Irak: 10 yıl süren husumetin ardından Maliki ile telefon görüşmesi yapan Sadr, ittifakları yeniden şekillendiriyor

Mukteda es-Sadr 10 yıl süren husumetin ardından Kanun Devleti Koalisyonu liderini telefonla aradı.

Irak’ın güneyindeki Nasıriye kentinde gıda fiyatlarındaki artışı protesto eden bir gösterici (AFP)
Irak’ın güneyindeki Nasıriye kentinde gıda fiyatlarındaki artışı protesto eden bir gösterici (AFP)
TT

Irak: 10 yıl süren husumetin ardından Maliki ile telefon görüşmesi yapan Sadr, ittifakları yeniden şekillendiriyor

Irak’ın güneyindeki Nasıriye kentinde gıda fiyatlarındaki artışı protesto eden bir gösterici (AFP)
Irak’ın güneyindeki Nasıriye kentinde gıda fiyatlarındaki artışı protesto eden bir gösterici (AFP)

Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kanun Devleti Koalisyonu lideri ve Irak’ın eski Başbakanı Nuri el-Maliki ile telefon görüşmesi gerçekleştirerek üçlü ittifaktaki ortaklarını ve Koordinasyon Grubu’ndaki hasımlarını şaşırttı. Sadr, siyasi gruplar arasında müzakerelerin başlamasından ve hatta ittifakların kurulmasının öncesine kadar Ekim 2021 seçimlerinde kendisinden sonra ikinci sırada gelen Maliki’ye ‘veto’ koydu.
Düzenledikleri protestolarla ve açtıkları davalarla seçim sonuçlarına yönelik itirazlarını aylarca sürdüren Fetih Koalisyonu, Kanun Devleti Koalisyonu, Asayib Ehlil Hak Hareketi, Devlet Güçleri, Nasr Koalisyonu ve Ata Hareketi gibi Şii parti ve gruplardan oluşan Koordinasyon Grubu’nun liderleri ile Sadr arasında gerçekleşen görüşmelere rağmen Sadr Hareketi ile Koordinasyon Grubu arasında anlaşmaya varılmasını engelleyen sorun Maliki idi. Sadr seçim sonuçlarının ilanından kısa süre sonra Bağdat’a giderek Hadi el-Amiri’nin evinde Koordinasyon Grubu liderleriyle yaptığı toplantıyla onları şaşırttı ancak Maliki sebebiyle onlarla anlaşmaya varmadı.
Sadr Necef kentinin Hanane bölgesindeki evine dönmesinden günler sonra Maliki’nin gelmemesi şartıyla hasımlarını Necef’e kendisini ziyaret etmeye çağırdı. Ancak Koordinasyon Grubu liderleri özellikle seçimlerde uğradıkları büyük kayıpların ardından Meclis’te aldıkları sandalye sayısının yarısını Maliki’nin tek başına kazanmasını dikkate alarak, Maliki’nin yalnızlaşmasını onaylamaları ve Sadr ile baş başa kalmaları halinde Maliki’nin yanında durmaktan daha zayıf bir konuma düşecekleri kanaatinden hareketle bu teklifi reddettiler.
Sadr’ın Maliki’yi yalnızlaştırma konusundaki ısrarı, Koordinasyon Grubu liderlerini Sadr ile müzakereleri yürütme görevini Fetih Koalisyonu lideri Hadi el-Amiri’ye vermeye sevk eti. Nitekim Amiri ile Sadr arasında iyi ilişkileri bulunuyor. Ancak Amiri’nin çabaları başarısızlıkla sonuçlandı ve Amiri, Maliki’yi ulusal çoğunluk hükümetine davet etmesi konusunda Sadr’ı ikna edemedi. Bunun yanı sıra Meclis’in yeni cumhurbaşkanını seçememesi ve Kürt partilerin ortak bir cumhurbaşkanı adayı üzerinde uzlaşı sağlayamamaları nedeniyle durum daha da karmaşık bir hâl aldı. Siyasi grupların önceki seçim dönemlerinde yaşadıkları anlaşmazlıklar bölgesel aktörlerin -genellikle de İran’ın- baskısıyla aşılır ve her bir grup bakanlık kotalarından payına düşen ganimete razı olurdu. Ancak bu seçimlerde durum değişti. Zira bazılarının tabiriyle ülkede artık bir ‘siyasi tıkanıklık’ yaşanıyor.
Kürt lider Mesud Barzani bu tıkanıklıktan nasibini alan isimlerin başında geliyor. Mukteda es-Sadr, Muhammed el-Halbusi ve Hamis el-Hancer ile üçlü ittifak kuran Barzani, bu ittifakın kendi cumhurbaşkanı adayı Hoşyar Zebari’nin seçilmesini sağlayabileceği düşüncesinden hareketle Sadr’ın Maliki üzerindeki ‘vetoyu’ kaldırması için bir girişimde bulundu. Bu girişimin ardından Yüksek Federal Mahkeme Zebari’yi cumhurbaşkanı seçim yarışından çıkararak, Barzani’ye ve partisi Kürdistan Demokrat Partisi’ye (KDP) ağır bir darbe indirdi.
