Rusya-Batı çatışması Kızıldeniz’e taşınır mı?

Sudan’da bir Rus askeri üssü kurma düzenlemeleri, Washington ile ‘olası bir mücadelenin’ önünü açıyor

Port Sudan limanı yakınlarında, Kızıldeniz bölgesinde bir Rus askeri üssü kurmak için düzenlemeler yapılıyor (Independent Arabia- Hasan Hamid)
Port Sudan limanı yakınlarında, Kızıldeniz bölgesinde bir Rus askeri üssü kurmak için düzenlemeler yapılıyor (Independent Arabia- Hasan Hamid)
TT

Rusya-Batı çatışması Kızıldeniz’e taşınır mı?

Port Sudan limanı yakınlarında, Kızıldeniz bölgesinde bir Rus askeri üssü kurmak için düzenlemeler yapılıyor (Independent Arabia- Hasan Hamid)
Port Sudan limanı yakınlarında, Kızıldeniz bölgesinde bir Rus askeri üssü kurmak için düzenlemeler yapılıyor (Independent Arabia- Hasan Hamid)

Mana Abdulfettah
Sudan hükümeti, bazen inkâr, bazen de sessizlik arasında, Kızıldeniz’de yabancı birimlerin olmayacağını belirtti. Hükümet, birkaç vesileyle limanlarının ulusallığının devam ettiğini vurguladı. Bu ifade, son olarak Egemenlik Konseyi Birinci Başkan Yardımcısı Muhammed Hamdan Dagalu’nun geçen hafta Sudan’ın doğusundaki vatandaşlar ve bu limanlarda çalışanlar ile bir araya gelişinde dile getirildi.
Mona-3.png
Kızıldeniz bölgesi rekabeti yönetmek için bir tiyatro haline geldiğinde çatışma riski yüksek seviyelere ulaşır (Independent Arabia-Hasan Hamed)
Ancak Port Sudan Limanı yakınlarında, askeri ve ekonomik güvenlik üssü için bölgesel ve uluslararası rekabete sahne olan Kızıldeniz bölgesinde bir Rus askeri üssü kurmak için düzenlemeler yapılıyor. Son yirmi yılda uluslararası güçler ile Kızıldeniz’e kıyısı olan bazı ülkeler arasında çeşitli anlaşmalar imzalandı. Anlaşmalar, bölgedeki stratejik ve ekonomik çıkarların korunmasını bu hayati alanda genişleme yarışıyla yaşanan koşullar ile birleştirici ihtiyaçlar uyarınca gelişti.
Bu sahne, gizli bir çatışma durumunu yansıtıyor. Karşımızdaki seferberlik ortasında uluslararası bir gücün, ‘uluslararası rekabet, bölgesel ittifaklar ve politika öncelikleri’ tarafından yönetilen bir başkasının varlığına itiraz edememesi olası.
ne-2.png
Geçtiğimiz yıllarda birkaç Somalili, Eritreli ve Etiyopyalı Kızıldeniz'i gizlice geçmeye çalışırken tutuklandı (The Independent Arabia - Hasan Hamid)
Ancak Kızıldeniz bölgesi, rekabeti yönetmek üzere bir tiyatroya dönüştüğünde çatışma riski, yüksek seviyelere ulaşıyor. ABD ile Çin arasında her zaman yaşananlar, Ukrayna savaşının ardından Rusya ile ABD arasında şu anda yaşananlar ve Rusya’nın Kızıldeniz’de askeri üs kurma projesinin yeniden canlandırılması gibi kendi çatışmalarını, diğer bölgelerden bu bölgeye aktarıyor.

