Irak’ta kaybolan siyasi uzlaşının çekici ile yüksek fiyatların örsü arasında Başbakan Kazımi

Başbakan Kazımi, sınırlı yetkilere sahip bir hükümetle krizlere karşı mücadele veriyor

Dün Necef pazarlarında ürün fiyatlarına yönelik denetlemeler sırasında emniyeti sağlayan güvenlik güçleri (AFP)
Dün Necef pazarlarında ürün fiyatlarına yönelik denetlemeler sırasında emniyeti sağlayan güvenlik güçleri (AFP)
TT

Irak’ta kaybolan siyasi uzlaşının çekici ile yüksek fiyatların örsü arasında Başbakan Kazımi

Dün Necef pazarlarında ürün fiyatlarına yönelik denetlemeler sırasında emniyeti sağlayan güvenlik güçleri (AFP)
Dün Necef pazarlarında ürün fiyatlarına yönelik denetlemeler sırasında emniyeti sağlayan güvenlik güçleri (AFP)

Irak’ta 2010 ve 2020 yılları arasındaki son on yılda petrol fiyatları sadece iki kez düştü. Fiyatlar o kadar düştü ki 2016 yılında dönemin Başbakanı Haydar el-İbadi hükümeti, çalışanların maaşlarını ödemekte zorlandı. 2014 yılında iktidara gelen İbadi, o dönem devlet hazinesinde yalnızca 600 milyon dolar olduğunu ve bütçede açık bulunduğunu açıkladı. Ülkenin mali zorluklardan geçtiği dönemde Irak topraklarına sızan DEAŞ terör örgütünün eski lideri Ebu Bekir El-Bağdadi, Haziran 2014'te Musul'daki Musul Ulu Cami’de (Nurî Camii) ‘Irak ve Şam İslam Devleti’ adında kendi halifeliğini ilan etti.
Irak çevrelerinde son derece cimri ve katı biri olarak bilinen Başbakan İbadi, bazı ekonomik mekanizmaları benimsemenin yanı sıra Dünya Bankası, ABD ve Japonya'daki mali krizden ve devlet işlerini yürütmekten, krizi aşmaya ve DEAŞ’a karşı hem insani hem de maddi kayıplar verilen yüksek maliyetli bir zafer kazanmak gibi birtakım ilerlemeler kaydedebildi. Ancak İbadi, mevcut Başbakan ve eski İstihbarat Şefi Mustafa el-Kazımi’den farklı olarak tam yetkili bir başbakandı.
Bir ekonomi teorisyeni ve düşünür olan bir önceki Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi ise Irak Silahlı Kuvvetler Başkomutanı sıfatıyla protestocuları ve eylemcilerin öldürülmesi emirlerinin nereden geldiğini bilmediği bir halk hareketi karşısında tek başına kalakaldı. Ancak Abdulmehdi de Kazımi’nin aksine, göreve başlamasından Necef'te Şii dini liderliğin açık çağrısı üzerine görevden alınmasına kadar tam yetkili bir başbakandı.
Mustafa el-Kazımi, Irak’ta her zaman var olan zorlu koşullar altında geçiş hükümeti sorumluluğunu üstlendi. Çok kısa bir süre sonra kendisini farklı taraflarla çok yönlü bir mücadelenin içinde buldu. Hatta durum, başkomutanları olduğu savaşçıların, Bağdat'ın merkezinde ve Yeşil Bölge'nin içinde onun resimlerini yakıp üzerlerinde tepindikleri noktaya kadar geldi.
Tüm bunlara katlanan Kazımi, hiçbir müttefikinin olmadığı bir ortamda aşırılık yanlısı gruplarla ve partilerle mücadele etmenin saçma olduğunu anladı. Buna rağmen kendisine emanet edilen en önemli görev olan erken seçimleri gerçekleştirdi. Seçimler yapıldı ve tüm dengeleri alt üst eden sonuçlar ortaya çıktı. Meclis işbaşı yapar yapmaz Kazımi, geçici başbakandan bekçi başbakanlığa geçiş yaptı. Bekçi hükümetler, Irak dışında demokratik yönetimlerde şeytanın işinden daha kötüsü değildir. ABD’nin 2003 yılındaki işgali sonrasında sosyalist sistemli merkezi bir rantiye (getirimci) devletten piyasa ekonomisini benimseyen bir devlete geçen Irak, sosyalist veya kapitalist rejim kimliğinden yoksun kaldı.
