Çad: Hükümet ile muhalefet arasındaki diyalog nasıl sonuçlanacak?

Çad’daki koşullar, çatışmanın ve siyasi istikrarsızlığın devam ettiğini gösteriyor

Çad Devlet Başkanı Mahamat Kaka Deby, babası Idriss Deby’nin isyancılarla girdiği bir savaşta öldürülmesinin ardından iktidara geldi (Reuters)
Çad Devlet Başkanı Mahamat Kaka Deby, babası Idriss Deby’nin isyancılarla girdiği bir savaşta öldürülmesinin ardından iktidara geldi (Reuters)
TT

Çad: Hükümet ile muhalefet arasındaki diyalog nasıl sonuçlanacak?

Çad Devlet Başkanı Mahamat Kaka Deby, babası Idriss Deby’nin isyancılarla girdiği bir savaşta öldürülmesinin ardından iktidara geldi (Reuters)
Çad Devlet Başkanı Mahamat Kaka Deby, babası Idriss Deby’nin isyancılarla girdiği bir savaşta öldürülmesinin ardından iktidara geldi (Reuters)

Mana Abdulfettah
Çad Devlet Başkanı Idriss Deby’in 20 Nisan 2021’de hayatını kaybetmesinden bu yana Çad’da iktidarda olan Askeri Geçiş Konseyi, ülkede yasama ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılmasına hazırlık olarak 15 Şubat’ta Doha’da muhalefetle kapsamlı bir ulusal diyalog düzenleme sözü verdi. Ancak diyalog, 10 Mayıs 2022 tarihine ertelendi.
Deby’nin 30 yıllık iktidarına ve ardından (demokratik seçimler yapılana kadar 18 ay boyunca askeri konseye başkanlık ederek işlerin sorumluluğunu üstlenen) oğlu Mahamat Kaka Deby’e eşlik eden belirsizlik ve medya karartması ile açık bir sakinlik baş gösterirken, koşulların ardındaki istikrarsızlık hali de gizlendi. Ülkede birçok başarısız darbe girişiminde bulunan devrimci ve silahlı bir askeri hareket mevcut. Gelecek Nisan ayında ilk yılını tamamlayacak olan oğul Deby, babasının izini takip ediyor gibi görünüyor. Bu hareketin temel sorunları, hala toplumsal eşitsizlik ve beraberinde işsizlik, Çad’ın doğal ve petrol zenginliğine rağmen kötüleşen ekonomik ve yaşam koşulları, sınırlı siyasi katılım, hak, özgürlük ve düşünce ifadelerindeki kısıtlamalar gibi sorunlardır. Bazı insan hakları örgütleri de Deby’nin baskı uygulamaları, siyasi tasfiyeler ve muhaliflerinin tutuklanmasıyla ilgili raporlarında bu noktalara dikkati çekti.
Altıncı cumhurbaşkanlığı dönemini kazandığının açıklanması sonrasında ülkenin kuzeyinde isyancılarla girdiği çatışmada babasının öldürülmesinin ardından Mahamat Kaka’nın atanma hızı, iktidarı elinde tutma niyetini açığa çıkarıyor. Bu çerçevede dikenli sorunlar, çözümü olmaksızın devam etti. Aksine olağanüstü hâl ilan edilmesi ve Deby’nin ölüm koşulları nedeniyle siyasi hayatın donması, ardında bir başkanlık boşluğu bırakmadı ya da ordu subaylarına iktidarı ele geçirmeleri için bir fırsat sağlamadı. Kaka’nın, Çad ordusunda bir subay olması ve Güvenlik Servisi Genel Müdürlüğü’ne başkanlık etmesi ile birlikte yetkinin kendisine devredilmesi, askeri bir darbe ve babası tarafından belirlenen anayasal kuralların ihlali olarak kabul ediliyor. Mahamat Kaka, Fransa’nın desteğini alırken, iktidara gelişini de ülkenin olağanüstü koşullara tanık olmasına bağladı.

