Batı, Brüksel’de küresel vizyonunu sergiledi

Brüksel’deki NATO Olağanüstü Liderler Zirvesi’nden bir kare. (AFP)
Brüksel’deki NATO Olağanüstü Liderler Zirvesi’nden bir kare. (AFP)
TT

Batı, Brüksel’de küresel vizyonunu sergiledi

Brüksel’deki NATO Olağanüstü Liderler Zirvesi’nden bir kare. (AFP)
Brüksel’deki NATO Olağanüstü Liderler Zirvesi’nden bir kare. (AFP)

Brüksel, Avrupa kurumlarının başkenti haline geldiğinden beri, son iki günde tanık olduğu kadar üst düzey bir siyasi, güvenlik ve diplomatik seferberliğe tanık olmamıştı. Brüksel, Rusya’nın açtığı savaşla yüzleşmek için Batı’nın yeni vizyonunun sahnelediği büyük bir tiyatroya dönüştü. Bu devasa toplantının, Avrupa ve ABD’nin onlarca yıldır gerçekleştirmek istediği ‘küresel sistemin’ yol haritasının belirlenmesi için bir başlangıç olduğu yorumları yapıldı.  
Rusya-Ukrayna savaşının ele alındığı NATO Olağanüstü Liderler Zirvesi, G7 ve AB Liderler Zirve’si Belçika’nın başkenti Brüksel’de gerçekleştirildi. NATO Zirvesi’nin birinci gününde, Rusya’ya uygulanacak yaptırımlar ele alındı ve Rusya’nın konvansiyonel olmayan silahlar kullanarak savaşı tırmandırması durumunda ne gibi tedbirler alınacağı tartışıldı.  
Zirvenin ikinci gününde ABD Başkanı Joe Biden, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile görüştü. Görüşmenin odağında Rus ekonomisi üzerinde baskının arttırılması ve Moskova’nın para kaynaklarının kurutulması bulunmaktaydı. Biden, Ursula von der Leyen ile bu yıl Avrupa’ya 15 milyar metreküp sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tedarik etme konusunda anlaştıklarını açıkladı. ABD, Avrupa’ya 2030 yılına kadar da her yıl yaklaşık 50 milyar metreküp LNG sağlamayı taahhüt etti. Rus doğalgazına bağımlılığın azaltılması için çalışmak üzere ABD-AB ortak çalışma grubu oluşturuldu. Biden, Ursula von der Leyen ile ortak açıklama yayımladı. Açıklamada, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı yürüttüğü "gayrimeşru ve sebepsiz" savaş kınandı. AB ve ABD'nin Ukrayna'nın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü desteklediği kaydedildi. Demokrasi, insan hakları, küresel barış, istikrar ve kurallara dayalı uluslararası düzene dikkat çekildi. Haksız eylemleri nedeniyle Rusya'ya ağır bedel ödetmek için eş güdümlü çabaların sürdürüldüğü belirtildi. 
Açıklamada, ABD ve AB'nin benzer düşünen ortaklarla birlikte yaptırımları güçlendirdiği ve uyumlu hale getirdiğine işaret edilerek, yaptırımlardan kaçınmaya yönelik yapılacakları koordine etmenin önemi vurgulandı. Söz konusu yaptırımların savaşın sorumlularından hesap sormayı hedeflediği ve saldırılar durana kadar süreceği ifade edilerek, Rusya'nın savaşı finanse etmesini önlemek amacıyla ABD ve AB'nin ortak çalışma yürüttüğü ifade edildi.  
Batılı müttefikler, Rus kuvvetlerinin Ukrayna'yı işgal girişiminin ardından Moskova'ya peş peşe ekonomik ve mali yaptırım paketleri uygulamaya başladığından beri, Avrupa Birliği ülkeleri, Washington'un belirlediği tekliflere uyumlu bir şekilde yanıt veriyor. ABD, çoğu Avrupa ülkesinin en önemli ticari partnerlerinden olan Rusya’ya uyguladığı yaptırımların, Avrupalı müttefikleri üzerindeki etkisini en aza indirmek yönünde hassasiyet gösteriyor.  