ABD’nin Irak’a yazdığı demokrasi reçetesine göre iktidara gelen ve sonuncusu Adil Abdülmehdi hükümeti olan hükümetler, petrol fiyatlarında zaman zaman yaşanan göreceli düşüş dışında birbirinden farklı krizler yaşamadılar. Fakat Kazımi hükümeti, petrol fiyatlarının varil başına 7 dolara düştüğü yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını kriziyle baş etmek zorunda kaldı. Başbakan Kazımi, aylık 5 milyar doları bulan yaklaşık 6 milyon çalışanın maaşlarını ödeyebilmek için Meclis'e bir iç borçlanma yasası taslağı sunmak da dahil olmak üzere birtakım ihtiyati tedbirler aldı. Bunda da nispeten başarılı oldu. Ardından petrol fiyatları yavaş yavaş yükselmeye başladı. Bu dönemde Kazımi ve Maliye Bakanı Ali Allavi, doların Irak’ın yerel para birimi dinar karşısındaki yükselişinin yanı sıra diğer mali meselelerinde yer aldığı ‘beyaz kitap’ olarak adlandırılan ekonomik reform paketini sundular. Meclis, Kazımi'yi halkın gözünde suçlu hale getirmek için yeni bir oyun oynamaya karar verdi. Hükümet, halkın yoksul kesimlerinin yükselen döviz kuru nedeniyle gıda fiyatlarındaki artıştan etkilenmemeleri için birtakım tedbirlerin de yer aldığı 2021 bütçesini sunar sunmaz Meclis, bu konudaki paragrafı ve ayrılan miktarı gündeme getirdi.
Eli kolu bağlı oturmayan Kazımi, halka açıkça, şu an yoksullar için ağlayan tüm siyasi güçlerin yeni döviz kurunu yükseltmeyi kabul ettiğini söyledi. Gerek siyasi güçlerin kendi aralarındaki gerekse bu siyasi güçlerin bir kısmı ile Kazımi arasındaki itiş kakış, yeni hükümetin kurulmasının ertelenmesine yol açtı. Böylece geçici hükümetin görev süresi uzadı. Geçtiğimiz günlerde Ukrayna'da savaş patlak verdi. Bu da tedirginliğin artmasına ve fiyatları yükselmesine yol açtı.
Irak sadece petrol kaynaklarına bağımlı olan rantiye bir ülkedir. Öte yandan petrol fiyatları yükselmeye başladı. Hatta varil başına 130 dolara ulaştı. Irak Meclisi, 2021 bütçesinde petrolün varil başına fiyatını yaklaşık 45 dolar olarak belirlemişti. İki rakam arasında büyük bir fark söz konusu. Ancak, açığı kapatacağı ve parasal bolluk sağlayacağı düşünülen fiyatlardaki bu önemli artışla birlikte Irak'ta yemeklik yağ ve buğday başta olmak üzere temel gıda ürünlerinin fiyatları da arttı.
Temel gıda ürünlerinin fiyatlarının küresel olarak artmasına rağmen, Iraklılar şimdi gözlerini temel gıda ürünlerinin fiyatlarındaki bu artışı petrol gelirlerinden elde edilen fazlalıkla telafi etmesi gereken hükümete çevirdiler. Meclise giren ve Kazımi ile rekabet halinde olan siyasi güçler, geçici hükümetin bütçeden Meclis’in onayı olmadan bir dolar dahi harcama yetkisi olmadığını biliyorlar.  Bu yüzden Kazımi ile aralarındaki anlaşmazlıkların hesabını görmeye başlamak için bu durumdan yararlanma konusunda hiç vakit kaybetmediler.
Irak’ta kaybolan siyasi uzlaşının çekici ile petrol fiyatlarının örsü arasında kalan Kazımi'nin elinden artık Iraklılara sabırlı olmaları çağrısında bulunmaktan başka bir şey gelmiyor.
Dün, Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle başkent Bağdat’ın Kazımiye ilçesindeki el dokuması halı fabrikasını ziyaret eden Başbakan Kazımi, burada fabrika işçilerine hitaben yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Büyük zorlukların olduğu bir dönemden geçiyoruz. Bunun nedeni yolsuzluk ve kötü yönetim. Ülkeyi yeniden inşa etmenin yıllar alacağını, ancak yıkımın bir anda geldiğini unutmayın. Irak'ı birlikte inşa etmeliyiz. Günlük zorluklara, yüksek fiyatlara ve devlet hizmetlerindeki eksikliklere karşı sabırlı olmamız gerekiyor. Bu hükümet çok zor ve karmaşık koşullarda göreve geldi ve önemli başarılara imza attı.”



