Filistinli aileleri ayıran yasaya 50 bin itiraz

Filistinli ailelerin birleşmesini engelleyen İsrail vatandaşlık yasasına karşı Haziran 2021’de Knesset genel merkezinin önünde düzenlenen bir gösteri (AFP)
Filistinli ailelerin birleşmesini engelleyen İsrail vatandaşlık yasasına karşı Haziran 2021’de Knesset genel merkezinin önünde düzenlenen bir gösteri (AFP)
TT

Filistinli aileleri ayıran yasaya 50 bin itiraz

Filistinli ailelerin birleşmesini engelleyen İsrail vatandaşlık yasasına karşı Haziran 2021’de Knesset genel merkezinin önünde düzenlenen bir gösteri (AFP)
Filistinli ailelerin birleşmesini engelleyen İsrail vatandaşlık yasasına karşı Haziran 2021’de Knesset genel merkezinin önünde düzenlenen bir gösteri (AFP)

Hükümet koalisyonu ortaklarından sol görüşlü Meretz Partisi, muhalefet yöntemine başvurarak binlerce Filistinli ailenin birleşmesini engelleyen yasaya 50 bin itiraz sundu. İslami hareketin önderlik ettiği Birleşik Arap Listesi de yasayı ‘tahammül edilemez bir ırkçı yasa’ olarak nitelendirdi.
8 Mart’ta Knesset’teki Dışişleri ve Güvenlik Komitesi, yasa hükümlerinin ayrıntılarının görüşülmesi sırasında gergin bir oturuma tanık oldu. Meretz milletvekilleri, yasa için “Her dürüst insanı İsrail hukuk kitaplarındaki varlığından utandıran utanç verici bir ırkçı yasa” nitelendirmesinde bulundu.
Knesset’teki İslami Hareket Milletvekili Velid Taha, yasanın, onunla yaşanması mümkün olmayan ‘korkunç bir yasa’ olduğunu söylerken, konunun bir güvenlik sorunu olarak gündeme getirilmesini ise kabul etmedi. Taha, “Filistinli oldukları için çocukları da etkileyen bir yasayla karşı karşıyayız. Bugün İsrail, insan hakları bahanesiyle Ukrayna halkıyla ilgileniyor. Ama diğer yandan Filistinli çocuklara Filistinli oldukları için her türlü baskıyı uyguluyor” ifadelerini kullandı. Velid Taha, “Yasa, insanları dikkate almıyor. Kapsamındaki temel fikirler, insanların kimi sevip kiminle evleneceğine karar veren müdahaleci ve insanlık dışı bir ilkeye dayanıyor” diyerek, dünyanın hiçbir ülkesinde de bu yasaya benzer bir yasanın mevcut olmadığını vurguladı.
Bu tavır, Arap Muhalefet Partileri Birleşik Listesi’nin parlamento bloğu başkanı Milletvekili Ahmed et-Tibi tarafından övgüyle karşılandı. Meretz ve Birleşik Liste milletvekillerinin bu yasaya dair ‘tehlikeli’ nitelendirmesine katıldığını belirten Tibi, “Aramızdaki fark, biz diyoruz ve yapıyoruz. Bu barbar yasayı devirmek istiyoruz. Durum karşısında ciddiyseniz, bizim yanımızda bu yasaya karşı oy verin” dedi. Bir Likud temsilcisi ise Meretz ve Birleşik Liste’ye saldırırken, onları Yahudi vatandaşlarının hayatlarını hiçe saymakla suçladı. Temsilci, “Bu yasa, masum Yahudilerin öldürülmesini önlemek için geldi. İsrail’e yönelik eylemlerin çoğunun, yeniden birleşmeden nasibini almış ailelerden gelen Filistinlilerce gerçekleştirildiği kanıtlanmıştır” şeklinde konuştu.
Knesset’in geçen ay aile birleşimini yasaklayan ve aile birleşimi izinlerini engellemek için ciddi kısıtlamalar getiren bir yasayı onayladığı biliniyor. Hem hükümetten hem de hem de muhalefetten sağcı temsilciler tarafından kabul edilen yeni taslakta, İsrail’deki Arap vatandaşlarından (48 Filistinlileri) ya da diğer Filistinliler veya Araplardan (Ürdün’den, Mısır’dan, Fas’tan ve diğer ülkelerden olan) oluşan karma bir yapıya sahip binlerce Filistinli aile mağdur ediliyor. Öyle ki bugün İsrail siyaseti yüzünden aileler parçalanıyor ve bir baba yıllarca çocukları ve karısıyla görüşemiyor. Geçici izinler alan binlerce Filistinli, yerinden hareket edemiyor, çalışamıyor, sağlık ve diğer hizmetlerden yararlanamıyor.
