Esed’in BAE ziyareti: Suriye’deki Rus ve İran varlığının geleceğini neler bekliyor?

Mart 2018’de Doğu Guta’da Esed ve Putin’in fotoğrafları önünde duran Rus ve Suriyeli askerler (Reuters)
Mart 2018’de Doğu Guta’da Esed ve Putin’in fotoğrafları önünde duran Rus ve Suriyeli askerler (Reuters)
TT

Esed’in BAE ziyareti: Suriye’deki Rus ve İran varlığının geleceğini neler bekliyor?

Mart 2018’de Doğu Guta’da Esed ve Putin’in fotoğrafları önünde duran Rus ve Suriyeli askerler (Reuters)
Mart 2018’de Doğu Guta’da Esed ve Putin’in fotoğrafları önünde duran Rus ve Suriyeli askerler (Reuters)

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ziyareti şaşırtıcı değil. Son yıllarda ilişkilerin seyrindeki bu değişim için uluslararası bir çerçevenin oluşturulması bekleniyordu. Aynı şekilde İran’ın Suriye’de perde arkasındaki aktör olması dolayısıyla, İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ın Şam’ı ziyaret etmesi de beklenen bir durumdu.
2018’in sonlarında Şam ve Abu Dabi arasındaki ilişkilerin yeniden başlaması, Esed ile Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayet arasında gerçekleşen ve kamuoyuna duyurulan telefon görüşmeleri, Esed’in Kasım ayında BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed’i Şam’da karşılaması değişimin işaretleri idi. BAE yönetiminin Batı’nın tepkilerine rağmen Arap dünyası ve Şam arasındaki ilişkilerin normalleşmesi ve Şam’ın Arap ve uluslararası kurumlara geri dönmesi amacıyla yürütülen diplomasi hamlesine liderlik etmesi, Abu Dabi’nin ilişkilerinin yönünü Tahran, Ankara, Tel Aviv ve diğerlerine doğru genişletmesinin bir sonraki adımı Esed’in karşılanmasıydı.
Esed’in 2011’den bu yana ilk kez bir Arap ülkesini ziyaret etmesi genel konjonktür, özellikle de ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin İran ile nükleer anlaşmaya dönme konusuna büyük önem vermesine ve Tahran’ın şartlarına ve tehditlerine karşı esneklik göstermesine karşılık Ortadoğu’ya önem atfettiğini ve çekilmeyeceğine dair ‘garantiler’ verdiğine dair kamuoyu önünde açıklamalar yapmasına rağmen, Ortadoğu’dan çekilme planını uygulamaya devam etmesinden ayrı değerlendirilemez. Biden yönetimi ayrıca 11 yıl sonra insani yardımlardan, DEAŞ ile mücadeleden ve Ceaser (Sezar) Yasası’ndan bağımsız olarak Suriye dosyasını öncelikleri arasına dahil etti.
Buna karşılık, Ortadoğu'da kayda değer bir Rus varlığı söz konusu. Rusya’nın, 2015 sonunda Suriye’ye doğrudan askeri müdahalesinin ardından başlıca Arap ve bölge ülkeleriyle siyasi, güvenlik ve enerji konularını içeren görüşmeler ve girişimlerde bulunması bölgedeki Rus varlığını güçlendirdi.
Rusya, bir yandan Ukrayna'daki sorunla meşgulken, Ukrayna savaşı Suriye’yi gölgede bıraktı. Zira Suriye şu anda birinci olarak Rusya’nın Ukrayna’da kan kaybetmesiyle, ikinci olarak İran, petrolü, Devrim Muhafızları ve vekil güçleri üzerindeki yaptırımların kaldırılması ve İran’ın Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) artan saldırıları, üçüncü olarak İsrail’in nükleer anlaşmadan ve İran’ın İsrail’in kuzey sınırına mevzilenmesinden duyduğu rahatsızlık, dördüncü olarak da Batı-Rusya bölünmesinin derinleşeceği yönündeki bölgesel ve uluslararası değerlendirmelerle karşı karşıya. Suriye bu mevcut denklemde Tahran’ın “yumuşak ilerlemesi” ile Moskova’nın “sert çekilmesi” arasında kalacak.