Beyrut güvenliğini yitiriyor... Bölge sakinleri gelecekte yaşanacaklardan duydukları korku altında şehri terk ediyor

Beyrut’un Tel el-Hayyat bölgesinde İsrail bombardımanının hedefi olan bir bina, 8 Nisan 2026 (Reuters)
Beyrut’un Tel el-Hayyat bölgesinde İsrail bombardımanının hedefi olan bir bina, 8 Nisan 2026 (Reuters)
TT

Beyrut güvenliğini yitiriyor... Bölge sakinleri gelecekte yaşanacaklardan duydukları korku altında şehri terk ediyor

Beyrut’un Tel el-Hayyat bölgesinde İsrail bombardımanının hedefi olan bir bina, 8 Nisan 2026 (Reuters)
Beyrut’un Tel el-Hayyat bölgesinde İsrail bombardımanının hedefi olan bir bina, 8 Nisan 2026 (Reuters)

Beyrut artık sakinlerinin güvenlik arayışıyla sığındığı bir başkent olmaktan çıktı; kısa sürede korku ve endişenin hâkim olduğu bir şehre dönüştü. Dün düzenlenen ve farklı bölgeleri hedef alarak yüzlerce kişinin hayatını kaybetmesine ve yaralanmasına yol açan İsrail saldırısı, kent sakinlerini yeni ve ağır bir gerçekle karşı karşıya bıraktı. Şehirde kalmak artık doğal bir seçenek değil, risklerle dolu bir tercih olarak görülüyor. Kentten ayrılma imkânı olanlarla kalmak zorunda olanlar arasındaki fark giderek belirginleşirken, Beyrut’un güvenliğini adım adım kaybettiği bir tablo ortaya çıkıyor. Gücü yetenler ise daha istikrarlı bir sığınak arayışıyla Beyrut’tan ayrılmaya başlıyor.

Korkunun gölgesinde göç

Beyrut’u hedef alan bombardımanın ardından çok sayıda kişi kenti terk etme kararı aldı. Özellikle hedef alınan bölgelerin büyük ölçüde varlıklı kesimlerin yaşadığı yerler olması nedeniyle, bu kişiler Beyrut dışındaki yazlık evlere veya tatil konutlarına geçebildi. Ancak herkesin şehirden ayrılma imkânı bulunmuyor. Alternatif seçenekleri olmayanlar için kriz daha ağır hissediliyor. Özellikle Beyrut’a sığınan, burada ev kiralayan ya da geçici barınma merkezlerinde yaşayan yerinden edilmiş kişiler açısından durum daha da zorlaştı. Bu kesim için artık kaderine razı olmaktan başka bir seçenek kalmadığı ifade ediliyor.

‘Önce aile güvenliği’

Bu tablo, birçok ailenin kararlarını doğrudan etkiledi. Beyrut sakinlerinden Muhammed es-Seyyid, “Savaşın başından bu yana çeşitli nedenlerle evimde kalmaya özen gösteriyordum; en önemlisi de yokluğumuzda eve yabancıların girmesinden endişe etmemdi. Ancak bugün yaşananlarla birlikte Beyrut artık bizim için güvenli değil. Önceliğim ailemin güvenliği” dedi. Kuzeye taşınma kararı aldığını belirten es-Seyyid, “Bu nedenle gelişmelerin nasıl sonuçlanacağını görmek üzere kuzeyde sahip olduğum eve geçme kararı aldım” ifadesini kullandı.

Dün yaşanan korku ve panik anlarını yeniden yaşamak istemediklerini dile getiren es-Seyyid, “Durum kontrolden çıktı, elimizden bir şey gelmiyor; hayatta kalabilmek için tek çare ayrılmak” dedi. Güvenlik durumunun geçmiş dönemlerden farklı olduğuna dikkat çeken es-Seyyid, “Beyrut’taki güvenlik durumu tüm dönemlerden farklı. 1982’deki İsrail işgali sırasında bile başkent bugünkü gibi hedef alınmamıştı” değerlendirmesinde bulundu.

fvdb
Beyrut’un Ayn el-Mureyse bölgesinde saldırıya uğrayan bölgelerden birinde çalışan sivil savunma ekipleri, 8 Nisan 2026 (Reuters)

Beyrut dışında evi bulunmayan kent sakinlerinden Mahir ise yaşadıklarını şu sözlerle anlattı: “Evimiz, dün bir binanın hedef alındığı Tel el-Hayyat’a yakın Verdun bölgesinde. Eşim ve üç çocuğumla birlikte unutulmaz korku anları yaşadık. Bunun üzerine, Beyrut’un doğusundaki Cuniye bölgesindeki akrabamın yanına geçtim. Buranın daha güvenli olmasını umuyoruz, ancak artık hiçbir yerin güvenli olmadığına dair kesin bir kanaat oluşmuş durumda.”

