Çad: Hükümet ile muhalefet arasındaki diyalog nasıl sonuçlanacak?

Çad’daki koşullar, çatışmanın ve siyasi istikrarsızlığın devam ettiğini gösteriyor

Çad Devlet Başkanı Mahamat Kaka Deby, babası Idriss Deby’nin isyancılarla girdiği bir savaşta öldürülmesinin ardından iktidara geldi (Reuters)
Çad Devlet Başkanı Mahamat Kaka Deby, babası Idriss Deby’nin isyancılarla girdiği bir savaşta öldürülmesinin ardından iktidara geldi (Reuters)
TT

Çad: Hükümet ile muhalefet arasındaki diyalog nasıl sonuçlanacak?

Çad Devlet Başkanı Mahamat Kaka Deby, babası Idriss Deby’nin isyancılarla girdiği bir savaşta öldürülmesinin ardından iktidara geldi (Reuters)
Çad Devlet Başkanı Mahamat Kaka Deby, babası Idriss Deby’nin isyancılarla girdiği bir savaşta öldürülmesinin ardından iktidara geldi (Reuters)

Mana Abdulfettah
Çad Devlet Başkanı Idriss Deby’in 20 Nisan 2021’de hayatını kaybetmesinden bu yana Çad’da iktidarda olan Askeri Geçiş Konseyi, ülkede yasama ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılmasına hazırlık olarak 15 Şubat’ta Doha’da muhalefetle kapsamlı bir ulusal diyalog düzenleme sözü verdi. Ancak diyalog, 10 Mayıs 2022 tarihine ertelendi.
Deby’nin 30 yıllık iktidarına ve ardından (demokratik seçimler yapılana kadar 18 ay boyunca askeri konseye başkanlık ederek işlerin sorumluluğunu üstlenen) oğlu Mahamat Kaka Deby’e eşlik eden belirsizlik ve medya karartması ile açık bir sakinlik baş gösterirken, koşulların ardındaki istikrarsızlık hali de gizlendi. Ülkede birçok başarısız darbe girişiminde bulunan devrimci ve silahlı bir askeri hareket mevcut. Gelecek Nisan ayında ilk yılını tamamlayacak olan oğul Deby, babasının izini takip ediyor gibi görünüyor. Bu hareketin temel sorunları, hala toplumsal eşitsizlik ve beraberinde işsizlik, Çad’ın doğal ve petrol zenginliğine rağmen kötüleşen ekonomik ve yaşam koşulları, sınırlı siyasi katılım, hak, özgürlük ve düşünce ifadelerindeki kısıtlamalar gibi sorunlardır. Bazı insan hakları örgütleri de Deby’nin baskı uygulamaları, siyasi tasfiyeler ve muhaliflerinin tutuklanmasıyla ilgili raporlarında bu noktalara dikkati çekti.
Altıncı cumhurbaşkanlığı dönemini kazandığının açıklanması sonrasında ülkenin kuzeyinde isyancılarla girdiği çatışmada babasının öldürülmesinin ardından Mahamat Kaka’nın atanma hızı, iktidarı elinde tutma niyetini açığa çıkarıyor. Bu çerçevede dikenli sorunlar, çözümü olmaksızın devam etti. Aksine olağanüstü hâl ilan edilmesi ve Deby’nin ölüm koşulları nedeniyle siyasi hayatın donması, ardında bir başkanlık boşluğu bırakmadı ya da ordu subaylarına iktidarı ele geçirmeleri için bir fırsat sağlamadı. Kaka’nın, Çad ordusunda bir subay olması ve Güvenlik Servisi Genel Müdürlüğü’ne başkanlık etmesi ile birlikte yetkinin kendisine devredilmesi, askeri bir darbe ve babası tarafından belirlenen anayasal kuralların ihlali olarak kabul ediliyor. Mahamat Kaka, Fransa’nın desteğini alırken, iktidara gelişini de ülkenin olağanüstü koşullara tanık olmasına bağladı.

