Avrupa Troykası: İran UAEA’nın faaliyetlerine baskı yapıyor

Tahran ve Washington, Viyana müzakerelerinin başarısızlığına dair uyarılarda bulundu. Moskova, anlaşmanın bir alternatifi olduğunu düşünmüyor.

Viyana’daki Coburg Sarayı’nda kapalı kapılar ardında İran ile büyük güçler arasında gerçekleşen zorlu müzakereler, beklentileri artırıyor (AP)
Viyana’daki Coburg Sarayı’nda kapalı kapılar ardında İran ile büyük güçler arasında gerçekleşen zorlu müzakereler, beklentileri artırıyor (AP)
TT

Avrupa Troykası: İran UAEA’nın faaliyetlerine baskı yapıyor

Viyana’daki Coburg Sarayı’nda kapalı kapılar ardında İran ile büyük güçler arasında gerçekleşen zorlu müzakereler, beklentileri artırıyor (AP)
Viyana’daki Coburg Sarayı’nda kapalı kapılar ardında İran ile büyük güçler arasında gerçekleşen zorlu müzakereler, beklentileri artırıyor (AP)

Tahran, ilan edilmemiş gizli faaliyetlere tanık olan alanların kapatılması için Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na (UAEA) baskı yapıyor. İran, nükleer anlaşmayı canlandırmayı amaçlayan Viyana görüşmelerinde askıda kalmış sorunları çözmek için bir ‘siyasi karar’ konusunda anlaşmaya varmayı şart koşarken, Avrupa Troykası ise Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı ajansın faaliyetlerine müdahaleyi kabul etmediğini açıkladı.
Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesi Direktörü Stephanie Al-Qaq, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, Fransa, Birleşik Krallık ve Almanya’dan müzakerecilerin 1 Mart’ta İran’ın baş müzakerecisi Ali Bakıri Kani ile Viyana’da uzun bir görüşme yaptıklarını söyledi.
Bakıri Kani, geçen pazartesi günü ‘İran Devrim Muhafızları’na uygulanan kısıtlamaların ve uluslararası terör örgütleri listesinde sınıflandırılmasının’ iptal edilmesi başta olmak üzere yaptırımların kaldırılmasıyla ilgili sert tavırlarla Viyana’ya döndü.
Şarku’l Avsat’ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığı habere göre İran müzakere ekibine yakın bir kaynak, “Fransa’nın olumsuz rolü, İran ile UAEA arasında garantiler konusunda çözüm bekleyen sorunların çözülmesini engelliyor” diyerek, Fransız tarafını ‘siyasi’ bir yaklaşım benimsemekle suçladı. Kaynak, “UAEA ile askıdaki sorunları çözmek, Viyana’da bir anlaşmaya varmanın önemli koşullarından biridir ve bu gerçekleşmezse, anlaşmaya varılmamasının nedeni Fransa olabilir” dedi.
Daha sonra IRNA, İran haber sitelerindeki geniş bir etkileşimin ardından geç bir adımla, açıklamaları kaldırdı.
İngiliz müzakereci ise İran’ın Fransa’yı eleştirme hattına dahil olarak, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, “Avrupa Troykası’ndaki ortaklarımızla, UAEA’nın bağımsızlığını ve Genel Direktörü Rafael Grossi’nin profesyonel çabalarını destekliyoruz” ifadelerine yer verdi. Al-Qaq, “Güvenceler, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nın önemli bir parçasını oluşturmaktadır ve Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ndan (Nükleer Anlaşma) ayrıdır” diyerek, bu ülkelerin UAEA’nın bağımsızlığına müdahale etme girişimlerinin reddedildiğini vurguladı. İran Atom Enerjisi Kurumu (İAEK) Sözcüsü Behruz Kemalvendi ise İran baş müzakerecisi Ali Bakıri Kani ve müzakerelerin Avrupa koordinatörü Enrique Mora’nın görüşmelerine katıldı. Görüşme, UAEA’nın uluslararası müfettişlerin uranyum izleri bulduğu gizli alanları kapatmaya yönelik muhalefeti sonrasında gerçekleşti. İranlı bir diplomat, Reuters’a yaptığı açıklamada, görüşmelerde kaydedilen ilerlemeye rağmen asıl anlaşmazlık noktasının, Tahran’ın uranyum izleri meselesinin tamamen kapatılmasını istemesi olduğunu söyledi.
Öte yandan Moskova’da, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Cenevre’deki Silahsızlanma Konferansı’nda yaptığı bir video konuşmasında, “Moskova, müzakerelerin başarıyla sonuçlanacağına güveniyor, çünkü başka bir alternatif yok” dedi. Rus haber ajansı TASS’ın aktardığına göre Lavrov, “Herkes, nükleer anlaşmada yer alan ve Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2231 sayılı kararı ile güçlendirilen yükümlülüklere hiçbir çekince olmaksızın kesinlikle bağlı kalmalıdır” dedi.

