Roman Abramoviç: Putin'le ilişkisi, Yahudi cemaatiyle bağları ve milyarderlik serüveni

Britanyalı futbol kulübü Chelsea'yi satma kararıyla gündeme oturan Abramoviç’in Rusya - Ukrayna müzakerelerinde de rol oynadığı ortaya çıktı

Rus milyarderin aynı zamanda İsrail ve Portekiz vatandaşlığı da var (AP)
Rus milyarderin aynı zamanda İsrail ve Portekiz vatandaşlığı da var (AP)
TT

Roman Abramoviç: Putin'le ilişkisi, Yahudi cemaatiyle bağları ve milyarderlik serüveni

Rus milyarderin aynı zamanda İsrail ve Portekiz vatandaşlığı da var (AP)
Rus milyarderin aynı zamanda İsrail ve Portekiz vatandaşlığı da var (AP)

Rusya - Ukrayna savaşı 11. gününe girerken Avrupa Birliği (AB), ABD ve Birleşik Krallık (BK), Rusya’yla ilişkili zenginleri yaptırım listesine alıyor ve bu kişilerin Batı’daki mallarına el koyuyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de aralarında yer aldığı 11 kişi, şu anda BK’nin yaptırım listesinde. Ancak BK ve ABD’de listeye alınması tartışılan bir oligark daha var: Britanyalı futbol kulübü Chelsea’nin sahibi Roman Abramoviç.
Putin’le yakın ilişkileri olduğu bilinen Abramoviç, savaşın başında eleştiri oklarının kendisine çevrilmesiyle kulübü satmaya karar verdi ve gelirini Rusya - Ukrayna savaşının mağduru sivillere bağışlayacağını açıkladı.
Ünlü milyarderin bu hamleyle yaptırımlardan kaçınmaya çalıştığı yorumları yapılıyor. Öte yandan, bağışlar söz konusu olduğunda, Abramoviç’in özellikle Yahudi cemaati içinde hayırseverliğiyle tanındığı biliniyor.
Ancak bazı yorumcular, Abramoviç’in hayırseverlik faaliyetlerinin Rusya’nın siyasi etki alanını genişletme amacına hizmet ettiğini öne sürüyor.
Kendisini "Yahudi solunun zengin düşünce, aktivizm ve kültür geleneğine bağlı bir yayın" diye niteleyen Jewish Currents’te Abramoviç’in Yahudi cemaatlerine bağışları masaya yatırıldı.
David Klion imzasını taşıyan, "Bizim Oligarkımız" başlıklı makalede Rus milyarderin diğer ülkelerdeki faaliyetleri, çocukluğu ve nasıl zenginleştiği de tartışıldı.
Makalede öne çıkan başlıklarla Roman Abramoviç ve dünya siyasetine etkisi…

Abramoviç’in milyarderliğe uzanan serüveni
Abramoviç’in biyografilerini yazan Dominic Midgley ve Chris Hutchins’e göre Rus milyarder, 1966'da Saratov'da, kökleri Ukrayna, Beyaz Rusya ve Litvanya'ya kadar uzanan Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.
Ancak ebeveynleri, Abramoviç daha üç yaşına girmeden öldü. Annesi Irina, merdiven altı bir kürtaj operasyonunda, babası Arkady ise bir inşaat kazası’nda hayatını kaybetti.
1986'da 20 yaşındayken, sokak otomatlarıyla uğraşan Abramoviç, 1988'de, Mihail Gorbaçov'un iş ortamını liberalleştirme projelerinden yararlanarak oyuncak üretmeye başladı. Sonraki 7 yıl içinde ise Sovyet çocuklarına lastik ördek satma işinden uluslararası pazarlarda petrol ve gaz satma işine geçti.
Sovyetler’de beyaz yaka mesleklerinde yoğunlaşan Yahudiler, dağılışın ardından kendilerini yükselen bir piyasa ekonomisinin ön saflarında bulmuştu. Abramoviç de onlardan biriydi.
Sovyetler 1991'in sonunda dağılınca Rusya'nın yeni cumhurbaşkanı Boris Yeltsin, devlet kontrolündeki sanayileri özelleştirmeye başladı. Birbiriyle 1995'te tanışan Boris Berezovski ve Abramoviç de yeni Rusya’nın proto-kapitalistleri oldu.
Abramoviç bu dönemde kendisinden 10 yaş büyük olan Berezovski'nin himayesine girdi. İkili Yeltsin yönetiminin ihalelerinde dünyanın en büyük enerji şirketlerinden Sibneft'te hisse alarak milyarder oldu.
1998'deki ekonomik krizin ardından Putin iktidarı başladığında ise ikilinin yolları ayrıldı. Bir süre sonra Putin’e meydan okumaya başlayan Berezovski, varlıklarını gerçek maliyetlerinin altında satınca, Abramovich, Sibneft'in kontrolünü ele geçirdi.
Bu olayın ardından Birleşik Krallık’a giden Berezovski, 2008’de Sibneft’teki hisselerine aslında el konduğu iddiasıyla dava açtı ve 2012’de davayı kaybetti. Milyarder 2013’te Londra’daki evinde intihar etti. Bazı çevreler, intiharın şüpheli olduğunu savunsa da sonuç çıkmadı.
Berezovski’yle birlikte ülkeyi terk eden medya patronu Vladimir Gusinski de Putin’in tepkisini çeken ve bu dönemde ülkedeki gücünü kaybeden oligarklardan biriydi.
Lüksemburg’da yaşayan Rus bankacı ve yolsuzlukla mücadele aktvisti Roman Borisovich, konuyla ilgili şu yorumu yaptı:
"Abramoviç'in ölüm kalım savaşında efendisine [Berezovski'ye] sırt çevirmesi gerekiyordu ve yaptığı şey buydu. O zamandan beri Putin'e cömertçe hizmet etti."

