Çin, Sudan’da ihtişamını yeniden kazanmayı mı planlıyor?

Pekin, ister seçilmiş ister askeri diktatörlük olsun, bağımsızlıktan bu yana tüm Sudan hükümetleriyle iyi ilişkilerini sürdürdü.

Çin, Sudan’a petrol yatırımları, ticaret ve altyapı projeleri ile giriyor. (Independent Arabia- Hasan Hamed)
Çin, Sudan’a petrol yatırımları, ticaret ve altyapı projeleri ile giriyor. (Independent Arabia- Hasan Hamed)
TT

Çin, Sudan’da ihtişamını yeniden kazanmayı mı planlıyor?

Çin, Sudan’a petrol yatırımları, ticaret ve altyapı projeleri ile giriyor. (Independent Arabia- Hasan Hamed)
Çin, Sudan’a petrol yatırımları, ticaret ve altyapı projeleri ile giriyor. (Independent Arabia- Hasan Hamed)

Muna Abdulfettah
Çin'in Ortadoğu ve Afrika Boynuzu'ndaki rolünü etkinleştirme çerçevesinde Sudan'da daha aktif bir rol oynamaya kararlı olduğu görülüyor. Ortadoğu Özel Elçisi’nin Sudan'ı da içine alan faaliyetleri de bunu kanıtlıyor. Pekin'in 11 Ocak'ta Dışişleri Bakanı Wang Yi'nin Afrika gezisi sırasında Afrika Boynuzu'nda görev yapacak bir özel elçi atayacağını açıklaması bunun bir diğer kanıtı.
Çin, Sudan’da daha aktif bir rol oynamak istiyor çünkü bu ülke hem Arap hem de Afrikalı olduğundan, Arap-Çin İşbirliği Forumu ve Afrika-Çin Forumu'nun önemli bir üyesi konumunda. Hartum, önceki yıllarda bu iki forumun bir dizi periyodik toplantısına ev sahipliği yapmıştı.
Diplomatik olarak, Çin Ortadoğu Özel Elçisi’nin geçen haftaki Sudan ziyareti ve Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah Burhan ile yaptığı görüşme, bölgedeki birçok ülkeyi kapsayan tur rutin bir tur kapsamında gerçekleşti. Ancak Aralık 2018 devriminde Ömer Beşir rejiminin devrilmesinden sonra Sudan, son üç yılda birçok krize tanık oldu. Bunların olumsuz yansımalarının acısını çekti. Çin'in benzer koşullarda Sudan ve bir dizi Afrika ülkesinde geçmişte gerçekleştirdiği sızıntılar ve bölgeye güçlü dönüşü de bunlara ekleniyor. Tüm bunlar, söz konusu ziyareti ve kendisini takip edebilecek gelişmeleri, Çin’in rolünü pekiştirme, üçüncü dünya ülkeleriyle olan ilişkilerini belirli meselelere indirgeyen bağı koparma çabasına dönüştürüyor. ABD’nin Çin’e karşı bir propaganda olarak kullanmaya çalıştığı bu meseleler; Pekin’in Kıta’nın kaynaklarını ekonomik olarak sömürüsü, insan hakları ihlallerini görmezden gelmesi ve diktatör rejimlerle dostluğu ile ön plana çıkıyor.
Çin’in 1970’li yıllardan günümüze sürdürdüğü yayılma hedeflerine ek olarak, Asya, Ortadoğu ve Doğu Avrupa'yı karadan ve denizden birbirine bağlayan İpek Yolu ve Bir Kuşak Bir Yol projesi var. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping bu proje için çalışıyor. Kendisi ile bağlantılı altyapı projelerini finanse etmek için yaklaşık 40 milyar dolarlık bir fon kurdu. Dahası bölgede daha sağlam bir konumlanma dahil Çin’in jeopolitik hedefleri de var.
IMG-20220325-WA0033.jpg
Sudan hükümeti, 1994 yılında Ticaret Bakanlığı'nı ülke dışışında iş birliği alanları kurmakla görevlendirdi. (Independent Arabia- Hasan Hamed)