İran’ın taslağa ilişkin söylemi
Reuters’in şekillenmeye başlayan bir taslak anlaşmanın ayrıntılarını yayınlamasından yaklaşık bir hafta sonra İran resmi ajansı, 1 Mart’ta Viyana’da olası bir anlaşmanın özelliklerine dair uzun bir raporda Viyana görüşmelerinin ayrıntılarını yayınlayarak yanıt verdi.
Ajans, bir anlaşmaya varma ihtimalinin şu anda eşit olduğunu, çünkü anlaşmadan pratik fayda sağlayan bazı asgari taleplerin hala mevcut olduğunu ve karşılanmadıkları takdirde anlaşmanın olmayacağını vurguladı. Ajans, geriye kalan konuların ‘anlaşmanın kaderini belirleyecek kadar kritik’ olduğunu da kaydetti.
Tahran, Washington’dan ‘İran için ‘kırmızı çizgi’ sayılan yaptırımların ne ölçüde kaldırılacağı, ABD’nin nükleer anlaşmadan bir daha çekilmeyeceğine dair garanti verilmesi ve UAEA’nın dört İran sahasında uranyum izleri bulma soruşturmasının kapatılması’ ile ilgili askıdaki konulara dair taleplerini karşılayacak siyasi kararlar alınmasına ilişkin ‘müzakere başarısına’ dikkati çekti. Tahran, nükleer anlaşmanın imzalanması öncesinde BM kuruluşlarına bu izler hakkında bilgi vermemişti. Bu durum da İran’ın bu müzakerelerdeki şeffaflığı hakkında soru işaretlerine neden oluyor.
IRNA’ya göre üç talep, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi tarafından son görüşmede Fransız mevkidaşı Emmanuel Macron’a iletildi.
Ajans, olası anlaşmanın, nükleer anlaşmaya ilişkin ortak komitenin kararı şeklinde gelebileceğini belirtti. IRNA ayrıca, ‘yaptırımların kaldırılması, nükleer önlemler ve anlaşmanın yeniden uygulanması’ olarak müzakerelerde öne çıkan üç eksene dikkat çekti. Ajans, pratik düzeydeki potansiyel anlaşmanın ‘şarta dayalı’ olduğunu, yani İran’ın nükleer taahhütlerinin uygulanmasının diğer tarafın taahhütlerine bağlı olduğunu kaydetti.
Garantiler konusuyla ilgili olarak ajans, müzakerelerin son turlarında kayda değer bir ilerlemenin kaydedildiğini dile getirdi. “Doğrulama sürecinin, çeşitli aşamaların uygulanmasıyla birlikte pratik ve yasal alanlarda başlaması planlanıyor” diyen IRNA, “ABD, tüm taahhütler yerine getirilmeden ve yaptırımlar kaldırılmadan ortak komite üyeliği almayacak. Ayrıca doğrulama sürecinin aralığı dikkate değer ve anlamlı olacaktır” ifadelerini kullandı.