İç koşulların çatallanması
Askeri Geçiş Konsey temsilcileri ile ‘Değişim ve Uyum Cephesi (FACT)’ liderliğindeki bazı Çadlı silahlı hareketlerin temsil ettiği muhalefet güçlerini kapsayan Diyalog Komitesi arasındaki istişare müzakereleri, Hartum’da düzenlendi. Taraflar, daha sonra kapsamlı ulusal diyalog için nihai düzenlemeler üzerinde anlaşmaya varma amacıyla geçen Şubat ayında Doha’da bir araya geldi. 2009 yılında iki ülke arasındaki barış girişimine uygun olarak Hartum ve Encemine arasında yapılan bir anlaşmanın ardından, Başkan Deby döneminde Çad muhalefet liderinin Hartum’da ikamet ediyor olmaları dikkat çekicidir. Liderler, daha sonra Doha’ya taşındı.
Çad Devlet Başkanının diyaloğu ertelemesinin, etnik karmaşalara ek olarak, ülkenin Müslüman kuzeyi ve doğusu ve Hristiyan güneyi arasındaki çatışmadan kaynaklanan iç siyasi koşullarla bağlantılı olması muhtemel. Öyle ki Çad’da 200’den fazla farklı etnik köken yaşıyor. Resmi dil Arapça ve Fransızca olmasına rağmen 100 yerel lehçe konuşuluyor. Ama bu konuda ülkedeki siyasi durumun ciddiyetini artırabilecek bir belirsizlik var. Özellikle de üst düzey subaylardan ve babasının iktidardaki yoldaşlarından oluşan Askeri Konsey, oğul Deby’e gerekli korumayı sağlıyor ve karar almasında yardımcı oluyor. Bu çerçevede bu erteleme, Mahamat Kaka’nın babasından daha az sert ve kararlı görünen tavırları ışığında bu konulardan kaçtığı şeklinde yorumlanırsa bu ciddiyet artacak. Öyle görünüyor ki genel olarak Mahamat Kaka’nın iktidarının istikrar kazanmasına dair bir ısrar var ve diyaloğun sonuçlarının, onu muhalefeti iktidara getirebilecek seçimler yapmaya iteceğine dair bir korku hali mevcut. Bu nedenle diyalogu ertelemek, oğul Deby’nin nüfuzu genişleyene kadar seçimleri ertelemenin uygun bir yoludur.
Fransızların desteğini alan Çad güçlerinin isyancı saldırıyı durdurmayı başarmasına rağmen koşullar, çatışmanın ve siyasi istikrarsızlığın devam ettiğini gösteriyor. Bu da diyaloğun başarısızlığına işaret ediyor. Diyaloğa, Askeri Geçiş Konseyi ve Çad silahlı hareketlerini temsil eden yaklaşık 300 kişinin katılması kararı alındı.

Muhalefet unsurlarının çatışması
Çad hükümeti ve muhalefeti arasında yapılacak diyaloğun, ülkenin neye ulaşabileceğini ortaya çıkarması bekleniyor. Öyle ki ya başarılı bir diyalog ve demokrasiye geçiş ya da diyaloğun başarısız olması ve muhalefet güçlerinin siyasi ve askeri faaliyetlerine geri dönmesi durumları baş gösterecek, Askeri Şura’nın geçiş sürecini uzatması için bir fırsat doğacaktır. Bu son olasılık, Askeri Konsey’in bir dizi yankı uyandıracak ek bir baskı politikası dayatmasına izin verecektir. Ama Mahamat Kaka’nın ve arkasındaki Askeri Konsey’in ‘muhalefete baskı yapmak ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi talebini görmezden gelmek’ dışında ülkeyi nasıl yönetebileceğini görmek zor. Bununla birlikte Çad Devlet Başkanı, muhalif unsurların iç içe geçmesi ve çeşitliliği karşısında esneklik göstermek için hâlâ zamana sahip. Ulusal Demokrasi Mitingi ve Özgürlük ve Kalkınma Partisi başta olmak üzere, sokak ve sivil toplum örgütlerini harekete geçiren ve Askeri Geçiş Konseyi’nin istifası talebiyle gösteri düzenleyen siyasi partiler mevcut.
Silahlı muhalefetin başında ise Çad içerisindeki faaliyetlerini yürütmek için Libya- Çad sınırını üs olarak kullanan FACT geliyor. FACT, Tebu ve Çad hükümetiyle çatışan diğer etnik kabilelerden oluşuyor. 2006 yılında kurulan ve özellikle 2008 yılında hükümete karşı askeri operasyonlar düzenleyen ‘Demokrasi ve Kalkınma için Güçler Birliği’nden ayrılmasının ardından cephe ile Çad düzenli ordusu arasında çeşitli çatışmalar yaşandı. Bu güçler, daha önce cumhurbaşkanlığı sarayına ulaştığında Fransız güçler müdahalede bulunup bu güçleri geri püskürtmüştü. FACT’ın Çad’ın kuzeyindeki Tanoa’daki ayrı kuvvetlerle 2016’da birlikten ayrılması sonrasında cephe, 2019’da hükümete karşı bir askeri operasyon gerçekleştirerek başkent Encemine’ye yaklaştı. Fransız güçler tekrar müdahale etti ve saldırılar, savaş uçakları aracılığıyla püskürttü. Ardından silahlı gruplar, kalan güçlerle birlikte ülke dışına çekildi. Daha sonra son operasyonunu Devlet Başkan Deby’nin ülkenin kuzeyinde silahlı muhalefete karşı cephe hattında askerlerini ziyaret etmesi sırasında gerçekleştirdi. İdriss Deby, bu ziyaret sırasında hayatını kaybetmişti.