Yoğun mücadele
Dünyanın dikkati Ukrayna’daki savaşa odaklanmışken, Rusya’nın dünyanın herhangi bir yerinde attığı her adım, başlattığı eski bir projenin devamı olsa bile büyük ilgi görüyor. Bu durum, Rusya’nın Kızıldeniz’de kıyı kenti Port Sudan yakınlarında bir askeri üs inşa etme projesi için de geçerli. Proje, 2017 yılında eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir, Moskova’yı ziyaret ettiğinde ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e Sudan’ın ‘Rusya için Afrika’nın anahtarı’ olacağını söylediğinde başladı. Öyle ki bir deniz askeri üssü fikri, Beşir’in Putin’den ABD müdahalesine karşı koruma talep ettiği oturumda doğdu.
Kızıldeniz’de uluslararası taraflarca ateşli bir çatışma çıkması halinde durum, Rusya’yı harekete geçirerek, askeri üs haberlerini artıracak. ABD liderliğindeki uluslararası tarafların, bunu kendilerine bir meydan okuma olarak kabul edebilmeleri mümkün ve durum, Ukrayna savaşına paralel olarak başka bir çatışma tiyatrosu başlatabilir.
Rus üssüne ilişkin haberlerin eski olduğu ve Rusya merkezli ‘TASS’ haber ajansı tarafından bir Sudan karartması ile yayınlandığı göz önüne alındığında ayrıntıları eşelemek, şu an yeni bir boyut kazanmış durumda. Putin’in 17 Kasım 2020’de Sudan’da bir Rus donanma tesisi kurmayı kabul etmesi üzerine yayınlanan haberler, üssün niteliğine, 25 yıllık anlaşmanın maddelerine ve içeriğine ilişkin ayrıntılar içeriyordu. Sovyetler Birliği’nin çöküşünden bu yana Moskova’nın Afrika’daki ilk büyük askeri dayanağının yolunu açarak, nükleer güçle çalışan gemileri yanaştırma kapasitesine sahip’ olacağı belirtiliyordu. Ayrıca Moskova’nın Port Sudan’ın kuzeyinde 50 kilometrekarelik bir alanı satın alması gibi pek çok bilgi yayınlandı. Ancak Sudanlı gözlemciler, belgenin tehlikeli bir madde içerebileceğine, yani Rus üssünün Sudan’ın yetki alanı dışında olduğu gerçeğine odaklandı. Yani bu durum, Hartum’u ‘burayı takip etme veya üzerinde uygulanan herhangi bir faaliyete itiraz etme’ hakkında mahrum bırakıyor.

Bölgesel değişkenler
Bu gerçeklik, Kızıldeniz kıyılarının Sudan limanlarına (Port Sudan, Sevakin ve Bashayer) giriş ve geçiş noktası olarak önemine dair bir farkındalık yarattı. Daha önce tamamen sakin bir şekilde faaliyet gösteren bu limanlar, 2011 yılında Güney Sudan’ın ayrılmasından bu yana siyasallaşma döngüsüne girdi. Bu durum, o dönemde ortaya çıkan çatışmayla, Güney Sudan petrolünün Bashayer Limanı’ndan uluslararası ihracat limanlarına geçişiyle bağlantılıydı. Daha sonra Sudan toprakları üzerinden petrol geçişi için ücret alınması ve transit geçişinin bir kereden fazla kesintiye uğraması konusunda anlaşmazlık çıktı.
Kızıldeniz’in güvenliği konusuyla ilgili olarak kıyı sorunlarının siyasallaşmasına gelince bu durum, Tigray Savaşı, Yemen’deki savaş, İran destekli Husilerin faaliyetleri, terör ve korsanlık gibi bölgesel değişkenlerin yanı sıra Türkiye, İran ve Rusya gibi ülkelerden Batı karşıtı müdahalelerin önünü açan bir önceki rejimin çöküşü ve iç değişimler ışığında ortaya çıktı.
Bölgesel çatışmaların etkisinin yansımaları, silah kaçakçılığının ve insan kaçakçılığının yayılmasının ötesine geçiyor. Geçmiş yıllarda Kızıldeniz’den sızmaya çalışan çok sayıda Somalili, Eritreli ve Etiyopyalı tutuklandı. İnsan tacirlerinin o bölgedeki mülteci kamplarından yararlandığı Sevakin şehrinin güneyindeki Hidub iskelesine bırakıldılar. Aynı şekilde bölgede deniz korsanlığı da yayılırken, korsanlar ve insan kaçakçıları, balıkçılık faaliyetleri için merkez olarak uzak Sudan (yaklaşık 36 ada) adalarından yararlanıyor. Oradan da kurbanlarını Sina Yarımadası’na ve ardından Avrupa’ya gitmeye hazırlamak için İsrail’e naklediyorlar.
Devrimden sonra Sudan’ın zayıf durumu, güvenliği sağlayamamanın yanı sıra imkanlarının azlığı ve limanlarından ekonomik olarak faydalanamaması nedeniyle değişiklik göstermedi. Sudan’ın bağımsızlığından bu yana Kızıldeniz’i korumak üzere entegre bir güvenlik stratejisine sahip olunamadığı göz önüne alındığında, Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ndeki Arap ve Afrika Devletleri Konseyi’ne aktif üye olarak katılması, Sudan’ın rolünü etkili ve gerekli kılıyor. Konsey, Kızıldeniz’e kıyısı olan sekiz Arap ve Afrika ülkesinin dışişleri bakanları tarafından 6 Aralık 2018’de Riyad’da kuruldu.