Putin'in yakın çevresinin küresel finans sisteminde tecrit edilmesi ve Rus ordusunun Ukrayna’da sert bir direnişle karşılaşmasının ardından, Çin’in Rusya’ya yardımda istekli olmadığının anlaşılmasıyla birlikte, Washington Rus ekonomisine ölümcül bir darbe vurmak için harekete geçti.  
Bilindiği üzere Rusya’nın savaş makinesini, Avrupa’ya ihraç ettiği petrol, doğalgaz ve kömürden elde ettiği gelirler finanse ediyor. Washington tam da bu alanlara odaklanmış durumda. Batılı analistler, Rusya Merkez Bankası'nın Batı bankalarındaki döviz rezervlerinin dondurulması ve rublenin değerinin düşmesine yol açan tedbirler gibi en acı verici yaptırımların, Rusya’nın Avrupa’ya enerji ihracatının devam etmesi durumunda yeterli etkiyi göstermeyeceğini savunuyor. Nitekim Rusya’nın Avrupa’ya enerji ihracatı aylık 18 milyar dolar gelir elde etmesine imkan sağlıyor.
Biden, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’e hitaben;
‘’Sayın başkan, Rus gazından vazgeçmenin Avrupa için maliyetli olduğunu biliyorum. Ancak bu adım sadece etik açıdan doğru olmakla kalmayacak, bize daha güçlü bir stratejik konum sağlayacaktır.’’ dedi. Ursula von der Leyen ise, Avrupa Birliği'nin bu yılın sonuna kadar Rus gazına olan bağımlılığını üçte iki oranında azaltmak için çalıştığını, şu anda alternatif kaynaklar sağlamak için Norveç, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile müzakerelerde bulunduğunu söyledi. Almanya Ekonomi Bakanı ise Rusya'dan yapılan petrol ithalatının bu yıl bitmeden yarıya indirileceğini, ancak doğal gazda bu kısıtlamanın 2024'ün sonlarına kadar uzayabileceğini belirtti. Almanya'nın petrol ithalatının yüzde 54’ünü Rusya’dan yaptığını hatırlatmakta fayda var. ABD’nin Rus gazı yerine kendi gazını önermesi Avrupa Birliği içinde görüş ayrılıklarının belirginleşmesine neden oldu. Bazı Avrupa ülkelerinin, Rusya’dan ithalatı kesmenin Moskova ile olan ilişkilerin tamamen kopması anlamına geleceğini bildiklerinden tereddüt yaşamaktalar. Mevcut krizde tek koruyucuları olan Washington’un arzularına yanıt vermekle Rusya ile ilişkilerini tamamen koparmanın riskleri arasında kararsız durumdalar. Nitekim Rusya ile düşman olmaları, ABD’ye daha fazla bağımlı olmaları anlamına geliyor ve bu durum Avrupa Birliği’nin bağımsızlığını zedeliyor. Burada şunu belirtmekte fayda var, ABD halihazırda Avrupa’nın sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ihtiyacının yüzde 44’ünü karşılıyor. Bu oranlara eski ABD Başkanı Donald Trump döneminde ulaşılabilmişti. Daha önceleri yıllık 3 milyar metreküp olan oran, geçen yıl 22 milyar metreküpe yükselmişti. Ancak LNG toplam doğalgaz ihtiyacının sadece yüzde 18’ine tekabül ediyor. Yani Rus gazı Avrupa’nın toplam ihtiyacının yüzde 45,6’sını karşılarken, ABD’nin payı yüzde 6,6’yla sınırlı durumda.  