İç koşulların çatallanması
Askeri Geçiş Konsey temsilcileri ile ‘Değişim ve Uyum Cephesi (FACT)’ liderliğindeki bazı Çadlı silahlı hareketlerin temsil ettiği muhalefet güçlerini kapsayan Diyalog Komitesi arasındaki istişare müzakereleri, Hartum’da düzenlendi. Taraflar, daha sonra kapsamlı ulusal diyalog için nihai düzenlemeler üzerinde anlaşmaya varma amacıyla geçen Şubat ayında Doha’da bir araya geldi. 2009 yılında iki ülke arasındaki barış girişimine uygun olarak Hartum ve Encemine arasında yapılan bir anlaşmanın ardından, Başkan Deby döneminde Çad muhalefet liderinin Hartum’da ikamet ediyor olmaları dikkat çekicidir. Liderler, daha sonra Doha’ya taşındı.
Çad Devlet Başkanının diyaloğu ertelemesinin, etnik karmaşalara ek olarak, ülkenin Müslüman kuzeyi ve doğusu ve Hristiyan güneyi arasındaki çatışmadan kaynaklanan iç siyasi koşullarla bağlantılı olması muhtemel. Öyle ki Çad’da 200’den fazla farklı etnik köken yaşıyor. Resmi dil Arapça ve Fransızca olmasına rağmen 100 yerel lehçe konuşuluyor. Ama bu konuda ülkedeki siyasi durumun ciddiyetini artırabilecek bir belirsizlik var. Özellikle de üst düzey subaylardan ve babasının iktidardaki yoldaşlarından oluşan Askeri Konsey, oğul Deby’e gerekli korumayı sağlıyor ve karar almasında yardımcı oluyor. Bu çerçevede bu erteleme, Mahamat Kaka’nın babasından daha az sert ve kararlı görünen tavırları ışığında bu konulardan kaçtığı şeklinde yorumlanırsa bu ciddiyet artacak. Öyle görünüyor ki genel olarak Mahamat Kaka’nın iktidarının istikrar kazanmasına dair bir ısrar var ve diyaloğun sonuçlarının, onu muhalefeti iktidara getirebilecek seçimler yapmaya iteceğine dair bir korku hali mevcut. Bu nedenle diyalogu ertelemek, oğul Deby’nin nüfuzu genişleyene kadar seçimleri ertelemenin uygun bir yoludur.
Fransızların desteğini alan Çad güçlerinin isyancı saldırıyı durdurmayı başarmasına rağmen koşullar, çatışmanın ve siyasi istikrarsızlığın devam ettiğini gösteriyor. Bu da diyaloğun başarısızlığına işaret ediyor. Diyaloğa, Askeri Geçiş Konseyi ve Çad silahlı hareketlerini temsil eden yaklaşık 300 kişinin katılması kararı alındı.

Muhalefet unsurlarının çatışması
Çad hükümeti ve muhalefeti arasında yapılacak diyaloğun, ülkenin neye ulaşabileceğini ortaya çıkarması bekleniyor. Öyle ki ya başarılı bir diyalog ve demokrasiye geçiş ya da diyaloğun başarısız olması ve muhalefet güçlerinin siyasi ve askeri faaliyetlerine geri dönmesi durumları baş gösterecek, Askeri Şura’nın geçiş sürecini uzatması için bir fırsat doğacaktır. Bu son olasılık, Askeri Konsey’in bir dizi yankı uyandıracak ek bir baskı politikası dayatmasına izin verecektir. Ama Mahamat Kaka’nın ve arkasındaki Askeri Konsey’in ‘muhalefete baskı yapmak ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi talebini görmezden gelmek’ dışında ülkeyi nasıl yönetebileceğini görmek zor. Bununla birlikte Çad Devlet Başkanı, muhalif unsurların iç içe geçmesi ve çeşitliliği karşısında esneklik göstermek için hâlâ zamana sahip. Ulusal Demokrasi Mitingi ve Özgürlük ve Kalkınma Partisi başta olmak üzere, sokak ve sivil toplum örgütlerini harekete geçiren ve Askeri Geçiş Konseyi’nin istifası talebiyle gösteri düzenleyen siyasi partiler mevcut.
Silahlı muhalefetin başında ise Çad içerisindeki faaliyetlerini yürütmek için Libya- Çad sınırını üs olarak kullanan FACT geliyor. FACT, Tebu ve Çad hükümetiyle çatışan diğer etnik kabilelerden oluşuyor. 2006 yılında kurulan ve özellikle 2008 yılında hükümete karşı askeri operasyonlar düzenleyen ‘Demokrasi ve Kalkınma için Güçler Birliği’nden ayrılmasının ardından cephe ile Çad düzenli ordusu arasında çeşitli çatışmalar yaşandı. Bu güçler, daha önce cumhurbaşkanlığı sarayına ulaştığında Fransız güçler müdahalede bulunup bu güçleri geri püskürtmüştü. FACT’ın Çad’ın kuzeyindeki Tanoa’daki ayrı kuvvetlerle 2016’da birlikten ayrılması sonrasında cephe, 2019’da hükümete karşı bir askeri operasyon gerçekleştirerek başkent Encemine’ye yaklaştı. Fransız güçler tekrar müdahale etti ve saldırılar, savaş uçakları aracılığıyla püskürttü. Ardından silahlı gruplar, kalan güçlerle birlikte ülke dışına çekildi. Daha sonra son operasyonunu Devlet Başkan Deby’nin ülkenin kuzeyinde silahlı muhalefete karşı cephe hattında askerlerini ziyaret etmesi sırasında gerçekleştirdi. İdriss Deby, bu ziyaret sırasında hayatını kaybetmişti.