İlk kim başlar?
Resmi İran ajansı, “Olası anlaşmanın tüm uygulama aşamalarında, diğer tarafların ilk adımı olacak ve her aşamada İran başlatıcı olacaktır” dedi. Garantiler hususunda ise ajans, bunları müzakerelerin en zor kısmı olarak nitelendirerek, Batı tarafının özellikle de ABD’nin, bu durumu reddettiğini açıkladı.
Aynı şekilde ajans, BM yaptırımlarının otomatik olarak yeniden başlamasını sağlayan Snapback mekanizması konusunda ‘önemli bir gelişmeye’ atıfta bulunarak, bu mekanizmanın sömürülmesine karşı bireysel ve toplu bir taahhüt olduğunu belirtti.
Kaldırılacak yaptırımların kapsamına ilişkin olarak ise ajans, Trump döneminde uygulanan tüm nükleer yaptırımların yanı sıra nükleer anlaşmaya ‘uygun olmayan’ yaptırımların da dahil olacağını söyledi. IRNA, “Karşı taraf, yaptırımların kaldırılmasından İran’ın yararlanmasını kolaylaştırmak ve yaptırımların etkin ve kalıcı olarak kaldırılması sürecinde kanunlar ihtilafını önlemek amacıyla nükleer anlaşmada yer almayan yeni gerekli taahhütleri kabul etti” dedi.

Nükleer kapasite
Ajans tarafından taslak anlaşmadan elde edilen ayrıntılar, Batılı tarafların İran nükleer programıyla ilgili uyguladığı baskının diğer göstergelerini içeriyordu. IRNA, “İran’ın nükleer programının geri dönüşünü önemli ölçüde yavaşlatmak ve İran’ın özgüvenini zayıflatmak için olası anlaşmada İran’ın nükleer yeteneklerini azaltmaya çalışıyorlar. Bu nedenle İranlı yetkililer, birkaç kez Batı cephesinin ‘nükleer anlaşmanın ötesine geçen İran taahhütleri elde etmeye’ çalıştığını ve bunun karşılığında anlaşmadan daha az taviz sağladıklarını söylediler” dedi.
IRNA, “Viyana’daki yoğun müzakerelerin ardından İran, ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesine kıyasla nükleer kapasitesini artırmayı başardı” ifadelerini kullandı.
IRNA, anlaşmanın İran’ın Viyana’daki Batılı müzakerecilerin endişelerinden biri olan gelişmiş santrifüj üretme ve geliştirme yeteneğini sınırlamadığını iddia etti. İran nükleer müzakere ekibinin, Batı’yı ‘gelişmiş santrifüjler alanındaki büyük adımlardan geri dönülemez olduğu’ konusunda bilgilendirdiğini söyleyen IRNA, “İran, bir on yıl sonra bile nükleer anlaşma kapsamında ulaşılamayacak bir konumda olacak” dedi.
Ajans, İran’a yönelik anlaşmanın ve nükleer kısıtlamaların uzatılması konusunda, şu anki ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in taahhütlerinin kesintiye uğraması konusunda üstü kapalı şekilde övünürken, olası anlaşmanın ‘gün batımı maddesi’ olarak bilinen nükleer kısıtlamaları hafifletmek için zaman çizelgelerini koruduğunu söyledi.

Karşılıklı uyarılar
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, Viyana’da yapılan dolaylı görüşmeler hakkında gazetecilere yaptığı açıklamada, “İran ilerleme sağlama konusunda uzlaşmaz ise geri çekilmeye hazırız” dedi.
İran’ın iyi niyetle katılmaya isteksiz olması durumunda ABD, müttefikleri ve ortaklarının alternatifler arayacağını da söyleyen Price, ayrıntıya ise yer vermedi.
Öte yandan Donald Trump’ın anlaşmadan çekilmesine atıfta bulunan Said Hatipzade, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, “ABD, fiili olarak nükleer anlaşmadan çekildi. Bunun bir daha olmayacağından emin olmalıyız” değerlendirmesinde bulundu. Hatipzade, topu Beyaz Saray’ın oyun sahasına atarak, “ABD, kararını verirse anlaşma yakındır. İran hazır, ama sonsuza kadar beklemeyecek” dedi.
Nükleer anlaşmayı destekleyen Batılı çevreler, bölgede yeni bir savaşın patlak vermesi karşısında müzakerelerin başarısızlığının yansımaları konusunda uyarıda bulundu. ABD ve İran, eski Başkan Donald Trump’ın Tahran’ın bölgesel ve füze alanlarındaki davranışını değiştirmek amacıyla ‘maksimum baskı’ stratejisini benimsemesinin ardından askeri bir çatışmanın eşiğine geldi. İki taraf, Devrim Muhafızları’nın dış kolu Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin ölümüyle sonuçlanan bir askeri saldırı emri vermesi sonrasında iki taraf, savaşa daha da yaklaştı. Müzakerelerin başarısız olması, İran meselesini BMGK’ya sevk edecek ve (Ocak 2016 ortasında yürürlüğe giren) 2231 sayılı kararın Temmuz 2015’te yayınlanmasından sonra dondurulan altı karar kapsamında uluslararası yaptırımları geri getirecek.