Yaşananların nedenine ilişkin değerlendirmede bulunan Mahir, “Gelinen noktada Hizbullah unsurlarının siviller arasında saklanmasının etkisi var; bunun sonuçlarını dikkate almıyorlar” ifadelerini kullandı. Güvenlik kaygılarının giderek arttığını vurgulayan Mahir, “İnsan artık kendi evinde ve şehrinde güvende hissetmiyor; çünkü aynı binada kimin yaşadığını bilmiyor… Tüm denetim çabalarına rağmen sahte kimliklerin kullanılması, durumu kontrol edilemez hale getiriyor” şeklinde konuştu.

Kırmızı çizgilerin çöküşü

Askeri uzman Riyad Kehuci, saha gözlemlerine dayanan değerlendirmesinde, “Kırmızı çizgiler ortadan kalktı; artık Beyrut’ta da başka yerlerde de güvenli hiçbir alan yok… Daha önce çeşitli kanallar aracılığıyla Lübnan yetkililerine, İsrail ordusunun Hizbullah unsurlarını ve liderlerini her yerde, bulundukları tüm Lübnan bölgelerinde takip edip hedef alacağını ilettim” ifadelerini kullandı. Dün yaşanan kanlı olayların her an tekrar edebileceği konusunda uyarıda bulunan Kehuci, “Tek kırmızı çizgiler Amerikalılar tarafından belirlenenler; yani Lübnan devletinin altyapısına yönelik saldırılardan kaçınılması” dedi.

ds
Beyrut’ta hedef alınan bir binanın enkazı altında kurbanları arama çalışmaları devam ediyor, 8 Nisan 2026. (AP)

Bu duruma yönelik açık bir tehdit ve işaret olarak, İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, dün düzenlenen 100 hava saldırısının ardından yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Hizbullah, Dahiye’deki terör üslerini terk etti ve kuzey Beyrut ile kentin karışık bölgelerine yöneldi.” Adraee, örgüte yönelik uyarısını şöyle sürdürdü: “Sizin için güvenli bir yer yok. İsrail ordusu, nerede olursanız olun sizi takip etmeye ve büyük bir güçle karşılık vermeye devam edecek.”

Lübnan Ketaib Partisi’nden tepki

Buna karşılık, Lübnan’da yerleşim alanlarının savaş alanı olarak kullanılmasına karşı tepkiler yükseliyor. Lübnan Ketaib Partisi’nin siyasi ofisi, bazı bölgelerin yasadışı silahlı unsurların sızması için sığınak olarak kullanılmasına izin veren güvenlik önlemlerindeki gevşekliğe ‘şiddetle tepki gösterdiğini’ açıkladı. Haftalık toplantı sonrasında yayımlanan bildiride, ‘ordu ve güvenlik güçlerinin tüm bölgelerde konuşlandırılması, denetim ve kontrollerin sıkılaştırılması, yasaklı Hizbullah milislerinin siviller arasında bulunmadığının doğrulanması’ gerektiği vurgulandı.

Bildiride ayrıca, ‘Lübnanlıların, savaşla bağlantılı güvenlik olayları zincirine ilişkin soruşturmaların sonuçları konusunda bilgilendirilmesi ve açık şekilde bilgilendirilmesi gerektiği’ vurgulandı. Devletin kamuoyuna tüm gerçekleri, hiçbir şeyi gizlemeden sunması gerektiği belirtilerek, bunun güveni artıracağı ve benzer trajedilerin tekrarlanmasını önleyeceği ifade edildi.

cdf
Sivil savunma ekipleri, saldırıya uğrayan binanın enkazı altında mahalle sakinlerini arıyor, 8 Nisan 2026. (AFP)

 


Lübnan, İsrail hava saldırılarının kurbanları için bugünü ulusal yas günü ilan etti

İtfaiyeciler, sağlık görevlileri ve gönüllüler, Beyrut'a düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından enkazı kaldırmak için çalışıyor (AP)
İtfaiyeciler, sağlık görevlileri ve gönüllüler, Beyrut'a düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından enkazı kaldırmak için çalışıyor (AP)
TT

Lübnan, İsrail hava saldırılarının kurbanları için bugünü ulusal yas günü ilan etti

İtfaiyeciler, sağlık görevlileri ve gönüllüler, Beyrut'a düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından enkazı kaldırmak için çalışıyor (AP)
İtfaiyeciler, sağlık görevlileri ve gönüllüler, Beyrut'a düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından enkazı kaldırmak için çalışıyor (AP)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, İsrail ile Hizbullah arasındaki savaşın başlamasından bu yana Lübnan'a düzenlenen ve 100'den fazla kişinin ölümüne, yüzlerce kişinin de yaralanmasına yol açan eşi benzeri görülmemiş İsrail baskınlarının kurbanları için bugünü ulusal yas günü ilan etti.

