Rusya, Ukrayna işgali için Suriye’den paralı asker topluyor

Moskova, daha önce Libya’da uyguladığı taktiği şimdi Ukrayna’yı işgalinde tekrarlıyor. Esed rejimine bağlı militer güçleri para karşılığında işgale dahil ediyor.

İnternet sitelerinde yayınlanan, Libya’da Rus güçleriyle savaşmak için askeri birliklere katılan Suriyelilerin bir fotoğrafı
İnternet sitelerinde yayınlanan, Libya’da Rus güçleriyle savaşmak için askeri birliklere katılan Suriyelilerin bir fotoğrafı
TT

Rusya, Ukrayna işgali için Suriye’den paralı asker topluyor

İnternet sitelerinde yayınlanan, Libya’da Rus güçleriyle savaşmak için askeri birliklere katılan Suriyelilerin bir fotoğrafı
İnternet sitelerinde yayınlanan, Libya’da Rus güçleriyle savaşmak için askeri birliklere katılan Suriyelilerin bir fotoğrafı

Suriye’nin güneyindeki Dera şehri otorite boşluğunun gölgesinde yaşıyor. Bölgede sivilleri, Esed rejimine bağlı kişileri ve eski muhalifleri hedef alan suikastlar ve cinayetler işlenmeye devam ediyor.
Öte yandan Suriye’nin güneyindeki bölgelerde, Rus ordusunun yanında Ukrayna’da savaşmak isteyen Suriyeli gönüllülerin cazip maaşlarla işe alındığına ve bu maaşların aylık 3 bin ABD dolarına ulaştığına yönelik söylentiler yayılıyor.
Yayılan haberler, paralı asker işe alım şirketleri, Suriye rejimine bağlı grup liderleri ve daha önce bölgeden gençlerin Rus kuvvetleri için Libya’ya gitmesine katkıda bulunan es-Sayyad Şirketi gibi oluşumlar tarafından başvuruların açıldığını belirtiyor. Es-Sayyad gibi şirketler Dera, Suveyda ve Kuneytra illerinde görevlendirilen temsilcilerle çalışıyor. Bu temsilcilerin görevleri, belirli ücretler karşılığında Libya’da savaşmak üzere Rus kuvvetleriyle sözleşme yapmış olan ve sözleşme süresi biten savaşçıları toplamaya dayanıyor. Son zamanlarda bu şirketlerin temsilcileri, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline katılmak için gençleri kullanıyor. Bazıları, aylık 2 bin ila 3 bin ABD Doları karşılığında, Ukrayna’da Rus işgal güçlerinin yanında savaşmak isteyen Suriyelilere, Suriye’de veya Libya’da Rus kuvvetleriyle sözleşmeli çalışmış olanlar öncelikli olmak üzere başvuruların açıldığını duyurdu.
Suveyda, Dera ve Şam kırsalında gönüllü toplama grubunun temsilcilerinden biri, Ukrayna’da savaşa gidecek olan 200 kişiyi işe almasının istendiğini iddia etti. Bu kişilerin güvenlik açısından onaylanmalarının ardından sağlık kontrolüne tabi tutulacaklarını daha sonra birkaç hafta içerisinde Hmeymim Hava Üssünden Rus kuvvetleri tarafından belirlenen askeri görevlere nakledileceklerini belirtti. Ayrıca gönüllülerin, özellikle Ukrayna’daki savaşta görev alacak olanlarda, ailelerinden veya vasilerinden birinin şahitliğinde sözleşmeyi kabul ettiğine dair yazılı bir beyan imzalaması gerektiğini belirtti. Yetkili, aylık maaş miktarını, yaralanma veya ölüm durumunda ödenecek tazminat hakkında açıklama yapmadı. Bugüne kadar Süveyde’de kayıt yaptıranların sayısının 30’u, Dera’da ise 20 kişiyi geçmediğini belirtti.
Es-Sayyad’a bağlı olan ve kendilerini “DEAŞ Avcıları” olarak adlandırarak gönüllüleri toplayan silahlı bir grup, geçtiğimiz günlerde Telegram uygulaması üzerindeki kanalında gençler için kayıtların açıldığını duyurdu. Başvuruda bulunmak isteyenlere grubun merkezine gelmeleri ve bir başvuru beyanı ile kimlik belgesi ile çalışma geçmişini gösteren belge getirmeleri istenirken, kayıt için uygun olan yaşların 23-50 arası olduğu ve varış yeri belirtilmeden askeri göreve çağrılacakları belirtildi.