Trump, Grönland üzerinde kalıcı kontrol deklare etti: ABD ne elde etti?

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
TT

Trump, Grönland üzerinde kalıcı kontrol deklare etti: ABD ne elde etti?

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)

İnci Mecdi

ABD Başkanının defalarca Amerikan kontrolünde olması gerektiğinden bahsettiği Grönland Adası meselesindeki göreceli bir sakinlik döneminden sonra, Donald Trump, Danimarka ve Grönland ile ülkesine adanın güvenliği üzerinde “kalıcı kontrol” sağlayan bir anlaşmaya varıldığını duyurarak dünyayı şaşırttı. Grönland, Danimarka toprakları içinde özerk bir bölge sayılıyor.

Sürpriz bir duyuru yapan Trump, cuma günü Truth Social platformundan şu paylaşımda bulundu: “Amerika Birleşik Devletleri, Danimarka Krallığı ve Grönland ile Amerika Birleşik Devletleri'ne Grönland'daki güvenlik ve diğer tüm ihtiyaçlar üzerinde kalıcı kontrol sağlayan, ülkemizin endişelerinin tamamını gideren bir anlaşma imzaladı. Söz konusu anlaşmanın Amerika Birleşik Devletleri’ne hiçbir maliyeti de yok!” Düzenlemeyi “süresiz bir anlaşma” olarak nitelendiren Trump, böylece Arktik bölgesindeki Amerikan nüfuzunu genişletme konusundaki uzun süredir devam eden çabasında bir zafer elde etti.

Anlaşma, Trump'ın yaklaşık 56 bin nüfuslu bölgeyle ilgili dile getirdiği güvenlik endişelerine çözüm arayışı ile ABD, Grönland ve Danimarka yetkilileri arasında aylar süren perde arkası görüşmelerin ardından geldi.

Geçtiğimiz yıl boyunca ve bu yılın ilk aylarında, Trump'ın açıklamaları Danimarka'da öfkeye neden olmuş ve ABD’nin NATO’daki müttefiklerinin güçlü muhalefeti ile karşılaşmıştı. Sonra konuya olan ilgi azaldı ve Washington'un bir dizi krizle, özellikle de İran rejimiyle devam eden çatışmayla meşgul olmasıyla birlikte, son haftalarda ABD Başkanının açıklamalarında ve paylaşımlarında yer bulmaz oldu.

Trump, Grönland üzerinde “kalıcı kontrol” mü elde etti?

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen'in “iyi bir anlaşma” olarak nitelendirdiği anlaşmanın resmi metni henüz yayınlanmadı. Grönland liderliğiyle yapılan ortak açıklamada, anlaşmanın “Arktik ve Kuzey Atlantik'teki ortak güvenliğimizi güçlendirdiği ve bu nedenle NATO ve Avrupa için de faydalı olduğu” belirtildi. Aynı zamanda, anlaşmanın Danimarka Krallığı’nın egemenliği ile toprak bütünlüğünü ve Grönland halkının kendi kaderini tayin etme hakkını eş zamanlı olarak tanıyan bir anlaşma olduğu da ifade edildi.

Trump'ın paylaşımında sunulanlara göre anlaşmanın ana hatları, kasım ayında yapılacak ara seçimlerden önce kendisine övünebileceği bir zafer sunan bir orta yol gibi görünüyor. Aynı zamanda, Frederiksen'in açıklamasından, anlaşma, ABD'nin adayı resmen ilhak etme çabasıyla ilgili olarak Danimarka ve Grönland'ın korkularını yatıştırıyor gibi görünüyor.

csgbhnj
Grönland bayrağı, başkent Nuuk’un kıyılarında dalgalanıyor (AFP)