Uluslararası değişkenler
Başta askeri üsler meselesi olmak üzere Kızıldeniz bölgesine yönelik müdahale eski. 2008’de Kızıldeniz’de Somali kıyılarında korsanlık sorunu ortaya çıktı ve 2009 yılında bu sorun zirveye ulaştı. Öyle ki faaliyetler, yaklaşık 52 adam kaçırma vakasına ulaştı. NATO’ya ait yedi geminin konuşlandırılmasıyla Kızıldeniz’in güvenliğinin uluslararası hale getirilmesi sorunu ortaya çıktı. Gemilerini korsan saldırılarından korumak amacıyla Cibuti merkezli ‘Birleşik Koalisyon Kuvvetleri’, Deniz Koalisyon Kuvvetleri liderliğinde Ocak 2009’da kurulan 30 çok uluslu askeri gemiden oluşmuş bir deniz kuvveti konuşlandırdı. Koalisyon, Aden Körfezi ve Somali’nin doğu kıyısındaki korsanlıkla mücadele operasyonlarını yönetmek üzere kurulmuştu.
Korsanlık faaliyeti, 2007 yılında kurulan ABD askeri komutanlığının (AFRICOM) Afrika’daki faaliyetinin Ekim 2008’de başlamasıyla eş zamanlı olarak başladı. Bu durum, ABD’yi yaklaşık 4 bin askerlik bir üssü tamamlamaya teşvik etti. Ayrıca bu üslerin kurulması, ekonomik çıkarlar için askeri üslerin kurulduğu Kızıldeniz’e kıyısı olan ülkelerin dikkatini üzerine çekti. Askeri üsler kurmanın sonuçlarına, bu ülkelerin ve buna ortak olan ülkelerin çıkarları çerçevesinde bakılmalıdır.
Kızıldeniz bölgesinin genel olarak Rus, Çinli, Fransız, Türk veya diğer yabancı şirketlerle yatırımlara girmesi, bu ülkeleri Kızıldeniz’deki çıkarlarını korumaya itecek, bu da kendi güvenliğine ve ülkelerinin güvenliğine yansıyacak.