Yerel kaynaklar, gönüllüleri toplayan şirketlerinin temsilcilerinin, Rusya’nın yanında Ukrayna’ya karşı savaşmak üzere başvuruda bulunan gençlerden bazılarından, kayıtlarının yapılması, kayıtta öncelik tanınması ve kabul için askeri makamlara tavsiye edilmelerinde yardımcı olmak için para istenildiğini belirtti. Temsilciler ayda 3 bin dolara varan bir miktarda maaş sağladıklarını iddia ederken çoğu kişi bunun dolandırıcılık olduğunu düşünüyor. Zira geçen yıl Venezuela’ya seyahat edecek gönüllülerin kaydını kabul edildiğini dair yapılan duyuruların dolandırıcılık olduğu ortaya çıkmıştı.
Kaynaklar, Ukrayna’da savaşmak için Rus kuvvetlerine kaydolan ve kaydolmak isteyenlerin çoğunun, söz konusu savaşın nedenlerini bilmediğini ancak Suriye’de yaşam koşullarının ve ekonomik durumun kötüleşmesi, fiyatların yüksek olması, iş imkanlarının bulunmaması, işsizliğin yaygınlaşması gerek özel sektörde gerek kamu sektöründe maaşların düşük olması sebebiyle, sunulan maaşların onları kayıt olmaya ve hayatlarına riske atmaya ittiğini belirtti.
Güney Suriye’de Hmeymim tarafından desteklenen 5’inci Kolordu’nun 8’inci Tugayı’ndaki bir komutan Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, kolordudan herhangi bir kuvvetin Rus kuvvetlerine katılmak üzere Ukrayna’ya gönderilmesini yalanladı, Ukrayna’da savaşmak üzere gönüllü toplama konusunda herhangi bir talimat almadıklarını belirtti. Komutan, Rus askeri polisinin Suriye’nin güneyindeki yerleşim alanlarında düzenli devriyeler gerçekleştirmeye devam ettiğini, Rusya-Ukrayna savaşının başlamasından bu yana, çatışma bölgelerine gönderilecek birliklerin hazırlanması yönünde herhangi bir talepte bulunulmadığını vurguladı.
Suveyda’dan yerel gazeteci Rayan Maarouf’a göre, Suriye’deki Rus güçlerine yakın bir kaynak, Suriye’deki Rus Hmeimim askeri üssünün, geçtiğimiz haftalarda rejime bağlı kişilerden, askeri oluşumların liderlerinden ve milislerden ‘gönüllü’ başvuruları aldığını belirtti. Başvuranların çoğunun Hama şehrindeki el-Gab Ovası bölgesinden ve Tartus ve Lazkiye’den olduğu belirtildi.
Kaynak, Hmeymim Hava Üssü Komutanlığı’nın, gönüllüleri, “Nazi Avcıları” adını taşıma ihtimali olan bir askeri birlik oluşturmaya çalıştığını, bu birliğin Doğu Ukrayna’daki Donbas bölgesine göndermesini muhtemel olduğunu da belirtti. Özellikle Rus güçlerinin denetiminde çalışan askeri oluşumların, Ukrayna’ya nakledilmeye aday olduğunu söyleyen kaynak, Suriye şehirlerinde askere alma gruplarının yaptıklarının dolandırıcılık olduğunu belirti. Şu ana kadar hiçbir Suriye kuvvetinin hazırlanmadığı veya Rusya’ya gönderilmediği vurgulandı.
Bunun yanı sıra, yerel haberleri yayınlayan Dera 24, Dera’nın kuzeyindeki El-Sanameyn şehrinde geçen hafta perşembe günü Belediye Meclisi Başkanı Mahmud el-Muhammed el-Atme’nin kimliği belirsiz kişiler tarafından ateş açılarak suikasta uğradığını ve Atme’nin şehirdeki belediye binasının yakınında olay yerinde kaybettiğini bildirildi. 17 Mart 2022 tarihinde ise Dera’nın kuzeyindeki Casim şehrinde Belediye Meclisi Başkanı Teysir Hamdi el-Akle kimliği belirsiz silahlı adamlar tarafından ateş açılması ile suikasta uğradı ve olay yerinde hayatını kaybetti. Teysir Hamdi el-Akle, Casim şehrinde yerleşim anlaşmasının 2018’de uygulanmasından bu yana suikasta uğrayan ikinci belediye meclisi başkanı oldu.
Aynı şekilde, Dera’nın Da’el şehrinden Muhammed Şehadat çarşamba akşamı kimliği belirsiz kişiler tarafından ateş açılması ile suikasta uğradı. Şehadat olay yerinde hayatını kaybetti. Bu olay çarşamba günü Dera’da 6 saatten az bir süre içerisinde gerçekleşen üçüncü cinayet oldu. Zira Dera’nın batısındaki Müzeyrib’de bir genç ve Dera’nın doğusundaki Nassib’da çıkan bir aile tartışması sırasında çıkan çatışmada başka bir genç daha hayatını kaybetti.



