deki Rus BM misyonundan 12 kişinin sınır dışı edilmesi konusu ile ilgili olarak, “BM genel merkezine ev sahipliği yapan ülke (ABD) tarafından Rusya’ya karşı bir düşmanca adım daha atıldığını” söyledi. Nebenzia BM genel merkezine ev sahipliği yapan ABD’nin, Viyana Antlaşması’nın diplomasi ve konsolosluk ilişkileri ile ilgili maddeleri göz önüne alarak, BM anlaşmalarına yönelik başka bir ihlali olarak değerlendirdi. ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Richard Mills hızla yanıt vererek, bu konunun Ukrayna’daki insani durumu ele alan toplantı ile ilgili olmadığını söyledi. Mills atılan adımın BM anlaşmasıyla tamamen uyumlu olduğunu vurgularken, ‘ABD’den ayrılmaları istenen diplomatların, diplomat olarak sorumluluk ve yükümlülükleriyle bağdaşmayan uygulamalarda yer aldıklarını” belirtti.
Washington aynı zamanda, BM için çalışan bir “Rus casusunu” sınır dışı etme kararı aldığını duyurmuştu. Bu, Mills tarafından tekrar dile getirildi.

Hızlı toplu göç
Bunun ardından, Güvenlik Konseyi üyeleri BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi’nin konuşmasını dinledi. Grandi bir kez daha savaş rüzgarların estiği Avrupa’da yaşanan acılardan bahsetti. Milyonlarca masum Ukraynalının sığınaklarında toplandığını, dolu trenlere binmek için acele ettiğini ve çocuklarının geleceği hakkında endişe duyduğunu belirtti. Grandi yüzbinlerce kişinin komşu ülkelere sığınma talebinde bulunduğunu belirterek, “Komşu ülkelerde Ukrayna’dan 520 bin mülteci var. Bu sayı her geçen saat önemli oranda artıyor” dedi. Bu insanların her şeyden önce güvenlik ve korunmaya ihtiyaçları olduğunu, ancak bunun yanı sıra barınma, gıda, hijyen ve diğer yardımlara da ihtiyaçları olduğunu açıkladı. Grandi şu ifadeleri sözlerine ekledi:
“Üzülerek söylüyorum ki, çatışmalara hemen son verilmediği takdirde, Ukraynalılar kaçmaya devam edecek. Şu anda plan hazırlıyoruz, tekrar ediyorum, önümüzdeki günlerde ve haftalarda 4 milyona kadar mülteciye yardım sağlamak için plan hazırlıyoruz. Mülteci sayılarında böyle hızlı bir artış, ev sahibi ülkeler üzerinde ağır bir yük olacak ve şüphesiz mülteci kabul sistemleri ve ilgili kaynaklar üzerinde baskı oluşturacaktır. Yaklaşık 40 yıldır mülteci krizlerinde çalışıyorum ve bu kadar hızlı bir toplu göçü nadiren gördüm. Bu göç, kesinlikle Balkan savaşlarından bu yana Avrupa’nın tanık olduklarının en büyüğü oluyor”.

Mülteci akını
BM Mülteciler Yüksek Komiserliği yaklaşık 280 bin kişinin Polonya’ya, 94 bin kişinin Macaristan’a, 40 bin kişinin Moldova’ya, 34 bin kişinin Romanya’ya ve 30 bin kişinin Slovakya’ya kaçtığını belirtirken, on binlerce kişinin çeşitli Avrupa ülkelerine, çok sayıda kişinin ise eski Sovyet ülkelerine kaçtığını duyurdu. BM İnsani Yardımdan Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Martin Griffiths dünyanın Ukrayna’ya yönelik askeri saldırıyı ‘gördüklerine inanamayarak, korku duygusuyla’ izlediğini söyledi ve saldırının bedelini sivillerin ödediğini belirtti. Griffiths “Sivil kayıpların hacmi ve daha ilk günlerdeki sivil altyapıya verilen zarar tehlike uyarısı veriyor.” ifadelerini kullandı. Yetkili yaklaşık 100’ü çocuk olmak üzere en az 406 sivilin hayatını kaybettiğini belirtirken, rapor edilen kurbanların çoğu henüz doğrulanmadığı için gerçek sayının çok daha yüksek olabileceğine dikkati çekti. Aynı zamanda hava saldırılarının ve şehirlerdeki çatışmaların, hayati sivil tesislere zarar verdiğini ve sağlık, elektrik, su ve sanitasyon gibi temel hizmetlerine zarar verdiğini belirtti. Yetkili, sivil alanlarda patlayıcı kullanılmasının tehlikesi konusunda uyarıda bulunurken, bu durumun özellikle Kiev ve Harkov gibi bölgelerde bir endişe kaynağı olduğunu söyledi. Tüm taraflara uluslararası insancıl hukuka saygı gösterme, askeri operasyonlar sırasında tüm sivilleri ve sivillere ait yapıları zarardan korumak için daima özen gösterme çağrısında bulunan Griffiths, aynı zamanda sivillerin olduğu bölgelerde büyük ölçekli patlayıcıların kullanılmasından kaçınılması için de çağrıda bulundu. Aynı zamanda şunları söyledi:
 “Ukrayna’da faaliyet gösteren 119 insani yardım kuruluşu, bir miktar yardım sağlayabildi. Şu anda, yardımları daha fazla insana ulaştırmak istiyorsak, iki konuda acilen ilerleme kaydetmemiz gerekiyor. Bunlardan ilki, çatışmanın taraflarından, insani yardım personelinin ve yardımlarının korunduğuna yönelik güvence verilmesi, ikincisi ise daha fazla kaynağın sağlama ihtiyacından oluşuyor.”