NATO Zirvesi’nde konuşan Biden, “’Sadece NATO, Avrupa Birliği ve G-7 değil, tüm Avrupa’nın birlik olması, ülkemin savaş suçlusu olarak gördüğü bu adamı durdurmak için yapabileceğimiz en önemli şeydir” dedi. Biden Ukrayna’daki savaş nedeniyle 10 milyon kişinin mülteci durumuna düşebileceğini, ülkesinin 100 bin mülteciyi ağırlamaya hazır olduğunu belirtti. Zirveden sonra da açıklamalarda bulunan Biden, "Bugün, Rusya’nın Ukrayna’yı vahşice işgal eden katliamına başlamasından bu yana NATO ve Avrupalı müttefiklerimiz arasında üç önemli konuda mutlak bir fikir birliğine sahip olduk. Birincisi, Ukrayna’yı askeri ve insani yardımla desteklemek. İkincisi, Putin’in ekonomisini felç etmek ve eylemlerinden dolayı onu cezalandırmak için şimdiye kadarki en büyük ekonomik yaptırım rejimini uygulamak ve üçüncüsü, NATO müttefiklerimizin doğu kanadını güçlendirmek. Bunların üçünü de gerçekleştirdik. Bugün, bu çabaları sürdürmeye ve onları güçlendirmeye kararlıyız" diye konuştu. 
Zirve sürerken liderler ortak bildiri yayınladı. NATO bildirisinde şu ifadelere yer verildi;
"Rusya'nın Ukrayna’ya saldırısı küresel güvenliği tehdit etmektedir. Çin, Rusya'nın savaşına herhangi bir şekilde destek olmaktan kaçınmalıdır. Putin, Ukrayna'daki askerlerini çekip savaşı sonlandırmalı. İttifakın her karış toprağını savunmayı sürdüreceğiz. Rusya'nın sivillere yönelik saldırılarını şiddetle kınıyoruz." 
Washington şimdiye kadar Avrupalı müttefiklerinin Moskova'ya yönelik yaptırımlarda kendisine eşlik etmesini başardı. Ancak Avrupa Birliği şu anda yaptırımları daha da ileri götürmek noktasında gönülsüz davranıyor. Kremlin’in kasasına her gün 750 milyon doların girmesini sağlayan enerji ihracatı dışında yaptırım yapılacak bir alan kalmış değil. Avrupa Birliği, tükettiği gazın yüzde 90'ını ithal ediyor. Avrupa Birliği’nin Rusya’dan doğalgaz ithalatı yüzde 40’ın üzerinde, ithal ettiği petrolün yüzde 27’si de Rusya’dan geliyor. Rusya ayrıca Avrupa Birliği’nin kömür ihtiyacının neredeyse tümünü karşılıyor.  
Rusya’ya komşu Avrupa Birliği üyeleri, tüm olumsuz etkilerine rağmen enerji ithalatını kısıtlayan yaptırımlara sıcak baksa da Almanya, Hollanda ve İtalya gibi ülkeler, üretimi ciddi anlamda aksatacak böylesi bir adımın AB için felaketle sonuçlanacağını düşünüyor. Dolayısıyla Avrupa Birliği’nde hâkim olan anlayış, Moskova’ya şu an uygulanan sert yaptırımlarla yetinilmesi yönünde.  
Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy, olağanüstü toplanan NATO zirvesinde konuşma yaptı. Zelenskiy, Ukrayna'nın Rus işgalcilere karşı savaş uçağı, tank, daha iyi hava savunma sistemleri ve gemi savar silahlarına ihtiyaç duyduğunu söyledi. Zlenskiy, Ukrayna’ya destek veren ülkelere tek tek teşekkür ederken, Almanya’nın desteğinin biraz yavaş olduğunu belirtti. Macaristan Başbakanı Viktor Orban’a doğudan hitap eden Zelenskiy, “Bu sefer tamamen açık konuşmak istiyorum. Macaristan egemen bir ülke ve kimin tarafında olacağına karar vermesi gerekiyor. Budapeşte'yi iyi tanırım ve defalarca ziyaret ettim, tarihinde uğradığı şiddeti ve toplu katliamları biliyorum. Bak Viktor, Mariupol'da neler olduğunu biliyor musunuz? Rusya'nın yaptığı budur ve bugün dünyada tekrarlanabilir” ifadelerini kullandı.  



Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
TT

Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan Barış Konseyi’nin 19 Şubat’ta yapılması planlanan ilk toplantısına bir dizi dünya lideri davet edildi.

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban toplantıya katılmayı kabul ederken, Fransa, İtalya, Norveç, Çekya ve Hırvatistan liderleri daveti reddetti.

Romanya Cumhurbaşkanı Nicușor Dan dün Facebook üzerinden yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini duyurdu. Dan, ülkesinin Barış Konseyi’nin ilk oturumuna katılıp katılmama konusunda henüz nihai bir karar vermediğini ifade etti.

Dan, kararın ‘Romanya gibi fiilen konsey üyesi olmayan ancak tüzüğünün gözden geçirilmesi şartıyla katılmak isteyen ülkeler açısından toplantının formatına ilişkin Amerikalı ortaklarla yürütülecek görüşmelere’ bağlı olduğunu belirtti.

Macaristan Başbakanı Viktor Orban ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini ve katılmayı planladığını duyurdu.

Buna karşılık Çekya Başbakanı Andrej Babis, cumartesi günü Barış Konseyi toplantısına katılmayı düşünmediğini açıkladı. Babis, TV Nova’ya yaptığı açıklamada, “Avrupa Birliği’ne (AB) üye diğer ülkelerle istişare içinde hareket edeceğiz. Bu ülkelerden bazıları konseye katılmayacaklarını ifade etti” dedi.

ABD Başkanı’nın Gazze savaşını sona erdirmeye yönelik planı uyarınca, Gazze Şeridi’nin yönetiminin, Donald Trump’ın başkanlığını yaptığı Barış Konseyi’ne bağlı olarak kurulacak Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi tarafından geçici olarak üstlenilmesi öngörülüyor.

Ancak konseyin tüzüğünde Gazze’ye açık bir atıf yer almıyor. Metin, konseye daha geniş bir misyon yükleyerek, dünyadaki silahlı çatışmaların çözümüne katkı sunmayı hedef olarak tanımlıyor.

Konseyin önsözünde ise Barış Konseyi’nin, ‘çoğu zaman başarısız olmuş yaklaşımları ve kurumları terk etme cesaretine sahip olması gerektiği’ vurgulanarak, Birleşmiş Milletler’e (BM) örtük bir eleştiri yöneltiliyor.

Bu durum, başta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva olmak üzere bazı liderlerin tepkisini çekti. Macron ve Lula da Silva, geçtiğimiz haftanın başlarında yaptıkları açıklamalarda, ABD Başkanı’nın çağrısına karşılık olarak BM’nin güçlendirilmesi gerektiğini savunmuştu.

Hoşnutsuzluk

İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ise ülkesinin anayasal engeller nedeniyle Barış Konseyi’ne katılmayacağını yineledi.

Tajani cumartesi günü İtalyan haber ajansı ANSA’ya yaptığı açıklamada, “Anayasal kısıtlamalar nedeniyle Barış Konseyi’ne katılamıyoruz” dedi ve İtalya Anayasası’nın, tek bir liderin yönetiminde bir kuruluşa katılmayı öngörmediğini hatırlattı.

Geçtiğimiz cuma günü Brezilya Devlet Başkanı, 79 yaşındaki ABD Başkanı Donald Trump’ı, ‘yeni bir milletler topluluğunun efendisi’ olmaya çalışmakla suçladı.

Lula da Silva tek taraflılığa karşı çoğulculuğu savundu ve BM tüzüğünün adeta parçalanmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Donald Trump, Barış Konseyi’ni geçtiğimiz ocak ayında Davos’ta düzenlenen forumda ilan etmişti.

Tüzüğe göre, Cumhuriyetçi Başkan Trump her şeye tam hâkim; yalnızca o diğer liderleri davet edebiliyor ve katılımlarını iptal edebiliyor. Sadece ‘üye devletlerin üçte ikisinin veto hakkını kullanması’ durumunda bu yetkisi sınırlanabiliyor.

Diğer liderlerin tepkisini çeken noktalar arasında, metinde Gazze’ye açık bir atıf bulunmaması ve üyelik maliyetlerinin yüksekliği yer alıyor. Konseyde kalıcı bir sandalye almak isteyen ülkelerin 1 milyar dolar ödemesi gerekiyor.


Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
TT

Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinin cumartesi gecesi yaptığı ve çarşamba günü Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini duyurduğu çarpıcı açıklama, İran’la müzakerelerin ele alınacağı ve İsrail’in taleplerinin gündeme getirileceği iddiasına rağmen, bu dosyada gerçekte yeni bir gelişmeye işaret etmiyor. Aksine, söz konusu açıklamanın esas olarak Netanyahu’nun başta iç siyasi hesapları olmak üzere gerçek hedeflerini örtmeyi amaçladığı, bunların da büyük ölçüde İsrail’de fiilen başlamış olan seçim süreciyle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Bu değerlendirmeyi güçlendiren bir diğer unsur da Netanyahu’nun Washington ziyaretinin tarihini değiştirmesini gerekçelendirirken, ‘İran dosyasının aciliyeti’ olarak nitelediği unsuru öne sürmesi oldu.