Mısır: “Rabia baskını” olaylarını yeniden anlamlandırma mücadelesi

2013 yazında Kahire'deki Müslüman Kardeşler genel merkezi yandı (Getty)
2013 yazında Kahire'deki Müslüman Kardeşler genel merkezi yandı (Getty)
TT

Mısır: “Rabia baskını” olaylarını yeniden anlamlandırma mücadelesi

2013 yazında Kahire'deki Müslüman Kardeşler genel merkezi yandı (Getty)
2013 yazında Kahire'deki Müslüman Kardeşler genel merkezi yandı (Getty)

“Rabia baskını”, yaklaşık 13 yıl önce Kahire’de yaşanan olayların nasıl anlatılacağı konusunda her yıl yeniden alevlenen bir tartışmaya dönüşüyor. Olaylar, birbirinden oldukça farklı bakış açıları ve siyasi yaklaşımlarla aktarılıyor.

Kahire’nin doğusundaki Rabia Meydanı’nda, hayatını kaybeden eski Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi yanlılarının düzenlediği oturma eyleminin dağıtılmasının yıl dönümünde, Mısır’ın “terör örgütü” olarak nitelendirdiği Müslüman Kardeşler Teşkilatı’na mensup veya yakın isimlerle devlet yanlıları arasında son günlerde sosyal medya platformlarında ve çeşitli medya kuruluşlarında karşılıklı tartışmalar yaşandı. Her iki taraf da kendi anlatısını kabul ettirmeye çalıştı.

Oturma eylemi, yetkililerin katılımcılara defalarca eylemi sona erdirme çağrısı yapmasının ardından 14 Ağustos 2013’te dağıtıldı. Yetkililer, eylemcilerin silahlı olduğunu savunmuştu.

“Mağduriyet” anlatısı

Eylemin dağıtılmasını savunanlar, operasyonu devletin istikrarı ve toplumsal barışı koruma yetkisini güçlendiren bir adım olarak değerlendirirken, muhalifler ve Müslüman Kardeşler Teşkilatı’na yakın çevreler oturma eyleminin “barışçıl” olduğunu öne sürdü ve hayatını kaybeden eylemciler olduğunu savundukları kişilerin fotoğraflarını yayımladı.

İslamcı siyasi hareketler konusunda uzman bir isim, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “Rabia baskını” tartışmasının her yıl, yıl dönümünde yeniden alevlenen bir anlatı mücadelesine dönüştüğünü söyledi. Uzman, tartışmanın Mısırlıların kolektif hafızası üzerinden yürütüldüğünü ve Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın sempati kazanabilmek amacıyla “mağduriyet” söylemini öne çıkarmakta ısrar ettiğini kaydetti.

Uzman ayrıca, devletin örgütün varlığını sürdürmek için kullandığı bu anlatıyı çürütmeye odaklanmasının önemini vurguladı.

Anlatı mücadelesi

Silahlı bir oturma eyleminin dağıtıldığı yönündeki devlet anlatısını destekleyen onlarca paylaşım arasında, operasyon hakkında bir belgesel hazırlayan yazar ve araştırmacı Mahir Fergali de X platformunda değerlendirmelerde bulundu.

Fergali, operasyonun karşıtlarının “örgütün mümkün olduğunca uzun süre varlığını sürdürmesine ve devletle çatışma alanlarının yeniden açılmasına katkı sağlayacak tarihsel bir mağduriyet anlatısı oluşturmayı iyi planladıklarını” savundu.