Baş müttefik
Çin ister seçilmiş ister askeri diktatörlük, ister komünist veya İslami karakterde olsun, bağımsızlıktan sonra tüm Sudan hükümetleriyle iyi ilişkilerini sürdürdü. Ancak 1989'da, sadece 3 yıl ülkeyi yöneten üçüncü demokratik ve seçilmiş hükümete karşı askeri darbe gerçekleştiğinde Sudan, Hasan el-Turabi'nin Batı'nın Hartum'da İslami bir hükümeti kabul etmeyeceği tavsiyesiyle doğuya, Çin'e yöneldi. Çin, 1997'de ABD ile ilişkilerin bozulması ve Sudan’a yaptırımların uygulanmasından sonra Sudan'ın ana müttefiki oldu. Sudan, Kurtuluş Hükümeti'nin kurulmasından sonra, 1994 yılında Ticaret Bakanlığı'nı Avrupa ve ABD tarafından uygulanması muhtemel yaptırımlara karşı önlem olarak ülke dışında iş birliği alanları açmakla görevlendirdi. Eski Ticaret Bakanlığı Müsteşarı Muhammed Nuri Hamed şunları aktardı:
"Sudan, deniz hatlarını Karadeniz'den Sarı Deniz'e kadar uzatmak için Çin, Ukrayna ve Rusya ile 25 protokol imzaladı. Yaptırımlar hayata geçtikten sonra Çin, Sudan'a o dönemde Mısır'dan ithal edilen ve maliyeti yaklaşık 1 milyon dolar olan askeri üniformalar dahil olmak üzere ihtiyacı olan yardımları sağladı.”
Çin, petrol yatırımları için 1993'te Sudan'a yöneldiğinde, teorikte, ‘faydaların adil dağılımı kapitalist sistem altında gerçekleşemez. Güney ülkeleri halen yoksuldur ve sömürülmektedir. Çünkü tarihleri kapitalist sisteme bağımlı unsurlar gibidir’ şeklindeki komünist teoriye dayanan iş birliği (güney ve güney ülkeleri) perspektifini benimsiyordu. Ancak pratikte Pekin, o dönemde Çin açılım ve reformunun lideri Deng Şiaoping'in 1970’li yılların sonunda başlattığı dünyaya açılma aşamasının zirvesindeydi.
Çin'in Sudan ile ilişkilerindeki hedefi petrol ihtiyaçlarını güvence altına almakla sınırlı değildi. Aksine, siyasi ve kültürel ilişkileri pekiştirmenin yanı sıra ticaret ve altyapı alanlarını da kapsıyordu. İki rejimin ideolojik arka planı bu aktif iş birliğini engellemiyordu.  O kadar ki Sudan muhalefeti, özellikle iki devlet adına değil de iki parti adına yapılan toplantılarda Çin'de iktidarda olan Komünist Parti ile Sudan'daki İslamcı Ulusal Kongre Partisi'ni bir araya getirme girişimleri, Çin'in Sudan Devlet Başkanı Beşir'in Dostluk Sarayı ve Ulusal Kongre Partisi Merkezi gibi ülkeye yaptığı bağışlar hakkında sık sık alaycı açıklamalarda bulunurdu.