Suriye’de İran’ı çevrelemesi beklenen Rusya’nın artık kendi dertleriyle meşgul olması üzerine, “Arap rolünün” Suriye’ye geri dönmesi, “boşluğun doldurulması”, bölgede ve dünyada yaşanan gelişmelerin ortasında bir Arap bölgesel ağ arayışına girilmesi ve Suriye’deki İran varlığıyla başa çıkma konusunda eski ve yeni yaklaşımların test edilmesi gerektiğini ifade eden sesler yükselmeye başladı. Esed’in BAE ziyareti sonrası iki ülkeden yapılan resmî açıklamalar arasındaki çelişkiler de bunun belirtileri. Zira BAE resmi haber ajansı Wam’ın aktardığı açıklamada, Şeyh Muhammed ve Esed arasındaki görüşmede “Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasına ve yabancı güçlerin çekilmesine vurgu yapıldı” ifadesi kullanılırdı. Suriye resmi haber ajansı SANA’nın aktardığı açıklamada ise “BAE’nin Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve istikrarını desteklemedeki tutumu sabittir. Şeyh bin Zayed, Suriye topraklarında gayri meşru bir şekilde bulunan tüm yabancı güçlerin çekilmesi gerektiğini vurguladı” ifadelerine yer verildi.
Şam, “Suriye hükümetinin talebi” üzerine geldiği belirtilen perde arkasındaki İran’ın varlığını “meşru” olarak niteliyor. Aynı niteleme Rusya’nın varlığı için de geçerli. Suriye, bu iki ülkenin topraklarındaki varlığını “gayri meşru Türk ve ABD işgalinden” ve “İsrail düşmanından” ayrı tutuyor.
Esed ve Arap yetkililer arasındaki geçmiş toplantılarda, İsrail ile olan “İbrahim Anlaşmalarına” değinilmiş ve Esed bu anlaşmaları kınamaktan çekinmişti. Bir taraftan Şam ve Tel Aviv arasında kanallar açmak, diğer taraftan Tel Aviv ve Moskova’nın Suriye’deki askeri koordinasyonunu desteklemek için kesinlikle bir dizi girişimler oldu. Bu girişimlerin hedefi ise İran’ın Suriye’deki “stratejik mevzilenmesini” engellemekti.
Şüphesiz birbiri ardına gelen gelişmeler bu denkleme uyum sağlamayı gerektiriyor. Esed’in BAE ziyaretinden üç gün sonra Mısır’ın Şerm eş-Şeyh kentinde, Şeyh Muhammed bin Zayed, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve İsrail Başbakanı Naftali Bennett’i bir araya getiren üçlü bir toplantı düzenlendi.
Şeyh Abdullah bin Zayed Esed ile Şam’da görüşmeden önce Washington’ı ziyaret etti. Washington Esed ile “normalleşmeyi desteklemediğini” vurguladı. Ancak Şeyh Abdullah bin Zayed, Esed Abu Dabi’ye ulaşmadan önce Ukrayna konusunda ABD-Rus gerginliğinin hâkim olduğu bir ortamda Moskova’da Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile bir araya geldi.
Daha da dikkat çekici olan, Esed’in BAE’ye ulaşmasının saatler öncesinde ABD’li ve batılı yetkililer “üç hayıra” bağlılıklarını yineledi: siyasi bir başarı sağlanmadığı sürece izolasyonu kırmaya hayır, yaptırımların kaldırılmasına hayır ve imara katkı yapmaya hayır. Söz konusu yetkililer aynı zamanda “savaş suçlularını yargılama” ve “suçlardan sorumlu olanlardan hesap sorması için ulusal mahkemeleri desteklemekten” de söz ediyorlardı.
Ülkesi Ceaser (Sezar)Yasası silahına ve yaptırımlarına sahip olan ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price’ın, Washington’ın, Abdullahiyan’ın ülkesi üzerindeki yaptırımların kaldırılmasına yaklaşılmasıyla birlikte Abu Dabi’den dönen Esed’i ziyaret etmesini değil de Esed’in BAE ziyareti karşısında “hayal kırıklığına uğradığını” ve “Esed’e meşruiyet kazandırma girişimlerinden endişe duyduğunu” ilan etmesi şaşırtıcı değil. Şam ile beraber Batı’nın yaptırım kılıcı altına giren Moskova’nın “Suriye’nin meşru Devlet Başkanı’nın karşılanmasından memnuniyet” duyduğunu belirterek, Esed’in BAE ziyaretini olumlu karşılaması da şaşırtıcı değil. Suriye’de kafalar karışık ve yeni hamlelere ayak uydurmaya yönelik girişimler söz konusu.