Barzani söz konusu girişim kapsamında yeğeni ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani ile Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi ve Egemenlik İttifakı lideri Hamis el-Hanceri Hanane’deki Sadr’ın evine gönderdi. Ancak bu girişim başarısızlıkla sonuçlandı. Girişimin ardından iki sürpriz olay yaşandı: Birincisi, Sadr Barzani’ye hitaben “özellikle Arapçan iyiyken sen neden cumhurbaşkanı adayı olmuyorsun? Sana kesinlikle oy verirdik” ifadesini kullandı. Zebari bu açıklama hakkında yorum yapmadı. Ancak Sadr’ın Barzani’ye yönelttiği nazik teklif, daha ziyade dolaylı yoldan Zebari’nin adaylığına yönelik bir itirazı dile getiriyordu. Sadr söz konusu çağrısının ardından Twitter hesabından paylaştığı mesajda, Sadr Hareketi mensuplarına yolsuzluk suçlamalarından beraat etmediği sürece Zebari’ye oy vermemelerini istedi. Bunun hemen akabinde Federal Mahkeme Zebari’yi yarış dışı bıraktı. Mahkeme’nin bu kararı Sadr ve Barzani arasındaki durumun daha da karmaşıklaşmasına yol açtı.
Bu karmaşıklığın yol açtığı etkilere değinmeden önce ikinci sürprize işaret etmek gerekir. Barzani’nin Sadr’ı ikna girişimi kapsamında Hanane’de bulunan heyetin İmam Ali bin Ebi Talib’in türbesini ziyaret ettiği sırada Egemenlik İttifakı lideri Hamis el-Hancer saldırıya uğradı. Sünni Egemenlik İttifakı El Haydari avlusunda Hancer’e yapılan saldırının peşine düşmezken, Mesud Barzani önce Hoşyar Zebari’nin adaylığının reddedilmesi ve ardından Federal Mahkeme’nin IKBY’nin merkezi hükümetten bağımsız olarak petrol satmasının anayasaya aykırı olduğuna hükmetmesine tahammül edemiyor.
Tüm bu gelişmeleri ve yol açtığı etkileri doğru okumak için Sadr’ın önce sürpriz bir biçimde Maliki ve ardından üçlü ittifakın liderleri (Mesud Barzani ve Muhammed el-Halbusi) ile neden telefon görüşmesi gerçekleştirdiğine bakılmalı. Şarku’l Avsat’a konuşan kulislere yakın bir kaynak, “Sadr, geçmişte işlere çeki düzen veren ve herkes arasında uzlaşı sağlayan ve ister içerden ister dışardan olsun vaftiz babaların rolünü iptal etti. Bugün artık kendisi harekete geçiyor, birçok kez Bağdat’a geliyor ve telefon görüşmeleri yaparak müzakereler kendisi yürütüyor” dedi. Kaynak, Sadr’ın Maliki’ye verdiği ‘vetoyu’ kaldırması da dahil olmak üzere söz konusu telefon görüşmelerinin zamanlamasıyla ilgili soruya, “Son dönemde birçok olay yaşandı. Özellikle Federal Mahkeme’nin aldığı kararlar ve Barzani ile Kürt bölgesinin bu kararları tanımaması nedeniyle Sadr Hareketi ile KDP arasındaki ilişki geriledi. Aynı durum Egemenlik İttifakı için de geçerli. Zira Sadr, Egemenlik İttifakı liderleri Halbusi ve Hancer’in Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ve istihbarat direktörüyle bir araya geldiği fotoğraftan çok rahatsız oldu” diye yanıt verdi.
Kaynak, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
“Fiyatlardaki artışlar ve cumhurbaşkanının seçilememesinin bir sonucu olarak hükümetin kurulmasının ertelenmesi nedeniyle halk öfkesinin giderek artmasının yanı sıra tüm bu gelişmelerin ardından Sadr denklemi tersine çevirmeye ve ittifakları yeniden inşa etmeye karar verdi. Maliki ile yapılan telefon görüşmesi bu bağlamda gerçekleşti. Özellikle Maliki’nin, başbakanlık koltuğu için Sadr’ın kuzeni ve Irak’ın Londra Büyükelçisi Cafer Muhammed Bakır es-Sadr’ı teklif etmesi, Şii Koordinasyon Grubu ile uzlaşmalara zemin hazırlayabilecek şekilde gelişmelerin farklı bir seyir izleyeceğini gösteriyor.”
Şii Koordinasyon Grubu Sadr-Maliki görüşmesinin yansımalarını ve Cafer es-Sadr’ın başbakanlığa aday gösterilmesinin sonuçlarını değerlendirme için toplantı düzenleme kararı aldı. Muhtemelen bu süreçle ilgili şu sorular sorulmalı: Sadr, kuzenini başbakan adayı yapmanın bedelini ödeyecek mi? Bir başka ifadeyle Sadr, başbakan için 30 sandalyesini feda edip bakanlık kotalarıyla ilgili müzakerelere geriye kalan 45 sandalyesiyle katılmaya rıza gösterecek mi? Sadr’ın Koordinasyon Grubu liderlerine karşı bu soruya vereceği cevaba göre gelecek yol haritası şekillenecek. Siyasetteki tıkanıklığın devam etmesi, Meclis’in feshedilmesi ve yeni bir erken seçim çağrısının yapılmasıyla sonuçlanır mı? Yoksa süreç herkesin daha çok hasar alacağı ve daha az kazançlı çıkacağı yeni bir çıkmaza mı girer?