Yapısal sorun
Bazı Afrika ülkeleri, Sudan-Çin ilişkilerini, ABD yaptırımlarına dayanması halinde örnek alınabilecek bir model olarak gördüler. Nitekim Güney Sudan’ın ayrılması ve petrol kaynaklarının yüzde 75'inin Güney Sudan toprakları içinde kalmasından sonra ilişkilerde bir kırılma yaşanması beklense de sürekliliği diğer Afrika ülkeleri ile Çin arasındaki ilişkilerin başlangıcı oldu. Çin, Sudan ile olan ilişkisinden çok şey kazandı ve karşılığında da ona çeşitli alanlarda krediler ve yardımlar sağladı. Gelgelim bazı ekonomi uzmanlarının yanı sıra eski Maliye Bakanı Ticani et-Tayyib de şu değerlendirmede bulundu:
"Çin’in Sudan'a yardımları, sahip olduğu dolar rezervlerinin faizsiz ve cömert krediler görüntüsü altında geçirilmesi amacıyla yapılmıştır. Ama bu Sudan'ın çıkarına değildi. Zira bir yandan Sudan'ın borçlarının birikmesini, diğer yandan Sudan petrolünün daha uzun yıllar Çin'e akmasını temin ediyordu."
Gerçekten de olan buydu ve Sudan'ın Çin'e olan ihtiyacı ve Çin’in de birden fazla petrol kaynağına olan ihtiyacının gölgesinde, Güney Sudan’ın ayrılması ve petrol kaynaklarının önemli bir bölümünün Güney’de kalmasından sonra bile Çin, Sudan ile ilişkisini sürdürdü. Petrol arzını başka bir bağlantı noktası ile korumaya almaya çalıştı. Sudan ve Güney Sudan'da devam eden istikrarsızlık durumunu sezince de uzun vadeli bir stratejiyi hayata geçirmeye hazırlandı. Sudan petrolünü yüklemek ve kara Kıta’dan petrol arzını ve onunla ticaretini sürdürmek amacıyla Kenya'nın Hint Okyanusu kıyısındaki Lamu Adası’nda bir deniz kompleksi inşa etmeye girişti.
Faydalarına rağmen Çin'in yatırım yapmaktan kaçındığı Sudan'ın yapısal sorunlarının başında tarım geliyor. Cezire eyaleti ve doğu Sudan'da pamuk ekimi projesi gibi sadece birkaç tarımsal proje Çin’in yardımlarıyla hayata geçti. Ama Pekin petrol, inşaat ve benzeri alanlarda olduğu gibi bu sektöre ağırlığını koymadı. Nedeni, üretim ve tüketim arasında temel bir boşluk olduğundan Hartum'un komşu ülkelerden gıda ithal eden bir ülke haline gelmesi ve bunun sonucunda bu alandaki yatırımların ekonomik fizibilitesinin Sudan'ın içi ile sınırlı kalması olabilir. Ayrıca Çin, tarımsal üretimde kendi kendine yeten bir ülke ve bu alana yatırım yapmaya da ihtiyacı yok. Ama başta petrol olmak üzere diğer kaynaklara susamış durumda.
IMG-20220325-WA0036.jpg
Çin, Sudan ile ilişkilerini ülkenin ikiye bölünmesinden ve petrol kaynaklarının Güney’de kalmasından sonra bile korudu. (Independent Arabia- Hasan Hamed)

Çin üzerindeki baskı
Çin, önceki rejimin gölgesinde ve Darfur'daki savaş faaliyetleri sırasında Sudan ile ilgili duruşu nedeniyle büyük bir baskıyla karşı karşıya kaldı. Ancak bunların çoğu siyaset ve medya alanıyla sınırlıydı. Nitekim ABD, Pekin'de düzenlenecek 2008 Olimpiyat Oyunlarını boykot etmeyi Çin’e karşı bir baskı aracı olarak kullandı ama AB’nin buna yanıtı, sporu siyasete alet etmeme kararı almak oldu.
Eğer ABD’nin Çin ile geçmişte Afrika’daki çekişmesinin nedeni diktatörlük rejimlerine verdiği destekse, bugün Sudan devrimi bunu ortadan kaldırdı. Ayrıca Joe Biden yönetimi, Donald Trump döneminden farklı olarak diktatör yöneticilere müsamaha göstermeyeceğine dair beyanlarından geri adım atma yolunda olabilir. Demokratik değerlere ve insan haklarına saygılı ülkelere ilişkilerde öncelik verileceğine dair açıklamalarına rağmen bu yönelim, Biden'ın dış politikasında henüz net bir şekilde görülmedi. Bu da Çin'in ister sivil isterse askeri olsun herhangi bir hükümetin yönetimi altında Sudan ile ilişkilerini sürdürmesini garanti ediyor.