Çatışma halkası
Terörle mücadele kapsamında komşu ülkelerde artan etnik çatışmalar nedeniyle Çad’daki çatışmalar, bölge ülkelerinde de etkiye sahip olacak. Bir etnik çatışmalar, siyasi çatışma modellerinden birini ve askeri rejimden ‘seçimlere ve demokratik geçişe uzanması beklenen’ geçiş dönemine çıkış kaosunu temsil ediyor. Bu modeller, doğuda Sudan, kuzeyde Libya, güneyde Orta Afrika ve batıda Kamerun, Nijerya ve Nijer olan Çad’ın komşu ülkelerini temsil ediyor. Bu ülkeler, mevcut koşullar ortasında, Çad’ın bölgesel koşullara bağlı olmayan iç değişimler meydana getirmesine izin verecek bir istikrar durumunu garanti edemeyeceklerdir.
Sudan, önceki rejimin devrilmesinden sonra bu bölgesel etnik ve siyasi çatışma döngüsünden, Çad sınırındaki Darfur’dan gelen silahlı hareketleri ve onlarla Libya arasındaki bazı hareketleri yatıştırarak kurtulmaya çalıştı. Ancak Cuba Barış Anlaşması’nın sahada sonuca ulaşamaması ve bazı silahlı hareketlerin anlaşmayı imzalamayı reddetmesi, diğer kabile çatışmalarının devam etmesine ek olarak Darfur bölgesindeki çatışmayı olduğu haliyle bıraktı. Libya tarafında iç koşullar, Libya’yı Çad sınırındaki tehlikeyi hissetmeye yöneltti. Silahlı isyancı güçlerin Libya’nın derinliklerine sızmaması için güçlerini alarma geçirdi. Bu durum, ülkedeki güvenlik gerginliğini artırabilir ve bu güçleri kovuşturma amacıyla başta Fransız müdahalesi olmak üzere daha fazla dış müdahaleyi teşvik edebilir. Çad’ın batı ve güney komşularına gelince, terörist grupların faaliyetleri şiddeti ve siyasi çatışmayı tırmandırıyor. Bu durum ise krizleri çözme çabalarını baltalıyor.