İsrail İçişleri Bakanı Ayelet Şaked, Yamina (Yeni Sağ) Partisi'nin lideri Naftali Bennett ve Adalet Bakanı Gideon Saar başkanlığındaki Yeni Umut Partisi ile ‘yasayı ikinci ve üçüncü okumalarda yürürlüğe geçirmekte’ ısrar ediyor. Bu durumsa, yasayı ırkçı bir yasa olarak gören liberal ve sol partilerin ve İslami Hareket’in milletvekillerini rahatsız ediyor.
8 Mart Salı günü Knesset üyesi Velid Taha, partisinin (Birleşik Liste’nin dört üyesi) yasayı ‘ırkçı ve demokratik olmayan bir yasa’ olarak nitelendirdiğini ve yasanın yürürlüğe geçilmesine karşı oy kullanacaklarını açıkladı. Meretz Partisi’nin yasaya yönelik itirazlarına destek verdiğini söyleyen Taha, parti temsilcilerinin de yasaya karşı yapılan 50 bin itiraz hususunda yarım dakika konuşması çağrısı yaptı. Bu, 17 gün boyunca Knesset kürsüsünde kalacakları anlamına geliyor. Meretz ise blok temsilcilerinin her itiraz için toplam 104 gün olmak üzere 3 dakika konuşmasını talep etmişti. İki parti, hükümet koalisyonundaki sağ partilerin kendileriyle ortaklığa saygı duymamaları dolayısıyla, ‘muhalefet yöntemlerini’ takip etmek zorunda kaldıklarını vurguladı.
Söz konusu yasa, vatandaşlık yasası olarak isimlendiriyor. 2000 yılındaki ikinci intifada sırasında, İsrail ikameti taşıyan Batı Şeria ve Gazze Şeridi Filistinlilerinin cezalandırılması için güvenlik servislerinin tavsiyesi üzerine ele alındı. İsrail’deki Arap Azınlık Hakları Hukuk Merkezi bu yasayı ırkçı, demokratik olmayan ve insanlık dışı bir yasa olarak değerlendiriyor zira Filistin vatandaşı biri ile evlenen ve 1967’de İsrail tarafından işgal edilen bölgelerden (Batı Şeria ve Gazze Şeridi) olan bir kişiye vatandaşlık verilmesini yasaklıyor.
Ariel Şaron kendi yönetimi zamanında, İsrail vatandaşı Araplarla (48 Filistinlileri) evlenen Filistinlilere ve diğer Araplara (Mısır, Ürdün, Fas ve diğerleri) ikamet izni verilmesine son vermek amacıyla, söz konusu kişilerin vatandaşlık almasını, Filistinli mültecilerin bölgeye geri dönüşü için gizli bir çalışma olarak değerlendirdi. Bu sebeple vatandaşlık verilmesi sınırladı ve aile birleşimi taleplerinin reddetti. Yargıtay tarafından karşı çıkıldığı için kanunda geçici bazı değişiklik yapıldı. Yasa ilk kez ilk 2003’te kabul edildi ve sonrasında geçerliliği her yıl uzatıldı.
Arap ve sol muhalefetine rağmen İsrail hükümeti, on binlerce Filistinli ailenin birleşmesini engelleyen Vatandaşlık Kanunu’nu onayladı. Hükümet ortağı partiler kendi milletvekillerine ve bakanlarına yasa hakkında oy kullanma özgürlüğü verdi. Projenin kaderi, koalisyonu dağıtmak ve Naftali Bennett hükümetini devirmek için yasadan yararlanmayı planlayan muhalefetteki sağ partilerin elinde.
İsrail İçişleri Bakanı Ayelet Shaked, Bennett’in desteğiyle özellikle de sol çizgideki Meretz Partisi, İşçi Partisi’nin ve 1948 İslami Hareketi’ne bağlı Birleşik Arap Listesi’nin bazı milletvekilleri ve bakanları olmak üzere yasaya karşı çıkan müttefiklerini atlatmak üzere bir hileye başvurdu. Yasanın, Knesset’te (İsrail parlamentosu) tartışılmasından bu yana Shaked, bu yasanın en kötü versiyonu olarak kabul edilen, radikal sağcı Dinci Siyonizm Bloku’ndan Simcha Rotem tarafından bu konuda sunulan bir yasa tasarısını desteklemeye yöneldi.