Kahire’nin doğusundaki Rabia Meydanı’nın genel görünümü (Reuters)
Kahire’nin doğusundaki Rabia Meydanı’nın genel görünümü (Reuters)

Mısırlı televizyoncu Ahmed Musa ise “Onların suçlarını, ihanetlerini ve vefasızlıklarını unutmayacağız. Biz hepimiz suçlarına ve ihanetlerine tanık olmuşken tarihin çarpıtılmasına izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Musa, Müslüman Kardeşler’in devleti hedef aldığını ve Mısır’ı bölmek istediğini savunarak, Rabia’daki oturma eyleminin “silahlı bir operasyon merkezine dönüştürülmesinde ısrar edildiğini, buraya silah sevkiyatları yapıldığını ve örgüt mensuplarının el yapımı patlayıcılar kullandığını” öne sürdü.

Buna karşılık, Rabia’daki oturma eyleminin destekçileri, eylemin “barışçıl” olduğunu savunarak, hayatlarını kaybedenlere ait olduğunu söyledikleri fotoğrafları yayımladı ve yaşananların “hukuka aykırı” olduğunu ileri sürdü.

Halkın reddi

Silahlı gruplar ve İslamcı siyasi hareketler konusunda uzman Ahmed Ban ise Rabia’daki oturma eyleminin temel amacının, özünde “örgütü Mısırlıların kolektif bilincinde yeniden meşrulaştırmak” olduğunu savundu.

Ban, örgütün bu amaç doğrultusunda Mısır halkının duygusal hassasiyetlerine güvendiğini ve insanların, hareketin hem iktidarda bulunduğu dönemde hem de daha önce işlediği öne sürülen suçları unutmasını sağlamaya çalıştığını söyledi.

Ban’a göre örgüt, tarihsel ve siyasi hesap verme fikrinden kaçmak amacıyla arkasına saklanabileceği duvar oluşturmak için bilinçli bir çaba yürüttü.

Ban, Rabia olayları sırasında gündeme gelen temel sorunun “Neredeydik ve nasıl bu hale geldik?” olduğunu belirterek, Müslüman Kardeşler’in bir dönem Arap dünyasının en büyük ülkesinin iktidarında olduğunu, daha sonra ise geniş çaplı halk hareket ve güçlü bir toplumsal reddiyeyle karşılaştığını söyledi.

Ban, devlet kurumları ile Mısır halkının sokağındaki açık iş birliğinin, sonunda örgütün ve projesinin reddedilmesine yol açtığını savundu.

Ban ayrıca Mısır devletinin, Rabia’da devlet içinde alternatif bir yapı oluşturma girişimi olarak nitelendirdiği sürecin bütün ayrıntılarını belgelemesine “acilen ihtiyaç duyduğunu” vurguladı. Şimdiye kadar ortaya konan ve yayımlanan bilgilerin, bu girişimin gerçek niteliği konusunda Mısır kamuoyunun bilmesi gerekenlerin gerisinde kaldığını ifade etti.


Gazzeliler, “barış planı”ndaki tıkanıklığa rağmen Gazze’ye dönmeye devam ediyor

Gazze Şeridi'ne giren yardımlar şu anda sadece Kerem Ebu Salim üzerinden geçiyor. (Mısır Kızılayı)
Gazze Şeridi'ne giren yardımlar şu anda sadece Kerem Ebu Salim üzerinden geçiyor. (Mısır Kızılayı)
TT

Gazzeliler, “barış planı”ndaki tıkanıklığa rağmen Gazze’ye dönmeye devam ediyor

Gazze Şeridi'ne giren yardımlar şu anda sadece Kerem Ebu Salim üzerinden geçiyor. (Mısır Kızılayı)
Gazze Şeridi'ne giren yardımlar şu anda sadece Kerem Ebu Salim üzerinden geçiyor. (Mısır Kızılayı)

Siyasi durumun gergin, Gazze’deki “barış planı”nın akıbetine ilişkin belirsizliğin sürdüğü bir dönemde, birkaç hafta önce Filistinli Fadi Ebu Kutta, savaşta yaralanmasının sonrasında tedavi için yaklaşık bir buçuk yıl kaldığı Mısır’dan Gazze Şeridi’ne döndü.