Zeydi ile Trump arasındaki sıra dışı görüşme Bağdat’ta soru işaretlerine yol açtı

Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)
TT

Zeydi ile Trump arasındaki sıra dışı görüşme Bağdat’ta soru işaretlerine yol açtı

Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)

ABD Başkanı Donald Trump ile Irak Başbakanı Ali Zeydi’nin New York’ta gerçekleştirdiği görüşme, Irak heyetinin üyelerinin tamamının toplantıda bulunmaması nedeniyle soru işaretlerine yol açtı. Görüşme, silahların devletin kontrolünde toplanması planının tamamlanmasının Haziran 2027’ye erteleneceğinin açıklanmasından bir gün sonra gerçekleşti.

Irak hükümetinin basın ofisince çarşamba akşamı yayımlanan fotoğrafta, Zeydi’nin görüşme sırasında tek başına olduğu görülürken, Trump’a ABD yönetiminin üst düzey yetkilileri, aralarında Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Hazine Bakanı Scott Bessent’in de bulunduğu isimler eşlik etti.

Zeydi’nin ofisinden yapılan açıklamada, görüşmede Irak ve ABD’nin bölgesel ve uluslararası güvenlik ile istikrarı güçlendirmek için yürüttüğü çalışmaların ele alındığı belirtildi.