Tasarı, yakın zamanda oylanmak üzere Knesset’e sunulacak. Shaked, koalisyondaki müttefiklerinin muhalefetini görmezden gelerek, sosyal medya organlarında “100’den fazla Knesset üyesi, devletin güvenliğini ve Yahudi kimliğini korumada önemli olan bu yasayı destekliyor” ifadelerine yer verdi.
Meretz lideri Nitzan Horowitz ise, “Ayelet Shaked ve koalisyon hükümetindeki bazı kaynaklar, ‘hükümetin kurulmasına neden olan temel kavramların kırılması ve muhalefetin sesiyle bu aptal kanunun çıkarılması’ olan yapılamayacak bir şeyi yapmak istiyorlar” dedi.
Horowitz, bu konuyu “son derece tehlikeli bir yol’ olarak nitelendirirken, hükümetteki ortaklarına da şu mesajı gönderdi: “Bu, çok kaygan bir eğimdir ve tepkimizin şiddetli ve acı verici olması normaldir”. Aynı şekilde yetkili, “Ben bu koalisyonu ve bu önemli hükümeti istiyorum. Ama anlaşmalara karşı çıkanlar bilsin ki bunun bir bedeli olacak” şeklinde konuştu.
Öte yandan 1948 İslami Hareketi Milletvekili Velid Taha, “Irkçı vatandaşlık yasasına iki nüsha halinde oy verme özgürlüğü, önerilen her yasaya tam olarak oy verme özgürlüğü anlamına gelir” diyerek, bu durumu koalisyonu dağıtma tehdidi olarak nitelendirdi.
2003 tarihli Vatandaşlık ve İsrail’e Giriş Yasası’nın, İsraillilerle evli Filistinlilerin daimî ikamet izni almasını esasen engellemesi dikkat çekici bir mesele. Yasa kapsamında daha sonra iki tür oturma izni hususunda istisnalar yapıldı. Yasa, ilk sunulduğu günden bu yana oldukça tartışmalı ve hak grupları, Gazze ve Batı Şeria’da yaşayan Filistinlilerle ve İsrail vatandaşı Filistinlilere karşı ayrımcılık yapıldığını söylüyor.
Yüksek Mahkeme, uzun süren bir hukuk mücadelesinin ardından 2012 yılında 5’e karşılık 6 çoğunlukla aldığı bir kararla yasayı onadı. Rotem’in önerisi, yasayı kötüden beter haline getirdi. Zira öneri, aile birleşimi yasağının, her yıl geçerliliğini uzatmaya gerek kalmaksızın kalıcı olarak tesis edilmesini şart koşuyor. Yasa karşıtları, hükümetin adımının iktidar sağ ile muhalefet sağı arasında Araplara ve sola karşı gizli bir anlaşma oluşturduğundan korkuyor.
Hükümet oturumu ve oylama süreci, 6 Şubat’ta İçişleri Bakanı’nın koalisyon taahhütlerine uymadığını söyleyen birçok bakanın sözlü tartışmalarına ve eleştirilerine sahne oldu. Söz konusu bakanlar, hükümet koalisyonuna katılan bazı araçların talepleriyle çelişecek şekilde aile birleşmesini önleyen bir yasanın çıkarılmasında ısrar ediyor.
Bakan Shaked’e hitap eden Sağlık Bakanı Nitzan Horowitz, “Bu ırkçı bir yasadır, uluslararası anlaşmaları ve sözleşmeleri ihlal etmektedir. Bunu kabul etmeyeceğiz. Bu yasanın sonuçları olacak. Hükümet koalisyonunu tehlikeye atıyorsunuz” dedi.
Ayelet Shaked, bu yasanın mevcut durumu yansıttığını ve 18 yıldır yürürlükte olan koşulların dışına çıkmadığını savunurken, yasanın son aylarda yürürlükte olmaması nedeniyle İçişleri Bakanlığı’ndaki tüm aile birleşimi taleplerinin dondurulduğunu söyledi.
Shaked, “Başsavcılıkla koordineli şekilde 50 yaş üstü bin 600 kişi olduğunu belirterek Yüksek Mahkeme’ye yanıt verdim. Aile birliği amacıyla Şin Bet güvenlik servisinin onayı ile onları ve dosyalarını kontrol etmeye başladık” dedi.
İsrail hükümeti, Filistin Yönetimi ile yaptığı anlaşma kapsamında (10 bini Batı Şeria’da ve 3 bin 500’ü Gazze Şeridi’nde) 13 bin 500 aile birleşimi izni verdi. Bu yasaya rağmen, 40 bine yakın insan, sorununa çözüm beklerken, hala çocukları ve aileleriyle görüşemiyor.

Kadınlarda yaş sınırı 25
İsrail Vatandaşlık Kanunu’nda aile birliğini yasaklayan madde 2003 yılında çıkarıldı. Yasanın geçerlilik süresi her yıl Knesset genel kurulu tarafından uzatıldı. Mevcut hükümet, beş ay önce yapılan oylamada uzatma lehine çoğunluk sağlamayı başaramadı. Buna rağmen Adalet Bakanı Ayelet Shaked, binlerce aile birleştirme talebine sanki kanun hâlâ yürürlükteymiş gibi yanıt vermeye devam etti. Bu da Shaked'in bu konudaki kararlarının hukuka aykırı olduğu anlamına geliyor. Shaked, yasayı pazar günü Knesset Bakanlar Yasama Komitesi'ne sundu. Ancak hükümet koalisyonu içinden Meretz partisi ve Birleşik Arap Listesi itirazının yanı sıra sağ muhalefet partileri ve Ortak Arap Listesi Bloku’nun muhalefetine rağmen yasa onaylanmış oldu.
Aile birleşimini önlemeye yönelik değişiklik, Batı Şeria veya Gazze Şeridi'nden İsrail vatandaşı Filistinlilerle evli olan Batı Şerialı Filistinlilere vatandaşlık veya oturma izni verilmesini önlemeyi amaçlıyor. Sözkonusu yasa ayrıca 35 yaşın altındaki Filistinli erkekler ve 25 yaşın altındaki Filistinli kadınların aile birleşimi için başvuruda bulunmasını engelliyor.