Çatışma halkası
Terörle mücadele kapsamında komşu ülkelerde artan etnik çatışmalar nedeniyle Çad’daki çatışmalar, bölge ülkelerinde de etkiye sahip olacak. Bir etnik çatışmalar, siyasi çatışma modellerinden birini ve askeri rejimden ‘seçimlere ve demokratik geçişe uzanması beklenen’ geçiş dönemine çıkış kaosunu temsil ediyor. Bu modeller, doğuda Sudan, kuzeyde Libya, güneyde Orta Afrika ve batıda Kamerun, Nijerya ve Nijer olan Çad’ın komşu ülkelerini temsil ediyor. Bu ülkeler, mevcut koşullar ortasında, Çad’ın bölgesel koşullara bağlı olmayan iç değişimler meydana getirmesine izin verecek bir istikrar durumunu garanti edemeyeceklerdir.
Sudan, önceki rejimin devrilmesinden sonra bu bölgesel etnik ve siyasi çatışma döngüsünden, Çad sınırındaki Darfur’dan gelen silahlı hareketleri ve onlarla Libya arasındaki bazı hareketleri yatıştırarak kurtulmaya çalıştı. Ancak Cuba Barış Anlaşması’nın sahada sonuca ulaşamaması ve bazı silahlı hareketlerin anlaşmayı imzalamayı reddetmesi, diğer kabile çatışmalarının devam etmesine ek olarak Darfur bölgesindeki çatışmayı olduğu haliyle bıraktı. Libya tarafında iç koşullar, Libya’yı Çad sınırındaki tehlikeyi hissetmeye yöneltti. Silahlı isyancı güçlerin Libya’nın derinliklerine sızmaması için güçlerini alarma geçirdi. Bu durum, ülkedeki güvenlik gerginliğini artırabilir ve bu güçleri kovuşturma amacıyla başta Fransız müdahalesi olmak üzere daha fazla dış müdahaleyi teşvik edebilir. Çad’ın batı ve güney komşularına gelince, terörist grupların faaliyetleri şiddeti ve siyasi çatışmayı tırmandırıyor. Bu durum ise krizleri çözme çabalarını baltalıyor.