Irak hükümeti, Dışişleri, Maliye ve Elektrik bakanları ile diğer yetkililerden oluşan Irak heyetinin görüşmede neden bulunmadığına ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

ABD Başkanı Donald Trump, 22 Eylül 2026’da Körfez İşbirliği Konseyi ile yapılan çok taraflı toplantıda Irak Başbakanı Ali Zeydi, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile birlikte. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 22 Eylül 2026’da Körfez İşbirliği Konseyi ile yapılan çok taraflı toplantıda Irak Başbakanı Ali Zeydi, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile birlikte. (AFP)

ABD’de rahatsızlık

Iraklı bazı yorumcular, Zeydi’nin toplantıya tek başına katılmasını, ABD tarafının, Irak heyetindeki bazı isimlerin İran’a yakın “Koordinasyon Çerçevesi” ittifakında siyasi temsile sahip olması nedeniyle iki lider arasındaki görüşmelerin sızdırılabileceğine ilişkin şüpheleriyle ilişkilendirdi.

“Devlet Yönetimi Koalisyonu” liderliğine yakın Iraklı bir siyasetçi, görüşmenin bu şekilde gerçekleştirilmesinin, “özellikle Trump açısından, silahların devletin kontrolünde toplanması konusunda şu ana kadar atılan adımların sekteye uğramasından duyulan Amerikan rahatsızlığının bir ifadesi” olduğunu söyledi.

Resmî açıklamalara göre, 30 Eylül tarihi Irak’ta silahların devletin kontrolünde toplanmasının tamamlanacağı tarih olmayacak; bunun yerine gelecek yılın haziran ayına kadar sürecek yeni bir sürecin başlangıcı olacak.

New York’u ziyaret eden Başbakan Ali Zeydi’nin, özellikle ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın yeni tarihi benimsemesinin ardından, silahların devletin kontrolüne alınması için ABD tarafından ek süre verilmesini sağlamayı başardığı anlaşılıyor.

Bağımsız Iraklı siyasetçi Salah el-Arabavi, “Ay sonunda açıklanacak takvimin, silahlı grupların silahları üzerindeki siyasi mücadelenin taraflarından herhangi birinin konumunu güçlendirip güçlendirmeyeceğine karar vermek için henüz erken” değerlendirmesinde bulundu.

Arabavi, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Irak’taki siyasi güçlere “silah meselesine akılcı ve sakin bir şekilde yaklaşmaları” çağrısında bulundu. Arabavi, Zeydi’nin “en azından şu ana kadar, son haftalarda sekteye uğrayan silahların devletin kontrolüne alınması planını yeniden düzenlemeyi başardığını” belirtti.

Irak Başbakanı Ali Zeydi, New York’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşürken. (Hükümet basın servisi)

Irak Başbakanı Ali Zeydi, New York’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşürken. (Hükümet basın servisi)

İlişkilerin yeniden yapılandırılması

Bununla birlikte uzmanlar, silahların devletin kontrolüne alınması planında son dönemde gündeme gelen değişikliklerin Irak-ABD ilişkilerinin geliştirilmesi için bir fırsata dönüşebileceğini düşünüyor.

Araştırmacı Abbas Abbud, Irak ile ABD arasındaki ilişkilerin, ABD Başkanı’nın Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Irak ve Suriye dosyalarını birlikte ele almasıyla yeniden yapılandırıldığını söyledi.

Abbud, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, “Irak’ın Washington’ın bölgedeki müttefikleriyle ilişkileri, Irak’ın İran’la bağlarını koparması temelinde artık Beyaz Saray üzerinden yürütülüyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio daha önce Bağdat’a doğrudan bir uyarıda bulunarak “Irak’ın parçalanmasının önüne geçmek için milislerin silahsızlandırılması” gerektiğini vurgulamıştı. Bu açıklama, Irak hükümetine silahların devletin kontrolünde toplanması yönündeki baskıların arttığı bir dönemde geldi.