Abramoviç’in servetini Putin mi yönlendiriyor?
2017 tarihli bir araştırmada, Rusya'nın GSYİH'sinin tahminen yüzde 60'ının denizaşırı olduğu ifade edilmişti. Bu da ülke dışında kabaca bir trilyon dolar olduğu anlamına geliyor.
İngiliz gazeteci ve yazar Ben Judah, "Putin, Kremlin'e yakın oligarkların elindeki parayı, gerçekten kendi parası olarak görüyor ve bu para, yurtdışındaki çıkarları sürdürmek için kullanılabilir. Çoğu zaman da böyle kullanıldı" ifadelerini kullandı.

Abramoviç, 27 Mayıs 2005'te, Kremlin'de bir buluşmada Başkan Vladimir Putin'le görüntülenmişti (AP)

Sovyet sonrası Rusya hakkında bir dizi kitap yazan New Yorklu Masha Gessen, bu noktada “oligark” kelimesinin "Rusya'daki gücün nasıl işlediğine dair temel bir yanlış anlaşılmaya neden olduğunu" söyledi. Gessen’e göre Yeltsin döneminde bu terim, gerçekten bağımsız kodamanların egemen olduğu bir sistemi tanımlarken, Putin'in en büyük önceliği, bu sistemi yıkmak oldu. Gessen, bu zenginler için, "Artık sadece Putin'in izin verdiği kadar servete erişebiliyorlar" diyor.
14 milyar dolarlık servete sahip olduğu düşünülen Abramoviç ise servetini Putin'in idare ettiğini iddia edenlere sert çıkıyor. Örneğin, geçen yıl, Chelsea'yi satın alma kararı da dahil olmak üzere Abramoviç’in önemli satın alımlarını Putin’in dikte ettiğini öne süren İngiliz gazeteci Catherine Belton'a dava açmıştı.
Ancak şimdi Rus milyarderler yaptırım listelerine alınırken, Abramoviç hakkındaki bu iddialar uluslararası kamuoyunun gündemine taşındı.

Servetini Batı’ya taşıdı
Abramovich, yirmi yılı aşkın bir süredir en az 200 milyon sterlini BK’deki konutlarına taşıdı. Londra'nın Tony semtinde bir daire, Batı Sussex'te bir malikane ve Jersey'deki Channel Island vergi cennetinde bir konut satın aldı. 2003'te, o zamanlar Britanya futbolunun gerisinde kalan Chelsea FC'yi de satın aldı ve kulübü kalkındırdı.
Kulübün kalkınması onu taraftarlar arasında adeta bir halk kahramanı kıldı. Kısa süre önce Rus - Ukrayna savaşının ptotesto edildiği maçta Chelsea taraftarlarının "Roman Abramoviç" diye tazahurat yapması bunun bir örneği.
Chelsea’in Abramoviç’in dünya genelinde seçkinlerin arasında girmesine kapı araladığı düşünülüyor.