Bilindiği üzere Netanyahu, bir hafta önce Washington’a ziyaret talebinde bulunmuş, ABD yönetimi de bu talebi kabul etmişti. Ziyaretin, başta İran dosyası olmak üzere, Başkan Donald Trump’ın Filistin meselesine ilişkin planı ve Netanyahu’nun karşı karşıya olduğu yolsuzluk davalarında olası bir af konusu gibi bir dizi başlığın ele alınması amacıyla ayın 18’inde gerçekleştirilmesi planlanıyordu. Trump’ın ertesi gün, yani ayın 19’unda Washington’da Barış Konseyi’ni toplantıya çağırması üzerine, Netanyahu’nun da konsey üyesi olması nedeniyle bu toplantıya katılacağı yönünde bir beklenti oluşmuştu.

dfert
ABD Başkanı Donald Trump, İran Dini Lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

Ancak Netanyahu daha sonra, toplantıya katılma ihtimali konusunda tereddütlerini dile getirdi ve gündemdeki planın ilerlemesi önünde koyduğu engelleri kaldırmasının istenmesinden çekindiğini ima etti. İsrail’in Kanal 12 televizyonu, ziyaret tarihinin öne çekilmesinin Netanyahu’nun 18’inde planlandığı gibi Washington’a gitmemesine ve dolayısıyla Barış Konseyi liderler toplantısına katılmamasına yol açabileceğini bildirdi. Fiiliyatta Netanyahu’nun, konsey üyelerinin Gazze konusunda yerine getirmesini talep edeceği yükümlülüklerden kaçınmak için toplantıya katılmaktan geri durduğu izlenimi oluştu.

Bu değerlendirme, Netanyahu’nun anlaşmanın ikinci aşamasının, hatta ilk aşamasının uygulanması önüne ciddi engeller koyduğuna dair uluslararası alanda giderek güçlenen kanaate dayanıyor. Tahminlere göre İsrail, anlaşmayı günde üç ila dört kez ihlal ediyor. Refah Sınır Kapısı, sahada yaşananların niteliğine dair bu bağlamdaki örneklerden yalnızca biri olarak öne çıkıyor.

Netanyahu’nun tutumundaki bu değişiklik neden oldu?

Merkezi iddia, İran dosyası etrafında şekilleniyor. İsrail Kan 11 televizyonuna göre Netanyahu, cumartesi sabahı ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘Umman müzakerelerinde olumlu ilerleme’ sağlandığı ve İran’ın gerçekten bir anlaşmaya varmak istediği yönünde bir hissiyat oluştuğuna dair açıklamalarını takip etmesinin ardından, Washington ziyaretini ayın 18’inden öne çekme kararı aldı.

Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, ziyaret tarihinin öne alınmasının gerekçesi olarak İran’ın ‘aldatıcı’ olduğu ve kendisine herhangi bir taviz verilmemesi gerektiği görüşü öne çıkarıldı. Açıklamada, bu tutumu pekiştirmek amacıyla, ‘Tahran’la yürütülecek her türlü müzakerenin, balistik füze programının sınırlandırılmasını ve İran ekseni olarak tanımlanan yapıya verdiği desteğin durdurulmasını içermesi gerektiği’ vurgulandı. Netanyahu’ya yakın kaynaklar ise İsrail Başbakanı’nın, Trump’tan İran’ın İsrail’i tanımasını ‘gerçek barış niyetinin kanıtı’ olarak dayatmasını talep etmeyi planladığını aktardı.

Kan 11, Tel Aviv’in, Başkan Trump’ın İran’la müzakerelere başlanmadan önce ‘İsrail’le önceden üzerinde uzlaşılan bazı noktalardan geri adım atmasından’ endişe duyduğunu bildirdi. Bu çerçevede İsrail basınında yer alan değerlendirmelerde, Netanyahu’nun ofisinin açıklaması bir güç gösterisi olarak yorumlandı; İsrail’in süreci pasif biçimde izlemediğini göstermek ve karar alma sürecinde geç kalınmadan önce ABD yönetimi üzerinde etki oluşturmak amacı taşıdığı belirtildi.