Bölgesel hesaplar
Çad, muhalefeti kontrol altına almak için ister devrim isterse de askeri darbe yoluyla rejim değişikliği sonrasında, her zaman başarısız olan diğer Afrika komşu ülkelerinin deneyimlerinden sapmayabilir. Ayrıca tüm tarafları memnun eden sonuçlara olanak tanıyacak verimli bir diyalog kurmakta başarısız olabilir. Bu durum, genellikle hükümetin diğer siyasi güçler üzerinde sürekli kontrol dayatması ve muhalifleri bastırması ile sona ermekte. Öyle görünüyor ki Çad’daki iktidar rejimi, hem silahlı hem de siyasi muhalefetle yaşadığı krizlerden bir çıkış yolu bulunana kadar siyasi durumu sakinleştirmeye çalışıyor. Ancak Askeri Konsey, kendisinin görevden alınması çağrısı yapan sesleri kontrol edemiyor.
Mevcut durum uyarınca diyalog yoluyla çözüme ulaşmak, Çad Askeri Konseyi’nin muhalif güçlerin siyasi katılımı için sağlayabileceği garantilere bağlı ve koşullar, bu güçlerin savaşa geri dönmeme taahhüdünde bulunmalarını gerektiriyor. Aynı şekilde Sudan ve Libya’dan, Askeri Geçiş Konseyi’nin kalmasını veya diyalogla ilerlemesini tercih eden bölgesel hesaplamalar da mevcut. Diyalog, seçimlerle ortaya çıkan tanınmış veya diğer siyasi güçlerin sivil bir hükümetine olanak tanıyabilir. Tercih ise, mevcut hükümetin güvenlik ve terör tehditlerinin iki ülkeye ulaşma olasılığını azaltmaya devam etme yeteneğine bağlı. Bu nedenle, diyalog yoluyla siyasi çözümün yalnızca Çad’ın iç bölgesini ilgilendirmediği ve daha ziyade etkisinin bölgeye yayıldığı açık. Dolayısıyla bir sonraki aşamada, bir yanda Çad hükümeti ile bu hükümetler arasında diğer yanda da Çad muhalefeti ve bu ülkelerdeki muhalefet arasında bölgesel bir ittifakın kurulmasına tanık olunması muhtemel. Söz konusu ikinci ittifak için en belirgin model, etnik çakışma ve her iki taraftan güçlerin askeri bileşimine göre Çad isyancı güçleri ile Sudan silahlı hareketleri arasında ortaya çıkabilecek model olacaktır. Bu durum, bölgedeki güvenlik tehditlerinin genişlemesine ve bölgeye silah sızmasına neden olabilir.



Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
TT

Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)

Meksika'da kartellerin kullandığı mermilerin neredeyse yarısının, ABD ordusuna mühimmat üreten fabrikada yapıldığı tespit edildi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo, salı günkü açıklamasında, 2012'den bu yana yaklaşık 137 bin adet .50 kalibrelik merminin ele geçirildiğini söyledi. 

Uyuşturucu çeteleri tarafından kullanılan bu mermilerin yüzde 47'sinin, ABD'nin Missouri eyaletinde yer alan Lake City Ordu Mühimmat Fabrikası'nda üretildiğini bildirdi.

New York Times'ın haberine göre sözkonusu tesis, Amerikan ordusunda kullanılan tüfekler için mermi üreten en büyük fabrika.

Ayrıca General Trejo, Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'un göreve başladığı Ekim 2024'ten bu yana polislerin ülkede ele geçirdiği 18 bin ateşli silahtan yaklaşık yüzde 80'inin de ABD menşeli olduğunu söyledi. 

Baskınlarda el konan silahlar arasında .50 kalibrelik Barrett tüfekleri, el bombası fırlatıcıları, roketatarlar ve çeşitli kalibredeki makineli tüfekler var.

Meksika'da silah ruhsatları sıkı denetimlere tabi. Silahlar yasal olarak yalnızca Meksika ordusunun işlettiği iki mağazadan satın alınabiliyor. Belirli kalibre ve özelliklere sahip tabancalar ise sadece ordu ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabiliyor.

Bu önlemlere rağmen Meksika hükümetinin verilerine göre her yıl 200 bin ila 500 bin adet ateşli silah, ABD'den ülkeye kaçak olarak sokuluyor. 

ABD Yüksek Mahkemesi, Meksika hükümetinin Amerikan silah üreticilerine karşı açtığı davayı geçen yıl oybirliğiyle reddetmişti. Kararda, üreticilerin bağımsız perakendecilerin yasadışı satışlarını durdurmamalarının yardım ve yataklık koşullarını karşılamadığı bildirilmişti. 

Diğer yandan mahkemenin açıklamasında, Meksika devletinin şikayetinde savunduğu gibi "silah satışlarının gerçekleştiğine ve üreticilerin bunun farkında olduğuna dair hiçbir şüphe yok" denmişti. 

Meksika hükümeti, Arizona'daki mahkemeye ABD'li 5 silah şirketi hakkında 2022'de bir dava daha açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor. 

Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Uluslararası Organize Suçla Mücadele Küresel Girişimi (GI-TOC) Direktörü Cecilia Farfan Mendez, şunları söylüyor:  

İronik olan, Meksika ve ABD hükümetlerinin aynı şeyi istemesi: Kartellerin yol açtığı ölümleri azaltmak. Ancak suç örgütleri bu kalibredeki tabancalara kolayca erişebildiği sürece ABD, sanki bu şiddetin ortaya çıkmasını destekliyormuş gibi görünüyor.