İhtişamı yeniden kazanma
Buna göre Çin'in Sudan ile ilişkilerinde yeni ve sürekli bir yol izlemedeki başarısı, yönetici sınıfının yönelimlerine bağlı olmayabilir. Nitekim Abdullah Hamduk'un başbakanlığı sırasında geçiş hükümetinin yönelimi, bazılarının kendisini komünist bağlarına geri döndürme girişimlerine rağmen Batılıydı. Batılı kuruluşlarla bağlantısı, Batılı sisteme çok fazla bağlılık göstermesine neden olmuştu.
Batı, çeşitli Sudanlı siyasi akımların askeri bileşeni reddetmesi ve iktidarı bırakmayıp ona sıkı sıkı tutunması korkusu gölgesinde, askeri bileşene karşı katı davranırsa Çin yardıma ve desteğe hazır olacaktır. Pekin'in Sudan ile geçmişteki deneyimlerine baktığımızda çoğu zaman ülkelere planlarını ve önceliklerini kendi koşullarına göre değiştirmelerini dayatan Batılı ülkelerin aksine Sudan veya diğer Afrikalı ortaklarının taleplerini hiçbir zaman reddetmemiş olduğunu görürüz. Çin, kendi iradesini dayatmadan veya ortaklık ilkesi temelinde müzakere talebini reddetmeden bu ülkelerin planlarına uyum sağlamaya çalışıyor. Bu durum Sudan ile deneyimine özgü olmayıp Güney Sudan, Libya, Somali ve diğerleri gibi siyasi ve ekonomik krizlerden muzdarip diğer ülkeler için de geçerli.
Çin Ticaret Bakanlığı'na göre Çin bugün, 40 yıllık reform ve dışa açılımından ve 2001'de Dünya Ticaret Anlaşması'na katılmasından 20 yıl sonra mal ticaretinde dünyanın en büyük ülkesi haline geldi. Şimdi de kendisini dizginlemeye çalışan uluslararası toplum konvoyunda sakince ilerliyor. Ancak bunu Sudan ile ilişkilerini kesmeden ve geri kalan Afrika ülkeleri ile projeleri etkilenmeden yapıyor.
Çin'in stratejisi bölgesel ve uluslararası dönüşümlere göre değişebilir. Ancak her kadim uygarlık gibi ihtişamını yeniden kazanmanın gerekliliğine dayalı yaklaşımını sürdürmeyi başardı.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Beyrut güvenliğini yitiriyor... Bölge sakinleri gelecekte yaşanacaklardan duydukları korku altında şehri terk ediyor

Beyrut’un Tel el-Hayyat bölgesinde İsrail bombardımanının hedefi olan bir bina, 8 Nisan 2026 (Reuters)
Beyrut’un Tel el-Hayyat bölgesinde İsrail bombardımanının hedefi olan bir bina, 8 Nisan 2026 (Reuters)
TT

Beyrut güvenliğini yitiriyor... Bölge sakinleri gelecekte yaşanacaklardan duydukları korku altında şehri terk ediyor

Beyrut’un Tel el-Hayyat bölgesinde İsrail bombardımanının hedefi olan bir bina, 8 Nisan 2026 (Reuters)
Beyrut’un Tel el-Hayyat bölgesinde İsrail bombardımanının hedefi olan bir bina, 8 Nisan 2026 (Reuters)

Beyrut artık sakinlerinin güvenlik arayışıyla sığındığı bir başkent olmaktan çıktı; kısa sürede korku ve endişenin hâkim olduğu bir şehre dönüştü. Dün düzenlenen ve farklı bölgeleri hedef alarak yüzlerce kişinin hayatını kaybetmesine ve yaralanmasına yol açan İsrail saldırısı, kent sakinlerini yeni ve ağır bir gerçekle karşı karşıya bıraktı. Şehirde kalmak artık doğal bir seçenek değil, risklerle dolu bir tercih olarak görülüyor. Kentten ayrılma imkânı olanlarla kalmak zorunda olanlar arasındaki fark giderek belirginleşirken, Beyrut’un güvenliğini adım adım kaybettiği bir tablo ortaya çıkıyor. Gücü yetenler ise daha istikrarlı bir sığınak arayışıyla Beyrut’tan ayrılmaya başlıyor.