Irak Başbakanı  Zeydi, silahların devlet kontrolüne alınması için 30 Haziran 2027'ye kadar süre verdi

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi (Telegram kanalı)
Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi (Telegram kanalı)
TT

Irak Başbakanı  Zeydi, silahların devlet kontrolüne alınması için 30 Haziran 2027'ye kadar süre verdi

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi (Telegram kanalı)
Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi (Telegram kanalı)

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi, 1 Ekim 2026'yı devletin kontrolü dışındaki silahlar meselesinin ele alınması için ciddi bir başlangıç olarak belirlerken sürecin en geç 30 Haziran 2027'de tamamlanmasını öngördü.

Zeydi bugün (perşembe) yaptığı açıklamada, “1 Ekim 2026, devletin kontrolü dışındaki silahlar meselesinin ele alınması ve anayasal yükümlülüklere uyulması için ciddi bir başlangıçtır. Açık bir yol haritası ve üzerinde mutabık kalınan, 30 Haziran 2027'yi aşmayacak takvimler doğrultusunda hareket edilecektir” ifadelerini kullandı.

Zeydi, bunun savaş ve barış kararının anayasal makamlara bırakılmasını ve bunun dışında herhangi bir askeri faaliyetin engellenmesini öngören anayasal ilke doğrultusunda yürütüleceğini belirtti.

Irak hükümetinin anayasa doğrultusunda, Irak topraklarında bulunan Iraklı olmayan tüm silahlı grupların silahlarını tamamen teslim etmesini sağlayacağını belirten Zeydi, bunun ülkenin güvenliğinin ve istikrarının korunmasını ve sınırların kontrol altında tutulmasını amaçladığını kaydetti.

Zeydi, “1 Ekim, Irak'ın tam egemenliğe sahip, kurumlarıyla güçlü, anayasa, hukuk ve uluslararası hukuk ilkeleri çerçevesinde hareket eden yeni bir aşamaya geçişinin başlangıcını temsil ediyor” dedi.

Irak'ın bölgesel ve uluslararası çevresiyle ortak çıkarlara ve karşılıklı saygıya dayalı dengeli ilişkiler geliştireceğini belirten Zeydi, hükümetin Irak topraklarının ve hava sahasının komşu ülkelerin güvenliğini tehdit edecek herhangi bir eylem için çıkış noktası veya geçiş güzergâhı olarak kullanılmasını engelleme konusunda kararlı olduğunu vurguladı.

Zeydi, Irak'a yönelik saldırılarda herhangi bir ülkenin topraklarının veya hava sahasının kullanılmasını da reddettiklerini belirterek bunun karşılıklı egemenlik, iyi komşuluk ve iç işlerine müdahale etmeme ilkelerine dayandığını ifade etti.

Başbakan, Irak hükümetinin güvenlik kurumlarını desteklemek amacıyla kapsamlı bir hava savunma sistemi satın alacağını belirterek bunun “Irak devletinin tam hava egemenliğini güçlendirmeyi” hedeflediğini söyledi.

Zeydi ayrıca Haşdi Şabi yasasının çıkarılması ve yapının başbakan sıfatıyla silahlı kuvvetler başkomutanının komutası altında güvenlik sisteminin ayrılmaz bir parçası olarak statüsünün belirlenmesi için çalışılacağını açıkladı.

Zeydi sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu büyük gün, 1 Ekim 2026'yı ve Irak'taki uluslararası koalisyon misyonunun sona ermesi, güçlerinin kara, hava ve deniz yoluyla tamamen ve nihai olarak çekilmesi ve Irak'ın tam ve kapsamlı egemenliğini elde etmesiyle gerçekleşen büyük ulusal başarıyı kutluyoruz.”


