Boykot imalarına rağmen, Körfez himayesi altında düzenlenecek Yemen müzakereleri

Politikacılar: Yemenliler arasındaki müzakereler, çatışmanın sona erdirilmesi, safların birleştirilmesi ve devletin yeniden kurulması için önemli bir fırsatı temsil ediyor

Sanaa caddelerinden birinde trafiği düzenleyen polis memuru (EPA)
Sanaa caddelerinden birinde trafiği düzenleyen polis memuru (EPA)
TT

Boykot imalarına rağmen, Körfez himayesi altında düzenlenecek Yemen müzakereleri

Sanaa caddelerinden birinde trafiği düzenleyen polis memuru (EPA)
Sanaa caddelerinden birinde trafiği düzenleyen polis memuru (EPA)

Körfez İşbirliği Konseyi’nin (KİK), Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da bulunan KİK Genel Sekreterlik merkezinde Yemen-Yemen müzakerelerine ev sahipliği yapacağını duyurması, bu müzakerelerin, Husi milislerin 2014 sonlarına doğru Yemen Ulusal Uzlaşı Hareketine yönelik darbesinden bu yana 8’inci yılına girecek olan çatışmaya son verecek temelleri belirleyecek sonuçlara ulaşılması ümidiyle, Yemen sokaklarında ve siyasi çevrelerinde büyük bir heyecan uyandırdı.
Husiler, KİK Genel Sekreterliği’nin Riyad’daki merkezinde, tüm Yemenli partilerden yaklaşık 500 kişinin katılımıyla düzenlenmesi beklenen müzakereleri boykot etme imasında bulunuyor. Ancak gözlemciler, müzakereleri durgun suları hareket ettirmek için bir adım olarak görüyorlar ve Yemenlilerin bu müzakereler ile barışa giden yola girebileceklerini, aynı zamanda uluslararası topluma, Körfez’in Yemen dosyasını kapatma ve Husileri bölgedeki İran gündeminden farklı bir yola yönlendirme konularındaki çalışmalarının açık bir göstergesi olacağını düşünüyorlar.

Müzakereler birkaç anlam taşıyor
Yemenli yazar ve gazeteci Ahmed Abbas, bu müzakerelerin öneminin, Yemenli taraflara yapılan davetin, tek bir ülkenin girişimi yerine KİK tarafından gelmesinde yattığını düşünüyor. Abbas Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bunun birçok anlamı var. Bunlardan en önemlisi KİK ülkelerinin bu dosyayı herhangi bir şekilde kapatma niyetinde olmasıdır. Müzakereler, Yemenli oluşumlara anlaşmazlık konularını aşmayı ve Yemen’i içinde bulunduğu durumdan çıkarmayı ve ciddi acılar çeken halkı rahatlatmayı sağlayacak kapsamlı bir siyasi süreci başlatma fırsatı veriyor.”
Abbas, bu müzakerelerin zamanlamasının önemli bir işaret olduğuna inanarak “Zamanlama zekice ve son derece önemli. Dünya büyük çaplı jeopolitik ve ekonomik değişikliklerden geçiyor ve yeni bir, çok kutuplu dünya oluşabilir. KİK ülkeleri, büyük güçler tarafından suiistimal edilen Yemen dosyasını kapatmak için bu değişkenlere yatırım yapmak istiyor” ifadelerini kullandı.
Abbas şu ifadeleri de sözlerine ekledi:
“Husilerin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından yakın zamanda terörist hareket olarak sınıflandırılması, Suudi Arabistan Krallığı ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin üzerine oynadığı uluslararası anlaşmazlıklardan en iyi şekilde yararlandıklarının çok iyi bir kanıtı. Bu müzakereler, Yemenliler için, özellikle de darbeye karşı olanlar için, saflarını birleştirmeleri, ülkelerini geri almaları ve karanlık tünelden çıkmaları için son bir şansı temsil ediyor. Müzakerelerin sonuçlarının Yemen’in kaderini belirleyeceğini ve Yemenlilerin bu fırsatı değerlendirememesi durumunda Yemen’i nasıl bir akıbetin beklediğini kimsenin bilemeyeceğini düşünüyorum.”
Husilerin müzakere davetini reddetme iması ile ilgili olarak Abbas, “Husiler için bu onlara yapılan ilk davet değil, Krallık onlara geçen yıl bir barış girişimi teklif etmiş ve onlar bunu kati bir şekilde reddetmişti. KİK’in çağrısına da cevap vermeyeceklerini düşünüyorum. Zira İran’ın elinde bir araç haline geldiler ve asla var olmayan bağımsız kararlarını kaybettiler” ifadelerini kullandı. Abbas son olarak, müzakerelerin sonuçlarının ‘Yemen’in içinde bulunduğu durumdan çıkması için bir yol haritası’ olmasını umduğunu belirtti.

Körfez’in farkındalığı
Yemenli akademik ve politik araştırmacı Dr. Faris el-Beyl, ‘Körfez bölgesinin ve Krallığın, Yemen sorununun çözülmesinin öneminin yanı sıra Yemen devletinin ve ulusal uzlaşı devletinin geri getirilmesinin, savaş ve çöküş döngüsünden çıkılmasının, tarih, coğrafya, kültür gereği tarihi bir sorumluluk olduğunun fakında olduğunu’ belirtti.
Beyl Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, düzenlenecek müzakerelerin uluslararası kutuplaşma ve uluslararası çıkmaza çözüm bulmaya yönelik Yemen dosyasının sunulmasından sonra geldiğine inanıyor. Beyl, “Yemen’in sorunları, ülkenin siyasi durumu çöküşle karşı karşıya kalıp, varlığını ve nüfuzunu kaybetmesi ve savaşın uzaması ve siyasi eylemin çökmesi sonucu dallara ayrıldı ve iç içe geçti. Yemen ve milyonlarca insanı açıkta bırakıldı, tüm Yemenliler dağılma aşamasına girdi, küçük projeler ortaya çıktı, sorunlar karmaşıklaştı ve çözüm yolları tıkandı” dedi.
Beyl bu müzakereleri, Husi milislerinin kalıcı uzlaşmazlığının yanı sıra bir yanda Yemen toplumuna zarar vermeleri diğer yandan uluslararası toplumun durgunluğu ve Birleşmiş Milletler'in Yemen soruna gerçek bir çözüm bulma konusundaki yetersizliği ile mücadele olarak görüyor. Aynı zamanda uluslararası durgunluğun Yemen siyasi, ekonomik, kültürel ve sivil toplumunda büyük bir parçalanma durumuna yol açtığını ve umutsuzluğun Husi milisler dışında herkesi etkisi altına aldığını belirtti.
Beyl şu ifadeleri de sözlerine ekledi:
“Yemen sorununun çözümünde çıkarlar ve nüfuz çatışmasına dayalı büyük durgunluk ve uluslararası kutuplaşma göz önüne alındığında, KİK’in bu önemli girişimi, Yemen sorununa yönelik ilerleme kaydetmek, kutuplaşma ve dış manipülasyon olmaksızın topu yine Yemenlilerin sahasına geri vermek ve sorunlarının çözümünde Yemen-Yemen rolünün etkinliğini yeniden sağlamak üzere başlatılıyor.”
Siyasi araştırmacı Beyl, Körfezin bu girişiminin ikinci olduğunu, daha önce 2012 yılında tüm Yemenlileri diyaloğa götürecek bir girişimde bulunulduğunu ancak bunun, Husiler tarafından bozulduğunu hatırlattı. Beyl “Bu girişim, bölgedeki en önemli siyasi ve ekonomik birlik olan Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) adına geliyor. KİK makul bir arabulucuyu temsil ediyor zira Yemenlilerin bir an önce barışa ulaşmaları ve devleti yeniden inşa etmeleri konusunda son derece kararlı davranıyor. Aynı zamanda Yemen’in artık yıkıcı bir savaş durumunda devam etmesinin bir yolu yok zira bu durum bölgeyi bir bütün olarak sonsuz krizlere sokuyor” dedi.
Bu müzakerelerden istenen sonuçlar hakkında Beyl “Bu diyaloğun sonuçları ne olursa olsun, hedeflenen olumlu sonuçlardır. Tüm Yemenliler koşulsuz ve belirli gündemler dahil olmaksızın diyaloğa döndüklerinde, Yemenli partilerinin sorunlarını çözmek için değil, vatan sorununu çözmek için bir araya gelecekler. Aynı zamanda bu yeni tarihi bloğun oluşmasını sağlayacak toplantı, bu çerçeveden ayrılan ve Körfez İşbirliği Konseyi’nin tamamını reddedenleri de izole edecek ve onları Yemen devletinden ve ulusundan uzaklaştıracaktır” ifadelerini kullandı.
Beyl, Körfez toplumunun, tarafların gerçek anlaşmalara varmaları ve inşaat sürecini entegre bir şekilde yürütmek de dahil olmak üzere Yemenlilere yıkılan vatanlarını geri verecek etkili vizyonlar ve uzlaşma sağlanmasına destek vereceğini belirtti.
Beyl “Husiler müzakerelere katılmazsa, ulusal projeye dönmek ve İran projesine hizmet etmekten vazgeçmek için büyük fırsatları kaçıracak, parçalanmasından ve zayıflığından beslenmesinden sonra ise kendisini bir araya gelmiş Yemen bloğuyla karşı karşıya bulacak” dedi.
Bu konferansın, Yemen’i kurtarmak ve ulusal rolü harekete geçirmek için yeni bir itici güç olacağına inanan Beyl, “Yemenliler, barışı sağlamak ve dünyanın en büyük insani felaketini yaşayan Yemenlileri kurtarmak için samimi bir vicdan ve samimi niyetle konferansa gelecekler” ifadelerini kullandı. Aynı zamanda “Muhataplar bunu yapmazlarsa Basra Körfezi gibi bir taşıyıcı, garantör ve destekçi bulamayacaklar. Böyle yaparak hem kendilerinin hem de Yemen’in kurtuluş şansını da kaçırmış olacaklar” uyarısında bulundu.

Önemli zamanlama
Yemen Enformasyon Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Fayad en-Numan, müzakerelerin zamanlamasının önemine dikkat çekti. Aynı zamanda, KİK’in tüm Yemenli taraflar arasında Yemen krizine siyasi bir çözüm bulmak için gösterdiği büyük çabaya da değindi.
Müsteşar Yardımcısı Fayad en-Numan Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalarda, “Genel olarak, bu davet başlı başına kardeş ülkelerin ve tüm Yemenli güçlerin bir diyalog masasında oturmasını sağlaması olumlu bir yaklaşım. Müzakereler, devletin yeniden kurulması, darbe milislerinin konferansı yasaklaması durumunda darbenin bitirilmesi ve Husi darbe projesine karşı tüm hizipler ve oluşumlar arasındaki safların birleştirilmesi gibi birçok önemli sorunu çözmek için çalışacak” ifadelerini kullandı.
Fayad en-Numan şu ifadeleri de sözlerine ekledi:
“Konferansın zamanlaması, Birleşmiş Milletler’e ve BM Güvenlik Konseyi’ne barış çabalarını kimin engellediğini ve reddettiğini göstereceği için son derece önemli. Tüm taraflardan Yemenlileri, savaşı durdurmaya ve gerçek barışı sağlamaya çağırmayı amaçlayan konferans bu durumu ortaya çıkaracak.”
Darbe güçlerine bağlı Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan bir açıklamada, Husi milislerinin Riyad’a gelmeyi reddettiklerine işaret ederek müzakerelere katılmayacakları imasında bulunuldu. Açıklamada, tarafsız bir yerde, Yemen’deki meşru hükümeti destekleyen Arap Koalisyonu ülkeleri ile diyalog kurmayı memnuniyetle karşıladıkları iddia edildi.
KİK Genel Sekreteri Dr. Nayef el-Hacraf perşembe günü, KİK’in Riyad’daki Genel Sekreterlik merkezinde 29 Mart-7 Nisan tarihleri ​​arasında Körfez himayesinde Yemen-Yemen müzakerelerine ev sahipliği yapacağını, tüm Yemenli taraflara ve oluşumlara davetiye gönderileceğini belirtti.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.