Korkunun gölgesinde göç

Beyrut’u hedef alan bombardımanın ardından çok sayıda kişi kenti terk etme kararı aldı. Özellikle hedef alınan bölgelerin büyük ölçüde varlıklı kesimlerin yaşadığı yerler olması nedeniyle, bu kişiler Beyrut dışındaki yazlık evlere veya tatil konutlarına geçebildi. Ancak herkesin şehirden ayrılma imkânı bulunmuyor. Alternatif seçenekleri olmayanlar için kriz daha ağır hissediliyor. Özellikle Beyrut’a sığınan, burada ev kiralayan ya da geçici barınma merkezlerinde yaşayan yerinden edilmiş kişiler açısından durum daha da zorlaştı. Bu kesim için artık kaderine razı olmaktan başka bir seçenek kalmadığı ifade ediliyor.

‘Önce aile güvenliği’

Bu tablo, birçok ailenin kararlarını doğrudan etkiledi. Beyrut sakinlerinden Muhammed es-Seyyid, “Savaşın başından bu yana çeşitli nedenlerle evimde kalmaya özen gösteriyordum; en önemlisi de yokluğumuzda eve yabancıların girmesinden endişe etmemdi. Ancak bugün yaşananlarla birlikte Beyrut artık bizim için güvenli değil. Önceliğim ailemin güvenliği” dedi. Kuzeye taşınma kararı aldığını belirten es-Seyyid, “Bu nedenle gelişmelerin nasıl sonuçlanacağını görmek üzere kuzeyde sahip olduğum eve geçme kararı aldım” ifadesini kullandı.

Dün yaşanan korku ve panik anlarını yeniden yaşamak istemediklerini dile getiren es-Seyyid, “Durum kontrolden çıktı, elimizden bir şey gelmiyor; hayatta kalabilmek için tek çare ayrılmak” dedi. Güvenlik durumunun geçmiş dönemlerden farklı olduğuna dikkat çeken es-Seyyid, “Beyrut’taki güvenlik durumu tüm dönemlerden farklı. 1982’deki İsrail işgali sırasında bile başkent bugünkü gibi hedef alınmamıştı” değerlendirmesinde bulundu.

fvdb
Beyrut’un Ayn el-Mureyse bölgesinde saldırıya uğrayan bölgelerden birinde çalışan sivil savunma ekipleri, 8 Nisan 2026 (Reuters)

Beyrut dışında evi bulunmayan kent sakinlerinden Mahir ise yaşadıklarını şu sözlerle anlattı: “Evimiz, dün bir binanın hedef alındığı Tel el-Hayyat’a yakın Verdun bölgesinde. Eşim ve üç çocuğumla birlikte unutulmaz korku anları yaşadık. Bunun üzerine, Beyrut’un doğusundaki Cuniye bölgesindeki akrabamın yanına geçtim. Buranın daha güvenli olmasını umuyoruz, ancak artık hiçbir yerin güvenli olmadığına dair kesin bir kanaat oluşmuş durumda.”

Yaşananların nedenine ilişkin değerlendirmede bulunan Mahir, “Gelinen noktada Hizbullah unsurlarının siviller arasında saklanmasının etkisi var; bunun sonuçlarını dikkate almıyorlar” ifadelerini kullandı. Güvenlik kaygılarının giderek arttığını vurgulayan Mahir, “İnsan artık kendi evinde ve şehrinde güvende hissetmiyor; çünkü aynı binada kimin yaşadığını bilmiyor… Tüm denetim çabalarına rağmen sahte kimliklerin kullanılması, durumu kontrol edilemez hale getiriyor” şeklinde konuştu.