Denetim altında
Kızıldeniz bölgesi, uluslararası güçlerin gözetimi altında bulunuyor. İsrail Hava Kuvvetleri’nin Mart 2009’da Port Sudan’ın kuzeybatısında seyahat eden Sudan sevkiyatlarından oluşan bir konvoyu bombalamasının ardından bu gözetim arttı. Sevkiyatın, Gazze Şeridi’ndeki Hamas hareketine İran silahları içerdiğinden şüpheleniliyordu. Sonuç olarak, 16 Eylül 2009’da Filistin direnişine silah girişini yasaklayan bir ABD- İsrail- Fransız anlaşması imzalandı. Ancak Kızıldeniz kıyılarındaki silah kaçakçılığı girişimi, Nisan 2011’de tekrarlandı. Nihayetinde İsrail, harekete silah kaçakçılığı yaptığı şüphesiyle Port Sudan havalimanı yakınlarında bulunan bir Hamas liderini hedef aldı. Aynı yıl İran, gemilerini korsanlıktan koruduğunu iddia ederek donanmasını Kızıldeniz’de konuşlandırmaya çalıştı.
Ocak 2013’te deniz birimleri bölgede konuşlandırıldı. Ancak Mart 2014’te İsrail, Sudan- Eritre sınırının açıklarında Kızıldeniz’de İran’a ait bir silah sevkiyatına el koydu. Sevkiyat, Sina Yarımadası’ndan kaçırılmak üzere Sudan üzerinden Gazze Şeridi’ne gitmekteydi. Aynı yılın Ekim ayında Sudan, topraklarındaki İran kültür ataşelerini kapattı. Ardından 1990’lardan bu yana Sudan sahillerinde ve limanlarında bulduğu kolaylıkları kaybeden İran ile ilişkilerini kesti.
ABD, Çin, Fransa, Türkiye ve İran, Kızıldeniz’in güvenliğini etkilemeye ve nüfuz elde etmeye gelen tek ülkeler değildi. Aksine ticari gemileri korsanlıktan koruma bahanesiyle devriye gezen ortak Avrupa kuvvetleri de mevcuttu. Ayrıca Cibuti’de bir İtalyan üssünün ve o bölgede iki İspanyol ve İngiliz varlığının yanı sıra ABD üssünün yakınında, yurtdışında konuşlanmış ilk Japon üssü de var.

Stratejileri etkinleştirme
Kızıldeniz’in güvenliği, bölge ülkelerinin uluslararası toplumla olan ilişkilerinden etkilenmektedir. Joe Biden ABD yönetimini devralmadan önce ABD, bölgedeki çoğu ülkenin stratejik müttefikiyken, 1997’den beri kendisine uygulanan yaptırımlardan etkilenen Sudan’ın rolü ise zayıftı. Devrimden ve ülkenin uluslararası alana açılmasından sonra ABD, Ortadoğu’dan geri çekildi ve Afrika ile etkileşime girme konusunda da isteksiz görünüyordu.
Çin ile ilgili olarak ise Kızıldeniz, ‘Kuşak ve Yol Girişimi’ çerçevesinde Deniz İpek Yolu’nun önemli bir parçası sayılıyor. Bu devasa proje, Çin’in Cibuti’deki askeri üssünü kullanıyor. Pekin’e yönelik bölgedeki nüfuzunu artırmakla ilgili suçlamalar ortasında Çin, Kızıldeniz’deki Rus üssü haberlerinden yararlanacak. Bu durumsa ABD’yi son derece hızlı şekilde harekete geçirecek ve proje tamamlanana kadar geçici olarak Çin’e maruz kalmasını engelleyecek.
Washington ve Moskova arasında neler olabileceği, iki gücün bölgedeki varlığının arka planına bağlı. Eski Sovyetler Birliği’nin Somali ve Etiyopya’da askeri üsleri bulunuyordu. Bununla birlikte çöküşü ve ardından Kızıldeniz’deki Rus stratejisinin gerilemesi, ABD’nin çıkarlarını korumak için o dönemde benimsediği kontrol stratejisini yeniden canlandırmasını sağladı. Başta bu bölge olmak üzere uluslararası trafik, ardışık ABD yönetimleri için bir öncelik haline geldi. Kontrol stratejisi, 11 Eylül 2001 olaylarından sonra askeri çatışmaya hazırlık stratejisine doğru kaydı. Ardından şu an Joe Biden döneminde bu durum, git- geller içerirken, ancak bu git- gelleri neyin yok edeceği ve geçici bir geri çekilme sonrasında daha gerçekçi bir hale dönüşüm, Rus varlığının Kızıldeniz’deki varlığına bağlı bir hal aldı.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.