Kararlı Azim Irak’tan ayrıldı

Irak güvenlik güçlerinden iki unsur, ABD askerlerinin çekilmesi vesilesiyle dün Bağdat’ta zafer işareti yapıyor. (EPA)
Irak güvenlik güçlerinden iki unsur, ABD askerlerinin çekilmesi vesilesiyle dün Bağdat’ta zafer işareti yapıyor. (EPA)
TT

Kararlı Azim Irak’tan ayrıldı

Irak güvenlik güçlerinden iki unsur, ABD askerlerinin çekilmesi vesilesiyle dün Bağdat’ta zafer işareti yapıyor. (EPA)
Irak güvenlik güçlerinden iki unsur, ABD askerlerinin çekilmesi vesilesiyle dün Bağdat’ta zafer işareti yapıyor. (EPA)

Uluslararası Koalisyon, Bağdat hükümetinin DEAŞ’la mücadelede yardım talep etmesinin ardından yıllardır yürüttüğü “Kararlı Azim” misyonunu Irak’ta sona erdirdi.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), ABD ve koalisyon ortaklarının “Kararlı Azim” operasyonunu tamamladığını ve operasyonun Ürdün’e taşındığını, Iraklı ortaklara istihbarat desteğinin ise sürdürüleceğini açıkladı.

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, “Uluslararası Koalisyon’un görevinin sona ermesi, terörle mücadelemizin sona erdiği anlamına gelmiyor. Aksine bu, Irak’ın güvenliğin sorumluluğunu tamamen üstleneceği yeni bir aşamaya geçiştir” dedi. Kontrolsüz silahlanma konusunda ise Zeydi, “Hukukun çatısı dışında silah, devlet kurumları dışında güç olmayacak; anayasanın gereği budur” ifadelerini kullandı.

Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani de dün, Uluslararası Koalisyon güçlerinin görevlerinin sona ermesinin ardından bölgenin tehdit altında olmadığı konusunda halkına güvence verdi.

Washington’da ise uzmanlar, ABD’nin çekilmenin ardından mevcut aşamada milisleri dağıtmaya ve İran’ın nüfuzunu izole etmeye odaklandığını belirtti.

İran ve müttefiklerinin, son ABD askerlerinin — esas olarak Kürdistan Bölgesi’ndeki Erbil’de bulunan bir hava üssünden — çekilmesini “zafer” olarak nitelendirerek kutlaması dikkat çekti. Bu gelişme, Iraklıların bir bölümünün jeopolitik meydan okumalara ilişkin endişeler taşıdığı bir dönemde yaşandı.


Suriye’de kampsız hayat planı… 10 bin ailenin dönüşü ve 157 kampın kapatılması

Kuzey Suriye’deki Münbiç bölgesinde bulunan Resim Kampı'ndan, yerinden edilenleri kendi memleketlerine götüren konvoy yola çıktı. (Acil Durumlar Bakanlığı)
Kuzey Suriye’deki Münbiç bölgesinde bulunan Resim Kampı'ndan, yerinden edilenleri kendi memleketlerine götüren konvoy yola çıktı. (Acil Durumlar Bakanlığı)
TT

Suriye’de kampsız hayat planı… 10 bin ailenin dönüşü ve 157 kampın kapatılması

Kuzey Suriye’deki Münbiç bölgesinde bulunan Resim Kampı'ndan, yerinden edilenleri kendi memleketlerine götüren konvoy yola çıktı. (Acil Durumlar Bakanlığı)
Kuzey Suriye’deki Münbiç bölgesinde bulunan Resim Kampı'ndan, yerinden edilenleri kendi memleketlerine götüren konvoy yola çıktı. (Acil Durumlar Bakanlığı)

Kış mevsiminin yaklaşmasıyla birlikte Suriye hükümetinin “Kamplar Olmadan Suriye” vizyonunu hayata geçirme planı hız kazanıyor. Geçen hafta 500’den fazla yerinden edilmiş aile Halep, İdlib, Hama ve Deyrizor illerindeki memleketlerine dönerken, Acil Durumlar Bakanı Raid es-Salih de iki hafta önce konuyu Birleşmiş Milletler gündemine taşıdı. Salih, uluslararası destek sağlanarak meselenin “yerinden edilmenin finansmanından çözümlerin finansmanına” taşınmasını hedefliyor.

Mart ayında 59 sayılı kararname uyarınca yıkılmış bölgelerde altyapının hazırlanması amacıyla Yüksek Komite’nin kurulmasından ağustos ayı sonuna kadar, kuzey Suriye’deki kamplardan 10 binden fazla aile memleketlerine döndü. Acil Durumlar Bakanlığı Medya ve İletişim İdaresi yetkilileri tarafından “Şarku’l Avsat”a yapılan açıklamada, yaklaşık 157 kampın kapatıldığı, 220 kampın daha kapatılması için hazırlık yapıldığı bildirildi.

İdare, yalnızca 3 bin 344 bölgenin 120’sindeki altyapının yeniden inşası, temel hizmetlerin yeniden işler hale getirilmesi ve dönen aileler için konut çözümleri sağlanması için gereken finansman ihtiyacının 2 milyar doları aştığını belirtti.

Bu rakam, dönüş bölgelerindeki ihtiyaçların boyutunu ortaya koyuyor. Söz konusu bölgelerin “büyük ölçüde zarar gördüğü ve su, elektrik, kanalizasyon, sağlık, eğitim, belediye hizmetleri ve konut alanlarında kapsamlı yatırımlara ihtiyaç duyduğu” ifade edildi.

En azından kendi toprağımızdayız

Ümmü Muhammed, Hama kırsalındaki Latamne beldesine dönen kafilede yer alan ailelerden biriydi. Aileye dönüşü kolaylaştırmak amacıyla mutfak malzemeleri, battaniyeler ve ulaşım desteği sağlandı.

Ümmü Muhammed, kamptaki çadırdan, yıkılmış evinin yanına kurduğu başka bir çadıra taşındığını anlatıyor. Alternatif bir konut bulunmadığını belirten Ümmü Muhammed, buna rağmen kampta kalmaktan daha iyi olduğunu düşünüyor:

“En azından kendi toprağımızda ve kendi insanlarımızın arasındayız. İşlerimizi yoluna koyup evimizi yeniden inşa edene kadar burada kalabiliriz.”

rgthyu7
Hama kırsalındaki Latamne beldesinde “Kamplar Olmadan Suriye” vizyonu kapsamında evleri inceleyen ekip. (Latamne Belediyesi)

Beşşar Esed yönetiminin devrilmesinden bu yana memleketlerine dönen ailelerin sayısının 170 bini aştığı tahmin ediliyor. Bu sayı, kuzey Suriye’deki kamplarda yaşayan nüfusun yaklaşık yüzde 64’üne tekabül ediyor. Ancak savaş yıllarında bölgelerin büyük ölçüde tahrip olması nedeniyle dönüş yapılan yerlerin ezici çoğunluğunda hâlâ temel hizmetler bulunmuyor.

Dönenlerin verdiği bilgilere göre aileler mevcut alternatif imkânlarla hayatlarını sürdürmeye çalışıyor. Yerel ve uluslararası kuruluşların sınırlı desteğiyle, yıkılmış evlerin yanına çadır kurulması, kanalizasyon için fosseptik çukurları açılması, su temini amacıyla kuyu kazılması veya yakındaki bir kaynaktan su getirilmesi ve elektrik ihtiyacı için güneş enerjisinden yararlanılması gibi yöntemlere başvuruluyor.

BM’den daha fazla destek talebi

Suriye hükümeti, erken toparlanma ve yeniden rehabilitasyon projelerine Birleşmiş Milletler ve uluslararası ortakların katkısını artırmayı, finansman açığının kapatılmasına destek sağlamayı ve böylece dönüş bölgelerinin hazırlanmasını hızlandırarak güvenli ve sürdürülebilir dönüş için uygun koşulları oluşturmayı hedefliyor. Planın hükümet öncülüğünde, ulusal ve uluslararası ortaklarla iş birliği içinde uygulanması öngörülüyor.