Kırmızı çizgilerin çöküşü

Askeri uzman Riyad Kehuci, saha gözlemlerine dayanan değerlendirmesinde, “Kırmızı çizgiler ortadan kalktı; artık Beyrut’ta da başka yerlerde de güvenli hiçbir alan yok… Daha önce çeşitli kanallar aracılığıyla Lübnan yetkililerine, İsrail ordusunun Hizbullah unsurlarını ve liderlerini her yerde, bulundukları tüm Lübnan bölgelerinde takip edip hedef alacağını ilettim” ifadelerini kullandı. Dün yaşanan kanlı olayların her an tekrar edebileceği konusunda uyarıda bulunan Kehuci, “Tek kırmızı çizgiler Amerikalılar tarafından belirlenenler; yani Lübnan devletinin altyapısına yönelik saldırılardan kaçınılması” dedi.

ds
Beyrut’ta hedef alınan bir binanın enkazı altında kurbanları arama çalışmaları devam ediyor, 8 Nisan 2026. (AP)

Bu duruma yönelik açık bir tehdit ve işaret olarak, İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, dün düzenlenen 100 hava saldırısının ardından yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Hizbullah, Dahiye’deki terör üslerini terk etti ve kuzey Beyrut ile kentin karışık bölgelerine yöneldi.” Adraee, örgüte yönelik uyarısını şöyle sürdürdü: “Sizin için güvenli bir yer yok. İsrail ordusu, nerede olursanız olun sizi takip etmeye ve büyük bir güçle karşılık vermeye devam edecek.”

Lübnan Ketaib Partisi’nden tepki

Buna karşılık, Lübnan’da yerleşim alanlarının savaş alanı olarak kullanılmasına karşı tepkiler yükseliyor. Lübnan Ketaib Partisi’nin siyasi ofisi, bazı bölgelerin yasadışı silahlı unsurların sızması için sığınak olarak kullanılmasına izin veren güvenlik önlemlerindeki gevşekliğe ‘şiddetle tepki gösterdiğini’ açıkladı. Haftalık toplantı sonrasında yayımlanan bildiride, ‘ordu ve güvenlik güçlerinin tüm bölgelerde konuşlandırılması, denetim ve kontrollerin sıkılaştırılması, yasaklı Hizbullah milislerinin siviller arasında bulunmadığının doğrulanması’ gerektiği vurgulandı.

Bildiride ayrıca, ‘Lübnanlıların, savaşla bağlantılı güvenlik olayları zincirine ilişkin soruşturmaların sonuçları konusunda bilgilendirilmesi ve açık şekilde bilgilendirilmesi gerektiği’ vurgulandı. Devletin kamuoyuna tüm gerçekleri, hiçbir şeyi gizlemeden sunması gerektiği belirtilerek, bunun güveni artıracağı ve benzer trajedilerin tekrarlanmasını önleyeceği ifade edildi.

cdf
Sivil savunma ekipleri, saldırıya uğrayan binanın enkazı altında mahalle sakinlerini arıyor, 8 Nisan 2026. (AFP)

 


Lübnan, İsrail hava saldırılarının kurbanları için bugünü ulusal yas günü ilan etti

İtfaiyeciler, sağlık görevlileri ve gönüllüler, Beyrut'a düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından enkazı kaldırmak için çalışıyor (AP)
İtfaiyeciler, sağlık görevlileri ve gönüllüler, Beyrut'a düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından enkazı kaldırmak için çalışıyor (AP)
TT

Lübnan, İsrail hava saldırılarının kurbanları için bugünü ulusal yas günü ilan etti

İtfaiyeciler, sağlık görevlileri ve gönüllüler, Beyrut'a düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından enkazı kaldırmak için çalışıyor (AP)
İtfaiyeciler, sağlık görevlileri ve gönüllüler, Beyrut'a düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından enkazı kaldırmak için çalışıyor (AP)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, İsrail ile Hizbullah arasındaki savaşın başlamasından bu yana Lübnan'a düzenlenen ve 100'den fazla kişinin ölümüne, yüzlerce kişinin de yaralanmasına yol açan eşi benzeri görülmemiş İsrail baskınlarının kurbanları için bugünü ulusal yas günü ilan etti.