Bölgesel hesaplar
Çad, muhalefeti kontrol altına almak için ister devrim isterse de askeri darbe yoluyla rejim değişikliği sonrasında, her zaman başarısız olan diğer Afrika komşu ülkelerinin deneyimlerinden sapmayabilir. Ayrıca tüm tarafları memnun eden sonuçlara olanak tanıyacak verimli bir diyalog kurmakta başarısız olabilir. Bu durum, genellikle hükümetin diğer siyasi güçler üzerinde sürekli kontrol dayatması ve muhalifleri bastırması ile sona ermekte. Öyle görünüyor ki Çad’daki iktidar rejimi, hem silahlı hem de siyasi muhalefetle yaşadığı krizlerden bir çıkış yolu bulunana kadar siyasi durumu sakinleştirmeye çalışıyor. Ancak Askeri Konsey, kendisinin görevden alınması çağrısı yapan sesleri kontrol edemiyor.
Mevcut durum uyarınca diyalog yoluyla çözüme ulaşmak, Çad Askeri Konseyi’nin muhalif güçlerin siyasi katılımı için sağlayabileceği garantilere bağlı ve koşullar, bu güçlerin savaşa geri dönmeme taahhüdünde bulunmalarını gerektiriyor. Aynı şekilde Sudan ve Libya’dan, Askeri Geçiş Konseyi’nin kalmasını veya diyalogla ilerlemesini tercih eden bölgesel hesaplamalar da mevcut. Diyalog, seçimlerle ortaya çıkan tanınmış veya diğer siyasi güçlerin sivil bir hükümetine olanak tanıyabilir. Tercih ise, mevcut hükümetin güvenlik ve terör tehditlerinin iki ülkeye ulaşma olasılığını azaltmaya devam etme yeteneğine bağlı. Bu nedenle, diyalog yoluyla siyasi çözümün yalnızca Çad’ın iç bölgesini ilgilendirmediği ve daha ziyade etkisinin bölgeye yayıldığı açık. Dolayısıyla bir sonraki aşamada, bir yanda Çad hükümeti ile bu hükümetler arasında diğer yanda da Çad muhalefeti ve bu ülkelerdeki muhalefet arasında bölgesel bir ittifakın kurulmasına tanık olunması muhtemel. Söz konusu ikinci ittifak için en belirgin model, etnik çakışma ve her iki taraftan güçlerin askeri bileşimine göre Çad isyancı güçleri ile Sudan silahlı hareketleri arasında ortaya çıkabilecek model olacaktır. Bu durum, bölgedeki güvenlik tehditlerinin genişlemesine ve bölgeye silah sızmasına neden olabilir.



İran Yargı Erki Başkanı: Washington’la müzakerelere güven yok

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
TT

İran Yargı Erki Başkanı: Washington’la müzakerelere güven yok

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, bugün (pazar) yaptığı açıklamada, ABD’nin müzakereleri “aldatma, hile ve zaman kazanma aracı” olarak kullanmayı hedeflemesi halinde bunun bir “yanılsama” olacağını söyledi. Ejei, “Müzakerelere dair hiçbir umut ve güven yoktur” dedi.

Washington ile Tahran arasında ilk tur görüşmeler cuma günü Umman’da yapılmış, taraflar görüşmeleri “olumlu” olarak nitelemiş ve yakın zamanda sürdürme niyetlerini açıklamıştı.

Söz konusu görüşmeler, İran’da rejim karşıtı geniş çaplı protesto dalgasının zirveye ulaşmasından yaklaşık bir ay sonra gerçekleşti. Protestolar sırasında yürütülen ve insan hakları örgütlerinin “benzeri görülmemiş” olarak nitelediği güvenlik operasyonlarında binlerce kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, başlangıçta protestoların bastırılması nedeniyle Tahran’a karşı askeri seçenekleri gündeme getirmiş, hatta göstericilere “yardım yolda” mesajı vermişti. Ancak Trump’ın son günlerdeki söylemi, İran’ın nükleer programını dizginlemeye odaklandı. Bu çerçevede ABD, başını “USS Abraham Lincoln” uçak gemisinin çektiği bir deniz görev grubunu bölgeye sevk etti. İran yönetimi ise Trump’ın İran’a saldırı tehditlerini hayata geçirme ihtimalinden ciddi endişe duyuyor. Tahran, olası bir saldırı halinde bölgedeki ABD üslerini hedef alacağı ve Hürmüz Boğazı’nı kapatabileceği uyarısında bulundu.