 Independent Türkçe, New York Times, BBC


İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
TT

İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)

İsrail istihbaratı, Hamas'ın büyük bir saldırı düzenleyeceğine dair bilgileri Başbakan Binyamin Netanyahu'ya 2018'de doğrudan iletmiş.

İsrailli medya kuruluşları Ynet ve Yedioth Ahronoth'un aktardığına göre Hamas, 2018-2022'de İsrail'in güneyindeki askeri üsler ve sivil yerleşimlere karşı koordineli bir saldırı planlamış. 

İstihbarat yetkililerinin "Eriha Duvarı" adını verdiği kapsamlı harekat planının, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı saldırısını özetler nitelikte olduğu aktarılıyor. 

New York Times, "Eriha Duvarı" kod adlı 40 sayfalık belgenin, İsrailli yetkililerle paylaşıldığını 2023'teki haberinde bildirmişti. Askeri ve istihbarat yetkililerinin, 2022'de haberdar olduğu planı "hayal ürünü" diye niteleyip gerçekleşmesini çok zor bularak dikkate almadığı öne sürülmüştü. 

Ancak İsrail medyasındaki yeni haberlerde, Başbakan Netanyahu'nun 2018'de planla ilgili birden fazla kez doğrudan bilgilendirildiği ortaya kondu. 

Adlarının paylaşılmaması koşuluyla konuşan yetkililer, "Hamas'ın askeri kanadı, topraklarımızın derinliklerine yönelik geniş çaplı bir saldırı için güç mü topluyor?" alt başlıklı istihbarat raporunun, doğrudan Netanyahu'nun masasına bırakıldığını söylüyor. 

Diğer yandan İsrail Başbakanlık Ofisi, ordunun 7 Ekim'deki başarısızlığına ilişkin devam eden soruşturmada, Hamas'ın saldırı planladığına dair önceden bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti. Ofisin, İsrail Kamu Denetçisi Matanyahu Englman'a gönderdiği açıklamada, "Eriha Duvarı" belgesinin Netanyahu'ya hiç sunulmadığı öne sürülmüştü. 

İsrail İstihbarat Kolordusu'na bağlı Birim 8200'den bazı analistlerin de Hamas'ın saldırı hazırlıklarına dair bilgileri 2018'de orduyla paylaştığı 2023'te ortaya çıkmıştı.  

Kaynaklar, bu planların iç güvenlik teşkilatı Şin Bet tarafından incelendikten sonra doğrudan Netanyahu'ya iletildiğini de savunuyor. 

2022 ve 2023'te "Eriha Duvarı" dosyasının yeni istihbarat bilgileriyle güncellendiği fakat bunların doğrudan Netanyahu'ya ulaşmadığı belirtiliyor. İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, Gazze Savaşı'nın fitilini ateşleyen 7 Ekim saldırılarına tüm uyarılara rağmen hazırlıksız yakalandığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

Başbakan Netanyahu'ya sunulan istihbaratlarla ilgili bilgi sahibi kaynaklardan biri şunları söylüyor: 

Ordu komutanları parçaları birleştirmekte başarısız olsa bile başbakanın görevi, Hamas'ın hedefleri hakkında yanıt talep etmektir. Netanyahu ise hiçbir şey yapmadı.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Ynet 


Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
TT

Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede nihai bir anlaşmaya varılmadığını, ancak İran’la müzakerelerin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olduğunu belirtti.

Trump, Beyaz Saray’da üç saati aşk süren görüşmeyi “son derece verimli” olarak nitelendirerek, ABD ile İsrail arasındaki mükemmel ilişkilerin devam ettiğini vurguladı.

Toplantıda, İran’la yeni bir nükleer anlaşmaya varma ihtimali ele alındı. Trump, müzakerelerin başarıya ulaşmasının tercih ettiği seçenek olduğunu ve bu tutumunu Netanyahu’ya ilettiğini söyledi. Anlaşma sağlanamaması halinde ise “işlerin nereye varacağını göreceğiz” dedi. Trump, İran’ın geçmişte bir anlaşmayı reddettiğini ve bunun “gece yarısı çekici” olarak nitelendirdiği bir darbeyle sonuçlandığını hatırlatarak, Tahran’ın bu kez “daha rasyonel ve sorumlu” davranmasını umduğunu ifade etti.

cd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resmi internet sitesinde yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir fotoğraf.