Milyarderin Yahudi cemaatleriyle ilişkisi
Yahudi cemaatlerine yönelik bağışları da Abramoviç’e hem İsrail'de hem de tüm Yahudi dünyasında meşruiyet sağladı.
Rusya'nın 1993 anayasası dini özgürlüğü garanti altına alınca ülkedeki Yahudi oligarklar arasında bir cemaat kavgası da patlak verdi. Yukarıda sözü edilen medya patronu Gusinski, nispeten liberal Rus Yahudi Kongresi'nin (RJC) kurucularından biriyken, Berezovski ve Abramaoviç, köklü Yahudi organizasyonu Chabad'ı ve onun Rusya'daki baş hahamı Berel Lazar'ı destekledi.
Daha sonra Abramoviç, Lazar'ın başkan olduğu ve RJC'yi hızla geride bırakarak, ülkenin en güçlü Yahudi örgütü haline gelen Rusya Yahudi Toplulukları Federasyonu'nun (FJCR) baş finansörlerinden biri oldu.
2018'de FJCR'nin başkanı Haham Alexander Boroda, Rusya'daki Yahudi topluluğunun gelişiminin yüzde 80'ini Abramoviç’e borçlu olduklarını söylüyordu:
"Bundan hiç bahsetmiyor ama ben istiyorum, çünkü insanlar bunun kaynağının kim olduğunu anlamıyor. Rusya'nın tamamında 160'tan fazla topluluğumuz var ve Roman hepsini destekliyor."
Bazı yorumcular, Abramoviç'in servetinin bu şekilde kullanılmasının bile Putin'den bağımsız olmadığını öne sürüyor. Yahudi kurumlarında Rus fonlarını araştıran ve adını vermek istemeyen bir kaynak, "Putin iktidara geldiğinde Gusinski'den kurtulmak zorunda kaldı ama bir Yahudi düşmanı olarak görülmek istemiyordu" dedi.
Jewish Currents’e konuşan kaynak, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu yüzden RJC'ye alternatif Yahudi örgütleri kurmaya karar verdi ve Abramovich ve arkadaşı Lev Leviev, bunu yapmasına yardım eden iki ana kişiydi."
Bu arada Abramoviç, hem Rusya'da hem de dünya genelinde Chabad'ı desteklemeye devam etti. 2001’de Moskova'nın en büyük sinagogu olan, Chabad'a bağlı Marina Roscha Sinagogu ve Yahudi Cemaati Merkezi'ne 5 milyon dolar bağışladı. 2014'te Chabad’ın Aspen'deki 18 milyon dolarlık "mega Yahudi merkezinin" açılışına katıldı. Roman Abramoviç’in ismi, merkezin girişinin duvarında bağışçılar arasında yer alıyordu.
Abramoviç, 2012'de açılan, Moskova'daki 50 milyon dolarlık Yahudi Müzesi ve Hoşgörü Merkezi'nin inşaatını da önemli ölçüde finanse etti.
Chelsea bünyesinde de antisemitizme karşı kampanya başlatan Abramoviç'in Yahudilere desteği, Rusya'nın ötesinde, ABD ve BK’deki önde gelen kurumlara da uzandı. Yahudilerin haklarını müdafaa amacıyla kurulan, ABD merkezli İftira ve İnkârla Mücadele Birliği de bu kurumlardan biri oldu.
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, kasımda Abramoviç’in kampanyasını "sporun iyilik ve hoşgörü için nasıl bir güç olabileceğinin parlak bir örneği" diye niteledi.
Abramoviç’in son 20 yılda Yahudi hayır kurumlarına yarım milyar dolar bağışladığı düşünülüyor.

Filistin’deki İsrail yerleşimlerini desteklediği öne sürülüyor
Abramoviç’in İsrail yerleşimlerine de destek verdiği ve bunu iyi gizlediği ileri sürülüyor. BBC Arabic’in 2020'de yaptığı bir araştırma, Abramoviç'in Britanya’nın Virgin Adaları'nda kayıtlı paravan şirketleri kullandığını ve Ir David Vakfı adlı sağcı bir İsrailli örgüte 100 milyon dolardan fazla bağış yaptığını ortaya çıkardı.
Elad diye de bilinen bu örgüt, 1980'lerden beri Yahudi yerleşimcileri işgal altındaki Doğu Kudüs'e taşımak için çalışıyor.
Araştırmaya Abramoviç, Elad'ın 2005 ve 2018 arasında aldığı bağışların neredeyse yarısından sorumluydu.
İsrail merkezli barış örgütü Peace Now'ın Settlement Watch projesinin eş direktörü Hagit Ofran, "Yerleşimcilerin Filistinlilerin evlerini ele geçirmek için çok paraya ihtiyaçları var" dedi:
"Bu tek bir kaynaktan gelen çok fazla para. Bu kadar büyük bir bağış yaparsanız, ne için olduğunu bilirsiniz."