Trump, paylaşımında anlaşmayla övünerek, “Bundan böyle hiçbir ABD düşmanı, bizim açık yazılı onayımız olmadan asla Grönland’da üs kuramaz, Grönland’da askeri varlık gösteremez veya Grönland’da hassas yatırımlar yapamaz” dedi. Bu gelişme, Trump'ın dış çatışmalardan kaçınma vaadini temelden sarsan, İran ile altı aydır süren çatışmanın seçim yarışını yeniden şekillendirdiği ve Kongre'de az farkla çoğunluğu elinde tutan Cumhuriyetçiler için bir meydan okuma oluşturduğu bir dönemde yaşandı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun açıkladığına göre, anlaşma Washington'un adaya ilişkin ulusal güvenlik endişelerini “kalıcı bir şekilde ve tamamen” gideriyor. Rubio, “Grönland, sonsuza dek Kuzey Amerika Stratejik Savunma Alanı'nın bir parçası olarak kalacak ve çevresindeki bölge gibi herhangi bir düşmandan korunacaktır” diye ekledi.

1951 Antlaşması

Grönland, Kanada'nın kuzeydoğu kıyısının karşı yakasında yer alıyor ve topraklarının üçte ikisinden fazlası Kuzey Kutup Dairesi içinde. Bu konum, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Kuzey Amerika'nın savunmasında kendisine hayati bir önem kazandırıyor; bu nedenle ABD, Nazi Almanyası'nın eline geçmesini önlemek ve Kuzey Atlantik'teki hayati önemdeki nakliye yollarını korumak için savaş döneminde adayı işgal etmişti.

Trump'ın Grönland konusunda Danimarka'ya sürekli yönelttiği sert açıklamalara rağmen, Danimarkalı yetkililer, adadaki Amerikan askeri varlığını genişletmek ve Amerikan ticari çıkarlarını artırmak için Amerika Birleşik Devletleri ile iş birliği yapmaya istekli olduklarını defalarca dile getirdiler.

Bu anlaşmanın, ABD ve Danimarka arasında 1951’de imzalanan ve adada ciddi bir ABD askeri varlığına izin veren anlaşmadan ne farkı olduğu halen belirsiz. Amerika Birleşik Devletleri, Grönland Savunma Anlaşması'nın imzalanmasından bu yana Grönland'ın kuzeybatısındaki Pituffik Uzay Üssü’nü işletiyor. Bu askeri üs, Amerika Birleşik Devletleri ve NATO için füze erken uyarı, füze savunma ve uzay gözetleme operasyonlarını destekliyor.

Şarku’l Avsat’ın CNN'den aktardığı habere göre bir ABD’li yetkili, anlaşmanın Amerika Birleşik Devletleri'ne adada “kalıcı erişim, askeri üs kurma ve ada üzerinde uçuş yapma hakkı” verdiğini belirtti. “Bundan önce var olan statükoya göre, düşman ülkeler de dahil olmak üzere herhangi bir ülkenin Grönland'da askeri üs kurmasına veya asker göndermesine izin verilebilirdi” diye açıklamada bulunan yetkili, anlaşmanın “hassas sektörlere yatırım yapılmasını önleme mekanizmaları” içerdiğini de sözlerine ekledi.

Ayrılık durumunda kontrolün güvence altına alınması

Varılan anlaşma, yalnızca NATO üyesi devletlerin Grönland'da askeri üs kurabileceğini ve yalnızca NATO ve AB üyesi devletlerin hassas yatırımlar yapabileceğini öngörüyor. Washington Post'a konuşan ve görüşmeler hakkında bilgili kaynaklara göre, anlaşma Grönland'ın Danimarka'dan ayrılması durumunda bile yürürlükte kalacak şekilde tasarlandı, ancak Trump'ın öne sürdüğünün aksine, ABD'ye Grönland'ın kararları üzerinde veto yetkisi vermeyecek.

Bu kaynaklar, anlaşmanın ABD Başkanının zafer deklare etmesine olanak sağlarken aynı zamanda hem Danimarka hem de Grönland'ın toprak üzerindeki egemenliklerini koruma konusundaki endişelerini de giderecek şekilde formüle edildiğini açıkladı.