Yargı Erki Başkanı, müzakere çağrısı yapan taraflara dair “ne umut ne de güven” olduğunu vurgulayarak, ABD’ye bu yolda güvenilemeyeceğini söyledi. Mevcut diyalog çağrılarının, “şiddeti kışkırtan ve sabotajcıları silahlandıran aynı taraflardan” geldiğini ifade etti.

dfwfde
Gösterici kalabalıkları, geçen 8 Ocak’ta başkent Tahran’ın batısındaki bazı yolları kapattı (AP)

Yargı erkinin resmi ajansı Mizan’ın aktardığına göre Ejei, pazar günü yaptığı konuşmada İran’ın hiçbir zaman savaş isteyen taraf olmadığını, ancak her türlü saldırgana karşı tüm gücüyle duracağını belirtti. Bazı ülkelerin geçmişte İran’ın yanında yer alırken, “İslam Cumhuriyeti’nin sonunun geldiğini düşündüklerini” de sözlerine ekledi.

Ejei, geçen yıl haziran ayında yaşanan ve 12 gün süren savaşa atıfta bulunarak, müzakereler sürerken savaşı başlatan tarafların, İran’ın “direncini” gördükten sonra ateşkes talep etmek zorunda kaldıklarını söyledi.

“İsyan eylemlerini kim başlattı? Provokatörleri kim silahlandırdı?” diye soran Ejei, “Onları silahlandıranlar bugün ‘gelin müzakere edelim’ diyenlerin ta kendileridir” ifadelerini kullandı.

Orta İran’daki Arak kentinde yargı yetkililerine hitap eden Ejei, “aldatılmış bireyler” ile “asıl unsurların” hesabının ayrı olduğunu belirterek, davaların “yargı usullerine uygun ve her vakanın niteliğine göre” ele alınacağını söyledi.

Son protestolardaki şiddetin benzeri görülmemiş boyutlara ulaştığını savunan Ejei, “sokaklarda ve geçiş noktalarında en vahşi suçları işleyenlerin sıradan vatandaşlar değil; ABD ve Siyonist rejim unsurları tarafından eğitilmiş, kalpsiz teröristler olduğunu” ileri sürdü.

Buna karşılık “aldatılmış unsurların” varlığını kabul eden Ejei, bunların “teröristler ve ayaklanmaların ana unsurlarından ayrı değerlendirileceğini” ve suçlamalarının “her birinin koşullarına göre” inceleneceğini söyledi.

ABD merkezli insan hakları örgütü Hrana, protestolar sırasında çoğu gösterici olmak üzere 6 bin 971 kişinin öldüğünü ve 51 binden fazla kişinin gözaltına alındığını belgelediğini açıkladı.

Ejei ayrıca, protestolar sırasında reform çağrısı yapan ve baskıların araştırılması için ulusal bir gerçekleri araştırma komisyonu kurulmasını isteyen bazı iç aktörleri ve kişileri de eleştirdi.

Velayet-i Fakih’in yanında durmamanın, savaş sırasında Saddam Hüseyin’e sığınanların ve bugün suçlu Siyonistlere yaslananların akıbetiyle sonuçlanacağını savunan Ejei, “Bir zamanlar devrimle birlikte olan, bugün ise bildiri yayımlayan bu kişiler acınacak ve sefil insanlardır” dedi.


İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Ynet haber sitesi bugün, İsrail kabinesinin Batı Şeria’daki arazi tescili ve mülkiyet prosedürlerinde temel değişiklikleri onayladığını bildirdi. Yeni düzenlemeler, Filistinlilere ait bazı evlerin yıkılmasına izin veriyor.

Yedioth Ahronoth’un internet sitesi Ynet, yeni kararların İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria’nın A Bölgesi’nde Filistinlilere ait binaları yıkmasına izin vereceğini ve Batı Şeria genelinde yerleşim faaliyetlerinin önemli ölçüde genişlemesine yol açacağını doğruladı.

zsdcfgt
Batı Şeria’daki İsrail askerleri (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre İsrail kabinesinin aldığı kararlar, Oslo Barış Anlaşmaları kapsamında ilk asker çekilme dalgasında İsrail ordusunun çekilmediği tek şehir olan El Halil’de İsrail-Filistin çatışmasını çözmeye yönelik geçici bir adım olması amaçlanan 1997 El Halil Protokolü’nün ilkelerine aykırı.


Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe