Batı’nın Rusya’ya yaptırımları Rus milliyetçiliğini yükseltiyor

Paylaşılan acılar Rusları kızdırırken, karşılık verme arzusu yaratıyor ve hükümetlerinin yanında yer alma olasılığını artırıyor

Rusya Devlet Başkanı Putin, Ukrayna’da en güçlü imha silahlarını kullandığı amansız bir savaşa öncülük ediyor (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Putin, Ukrayna’da en güçlü imha silahlarını kullandığı amansız bir savaşa öncülük ediyor (Reuters)
TT

Batı’nın Rusya’ya yaptırımları Rus milliyetçiliğini yükseltiyor

Rusya Devlet Başkanı Putin, Ukrayna’da en güçlü imha silahlarını kullandığı amansız bir savaşa öncülük ediyor (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Putin, Ukrayna’da en güçlü imha silahlarını kullandığı amansız bir savaşa öncülük ediyor (Reuters)

Tarık eş-Şami
McDonald’s restoranları, 1990’da Moskova’da ilk kez açıldığında yeni Batı yanlısı Rusya döneminin bir simgesiydi. Ancak bu dönem, Moskova’nın Ukrayna’yı işgal saldırılarından sonra uygulanan yaptırımların bir parçası olarak Batılı markaların Rusya’yı topluca terk edişiyle. Batı’nın ‘istenen etkiyi yaratacağına ve Rusların Devlet Başkanı Vladimir Putin’e karşı darbesine neden olacağına’ inandığı ekonomik darboğaz sonucunda ise Rus milliyetçiliği yayılıyor.
Peki tarih, Rusların 20. yüzyıl boyunca kargaşa, istikrarsızlık ve sert sosyal deneyimler ortasında yaşama yetenekleri hakkında ne diyor?

Markanın ayrılışı
Putin, ‘Hipersonik’ (sesten beş kat daha hızlı) ve uzun menzilli füzeler gibi güçlü imha silahlarını kullandığı Ukrayna’da amansız bir savaşa öncülük ederken, savaşın cehenneminden komşu ülkelere kaçan mültecilerin sayısı da artıyor. Ancak Rusya’dan kaçış ve toplu göç sürecinde başka bir şey daha var ki, bu da 1990’da ABD merkezli McDonald’s restoranlarının başkent Moskova’da ilk şubelerini açmasıyla Rusya’ya ilk kez giren Batılı markaların ülkeyi topluca terk edişi. McDonald’s’ın gelişi, Sovyetler Birliği’nin ve komünist rejiminin çöküşünden bir yıl önce Batı yanlısı yeni bir Rusya’nın ve 64 yıllık bir varlığın ardından Demir Perde’nin bir simgesiydi.
Ancak bu dönem ve otuz yılı aşkın bir süredir Batı’ya tanık olduğu geniş açıklık, Putin’in 24 Şubat’ta komşusu Ukrayna’yı işgal etmeye karar vermesinin ardından, birkaçı faaliyete devam etse de farklı alanlarda yaygınlaşan yüzlerce Batılı markanın geri çekilmesiyle aniden sona erdi. Araştırmacılara göre yatırımların neden olduğu ekonomik boğulma, Batı’nın ‘Rusya’nın genişlemesini ve Ukrayna’ya saldırısını’ reddetmesinin doğrudan bir sonucu olarak, Rus milliyetçiliğinin hızla yayılmasına yol açtı.

Yaptırımların hedefi
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Batı, Rusya’yı cezalandırarak, sadece Başkan Putin’in mali çevresine baskı yapmakla kalmayıp, yaptırımların yol açtığı korkunç ekonomik krize de son vermeyi amaçlıyor. Aynı zamanda Rus sokaklarında savaşa karşı baskıların artması umuduyla sıradan vatandaşa mümkün olan en büyük zararı vermeyi hedefliyor. Putin’i savaşın gidişatını değiştirmeye, artan gıda, temel ürünler, elektrikli ev aletleri, arabalar ve ilaçlarla vatandaşın hissetmeye başladığı yaptırımları hafifletebilecek bir ateşkes veya hızlı bir barış anlaşması kabul etmeye zorlamak da bu amaçların arasında yer alıyor. Öyle ki şubelerini kapatan ve piyasadan çıkan Batılı markaların ortadan kalkmasıyla birlikte iş kaybı riski de artmış durumda.
Rusya Merkez Bankası, ekonominin yüzde sekiz küçülmesini beklerken öyle görünüyor ki birçok Rus, sosyal medya iletişimlerinin etkisi, seyahat edememe ve artan izolasyon duygusu da dahil olmak üzere yaşam biçimlerinden vazgeçmek zorunda kaldı. ABD ve Batı Avrupa ülkeleri de istenen etkiyi yaratabileceğini düşündükleri ekonomik ve psikolojik acıyı artırmak için bahis oynuyorlar.

Rusların kalıcı acısı
Bununla birlikte Colorado Eyalet Üniversitesi’nde kültürel ve uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. Julia Hörhager, yaptırımların Batı’nın istediği etkiyi yaratmayacağı, çünkü Rusların kargaşa ve istikrarsızlığa alışkın olduğunu belirtti. Hörhager, Rusların 20. ve 21. yüzyılın başlarında sert toplumsal tecrübelere katlandığını hatırlattı. Ayrıca Rusya, Birinci Dünya Savaşı’ndan yoksullaşarak çıktı. Bolşevikler 1917’de Çar yönetimini vahşice devirerek, altmış yıldan fazla süren uzun bir Sovyet komünist yönetimi dönemini başlattı ve devrimci dava adına, siyasi düşmanlarını bastırmak için sert yöntemler kullandı.
Birçok akademik çalışma, Bolşeviklerin ‘devletin çıkarları uğruna bireyin çıkarlarının feda edilmesi gerektiğine inandıklarını gösteriyor ve bu durumu, kutsal bir toplumsal misyon olarak tasvir ediyorlar. 1929 yılında özel mülkiyet kaldırıldı ve siyasi liderler Sovyet devletine mutlak itaati emrettiler. Josef Stalin (1917 - 1956), milyonlarca insanı Gulag zorunlu çalışma kamplarına sürgün ederek ve birçoğunu soğukkanlılıkla infaz ederek Stalinizm’i inşa etmeye çalıştı. Kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere her Rus vatandaşının acı verici bir fedakârlık yapmasını gerektiren İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesine kadar muazzam insan ıstırabına ve can kaybına yol açan tarımsal ve endüstriyel programlar ortaya koyuldu.
Savaşın sonlanmasının ardından Sovyetler Birliği, vatandaşlarının seyahat etmesini ve Batı ile iletişim kurmasını engelleyen Demir Perde olarak tanımlanan şeyi inşa etti. Sovyet devletinin ABD etkisi karşısında komünist etkisini genişletme girişimleri, Soğuk Savaş’a yol açtı, silahlanma ve ordu harcamalarını artırdı. Bu da Sovyet lideri Mihail Gorbaçov’un geç reform girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanmasıyla 1990 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin sancılı bir şekilde dağılmasına, ilgisizliğin ve idari yozlaşmanın yaygınlaşmasına neden oldu. Bu koşulları da yeni kurulan Rusya’daki yaygın ekonomik kargaşa, yaygın işsizlik ve yüksek intihar oranları takip etti.

Zorluklara alışmak
Güney Florida Üniversitesi’nde araştırmacı Evgeniya Pyatovskaya, Rusların yaşadığı tüm bu zorlukların, (son 20 yılda Rus yaşamının bir parçası haline gelen son moda markalar, IPhone’lar, lüks kahvelerden ve arabalardan sonra bile) son Batı ekonomik yaptırımlarının dayattığı malların yokluğundan korkmayacaklarını gösterdiğini ifade etti. Pyatovskaya, Rusların kısa bir süre içerisinde bunlara sahip olduklarını söylerken, bu durumun da onsuz bir hayat hayal edebilecekleri anlamına geldiğini vurguladı.
Pyatovskaya, Rusya’da lüks bir şirket olan McDonald’s restoranları da dahil olmak üzere Batı’nın yasakladığı lüks şirketlerin ve ürünlerin çoğunun ağırlıklı olarak Moskova ve komşu bölgelerde bulunduğunu ve Rusların büyük çoğunluğunun, bu şirket ve ürünleri şehirlerinde görmediğini söyledi. Araştırmacıya göre bu da Rus halkının çoğunluğunun lüks ve eğlence amaçlı mal ve ürünlere dair yaptırımlardan çok fazla etkilenmeyeceğini gösteriyor.

Mücadelelerinde birleştiler
Öte yandan tarih, herhangi bir siyasi ve ekonomik çatışmanın, özellikle ABD ve Batı ülkeleri tarafından geleneksel olarak temsil edilen ortak bir düşman karşısında Rusya’yı ve halkını birleştirdiğini söylüyor. İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş, Rus ulusunu ‘ruhunu feda eden ahlaki açıdan üstün bir ulustan oluşmuş benzersiz Sovyet kimliğinin merkezi olarak’ özveri fikri etrafında birleştirmişti.
Sovyet kimliği, Rusya da dahil olmak üzere çok çeşitli etnik kökenleri içeriyordu. Ayrıca Moskova, SSCB’nin başkenti ve Rusça da SSCB’nin resmi dili olmasına rağmen birlik, Rus dili ve kültürünün yayılması ve zorla asimilasyon yoluyla benzerlikleri dayatılan 100’den fazla farklı ulusu birleştirmiş 14 ek cumhuriyetten oluşuyordu. Dolayısıyla Sovyet kelimesi, Ukraynalılar, Ruslar, Gürcüler, Belaruslar, Ermeniler, Azeriler ve diğerleri dahil olmak üzere Sovyetler Birliği’nde yaşayan herkesi ifade ediyor.
Sovyetler Birliği, vatanseverliğin ve anavatana sadakatin bir hareketi olarak Sovyetlerin benzerliğini ve halkın ahlaki fedakarlığını yücelten bir retorik kullandı. Bunu belirten sloganları arasında, ‘Anavatanını düşün, sonra kendini düşün’ ve Slav halklarının dili olan ‘Kiril’e atıfla ‘Ben alfabenin son harfiyim’ ifadeleri yer alıyor.
Nihayetinde Rusya ve Sovyetler Birliği, yurtiçinde ve yurtdışında ve özellikle Sovyetler Birliği’nde doğup büyüyen Rus milliyetçileri açısından aynı şekilde anlaşıldı. Son zamanlarda Batı’yı kucaklayan bir Ukrayna izlemek, onlar açısından Rusya’nın Ukrayna ile birlikte giden tarihinin bir kısmından vazgeçmek anlamına geliyor.

Ters sonuç
Rus kökenli bazı göçmen akademisyenler, birçok Rus’un Ukrayna’daki savaşı reddetmesine ve kendilerini bu durumun içine çeken hükümeti desteklememelerine rağmen Batı’nın yaptırım stratejisinin geri tepebileceğini söylüyor. Ancak tüm Rusların yaptırımlardan mustarip olduğunu ve krizden etkilendiğini belirten araştırmacılar, bu nedenle ortak acılarının çok tanıdık olmalarına rağmen sonucun çok tehlikeli olduğunu ve koşulların onları kızdırdığını vurguladı. Araştırmacılara göre bazı vatandaşlar, Sovyet döneminde ortaya çıkmış Rus milli zihniyetinden kaynaklanan bu ıstıraba karşılık verme arzusuna sahip.
Bazı taraflar, Batı özgürlüklerinin Rus gençler için çekici olduğunu söylese de bu, sadece kısmen doğru olabilir. Öyle ki Ruslar, tarihsel olarak ne ifade özgürlüğüne, ne kendi kaderini tayin etme özgürlüğüne, ne din özgürlüğüne, hatta ne de sınırsız seyahat özgürlüğüne sahipti. Ama bunun karşısında Rus halkı, savaşı başlatmaya karar veren onların otokratik lideri olsa bile sabırlıdır, acıya ve ıstıraba karşı dayanıklıdır ve çoğu zaman anavatanlarına aşırı sadıktır.

Yaralı ayı
ABD’deki Colorado Üniversitesi’nden Julia Hörhager, Rusların şu an büyük bir çıkmazda olduğunu, şu anda Ukrayna’yı bombalayan ve yok eden ülkenin aynı zamanda sevgili vatanları olduğunu vurguladı. Araştırmacıya göre uluslararası toplum tarafından reddedilme duygusundan dolayı Rusların, hükümetlerinden yana olma şansları büyük ve bu durum, Batı reddi ile mücadelede ülke sanayisini ve ekonomisini yeniden canlandırma kisvesi altında Putin rejiminin güçlendirilmesine yol açabilir.
Bu çerçevede Rusya’nın yeniden ortak bir düşmanı olacak. Genellikle korkunç sonuçları olan isyan ve ayaklanma sesi azalırken, Rusların Anna Politkovskaya, Alexander Litvinenko, Boris Nemtsov ve Aleksey Navalni gibi en ünlü, öldürülen veya hapsedilen liderlerinin hikayelerini öğrettiği muhalefet duyulmayacak.
Bu nedenle Batılı ülkeler, Rusları hükümetlerini protesto etmeye teşvik etti. Batı onlarla iyi ilişkileri kestikçe durum, Ruslar için ideolojik bir çelişki haline geliyor. Çünkü Batı, bu hükümetin yaptıkları dolayısıyla insanları cezalandırıyor ve yaptırımlar vatandaşların ekonomik olarak boğulmasına neden oluyor.
Rusların dediği gibi güvenlik kuralları, Rus ayısının yuvası olan Sibirya’da bir ölüm kalım meselesi haline geldi. En önemli kurallardan biri ise ayıya her zaman bir kaçış yolu bırakmaktır. Çünkü üç durumda saldırganlaşacaktır; yaralandığında, etrafı sarıldığında ve tehdit altında yavrularını korumak zorunda kaldığında. Bu çerçevede Rus milletini temsil eden ayı da zaten yaralı ve tuzağa düşmüş durumda.



Uygur kamplarını ifşa eden Çinli, ABD’de sığınma hakkı kazandı

Uluslararası kamuoyu, Uygurların tutulduğu gözaltı kamplarının kapatılması çağrısında bulunmuştu (AP)
Uluslararası kamuoyu, Uygurların tutulduğu gözaltı kamplarının kapatılması çağrısında bulunmuştu (AP)
TT

Uygur kamplarını ifşa eden Çinli, ABD’de sığınma hakkı kazandı

Uluslararası kamuoyu, Uygurların tutulduğu gözaltı kamplarının kapatılması çağrısında bulunmuştu (AP)
Uluslararası kamuoyu, Uygurların tutulduğu gözaltı kamplarının kapatılması çağrısında bulunmuştu (AP)

Çin'in Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde gizlice görüntü çeken Guan Heng'e ABD'de sığınma hakkı tanındı. 

New York şehrinde 28 Ocak'ta düzenlenen duruşmada yargıç Charles Ouslander, Guan'ın Çin'e geri gönderilmesi halinde zulüm göreceğine dair "haklı bir korkusu" olduğunu söyleyerek kendisine sığınma hakkı tanınmasına karar verdi. 

38 yaşındaki Çinli, Sincan'da Uygurların tutulduğu gözaltı merkezleriyle bölgedeki yoğun güvenlik uygulamalarının görüntülerini 2020'de çekmişti. 

Yaklaşık 20 dakikalık videoları yayımladıktan sonra tutuklanma korkusuyla ülkeyi 2021'de terk etmiş, Hong Kong'dan Ekvador'a oradan da Bahamalar'a geçip küçük bir şişme botla ABD'ye ulaşarak iltica başvurusunda bulunmuştu. 

Guan, geçen yıl ağustosta Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ekipleri tarafından New York'ta yakalanıp gözaltına alınmıştı. 

Donald Trump yönetimi, Guan'ın Uganda'ya sınır dışı edileceğini duyurmuş, insan hakları örgütleri de karara tepki göstermişti. 

New York Times'ın aktardığına göre Guan henüz serbest bırakılmadı. İç Güvenlik Bakanlığı'nın mahkeme kararına itiraz etmeyi planladığı, bu süre zarfında Çin vatandaşının gözaltında tutulacağı belirtiliyor. 

Guan, videokonferans yöntemiyle katıldığı duruşmada Bahamalar'dan Florida'ya geçerken yaşamını yitirebileceği için videoyu YouTube'dan yayımlama kararı aldığını söyledi. Görüntüleri paylaşmasının ardından, Çin'de yaşayan babasının polis tarafından üç kez sorgulandığını ifade etti. 

Guan'ın avukatı Chen Chuangchuang, ABD'nin müvekkiline sığınma hakkı sağlamakta "ahlaki ve hukuki bir sorumluluğu" olduğunu vurguladı. 

Göçmenlere karşı sert uygulamalarıyla gündemden düşmeyen Trump yönetiminde iltica başvuruları da iyice zorlaştı. 

ABD merkezli kâr amacı gütmeyen Mobile Pathways'in derlediği federal verilere göre, sığınma başvurularının onaylanma oranı 2010-2024'te yüzde 28 iken, bu oran geçen yıl yüzde 10'a kadar geriledi. 

Çin, Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde zorla çalıştırma, işkence ve "yeniden eğitim kampı" adı altında alıkoyma suçlamalarıyla karşı karşıya.

İnsan hakları örgütleri, bölgedeki yaklaşık 1 milyon kişinin zorla toplama kamplarına ve hapishanelere yerleştirildiğini öne sürüyor. ABD de Uygurlara yönelik muameleyi "soykırım" diye niteliyor.

Pekin yönetimiyse iddiaların gerçeği yansıtmadığını savunuyor.

Independent Türkçe, Guardian, New York Times


Rusya-Ukrayna savaşının geleceğine dair üç senaryo

Analize göre Ukrayna, piyade açığını insansız hava araçlarıyla (İHA) kapatmaya çalışıyor (Reuters)
Analize göre Ukrayna, piyade açığını insansız hava araçlarıyla (İHA) kapatmaya çalışıyor (Reuters)
TT

Rusya-Ukrayna savaşının geleceğine dair üç senaryo

Analize göre Ukrayna, piyade açığını insansız hava araçlarıyla (İHA) kapatmaya çalışıyor (Reuters)
Analize göre Ukrayna, piyade açığını insansız hava araçlarıyla (İHA) kapatmaya çalışıyor (Reuters)

ABD arabuluculuğundaki ateşkes müzakerelerinden henüz sonuç çıkmazken, Rusya ve Ukrayna karşılıklı saldırıları sürdürüyor. 

Washington merkezli düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nin (CSIS) raporuna göre, Rusya'nın Şubat 2022'deki saldırısıyla başlayan savaşta yaklaşık 2 milyon kişi öldü, yaralandı ya da kayboldu. 

Çalışmada, Rusya'nın yaklaşık 1,2 milyon kayıp verdiği ifade ediliyor. Ukrayna içinse bu rakam 600 bin civarında. 

Rus ordusunda 275 bin ila 325 bin askerin hayatını kaybettiği, Ukrayna ordusundaysa 100 bin ila 140 bin askerin yaşamını yitirdiği aktarılıyor.

Wall Street Journal, bu yıl savaşın gidişatını değiştirebilecek üç senaryoyu inceledi.

Savaş sürecek, müzakereler devam edecek

Analize göre en muhtemel senaryo, görüşmelerin sonuçsuz kalırken savaşın 5. yılında da devam etmesi. 

Trump yönetimi, müzakereler kapsamında Donbas’ın geri kalanının Rusya’ya verilmesi halinde ateşkes sağlanabileceğini savunuyor ancak Kiev yönetimi toprak tavizine yanaşmıyor. 

Eski Ukrayna Savunma Bakanı Andriy Zahorodniyuk, “Ukrayna halkı, ABD öncülüğündeki görüşmelere büyük şüpheyle yaklaşıyor” diyor. 

Rusya'daki her askeri, endüstriyel ve siyasi gelişmenin savaşın süreceğini işaret ettiğini, Donbas’ın Moskova tarafından işgali tekrar başlatmak için kullanılabileceğini savunuyor. 

Ukrayna geri adım atacak

Yıllardır savaşan Ukrayna ordusunun gücünün nihayetinde tükenmesi de savaşın gidişatını belirleyecek olasılıklar arasında yer alıyor. 

Ukrayna ordusu, piyade açığını drone geliştirerek kapatmaya çalışsa da bu, Rusya’nın yıpratma taktikleri ve yoğun cephe saldırılarına karşı yeterli olmayabilir. 

Berlin merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Rusya Avrasya Merkezi'nin direktörü Alexander Gabuev, şu değerlendirmeleri paylaşıyor: 

Yıpratma savaşları önce yavaş yavaş, sonra da aniden kaybedilebilir.

Askeri tarihçiler de I. Dünya Savaşı'nın sonunda Alman ordusunun, çatışmanın büyük bir bölümünde taktiksel üstünlüğüne rağmen yorgun düştüğünü hatırlatıyor.

Rusya saldırıları durduracak 

Analize göre Rus ekonomisi hem Batı yaptırımlarının hem de savaşın etkisiyle güçlük çekiyor.

Ukrayna’nın petrol rafinerilerine yönelik uzun menzilli saldırıları ve ABD’yle Avrupa’nın “gölge filoya” karşı aldığı önlemler de Kremlin’in enerji sektöründen elde ettiği gelirlere darbe vurdu. 

Rus iş insanları da savaşın ekonomiyi kötü etkilediğini, Moskova’yı parça tedariki ve petrol alımında Çin’e bağımlı hale getirdiğini söylüyor. 

Analizde, daha sıkı yaptırımlarla ekonomiye yük bindirilmesi halinde Rusya’nın savaşı uzatma kapasitesinin de zayıflayabileceği yorumu yapılıyor. 

Independent Türkçe, Wall Street Journal, New York Times


Trump, İran’da “rejim değişikliği” planlıyor

Trump, Basra Körfezi'ne "armada" gönderdiklerini söyleyerek, askeri yığınağın artırılacağı sinyalini vermişti (AFP)
Trump, Basra Körfezi'ne "armada" gönderdiklerini söyleyerek, askeri yığınağın artırılacağı sinyalini vermişti (AFP)
TT

Trump, İran’da “rejim değişikliği” planlıyor

Trump, Basra Körfezi'ne "armada" gönderdiklerini söyleyerek, askeri yığınağın artırılacağı sinyalini vermişti (AFP)
Trump, Basra Körfezi'ne "armada" gönderdiklerini söyleyerek, askeri yığınağın artırılacağı sinyalini vermişti (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'da rejim değişikliği planladığı öne sürülüyor. 