 Grönland'ın bağımsızlığı olasılığı, Trump'ın herhangi bir anlaşmanın kalıcılığını sağlamaya odaklanmasının nedenlerinden biriydi. Ancak Danimarkalı ve Grönlandlı yetkililer, bir ülkenin diğerinin topraklarındaki güvenlik meseleleri ile askeri üsleri kapsayan ve kendisinden çekilme imkanı olmayan herhangi bir anlaşmanın egemenlik konusunda da soru işaretleri doğurduğuna dikkat çekti. Grönland Başbakanı Jens Frederik Nielsen, “Anlaşma, Grönland'ın çıkarlarını ve uluslararası iş birliği çerçevesindeki konumumuzu dikkate alıyor; çünkü herkesin çıkarına” dedi.

ABD Savunma Bakanlığı'nda Grönland ile ilgili konularda Atlantik Konseyi'nde çalışan eski müsteşar Imran Bayoumi, gazeteye yaptığı açıklamada anlaşmanın Grönland'da halk tarafından kabul görme şansına dair şüphelerini dile getirerek, “Grönlandlıların tepkisi ne olacak?” diye sordu. “Washington iyi bir izlenim bırakmadı ve Grönlandlılara söz hakkı vermeden ABD varlığını genişleten bu anlaşmanın, ABD medyasında şimdiye kadar yansıtıldığı gibi, kamuoyu tarafından iyi karşılanması olası görünmüyor” diye de ekledi.

NATO memnuniyetle karşıladı

ABD Başkanının Grönland'ı Amerikan kontrolüne alma talepleri, özellikle kolektif güvenlik ilkesi üzerine kurulmuş ittifakın bir üyesi olan Danimarka başta olmak üzere NATO müttefiklerinin güçlü muhalefet ile karşılaşmıştı. Ancak Trump, adayı savunma ve mineral kaynaklar açısından hayati öneme sahip bir yer olarak göstererek bu endişeleri küçümsemişti.

Trump'ın ocak ayında ABD'nin adayı ele geçirmesini hızlandırmayı amaçlayan açıklamaları, Avrupa'da ABD'nin adayı zorla ele geçirmeye çalışabileceği korkusunu uyandırdı. Bu, NATO'nun en güçlü üyesinin aynı ittifakın başka bir üyesinin topraklarını işgal etmesi anlamına geleceği için eşi benzeri görülmemiş bir hareket olurdu. İngiltere, Danimarka, Fransa, Finlandiya, Almanya, Hollanda, Norveç ve İsveç, örtük bir önleyici caydırıcılık sağlamaya yönelik bir çabayla, bölgeye askeri tatbikatlar için güç konuşlandırdı. Endişeli Avrupalı ​​diplomatlar, ABD ile savaşın eşiğine geldikleri için korkarak Washington'da hızla temaslarda bulundular.

NATO Sözcüsü cumartesi günü yaptığı açıklamada, ittifakın ABD, Danimarka ve Grönland arasındaki anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını ve bunun “bu hayati bölgede güvenliği, istikrarı ve iş birliğini artırmaya yardımcı olacağını” belirtti.

Grönland'ın maden zenginliği

Soğuk Savaş'tan sonra, Arktik bölgesi büyük ölçüde bir uluslararası iş birliği alanıydı. Rusya, on yıllardır Arktik'teki askeri varlığını genişletmeye çalışırken, Çin de oradaki varlığını güçlendirdi. Ancak iklim değişikliği bölgedeki buzları inceltiyor, uluslararası ticaret için bir “Kuzeybatı Koridoru”nun açılmasına zemin hazırlıyor ve bölgenin zengin maden kaynaklarına erişim için Rusya, Çin ve diğer ülkelerle rekabeti yeniden alevlendiriyor.

Dolayısıyla Trump'ın Grönland'a olan ilgisi askeri güvenlikle sınırlı değil. Ada, önümüzdeki on yıllarda küresel ekonomiyi yönlendirmesi beklenen cep telefonları, bilgisayarlar, bataryalar ve diğer yüksek teknoloji cihazlarda kullanılan temel bileşenler olan nadir toprak mineralleri açısından zengin bir bölge. Bu durum, Çin'in bu hayati mineraller pazarındaki hakimiyetini sınırlamaya çalışan Amerika Birleşik Devletleri ve diğer Batılı güçlerin dikkatini çekiyor.