Fransa ve Meksika’nın karar taslağı
Fransa’nın BM temsilcisi Nicolas de Riviere, Fransa ve Meksika’nın, Ukrayna nüfusunun acil ihtiyaçlarını karşılamak için, uluslararası insancıl hukukla uyumlu olan, sivillerin korunmasını ve insani yardıma engelsiz erişimini gerektiren bir karar taslağını BM Güvenlik Konseyi’ne sunacaklarını duyurdu. Fransa’nın BM temsilcisi Riviere, Rusya’yı ‘Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin en önemli ilkelerini ihlal etmek ve uluslararası insancıl hukuk ile insan hakları hukukunu çiğnemekle’ suçladı. Temsilci düşmanlıklara derhal son verilmesi, ihtiyacı olan tüm insanların insani yardımlara güvenli ve engelsiz bir şekilde erişiminin sağlanması çağrısını yineledi. Aynı zamanda çocuklar dahil olmak üzere sivillerin, insani yardım çalışanlarının ve sivil altyapının korunmasının en büyük öncelik olduğunu vurguladı.
Rusya’nın BM Temsilcisi Nebenzia, tekrar söz alarak, Ukrayna’daki durumun herkesi endişelendirdiğini, zira acı çekenlerin siviller olduğunu belirtti. Temsilci bu insanlarla ilgili olarak “Onlar, iktidara gelen Ukraynalı radikallerin ve milliyetçilerin rehineleriler, bunu neden mi söylüyorum? Çünkü Rus kuvvetlerinin bulunduğu bölgelerde, tüm temel hizmetler sağlanıyor ve insanlar büyük zorluklarla yüzleşmiyor.” dedi. Nebenzia, Griffiths ve Grandi’den Ukrayna milliyetçilerinin, silahlarını yerleşim bölgelerinde yoğunlaştırdığına yönelik suçlamalar hakkında yorum yapmalarını istedi. İki BM temsilcisi hemen yanıt vererek, Rusya tarafından gelen bu tür iddiaları doğrulamak için hiçbir araçlarının olmadığını söylediler.
Ukrayna'nın BM Daimi Temsilcisi Sergey Kislitsa, Rusya’nın ‘Ukrayna’ya karşı geniş çaplı ve haksız bir savaş başlattığını’ söyledi ve bunun ‘2. Dünya Savaşı’ndan bu yana gerçekleşen en kötü, geniş çaplı işgal’ olduğu ifadelerini sözlerine ekledi. Kislitsa, Rusya’yı hastanelere, mobil tıbbi yardım ekiplerine ve ambulanslara saldırmakla suçladı ve şu ifadeleri de sözlerine ekledi:
“Bunlar, meşru güvenlik kaygıları olan bir devletin yapacağı uygulamalar değil, sivilleri öldürmeye kararlı bir devletin uygulamalarıdır. Bu tartışmaya açık bir durum değil zira söz konusu uygulamalar savaş suçudur”.

“Casusluk faaliyetleri”
Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Vassily Nebenzia’nın BM Rusya misyonundan 12 çalışanının sınır dışı edildiğini belirtmesinin hemen ardından, ABD’nin BM Daimi Temsilciliği Sözcüsü Olivia Dalton, “ABD, Rus misyonundan 12 istihbarat ajanının sınır dışı edilme sürecini başlattığımızı BM’ye ve Rusya’nın BM Daimi Temsilciliğine bildirdi.” dedi. Dalton sınır dışı edilen 12 çalışanla ilgili olarak “Ulusal güvenliğimize zarar veren casusluk faaliyetlerine karışarak, ABD’deki ikamet ayrıcalıklarını kötüye kullandılar.” dedi.  Dalton, Washington’un bu adımı BM Genel Merkez Anlaşmasına uygun olarak aldığını vurguladı ve “Bu çalışmanın, birkaç aydır sürdüğünü” belirtti.



Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.