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan ABD'li yetkililer, Washington'ın protestolardan sorumlu tuttuğu İranlı güvenlik kurumları ve komutanlara saldırı planladığını iddia ediyor. 

Bu saldırılarla protestoları kışkırtarak İran'da "rejim değişikliğinin önünü açacak koşulların oluşturulmasının" hedeflendiği savunuluyor. 

Yetkililer, İran'ın misilleme kapasitesini azaltmak için balistik füze tesislerine geniş çaplı saldırıların da masadaki seçenekler arasında yer aldığını söylüyor. Buna ek olarak uranyum zenginleştirilen nükleer tesislerin hedef alınabileceği aktarılıyor.

Diğer yandan kaynaklar, Beyaz Saray'ın askeri harekat da dahil henüz bir eylem planında karar kılmadığını belirtiyor. 

Trump, dünkü açıklamasında Tahran yönetimine nükleer anlaşma için müzakere çağrısı yapmış, herhangi bir saldırının hazirandaki askeri harekattan daha şiddetli olacağı tehdidinde bulunmuştu.

İran ve İsrail arasında Gazze savaşı nedeniyle tırmanan gerginlik haziranda sıcak çatışmaya dönüşmüştü. İsrail'in 13 Haziran'daki saldırısıyla başlayan çatışmalarda İran vakit kaybetmeden misilleme yapmıştı.

Çatışmalarda ABD'ye ait bombardıman uçakları İran'daki İsfahan, Fordo ve Natanz tesislerine 22 Haziran'da hava saldırısı düzenlemiş, operasyonda 14 "sığınak delici" GBU-57 bombası kullanılmıştı.

Kimliğinin gizli tutulmasını isteyen İranlı bir üst düzey yetkili, Tahran yönetiminin "hem çatışmaya hazırlandığını hem de diplomatik diyaloğu sürdürdüğünü" söylüyor.

Diğer yandan İsrailli bir üst düzey yetkiliyse Tahran yönetiminin sadece hava saldırılarıyla devrilemeyeceğine dikkat çekiyor: 

Rejimi devirmek istiyorsanız, asker göndermeniz gerekir.

Kaynak, İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in öldürülmesi durumunda Tahran yönetiminin onun yerine birini geçireceğini belirtiliyor. Yalnızca dış baskı ve ülke içinde örgütlenmiş bir muhalefetin birlikte hareket ederek rejimi yıkabileceğini savunuyor.

"İran hâlâ ölümcül bir güç"

Wall Street Journal'ın analizinde, olası bir saldırıya karşı İran'ın kuvvetli misilleme yapabileceği yazılıyor. 

Devrim Muhafızları'nın elinde İsrail'e ulaşabilecek yaklaşık 2 bin adet orta menzilli balistik füze ve önemli miktarda kısa menzilli füze stoku bulunduğu belirtiliyor. 

Washington merkezli düşünce kuruluşu Demokrasileri Savunma Vakfı'nın İran programının kıdemli direktörü Behnam Ben Taleblu, "Tahran zayıf olabilir ancak füze gücü sayesinde hâlâ ölümcül bir güç" diyor. 

Trump, İran riyalinin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta patlak veren eylemlerde, göstericilerin vurulması veya idam edilmesi halinde askeri müdahale tehdidinde bulunmuş, daha sonra operasyonu askıya almıştı.

İran devleti eylemlerdeki can kaybına dair ilk açıklamayı 21 Ocak'ta yapmıştı. Güvenlik güçleri ve siviller dahil 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiği duyurulmuştu. 

Ancak ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), gösterilerde çıkan olaylarda 6 bin 373 kişinin hayatını kaybettiğini, 42 bin 486 kişinin gözaltına alındığını savunmuştu.

BBC'nin aktardığına göre eylemlerde yakalananlar, polis tarafından gözaltına alınma endişesiyle hastanelere tedavi olmaya bile gidemiyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters, Times of Israel, BBC