İsrail’in altı talebi

Siyasi dramanın unsurlarını tamamlamak istercesine Netanyahu, İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı’nın da kendisine Washington ziyaretinde eşlik edeceğini açıkladı. Netanyahu, bu adımın amacının, İran’a yönelik bir saldırının gerekliliğini anlatmak olduğunu belirterek, böyle bir darbenin İran’ın kapasitesini felç edeceğini ve özgüvenini sarsacağını savundu. Netanyahu ayrıca dün hükümet koalisyonunu oluşturan parti liderleriyle bir toplantı ve bunun yanı sıra Bakanlar Kurulu’nun ayrı bir oturumunu toplama çağrısı yaptı.

Netanyahu’nun çarşamba ve perşembe günleri bir dizi görüşme gerçekleştirmesi, cuma günü ise İsrail’e dönmesi planlanıyor. Program kapsamında ABD Başkanı ile görüşmenin yanı sıra, Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Brad Cooper ve müzakere dosyasından sorumlu özel temsilciler Steve Witkoff ile Jared Kushner’la da bir araya gelmesi öngörülüyor.

fvev
İsrail'in Demir Kubbe füze savunma sistemi, İran’dan Tel Aviv’e fırlatılan balistik füzeleri önlüyor. (EPA)

Sağcı İsrail gazetesi Israel Hayom, bu çarpıcı ziyareti, Netanyahu’nun İran dosyası konusunda Trump’ı altı İsrail talebini benimsemeye ikna etme girişimi olarak yorumladı. Buna göre ilk iki talep, balistik füze dosyasının müzakerelere dahil edilmesi ve bu füzelerin menzilinin 300 kilometreyle sınırlandırılması ile İsrail’in bölgede ‘vekil güçler’ olarak tanımladığı yapılara verilen İran desteğinin sona erdirilmesini kapsıyor.

Nükleer başlık altında ise İsrail’in dört ek talep ileri sürdüğü belirtiliyor. Bu talepler; İran’ın nükleer programının tamamen ortadan kaldırılmasının garanti altına alınması, tüm zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ülke dışına çıkarılması, oranı ne olursa olsun her türlü uranyum zenginleştirme faaliyetinden vazgeçilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin İran’a geri dönerek nükleer tesislere ani denetimler yapma yetkisine sahip olmalarını içeriyor.

Beyaz Saray’ın içindeki lobi

Gazete, Netanyahu’nun bu yaklaşımı Witkoff ve Kushner’a kabul ettirmeye çalıştığını, ancak müzakereler sürecinde bu iki ismin kendi tezlerine ne ölçüde bağlı kalacağından kuşku duyduğunu aktardı. Bu nedenle Netanyahu’nun, doğrudan Trump’la görüşmenin belirleyici seçenek olduğu kanaatini taşıdığı ve ABD Başkanı’nı ikna edebilecek tek kişinin kendisi olduğuna inandığı belirtildi.

Netanyahu’nun, ABD ekibinin diğer üyelerine kıyasla daha sert bir çizgide gördüğü Başkan Yardımcısı JD Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun desteğini arkasına almayı hedeflediği, bu yolla İran’la anlaşmaya varılmasından yana olan eğilime karşı Beyaz Saray içinde bir baskı grubu oluşturmayı amaçladığı ifade ediliyor.

Buna karşılık İsrailli uzmanlar, füze dosyasının nükleer programla ilgili her türlü müzakerenin zaten doğal bir parçası olduğunu vurguluyor. Uzmanlara göre, nükleer başlık taşıyabilecek gelişmiş balistik füzeler olmadan bir nükleer silah üretmenin herhangi bir anlamı bulunmuyor ve ABD’li müzakereciler de bu gerçeğin farkında. Bu nedenle söz konusu çevreler, İsrail’in bu bağlamda sergilediği paniğin büyük ölçüde yapay olduğu görüşünde.