Trump ayrıca Gazze ve genel olarak bölgede “büyük ilerleme” kaydedildiğini savunarak, “Ortadoğu’da barışın fiilen hüküm sürdüğünü” dile getirdi.

Görüşmeye ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı.

Netanyahu’nun Washington ziyareti, İsrail basını tarafından İran’a karşı stratejik koordinasyon açısından kritik olarak değerlendirildi. Görüşmelerde İran’ın nükleer programının geleceği ve diplomatik sürecin başarısızlığa uğraması halinde İsrail’in askeri hareket serbestisine ilişkin güvenceler öne çıktı.

Netanyahu’nun, müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmaması; İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlere verdiği desteğin de kapsama alınması için Trump yönetimine baskı yaptığı aktarıldı. ABD’nin diplomatik sürece şans tanıma konusundaki ısrarına karşın Netanyahu’nun, olası bir anlaşma durumunda dahi İsrail’in İran’a karşı “hareket özgürlüğünü” koruması gerektiğini savunduğu belirtildi.

ghyju
Tahran’da devrimin 47. yıl dönümü kutlamaları kapsamında sergilenen bir füzenin yanında konuşan iki din adamı (New York Times)

Görüşmede Gazze dosyası da ele alındı. Taraflar, İsrail’in resmen katıldığı “Barış Konseyi” çerçevesinde Gazze’nin yeniden imarına yönelik planın ikinci aşamasındaki ilerlemeyi değerlendirdi.

Beyaz Saray yetkilileri, görüşmenin Trump ile Netanyahu arasında yakın bir uyum sergilediğini ve İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda ortak vizyon bulunduğunu belirtti. Ancak analistler, iki liderin önceliklerinde farklılıklar olabileceğine dikkat çekti. Trump’ın siyasi kazanım olarak sunabileceği hızlı bir diplomatik anlaşmaya eğilimli olduğu; Netanyahu’nun ise İran’a kısmi tavizler içeren bir mutabakata karşı daha katı şartlar talep ettiği ve askeri seçeneğin masada kalmasında ısrar ettiği ifade edildi.

Netanyahu, görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan ayrıldı. Sabah saatlerinde Dışişleri Bakanı Rubio ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile Blair House’ta bir araya gelen Netanyahu, ayrıca Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile de temaslarda bulundu. İsrail’in Washington Büyükelçisi Michael Leiter, görüşmelerde “önemli jeostratejik gelişmelerin” ele alındığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, söz konusu temasların siyasi ve güvenlik koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştirildiğini bildirdi.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada anlaşma sağlanmaması halinde İran’a karşı sert adımlar atılabileceğini söylemişti. Axios’a konuşan Trump, Tahran’ın “bir anlaşma yapmak için güçlü istek duyduğunu” savunarak, İran’ın nükleer silah ya da füze sahibi olmasına izin verilmeyeceğini ifade etti. İsrail’in müzakere sürecini sekteye uğratacak adımlar atmasını istemediğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de anlaşma sağlanamaması halinde “başka bir seçeneğin” masada olduğunu belirterek, Trump’ın tüm seçenekleri açık tuttuğunu söyledi. Vance, Washington’un önceliğinin İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu, rejim değişikliğinin ise İran halkının vereceği bir karar olduğunu kaydetti.

New York Times, ABD’nin İran’la yürüttüğü dolaylı müzakerelerde ilerleme sağlanmasının zor olduğuna işaret ederken; İsrail’in taleplerinin Washington’da yankı bulduğunu, ancak Tahran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekil unsurlar konusunu müzakere kapsamına almaya yanaşmadığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı analize göre ABD yönetiminin İran’a baskıyı artırmak amacıyla İran petrolü taşıyan tankerlerin müsaderesini değerlendiriyor. Ancak böyle bir adımın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini tehdit edebileceği ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açabileceği uyarıları yapılıyor.

Gazete, ABD Hazine Bakanlığı’nın bu yıl 20’den fazla İran petrol tankerine yaptırım uyguladığını ve Beyaz Saray’ın olası müsadereler için hukuki zemin hazırlığı yaptığını aktardı. ABD’li bir yetkili, Trump’ın diplomatik yolu tercih ettiğini ancak görüşmelerin çökmesi halinde alternatif seçeneklerin hazır tutulduğunu söyledi.

ABD Ulaştırma Bakanlığı ise Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemilere yönelik potansiyel tehditlere karşı uyarıda bulundu.