2 milyon İsrailli Arap var
Ülke nüfusunun 9 milyona ulaştığı İsrail’de nüfusun yaklaşık 2 milyonunun "İsrailli Araplar" olarak tanımlanan İsrail vatandaşı Filistinlilerden oluştuğu belirtiliyor.
İsrail vatandaşı Filistinliler ülke nüfusunun yüzde 20'sine tekabül ediyor. Tel Aviv rejiminin "İsrailli Araplar" olarak tanımladığı vatandaşlar, 1948'deki savaş ve sonrasında yaşanan işgale rağmen yurtlarında kalarak İsrail vatandaşı olan Filistinlilerden oluşuyor. Bu nüfusun dışında kalan ve İsrail vatandaşı olmayan Filistinliler ise Gazze ve Batı Şeria’da yaşıyor.



DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
TT

DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)

Güvenlik kaynakları, DEAŞ mahkumlarının Suriye'den Irak'a nakledilirken Iraklı gardiyanları tehdit ettiklerini ve hapishanelerden kaçtıktan sonra onları öldüreceklerine dair yemin ettiklerini açıkladı.

Bu durum, Irak'ın hükümetin ulusal güvenliği korumak için önleyici hamle olarak nitelendirdiği yeni bir grup tutukluyu kabul etmesiyle eş zamanlı olarak ortaya çıktı.

Güvenlik kaynakları Şarku’l Avsat'a, "tutukluların çoğunun Bağdat ve Hilla'daki hapishanelerde ve gözaltı merkezlerinde tutulduğunu" belirtti; bu iki bölge de ağır güvenlik önlemleriyle korunan gözaltı tesislerine sahip.

"Terörle Mücadele Servisi'nin nakil ve dağıtımı denetlediğini" belirten kaynak, "mahkumların ellerinin ve ayaklarının kelepçelendiğini ve yüzlerinin örtüldüğünü", "bazılarının kaçmayı başarmaları halinde gardiyanları ölümle tehdit ettiğini" açıkladı.

Kaynaklar, "mahkumlarla konuşmayı veya onlarla etkileşim kurmayı kesin olarak yasaklayan emirler olduğunu" ve "gardiyanların çoğunun mahkumların hangi milletlerden geldiğinden habersiz olduğunu" ifade etti.


Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
TT

Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)

Suriye yetkilileri, ağırlıklı olarak Dürzi nüfusun yaşadığı Süveyda vilayetinde dört sivilin ölümüne ve bir kişinin de ağır yaralanmasına neden olan silahlı saldırıyla ilgili şüpheyle bir İç Güvenlik Kuvvetleri mensubunu gözaltına aldı.

Resmi haber ajansı SANA, Süveyda İç Güvenlik Şefi Hüseyin el-Tahhan'ın şu sözlerini aktardı: "Süveyda kırsalındaki el-Matouna köyünde korkunç bir suç işlendi ve dört vatandaş öldü, bir kişi de ağır yaralandı."

El-Tahhan, “bir mağdurla iş birliği içinde yapılan ilk soruşturmalar, şüphelilerden birinin bölgedeki İç Güvenlik Müdürlüğü personeli olduğunu ortaya koydu” açıklamasını yaptı ve “memur derhal gözaltına alındı ve yasal işlemlerin tamamlanması için soruşturmaya sevk edildi” ifadelerini kullandı.

Güney Suriye'deki Dürzi azınlığın kalesi olan Süveyda Valiliği, 13 Temmuz'dan itibaren bir hafta boyunca Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi savaşçılar arasında çatışmalara sahne oldu, hükümet güçlerinin ve ardından Bedevilerin yanında yer alan silahlı aşiret mensuplarının müdahalesiyle kanlı çatışmalar yaşandı.

20 Temmuz'da ateşkes sağlandı, ancak durum gerginliğini korudu ve Süveyda'ya erişim zorlaştı.

Bölge sakinleri, hükümeti eyaleti kuşatma altına almakla suçlarken, on binlerce insan yerinden edildi; Şam ise bu suçlamayı reddediyor. O zamandan beri birkaç yardım konvoyu bölgeye girdi.

Süveyda valiliğindeki iç güvenlik başkanı, "kurbanların ailelerine en içten taziyelerini" ileterek, "vatandaşlara karşı yapılan her türlü ihlalin kesinlikle kabul edilemez olduğunu ve halkın güvenliğini ve emniyetini tehdit eden hiçbir eyleme müsamaha gösterilmeyeceğini" vurguladı.


İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.