Nitekim daha önce Netanyahu hükümetinde bakan olarak görev yapan ve halen savunma sanayii şirketi Rafael’in Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten Yuval Steinitz’in de dile getirdiği üzere, İsrail’in esasen bir nükleer anlaşmaya varılmasını istemediği belirtiliyor. Bu bakış açısına göre, koşulları ne olursa olsun her türlü anlaşma kötü kabul ediliyor ve yaptırımların kaldırılması ile mali kaynak akışının yeniden başlaması nedeniyle Tahran’daki rejimin gücünü artıracağı savunuluyor. İsrail tarafı, söz konusu kaynakların Hizbullah’tan Iraklı gruplara, Hamas ve İslami Cihad Hareketi’nden Yemen’deki Husilere kadar İran’ın bölgedeki müttefiklerine aktarılacağını öne sürüyor.

cdf
İran’ın başkenti Tahran’da ABD ve İsrail’i kınayan bir duvar resmi (AFP)

Netanyahu’ya yakın isimlerden Steinitz’e göre masadaki alternatifler ya askerî bir saldırı düzenlenmesi ya da mevcut durumun dondurulması. Steinitz, askerî seçeneği en ideal çözüm olarak görürken, böyle bir adımın İran’daki yönetimi zayıflatacağını ve çöküşe giden süreci hızlandıracağını savundu. Mevcut durumun dondurulması ise ikinci en önemli seçenek olarak değerlendiriliyor; zira bu yol, bir anlaşmaya varılmasını engelliyor, yaptırımların yürürlükte kalmasını sağlıyor ve rejimi ekonomik ve toplumsal açıdan zayıflatmayı hedefliyor.

Steinitz, bu bağlamda Netanyahu’nun elinde haziran ayındaki savaşla ilgili önemli bir koz bulunduğunu da vurguladı. O dönemde ağır darbeler indirildiğini, buna karşın tek bir Amerikan askerinin dahi zarar görmediğini hatırlattı.

Steinitz’e göre Netanyahu, her hâlükârda Trump’tan, İsrail’in geleneksel tutumuna destek vermesini sağlamaya çalışıyor. Bu tutum, İsrail’in İran’la yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın tarafı olmadığı ve böyle bir anlaşmanın kendisini bağlamadığı anlayışına dayanıyor. Steinitz, bu yaklaşımın ardında, İran üzerinde savaş tehdidi kılıcını sürekli olarak sallandırma gerekliliğine dair güçlü bir inancın yattığını belirtiyor.

Bu durum, Netanyahu’nun söz konusu tutumu Trump’ın otoritesine zarar vermeden nasıl dile getireceği ve Witkoff ile Kushner’a karşı Beyaz Saray içinde bir lobi oluşturup oluşturamayacağı sorularını gündeme getiriyor. Aynı zamanda Netanyahu’nun, İran liderliğini provoke edecek ve müzakerelerden çekilmeye zorlayacak adımlar atmayı mı hedeflediği, yoksa İranlı yetkililerin yeterli siyasi olgunluk göstererek Netanyahu’nun hamlelerini boşa çıkarıp Trump’la bir anlaşmaya doğru ilerleyip ilerlemeyeceği de tartışma konusu oluyor.

Netanyahu’nun bu aşamada asıl odağının, fiilen başlamış olan seçim süreciyle birlikte derinleşen iç siyasi krizi ve kamuoyu yoklamalarında gerileyen konumu olduğu dikkate alındığında, şu anki temel hedefinin iç kamuoyundaki yerini güçlendirecek bir Amerikan tutumunun ortaya çıkması olduğu değerlendiriliyor. Netanyahu’nun, İran’a karşı duran lider, hatta Trump’ın ifadesiyle bir ‘savaşçı’ ya da ‘kahraman’ olarak sunulmasının, mevcut koşullarda kendisi açısından özel bir önem taşıdığı ifade ediliyor.


Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
TT

Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)

Venezuela muhalefet lideri ve Nobel Barış Ödülü sahibi Maria Corina Machado, muhalefet üyesi Juan Pablo Guanipa'nın dün hapisten çıktıktan kısa bir süre sonra Karakas'ta "ağır silahlı adamlar" tarafından kaçırıldığını duyurdu.

Machado, X platformunda yaptığı paylaşımda, "Dakikalar önce Juan Pablo Guanipa, Karakas'ın Los Choros mahallesinde kaçırıldı. Sivil kıyafetli, ağır silahlı dört araç geldi ve onu zorla götürdü. Derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz" ifadelerini kullandı.