Abramoviç, İsrail’in Rus siyasetini etkiliyor mu?
2018'de Abramoviç, geri dönüş yasasıyla İsrail’den vatandaşlık aldı. Böylece Miriam Adelson'ın ardından en zengin ikinci İsrailli oldu.
ABD ve Avrupa hükümetleri Abramoviç'e yaptırımlar düşünürken, İsrail bu konuya tereddütle yaklaştı. Şimdiye dek İsrail Başbakanı Naftali Bennett'in de işgale ilişkin açıklamaları temkinliydi. 
Bennett’in açıklamalarında Rusya’dan bahsetmekten kaçındığı görüldü. Başbakanın, Rus birliklerinin Ukrayna'yı işgale başlamasının hemen ardından aldığı tavır tartışma konusu oldu. Bennett, barış temennisini dile getirirken, diyalog çağrısı yapmış ve Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü savunmuştu. Ancak açıklamada "Rusya" sözcüğünün bir kez bile geçmemesi dikkat çekmişti.
Yorumculara göre bu büyük ölçüde Ortadoğu’daki politik dengelerden kaynaklanıyor. Ancak İsrailliler ve Ruslar arasındaki kapsamlı mali ve kişisel bağlantıların da bu tavırda etkili olduğu düşünülüyor. Ve Abramoviç, bunun en önemli örneği olarak görülüyor.

Abramoviç’in müzakerelerdeki rolü
 
Rusya ve Ukrayna heyetlerinin üçüncü müzakereyi bugün gerçekleştirmesi bekleniyor (AA)
Diğer yandan, Ukrayna da Yahudiler açısından önemli bir ülke. 
Yahudi nüfusu açısından dünyanın 5., Avrupa'nın da 3. ülkesi olan Ukrayna'nın Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, başkent Kiev'deki Holokost anıtının yakınlarına bir füze isabet ettiğini açıklamıştı.
Kendisi de bir Yahudi olan Zelenski, açıklamasında, dünyanın dört bir yanındaki Yahudileri Rusya'nın saldırısına karşı ses çıkarmaya çağırmıştı.
Bu arada Rusya’daki diğer Yahudi oligarklar da barış çağrısı yapmakta gecikmedi.
Hemen ardından, Abramoviç’in Belarus sınırında gerçekleşen barış görüşmelerinde rol oynadığı ortaya çıktı. The Jerusalem Post, Ukrayna'nın talebi üzerine milyarderin, müzakerelere aracılık ettiğini bildirdi. Haberde Abramoviç’in müzakerelere katılmak için Belarus’a gittiği ifade edildi.
İsrailli medya kurumu ayrıca, Abramoviç'in Ukrayna ve Rusya'daki Yahudi topluluklarıyla yakın bağları olduğu notunu düştü.
Ukrayna'nın İsrail Büyükelçisi Yevgen Kornichuk, Abramoviç'in müzakerelere katılımına dair özel bir yorumda bulunmasa da, "Yeterli nüfuzu olan, yardım edebilecek herkese minnettarız" diye konuştu.
Independent Türkçe, Jewish Currents, BBC Arabic, Jerusalem Post



Netanyahu, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelecek

Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
TT

Netanyahu, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelecek

Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinden dün yapılan açıklamada, Netanyahu'nun çarşamba günü Washington'da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelerek İran ile müzakereleri görüşeceği bildirildi.

Reuters'ın aktardığı açıklamada, Netanyahu'nun ‘(İran ile) yapılacak herhangi bir müzakerede balistik füzelerin sınırlandırılması ve İran'ın bölgedeki vekillerine verilen desteğin durdurulmasının yer alması gerektiğine inandığı’ belirtildi.

Reuters'a göre çarşamba gün  yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump’ın geçtiğimiz yıl ocak ayında göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ile Trump arasında yapılacak yedinci görüşme olacak. Öt yandan İsrail basınına göre Netanyahu, Trump'a İsrail'in İran'ın nükleer programını tamamen yok etme kararlılığını vurgulayacak.

İran ile ABD arasında geçtiğimiz cuma günü Umman'da nükleer dosyasına ilişkin görüşmeler gerçekleştirdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceği yönündeki endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi. Ancak Umman'ın başkenti Maskat'ta yapılan görüşmelerin ardından, ‘tehditlerin ve baskının kaldırılması herhangi bir diyalogun başlaması için şart’ olduğunu vurgulayan Arakçi, “(Tahran) sadece nükleer meselesini görüşecek... ABD ile başka hiçbir konuyu görüşmeyeceğiz” dedi.

Öte yandan her iki taraf da Tahran ile Batı arasında uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmek için diplomasiye yeni bir şans vermeyi kabul ettiklerini belirtti. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçtiğimiz çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington'ın müzakerelerin İran'ın nükleer programı, balistik füze programı ve bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteğin yanı sıra ‘kendi halkına davranış biçimini’ de kapsaması istediğini söyledi.