Kızımla karşılaştığımda kucaklayabilmeyi çok isterdim

Ebu Kutta, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ailesine kavuşmaktan ve her ne kadar yıkılmış halde olsa da topraklarına dönmekten duyduğu mutluluğu dile getirdi. Daha fazla uzak kalamadığını belirten Ebu Kutta, iki kesilmiş elinin yerine protez takılması için gerekli masrafları karşılayacak bir bağışçı bulamadan dönmek zorunda kaldığını belirtti. Ebu Kutta, “Kızımla karşılaştığımda onu kucaklayabilmeyi çok isterdim” ifadelerini kullandı.

Otuzlu yaşlarındaki Ebu Kutta gibi Mısır’da bulunan binlerce Filistinli de dönüş için isimlerini kaydettirdikten sonra aylarca seyahat sıralarının gelmesini bekliyor. Bekleyiş, İsrail’in gerek sınır kapısındaki uygulamaları gerekse çıkmaza giren barış planının hayata geçirilmesi konusundaki tutumuyla daha da zorlaşıyor.

75’inci kafile

Gazze Şeridi’ne dönen Filistinlilerden oluşan 75’inci kafile, dün sabah Refah Sınır Kapısı’na ulaştı. Mısır tarafında sürece vakıf bir kaynak, işlemlerin tamamlanmasının “saatler” sürdüğünü belirterek, dönüş yapanların sabahın erken saatlerinde Kahire’deki Filistin Büyükelçiliği’nden bir temsilci eşliğinde sınır kapısına geldiklerini ve Mısır ile İsrail makamları arasındaki koordinasyonun tamamlanmasını saatlerce beklediklerini kaydetti.

Adının açıklanmasını istemeyen kaynak, bazı kişilerin ilk denemede geçiş yapamadığını ve İsrailliler tarafından bir sonraki kafileye kadar geri çevrildiğini belirtti. Bir sonraki kafilenin geçişi ise birkaç gün sürebiliyor. Bu nedenle bazı Mısırlı ailelerin, söz konusu kişileri Sina’da misafir ederek Kahire’ye dönmek ve aynı yolu yeniden katetmek zorunda kalmalarını önlediğini ifade etti.

Kaynak ayrıca, “İsrail tarafı hem yardımların hem de Filistinlilerin geçişinde hâlâ zorluk çıkarıyor. Bu durum ister Mısır’dan Gazze’ye dönenler ister tedavi için Gazze’den Mısır’a gidenler için geçerli” dedi.

Mısır’ın Şuruk gazetesinin internet sitesine göre, son kafileyle Gazze’ye dönenlerin sayısı 90 kişiye ulaştı. Buna karşılık 38 hasta ile onlara eşlik eden 36 refakatçi Mısır’a kabul edildi.

Mısır Kızılayı tarafından Gazze’ye geçiş öncesinde hazırlanan yardım kamyonlarından biri.
Mısır Kızılayı tarafından Gazze’ye geçiş öncesinde hazırlanan yardım kamyonlarından biri.

Ebu Kutta, geçen temmuz ayında Kahire’den Kuzey Sina’ya uzanan uzun yolculuğunun ayrıntılarını hâlâ hatırlıyor. Sınır kapısının önünde uzun süre beklediğini ve geçişine izin verilmeyeceği endişesiyle saatler boyunca kaygı içinde kaldığını anlatıyor.

Geri dönme konusundaki kararlılık

Filistinli İsrail meseleleri uzmanı ve eski Filistinli tutuklu Usame el-Eşkar, İsrail’in engellemelerine ve Gazze’deki ağır koşullara rağmen Mısır’dan Gazze’ye dönüşlerin sürmesinin, Filistinlilerin topraklarına bağlılığının ve koşulların tehlikesine ya da Netanyahu hükümetinin yaşadığı siyasi kriz nedeniyle İsrail operasyonlarının ve ihlallerinin genişleme ihtimaline rağmen geri dönme konusundaki kararlılıklarının en büyük göstergesi olduğunu belirtiyor.

İsrail, ekim ayında “barış planı” olarak bilinen ateşkes anlaşmasının imzalanmasından bu yana Gazze Şeridi’nde günlük ihlallerini sürdürüyor. 15 maddeden oluşan anlaşmanın uygulanmaya başlamasından bu yana bin 200’den fazla Filistinlinin öldürüldüğü, yüzlerce kişinin de yaralandığı bildiriliyor.

25 binden fazla Filistinli dönüş için kayıt yaptırdı

Eşkar, büyükelçilik kaynaklarına göre dönüş için bilgilerini kaydettiren Filistinlilerin sayısının 25 binden fazla olduğunu belirtiyor.