Rubio, Ali Falih Zeydi hükümetinin devlet otoritesini güçlendirme çabalarına ABD’nin desteğini teyit ederken, silahlı grupların dağıtılması gerektiğini vurguladı.

Rubio, güç merkezlerinin çoğalmasının devam etmesinin Irak devletinin parçalanmasına ve kurumlarının zayıflamasına yol açabileceği uyarısında bulundu.

ABD’li bakanın açıklamaları, Irak’taki uluslararası koalisyon misyonunun sona ermesine yaklaşılırken ve Bağdat silahların devletin kontrolüne alınması sürecinin takvimini yeniden düzenlerken yapıldı.

Zeydi daha önce, silahlı grupların saldırı düzenlemeyi bırakacağı 90 günlük bir aşamanın başlatılmasını ve silahların devletin kontrolüne devredilmesi sürecinin 30 Haziran 2027’ye kadar tamamlanmasını öngören bir plan sunmuştu.


Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
TT

Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)

Libya’nın batısındaki siyasi tablo içinde ertelenen seçimlere giden yol konusunda görüş ayrılığı derinleşti. Geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe, “4+4” adlı küçük diyalog komitesinin yürüttüğü sürece destek verirken, Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, anayasal sürece ve 2017’de hazırlanan anayasa taslağının referanduma sunulmasına bağlılığını yineledi.

Gözlemcilere göre bu iki tutum, seçimlerin teknik ayrıntılarının ötesine geçen daha geniş bir anlaşmazlığa işaret ediyor. Tartışmanın merkezinde, önümüzdeki dönemi şekillendirecek sıralamanın ne olması gerektiği sorusu bulunuyor: “4+4” anlaşmasının öngördüğü gibi önce seçimlerin yapılabilmesi için siyasi ve hukuki çerçevenin oluşturulması mı, yoksa kalıcı kurumlara geçilmeden önce anayasa taslağının Libyalıların onayına sunulmasıyla anayasal sürecin tamamlanması mı?

rgthy
Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, Anayasa Hazırlama Kurumu Başkanı ile görüşürken (Devlet Yüksek Konseyi)

Dibeybe, salı akşamı Misrata’dan etkili siyasi ve toplum önderleriyle gerçekleştirdiği görüşmede, Libya’nın doğusu ve batısındaki iki yönetici taraf arasındaki “4+4” anlaşmasına dolaylı olarak destek verdi. Başbakanlık ofisinden yapılan açıklamaya göre Dibeybe, anlaşmanın “hükümetinin seçimlere gitme, geçiş dönemlerine son verme ve istikrarlı ve kalıcı bir siyasi döneme geçme vizyonuyla örtüştüğünü” belirtti.

Dibeybe, “Kararın, bölünmüşlüğe son verecek ve kurumlara gerçek meşruiyetini vatandaşların iradesinden kazandıracak seçimler yoluyla Libya halkına ait olması gerektiği yönündeki vizyon nettir” dedi. Mevcut siyasi aşamaları ve kurumları yeniden üretecek düzenlemeleri reddettiğini vurguladı.

Dibeybe’nin bu tutumu, “4+4” komitesinin 30 Ağustos’ta Trablus’taki Birleşmiş Milletler misyonu merkezinde, Temsilciler Meclisi, Devlet Yüksek Konseyi ve Başkanlık Konseyi temsilcileri ile büyükelçilerin katılımıyla ve BM Libya Özel Temsilcisi Hanna Tetteh’in himayesinde anlaşmayı imzalamasının ardından geldi.

Anlaşma; seçimlerin anayasal ve hukuki çerçevesindeki çözülememiş meselelerin ele alınmasını, Yüksek Seçim Komisyonu’nun yönetim kurulunun yeniden yapılandırılmasını ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimlerinin en geç 24 ay içinde yapılmasına yönelik bir takvim oluşturulmasını öngörüyor. Ayrıca çifte vatandaşlığa sahip kişilerin ve askerlerin seçimlerde aday olup olamayacağı meselesinin de çözüme kavuşturulması planlanıyor.