İngiliz düşünce kuruluşu Chatham House'a göre, Grönland, ileri teknoloji endüstrileri için hayati önem taşıyan zirkonyum ve niyobyum açısından dünyanın ikinci büyük yataklarına sahip.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın bölgesel sözcüsü, daha önce Independent Arabia'ya yaptığı açıklamalarda, ABD Başkanının dış politika girişimleri ile yönetiminin maden stratejisi arasındaki bağlantıya da değinmişti: “Son on yıldır Grönland ile kritik mineraller konusunda iş birliği yapıyoruz ve bu iş birliğini güçlendirmeyi umuyoruz. Geçtiğimiz yıl boyunca Trump yönetimi anlaşmalar imzaladı ve çok sayıda ortak girişim başlattı. Tüm ekonomilerimizin gelişebilmesi için kritik mineral kaynaklarının çeşitlendirilmesini ve dünya çapında güvenli, dayanıklı tedarik zincirlerinin sağlanmasını istiyoruz.”

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, ortak ülkelere bu anlaşmaların karşılıklı yarar sağladığı ve sömürücü nitelikte olmadığı konusunda verilen güvenceler ile ilgili soruya verdiği yanıtında, uluslararası kritik mineraller pazarının şu anda ciddi şekilde kusurlu olduğuna işaret etti. “Yerel pazarlar yaratmakta veya işgücü için onurlu işler sağlamakta başarısız oluyor ve uluslarımızın güvenliğini garanti altına alamıyor” dedi. “Bu nedenle, Trump yönetimi bu sorunların ele alınması gerektiğine inanıyor ve bunları birlikte ele almak istiyoruz. Kritik minerallerde küresel arzı çeşitlendirmeyi ve bu ortak çabaya katkıda bulunan ülkelerle ortaklıklarımızı güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Amacımız güvenli ve istikrarlı bir küresel pazar oluşturmaktır. Herkese, her ülkeye makul fiyatlarla erişilebilir sürdürülebilir bir küresel arz istiyoruz. Bu, Trump yönetimi için en önemli önceliklerden biridir” diye ekledi.

Washington Post, Trump'ın sık sık Grönland'ı ele geçirmeye çalıştığını, Çin ve Rusya'nın oradaki emellerinden endişe duyduğunu ve bölgenin maden kaynaklarını kontrol etme arzusunu dile getirdiğini bildiriyor. Bu fikrin kökenleri, New York'tan bir arkadaşı olan Ronald Lauder’ın, ona Grönland'ın büyük bir kısmı buz tabakalarının altında yatan ve işletilmesi zor muazzam maden zenginliğinden bahsettiği ilk başkanlık dönemine dayanıyor.


Trump tatilini yarıda keserek Beyaz Saray’a döndü... İran’dan çatışmaların yeniden başlayacağı uyarısı

Tahran'daki meydanda "İntikam kaçınılmaz" yazılı pano hazırlanmıştı (AFP)
Tahran'daki meydanda "İntikam kaçınılmaz" yazılı pano hazırlanmıştı (AFP)
TT

Trump tatilini yarıda keserek Beyaz Saray’a döndü... İran’dan çatışmaların yeniden başlayacağı uyarısı

Tahran'daki meydanda "İntikam kaçınılmaz" yazılı pano hazırlanmıştı (AFP)
Tahran'daki meydanda "İntikam kaçınılmaz" yazılı pano hazırlanmıştı (AFP)

İran Silahlı Kuvvetleri Ortak Muharebe Komutanlığı, pazar günü yaptığı açıklamada, Tahran’ın ABD’nin askeri operasyonları yeniden başlatmaya hazırlandığı yönünde bilgiler aldığını bildirdi. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın Camp David’deki tatilini yarıda keserek Beyaz Saray’a dönmesinin ardından geldi.

İran Silahlı Kuvvetleri Ortak Muharebe Komutanlığı yaptığı açıklamada, ABD’nin düzenleyeceği herhangi bir saldırının ardından bölgedeki ABD üsleri ve çıkarlarına yönelik aralıksız saldırılar düzenleneceğini belirtti. Açıklamada ayrıca ABD’nin İran’a yönelik saldırısını destekleyen bölge ülkeleri, çatışmanın tarafı sayılacakları konusunda uyarıldı.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf da pazar günü yaptığı açıklamada, İran’ın kendi şartları karşılanıp ABD’nin taahhütleri yerine getirilene kadar Hürmüz Boğazı’nı açmayacağını söyledi.