Filistin kaynaklarının tahminlerine göre savaş sırasında yaralılar ve onlara eşlik eden kişiler dahil olmak üzere 100 binden fazla Filistinli Gazze Şeridi’nden Mısır’a geçti.

Eşkar, İsrail’in ateşkes anlaşmasının maddelerini uygulama konusundaki mevcut tutumunun, İsrail’deki iç siyasi dengelerle bağlantılı olduğunu savunarak, “İç kamuoyu yoklamalarının çoğunun ortaya koyduğu üzere Netanyahu ve hükümetinin desteğinin gerilemesi”nin bu tutumda etkili olduğunu belirtti.

Anlaşmanın ikinci aşaması, İsrail güçlerinin Gazze Şeridi’nden çekilmesini, Hamas’ın silahlarını bırakmasını ve Barış Konseyi tarafından Gazze’nin yönetilmesini öngörüyor.

Mısır Kızılayı, tedavi amacıyla Mısır’a getirilen yeni Filistinli kafilesini karşılıyor.
Mısır Kızılayı, tedavi amacıyla Mısır’a getirilen yeni Filistinli kafilesini karşılıyor.

Filistinli uzman Eşkar, Mısır, Katar ve ABD’deki arabulucuların Netanyahu’yu dizginlemek ve durumun kontrolden çıkarak yeniden çatışmaya dönüşmesini önlemek için çalışmalarını sürdürdüğünü ifade etti.

Gazze Anlaşması, geçen temmuz ayı sonunda, arabulucular ile «Hamas» hareketi ve Filistinli gruplar arasında, «İran Savaşı»nın patlak vermesiyle uygulaması aksayan anlaşmanın ikinci aşamasının yürütülmesine ilişkin düzenlemeler konusunda mutabakat sağlanmasının ardından yeni bir aşamaya girdi.

Trump ise geçen ay, İsrail ve Hamas’ın geçen yıl kabul ettiği Gazze savaşını sona erdirme planında ilerleme sağlandığını açıkladı. Plan, İsrail güçlerinin Gazze’den çekilmesini, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze’nin güvenliğini sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte uluslararası bir istikrar gücünün oluşturulmasını öngörüyor.


İsrail'de yaşayan Lübnanlılar af kararını ciddiye almıyor

Times of Israel’in yayımladığı, Lübnanlıların burada yaşadığını gösteren fotoğraf
Times of Israel’in yayımladığı, Lübnanlıların burada yaşadığını gösteren fotoğraf
TT

İsrail'de yaşayan Lübnanlılar af kararını ciddiye almıyor

Times of Israel’in yayımladığı, Lübnanlıların burada yaşadığını gösteren fotoğraf
Times of Israel’in yayımladığı, Lübnanlıların burada yaşadığını gösteren fotoğraf

İsrail’de yaşayan Lübnanlılar, Lübnan Parlamentosu’nun geçen hafta kabul ettiği genel af ve ceza indirimini ciddiye almadı. Yasa, 1 Mart 2026’dan önce işlenen suçlar nedeniyle hüküm giyen, tutuklanan veya haklarında adli işlem yürütülen binlerce kişiyi kapsıyor. Bunların arasında 2000 yılından beri İsrail’de yaşayan yaklaşık 3 bin 500 Lübnanlı da bulunuyor.

Güney Lübnan Ordusu komutanı Antoine Lahd’ın eski ofis müdürü Claude İbrahim, “Af kararı bizim için çıkarılmadı. Bizi de sonradan buna dahil ettiler ki kararın yalnızca Sünni ve Şii Müslümanları kapsadığı söylenmesin, Hristiyanları da kapsasın. Biz burada Lübnan halkının bütün kesimlerinden insanlarız; aramızda Sünniler ve Şiiler de var, ancak çoğunluğumuz Hristiyan. Bizi son anda kapsama aldılar. Fakat bu karar, 2001, 2006 ve 2011 yıllarında çıkarılan af kararlarından özünde farklı değil ve bizim için herhangi bir umut vaad etmiyor” ifadelerini kullandı.

Af ve para cezaları

İbrahim, “Söz konusu kararlar kapsamında da İsrail’e, Hizbullah’ın baskısından kaçmak için sığınan çok sayıda Lübnanlı ülkeye döndü ve önemli bir bölümü, özellikle çocuklar ve kadınlar, aftan yararlandı. Bazıları ise Hizbullah’a para cezası ödedi ve bunun karşılığında daha hafif hapis cezalarına çarptırıldı. Para cezası ne kadar yüksekse, Hizbullah’ın nüfuzundaki mahkemenin verdiği ceza da o kadar azaltılıyordu” diye konuştu.