İranlı yetkililer, bölgedeki en büyük füze programlarından biri olan İran'ın füze programını tartışmayacaklarını defalarca kez belirtmiş ve Tahran'ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını istediğini söylemişlerdi.

Diğer taraftan Washington’a göre nükleer bombaya giden potansiyel bir yol olan İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri kırmızı çizgiyi oluşturuyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtı silah amaçlı kullanma niyetinde olmadığını vurguluyor.


Netanyahu, Trump'a İran nükleer projesinin tamamen ortadan kaldırılmasının gerekliliğini vurgulayacak

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)
TT

Netanyahu, Trump'a İran nükleer projesinin tamamen ortadan kaldırılmasının gerekliliğini vurgulayacak

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)

İsrail haber sitesi Ynet dün, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun ABD Başkanı Donald Trump'a İsrail'in İran nükleer projesini tamamen ortadan kaldırma kararlılığını teyit edeceğini bildirdi.

İnternet sitesi, iyi bilgilendirilmiş bir kaynağa atıfta bulunarak, "İsrail'in tutumu, İran nükleer programının tamamen ortadan kaldırılması, uranyum zenginleştirmenin durdurulması, zenginleştirme kapasitesinin durdurulması ve zenginleştirilmiş uranyumun İran topraklarından çıkarılması konusunda ısrar etmek olacaktır" dedi.

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre kaynak, "İsrail, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı müfettişlerinin İran'a geri dönmesini ve şüpheli bölgelere sürpriz ziyaretler yapılmasını talep ediyor" ifadelerini kullandı.

Ynet haber sitesi, kaynağın şu sözlerini aktardı: "İran ile yapılacak herhangi bir anlaşma, İsrail'i tehdit edemeyeceklerinden emin olmak için füze menziline 300 kilometrelik bir sınır getirmelidir."

Ofisi dün yaptığı açıklamada, Netanyahu'nun önümüzdeki çarşamba günü Washington'da Trump ile görüşeceğini duyurdu.


Maskat’taki müzakereler uranyum zenginleştirme meselesi nedeniyle belirsizliğini koruyor

Arap Denizi'nde Nimitz sınıfı bir uçak gemisinin güvertesinde bulunan bir ABD askeri uçağı (AFP)
Arap Denizi'nde Nimitz sınıfı bir uçak gemisinin güvertesinde bulunan bir ABD askeri uçağı (AFP)
TT

Maskat’taki müzakereler uranyum zenginleştirme meselesi nedeniyle belirsizliğini koruyor

Arap Denizi'nde Nimitz sınıfı bir uçak gemisinin güvertesinde bulunan bir ABD askeri uçağı (AFP)
Arap Denizi'nde Nimitz sınıfı bir uçak gemisinin güvertesinde bulunan bir ABD askeri uçağı (AFP)

Maskat'ta Washington ve Tahran arasında yapılan ilk dolaylı müzakerelerin ertesi günü, ikinci turun kaderi uranyum zenginleştirme meselesinin çözülmesine bağlı gibi görünüyordu. ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, yeni bir müzakere turunun ‘önümüzdeki hafta’ yeniden başlayacağını duyurdu.

ABD yönetimi ‘sıfır zenginleştirme’ talep ederken, Tahran uranyum zenginleştirmeyi ‘egemenlik hakkı’ olarak nitelendirerek buna karşı çıkarak bunun yerine ‘güven verici’ bir zenginleştirme seviyesi önerdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, müzakerelerde ele alınan konuların genişletilmesine karşı çıktı. Füze programının ‘şimdi ve gelecekte müzakere edilemez’ olduğunu vurgulayan Arakçi, programı ‘tamamen savunma amaçlı’ olarak nitelendirdi.

İran’ın saldırıya uğraması halinde bölgedeki ABD üslerine saldıracağı yönünde yeni bir uyarıda bulunan İranlı bakan, ülkesinin ‘savaşı önlemeye olduğu kadar savaşa da hazır’ olduğunu vurguladı.

Öte yandan ABD'nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner, Arap (Umman) Denizi'ndeki Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaret etti.

Diğer taraftan İsrail'de müzakerelerin sonuçlarına şüpheyle yaklaşılıyor. İsrailli yetkililer ‘anlaşmaya varılamayacağını’ söylerken Tel Aviv dün akşam, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun çarşamba günü Washington'da Trump ile İran meselesini görüşmek üzere bir araya geleceğini duyurdu.