Başbakanlık ofisi, Selam'ın bugünü "yüzlerce masum ve silahsız sivili hedef alan İsrail saldırılarında şehit düşenler ve yaralananlar için ulusal yas günü" ilan ettiğini belirten bir açıklama yayınladı. Açıklamada ayrıca, bugün hükümet dairelerinin, kamu kurumlarının ve belediyelerin kapalı olacağı ve bayrakların yarıya indirileceği duyuruldu.

Şarku'l Avsat'ın açıklamadan aktardığına göre Selam "İsrail'in ölüm makinesini durdurmak için Lübnan'ın bütün siyasi ve diplomatik kaynaklarını seferber etmek amacıyla Arap liderleri ve uluslararası yetkililerle temaslarını sürdürüyor."

İsrail'in dün Beyrut da dahil olmak üzere Lübnan'ın çeşitli bölgelerine eş zamanlı olarak düzenlediği onlarca baskın sonucunda, ilk resmi sayımlara göre en az 112 kişi öldü ve 830'dan fazla kişi yaralandı. Bu olay, Yahudi devleti ile Hizbullah arasındaki savaşın başlangıcından bu yana eşi benzeri görülmemiş bir gerilim olarak değerlendiriliyor.

İsrail, salı gecesi ile dün sabah arasında ilan edilen İran-ABD arasındaki savaşta geçerli olan ateşkes anlaşmasına Lübnan'ın dahil edilmediğini açıkladı ve ateşkes taahhüdünü teyit etti.

İsrail, Beyrut mahallelerine dün öğleden sonra eş zamanlı hava saldırılarının ardından Tallet al-Hayat bölgesindeki bir binaya saldırı düzenledi. Gece yarısından önce yapılan bir diğer saldırı ise Hizbullah'ın önemli bir kalesi olan Beyrut'un güney banliyölerini hedef aldı.

İsrail ordusu, 28 Şubat'ta başlayan İran'a karşı savaşa verilen isim olan Aslan Kükremesi Operasyonu'nun başlangıcından bu yana en büyük koordineli saldırısında yaklaşık 100 Hizbullah askeri tesisini ve altyapısını vurduğunu açıkladı.


Hizbullah, "ateşkes ihlallerine" karşılık olarak kuzey İsrail'e roket fırlatacağını duyurdu

Beyrut'un merkezinde İsrail'in dün düzenlediği hava saldırısının ardından kurtarma ekipleri olay yerinde (AP)
Beyrut'un merkezinde İsrail'in dün düzenlediği hava saldırısının ardından kurtarma ekipleri olay yerinde (AP)
TT

Hizbullah, "ateşkes ihlallerine" karşılık olarak kuzey İsrail'e roket fırlatacağını duyurdu

Beyrut'un merkezinde İsrail'in dün düzenlediği hava saldırısının ardından kurtarma ekipleri olay yerinde (AP)
Beyrut'un merkezinde İsrail'in dün düzenlediği hava saldırısının ardından kurtarma ekipleri olay yerinde (AP)

Lübnan merkezli Hizbullah grubu bu sabahı yaptığı açıklamada, ABD ve İran'ın iki haftalık ateşkes konusunda anlaşmasından bu yana ilk saldırısını gerçekleştirerek kuzey İsrail'e roket fırlattığını duyurdu.

Hizbullah açıklamasında, saldırının "düşmanın ateşkes anlaşmasını ihlal etmesine karşılık" geldiğini belirtti. Bu açıklama, İsrail'in dün Lübnan'a yönelik bu savaştaki en büyük saldırısını başlatması sonrasında yapıldı.

Açıklamada, "Bugün saat 02:30'da İslami Direniş savaşçıları Manara yerleşimini roket saldırısıyla hedef aldı" ifadeleri yer aldı.

"Bu karşılık, İsrail-Amerikan saldırganlığının ülkemize ve halkımıza yönelik saldırıları sona erene kadar devam edecektir" denildi.