Başbakanlık ofisi, Selam'ın bugünü "yüzlerce masum ve silahsız sivili hedef alan İsrail saldırılarında şehit düşenler ve yaralananlar için ulusal yas günü" ilan ettiğini belirten bir açıklama yayınladı. Açıklamada ayrıca, bugün hükümet dairelerinin, kamu kurumlarının ve belediyelerin kapalı olacağı ve bayrakların yarıya indirileceği duyuruldu.

Şarku'l Avsat'ın açıklamadan aktardığına göre Selam "İsrail'in ölüm makinesini durdurmak için Lübnan'ın bütün siyasi ve diplomatik kaynaklarını seferber etmek amacıyla Arap liderleri ve uluslararası yetkililerle temaslarını sürdürüyor."

İsrail'in dün Beyrut da dahil olmak üzere Lübnan'ın çeşitli bölgelerine eş zamanlı olarak düzenlediği onlarca baskın sonucunda, ilk resmi sayımlara göre en az 112 kişi öldü ve 830'dan fazla kişi yaralandı. Bu olay, Yahudi devleti ile Hizbullah arasındaki savaşın başlangıcından bu yana eşi benzeri görülmemiş bir gerilim olarak değerlendiriliyor.

İsrail, salı gecesi ile dün sabah arasında ilan edilen İran-ABD arasındaki savaşta geçerli olan ateşkes anlaşmasına Lübnan'ın dahil edilmediğini açıkladı ve ateşkes taahhüdünü teyit etti.

İsrail, Beyrut mahallelerine dün öğleden sonra eş zamanlı hava saldırılarının ardından Tallet al-Hayat bölgesindeki bir binaya saldırı düzenledi. Gece yarısından önce yapılan bir diğer saldırı ise Hizbullah'ın önemli bir kalesi olan Beyrut'un güney banliyölerini hedef aldı.

İsrail ordusu, 28 Şubat'ta başlayan İran'a karşı savaşa verilen isim olan Aslan Kükremesi Operasyonu'nun başlangıcından bu yana en büyük koordineli saldırısında yaklaşık 100 Hizbullah askeri tesisini ve altyapısını vurduğunu açıkladı.


Hizbullah, "ateşkes ihlallerine" karşılık olarak kuzey İsrail'e roket fırlatacağını duyurdu

Beyrut'un merkezinde İsrail'in dün düzenlediği hava saldırısının ardından kurtarma ekipleri olay yerinde (AP)
Beyrut'un merkezinde İsrail'in dün düzenlediği hava saldırısının ardından kurtarma ekipleri olay yerinde (AP)
TT

Hizbullah, "ateşkes ihlallerine" karşılık olarak kuzey İsrail'e roket fırlatacağını duyurdu

Beyrut'un merkezinde İsrail'in dün düzenlediği hava saldırısının ardından kurtarma ekipleri olay yerinde (AP)
Beyrut'un merkezinde İsrail'in dün düzenlediği hava saldırısının ardından kurtarma ekipleri olay yerinde (AP)

Lübnan merkezli Hizbullah grubu bu sabahı yaptığı açıklamada, ABD ve İran'ın iki haftalık ateşkes konusunda anlaşmasından bu yana ilk saldırısını gerçekleştirerek kuzey İsrail'e roket fırlattığını duyurdu.

Hizbullah açıklamasında, saldırının "düşmanın ateşkes anlaşmasını ihlal etmesine karşılık" geldiğini belirtti. Bu açıklama, İsrail'in dün Lübnan'a yönelik bu savaştaki en büyük saldırısını başlatması sonrasında yapıldı.

Açıklamada, "Bugün saat 02:30'da İslami Direniş savaşçıları Manara yerleşimini roket saldırısıyla hedef aldı" ifadeleri yer aldı.

"Bu karşılık, İsrail-Amerikan saldırganlığının ülkemize ve halkımıza yönelik saldırıları sona erene kadar devam edecektir" denildi.