Mareşal Halife Hafter liderliğindeki “Libya Ulusal Ordusu” daha önce anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını açıklamıştı. Anlaşma, ABD Başkanı’nın Afrika işleri başdanışmanı ve kurumların birleştirilmesi ile seçim sürecinin ilerletilmesine odaklanan girişime öncülük eden Massad Boulos’un desteğini almıştı. Bu sırada Birleşmiş Milletler de anlaşma için daha geniş bir siyasi destek tabanı oluşturmaya ve diğer siyasi aktörlerle temas kurmaya çalışıyor.

Buna karşılık Tekale, salı akşamı Trablus’ta Anayasa Taslağı Hazırlama Kurumu Başkanı Murec Nooh ile yaptığı görüşmeyle anayasa konusunu yeniden siyasi gündemin merkezine taşıdı. Tekale, Konseyin anayasa hazırlamakla görevli ve halk tarafından seçilmiş kurumla iletişimi sürdürmeye önem verdiğini belirtti.

Tekale, anayasal sürecin gerektirdiği adımların tamamlanmasının ve Libyalıların özgür ve adil bir referandum yoluyla kendi anayasal sistemlerini seçme hakkını kullanmalarının önemini vurguladı. Görüşmede ayrıca siyasi tıkanıklığın aşılması ve ulusal seçimlerin yapılmasının önünü açacak, üzerinde uzlaşılmış bir anayasal temel oluşturulmasının yolları ele alındı.

Anayasa taslağını hazırlamak üzere kurulan kurum 2014’te seçilmiş, anayasa taslağını Temmuz 2017’de tamamlamıştı. Ancak taslak bugüne kadar referanduma sunulmadı. Böylece taslağın referanduma götürülmesinin mi, yoksa seçimlerin önünü açacak geçici bir anayasal temel oluşturulmasının mı öncelikli olması gerektiği konusundaki anlaşmazlık devam etti.

Tekale’nin tutumu, “4+4” anlaşmasına ilişkin daha önce yaşanan anlaşmazlığı da yeniden gündeme getirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Tekale o dönemde bu süreci, kendi değerlendirmesine göre yeterli kurumsal temele dayanmadığı gerekçesiyle reddetmiş ve anayasal-hukuki sürece bağlı kalınması ve Temsilciler Meclisi ile koordinasyon sağlanması çağrısında bulunmuştu.

Dibeybe ve Tekale’nin tutumları arasındaki farklılık, Trablus’taki siyasi kurumlar içinde siyasi uzlaşıların uygulanabilir seçim sürecine nasıl dönüştürüleceği konusunda daha geniş bir görüş ayrılığı bulunduğunu ortaya koyuyor. İki taraf, ilke olarak geçiş dönemine son verilmesi ve seçimlerin yapılması konusunda hemfikir olsa da seçimlere götürecek siyasi ve hukuki çerçeve konusunda farklılaşıyor.


Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
TT

Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)

Yemen’in Taiz’in batısı, Lahic ve batı kıyısı cephelerinde askeri çatışmalar sürerken, askeri kaynaklar dağlık bölgelerdeki çatışmalar ile hava saldırılarının Husilerin kayıplarını artırdığını belirtti.

Hükümete bağlı güçler, Kahbub Dağları’nda Husilerin düzenlediği bir saldırının püskürtüldüğünü ve bazı mevzilerin geri alındığını açıkladı. Açıklamada ayrıca bölgede üç insansız hava aracının (İHA) düşürüldüğü, Vaziye bölgesinde ise Husi unsurlarına ait toplanma alanları ve araçların hedef alındığı belirtildi.

Taiz’in güney kırsalında ise hükümet güçleri, Harad Cirdad bölgesindeki Karfan Dağı’nın kontrolünün tamamen sağlandığını duyurdu. Açıklamaya göre çatışmalarda 5’ten fazla Husi öldürüldü, yaklaşık 20 kişi de yaralandı.