İran Devrim Muhafızları’na bağlı Fars Haber Ajansı’nın aktardığına göre Kalibaf, İran’ın aynı anda hem savaşması hem de müzakere yürütmesi gerektiğini belirtti. Kalibaf, Tahran’ın düşmanlarını caydırmak için askeri gücünü kullanacağını, uygun zaman geldiğinde ise savaş alanındaki kazanımlarını pekiştirmek amacıyla diplomasiden yararlanacağını ifade etti.

Öte yandan ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), İran limanlarına yönelik ABD ablukası sürerken son iki ay içinde Hürmüz Boğazı’ndan yaklaşık 1 milyar varil petrolün çıkışını desteklediğini açıkladı.


İran ordusu: ABD yeniden askeri operasyonlara hazırlanıyor

Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler, Umman'ın Musandam vilayetinden görüntülendi (Arşiv - Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler, Umman'ın Musandam vilayetinden görüntülendi (Arşiv - Reuters)
TT

İran ordusu: ABD yeniden askeri operasyonlara hazırlanıyor

Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler, Umman'ın Musandam vilayetinden görüntülendi (Arşiv - Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler, Umman'ın Musandam vilayetinden görüntülendi (Arşiv - Reuters)

İran Silahlı Kuvvetleri Müşterek Muharebe Komutanlığı, bugün (pazar) yaptığı açıklamada, ABD'nin bazı bölge ülkelerinin desteğiyle askeri operasyonlara yeniden başlamaya hazırlandığı yönünde bilgi aldıklarını bildirdi.

Komutanlık açıklamasında, ABD'nin düzenleyeceği herhangi bir saldırının ardından bölgedeki Amerikan üslerine ve çıkarlarına yönelik kesintisiz saldırılar düzenleneceği belirtildi. Açıklamada ayrıca ABD'nin İran'a yönelik saldırısına destek veren bölge ülkeleri, çatışmanın tarafı olarak kabul edilecekleri konusunda uyarıldı.Şarku’l Avsat’ın  Reuters'tan aktardığı hbaere göre açıklamada, söz konusu ülkelere yönelik doğrudan bir uyarı da yer aldı.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise bugün yaptığı açıklamada, Tahran'ın şartları karşılanıp ABD'nin verdiği taahhütler yerine getirilene kadar Hürmüz Boğazı'nı açmayacağını söyledi.

Devrim Muhafızları'na bağlı Fars Haber Ajansı'nın Kalibaf'tan aktardığına göre İran'ın “aynı anda hem savaşması hem de müzakere etmesi” gerekiyor. Kalibaf, Tahran'ın düşmanlarını caydırmak için askeri gücünü kullanacağını, uygun zaman geldiğinde ise savaş alanında elde ettiği kazanımları pekiştirmek amacıyla diplomasiye başvuracağını belirtti.

Bu arada İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD ile savaşı sona erdirmeyi amaçlayan müzakerelerin yeniden başlatılması için gerekli şartları arabuluculara ilettiklerini söyledi.

Rızai, medya kuruluşlarına yaptığı açıklamalarda söz konusu şartların tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesini, İran'ın dondurulmuş varlıklarının üzerindeki blokajın kaldırılmasını ve deniz ablukasının sona erdirilmesini içerdiğini belirtti. Rızai, Katar ve Pakistanlı arabulucularla görüşmelerin sürdüğünü ve Tahran'ın ABD Başkanı Donald Trump'tan yanıt beklediğini ifade etti.

Trump da Camp David'de geçirmesi planlanan hafta sonu tatilini yarıda keserek cumartesi akşamı Washington'a döndü.

ABD Dışişleri Bakanlığı ise Orta Doğu'da bulunan vatandaşlarını “beklenmedik bir tırmanma ihtimali” konusunda uyardı. Bakanlık ayrıca Orta Doğu dışında bulunan Amerikalılara, bölgeye veya bölge üzerinden seyahat etme planlarını “ciddi şekilde yeniden değerlendirmeleri” çağrısında bulundu.