İbrahim, “İsrail o dönemde bu düzeni fark etti ve geri dönenlere askerlik hizmetleri karşılığında ödenmesi gereken miktarın üç katı tutarında tazminat verdi. Hizbullah da onları büyük bir memnuniyetle kabul etti” ifadelerini kullandı.

İsrail’de yaşayan Lübnanlıların büyük bölümünün, Güney Lübnan Ordusu olarak bilinen yapının mensupları olduğu biliniyor. Bu oluşum, 1984’te kanser nedeniyle hayatını kaybeden Binbaşı Saad Haddad tarafından sınırdaki Mercayun kasabasında kurulmuş, onun yerine General Antoine Lahd geçmiş ve yapı 2000 yılında dağıtılana kadar Lahd tarafından yönetilmişti.

İsrail Başbakanı Ehud Barak’ın 2000 yılında Lübnan’dan hızlı ve ani biçimde çekilme kararı alması ve bu kararı Güney Lübnan Ordusu’na bildirmemesi üzerine, örgüt mensupları ve aileleri İsrail sınırına yöneldi. İsrail’le birlikte savaşmış ve İsrail’den maaş almışlardı.

İsrail başlangıçta bu kişilerin ülkeye girişini engellemeye çalışsa da sınırda günlerce beklemeleri ve yaşadıkları mağduriyet, İsrail’in uluslararası kamuoyundaki itibarına zarar verdi. İsrail bunun üzerine, bu kişileri kabul etmek zorunda kaldı. Daha sonra çeşitli yöntemlerle onları ülkeden çıkarmaya çalışan İsrail, grubun yaklaşık yarısının Lübnan’a dönmesini sağladı.

3 bin 500 Lübnanlı

İbrahim, İsrail’e hizmet etmeleri konusundaki soruya ise şu yanıtı verdi:

“Güney Lübnan Ordusu, Lübnan ordusunun kararıyla kuruldu. Saad Haddad, 1976’da Lübnan devletinin kararıyla İsrail üzerinden, Hayfa yoluyla güneye geldi. 1976’dan 1990’a kadar devlet, bu kişilere Lübnan ordusunun bir parçası olarak düzenli şekilde maaş ödedi.”

İbrahim, “Ancak o dönemde Lübnan, önce Hafız Esed ve ardından Beşşar Esed yönetimindeki Suriye’nin, daha sonra da İran ve Hizbullah’ın nüfuzunun etkisi altında kaldı. Bu çevreler bize karşı düşmanca bir tutum benimsedi ve bizi ihanetle suçlamaya başladı. Oysa biz Filistinli örgütlere karşı Güney Lübnan’ı korumaya yönelik ulusal bir görev yürütüyorduk. Lübnanlılar bu tarihi araştırmayacaksa, umarım tarih yaptıklarının hesabını onlardan sorar” dedi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bugün İsrail vatandaşlığına sahip Lübnanlıların sayısının yaklaşık 3 bin 500 olduğu belirtiliyor. Bunların önemli bir bölümü, 2000 yılında Lübnan’dan ayrılmalarının ardından İsrail’de doğdu. Bu kişilerin Lübnan’ın resmi nüfus kayıtlarında yer almadığı ifade ediliyor.

İbrahim, “Bu kayıt dışı kişilerin de geri dönmesine izin verilecek mi? DEAŞ ve Nusra Cephesi mensupları için af çıkarılıyor da biz hâlâ onların gözünde İsrail ajanı olarak mı kalacağız?” diye sordu.

İbrahim sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugün İsrail’de dünyanın diğer ülkelerindeki Lübnan diasporaları gibi yaşıyoruz. Başarılı insanlarız; aramızda yüzlerce doktor, avukat, mühendis ve teknoloji sektöründe çalışan kadın ve erkek var. Lübnan devletinin bize, dünyanın diğer ülkelerindeki Lübnanlı topluluklara davrandığı gibi davranması gerekiyor. Bunun gerçekleşmesi için de İsrail ile Lübnan arasında, statümüzün açıkça tanımlandığı bir barış anlaşmasının imzalanması gerekiyor.”