Acil Durumlar Bakanlığı’nın çalışmalarının ana finansörü hâlâ Suriye hükümeti. BM kuruluşları ile uluslararası ve yerel kuruluşlardan da destek geliyor, ancak Bakanlığın Medya ve İletişim İdaresi’ne göre bu destek “ihtiyacın boyutuyla kıyaslandığında sınırlı”.

Acil Durumlar Bakanı Raid es-Salih, kısa süre önce New York’ta BM Genel Kurulu toplantılarına katılan Suriye heyetinde yer aldığı sırada, bakanlığının “Kamplar Olmadan Suriye” vizyonunu Eylül 2027’ye kadar hayata geçirmek için hazırladığı rakam, istatistik ve çalışmaları sundu.

Genel Kurul toplantıları çerçevesinde düzenlenen bir etkinlikte konuşan Salih, planın amacının altyapı, okullar, sağlık merkezleri, su ve kanalizasyon sistemlerini yeniden inşa etmenin yanı sıra istihdam imkânları sağlayarak “kamplara duyulan ihtiyacı ortadan kaldırmak” olduğunu söyledi.

Plan kamplar dışındaki yerinden edilmişleri de kapsıyor

Bakanlığın Medya ve İletişim İdaresi’ne göre “Kamplar Olmadan Suriye” vizyonu, kampların dışında yaşayan yerinden edilmiş aileleri de kapsıyor. Buna kiralık evlerde veya akrabalarının yanında yaşayanlar ile ülke dışında bulunan ve gönüllü olarak memleketlerine dönmek isteyen Suriyeliler de dahil.

cdfvgb
Kuzey Suriye’deki kamplardan yerinden edilmişlerin eşyaları, memleketlerine dönüş için yükleniyor. (Acil Durumlar Bakanlığı)

Ancak bu kişilerin dönüşü için altyapının rehabilite edilmesi, temel hizmetlerin yeniden işler hale getirilmesi, risklerin ortadan kaldırılması ve geçim kaynaklarına erişim imkânlarının güçlendirilmesi gerekiyor.

Kamplar girişimin mevcut aşamadaki başlangıç noktası ve önceliği olmayı sürdürürken, elde edilecek sonuçların yıllardır şartlar nedeniyle dönemeyen bütün Suriyeliler için dönüşü teşvik eden bir ortam oluşturması bekleniyor.

Halep, İdlib ve Hama’da projeler

Halep, İdlib ve Hama valilikleri bu ay “Kamplar Olmadan Suriye” kapsamında bir dizi kalkınma ve hizmet projesi başlattı. Projelerin değeri Halep’te yaklaşık 9,25 milyon dolar, İdlib’de 8,2 milyon dolar ve Hama’da 7,5 milyon dolar olarak açıklandı.

Bu çalışmalar, hükümetin enkaz kaldırma projesiyle eş zamanlı yürütülüyor. Yıl başından bu yana 3 milyon metreküp enkaz kaldırılırken, yıl sonuna kadar 3 milyon metreküp daha enkazın kaldırılmasına yönelik projelerin kısa süre içinde başlatılması planlanıyor.

Acil Durumlar Bakanlığına göre Şam kırsalındaki Duma ve Deraya kentlerinde enkaz kaldırma ve yönetimi projesi de yürütülüyor. Suudi Arabistan tarafından Kral Selman İnsani Yardım ve Yardım Çalışmaları Merkezi aracılığıyla finanse edilen proje kapsamında yaklaşık 85 bin metreküp enkazın kaldırılması ve geri dönüştürülebilir yaklaşık 30 bin metreküp molozun bu amaçla kurulan uzman birim aracılığıyla geri dönüştürülmesi hedefleniyor.

Projenin, kaynakların yeniden kullanılmasına, çevresel etkinin azaltılmasına ve erken toparlanma sürecinin desteklenmesine katkı sağlaması amaçlanıyor.

Suriye genelinde hâlen yaklaşık 50 milyon metreküp enkaz ve moloz bulunduğu tahmin ediliyor.