Tunus Meclisi Genel Kurulu Toplantısı öncesi restleşmeler arttıhttps://turkish.aawsat.com/home/article/3562541/tunus-meclisi-genel-kurulu-toplant%C4%B1s%C4%B1-%C3%B6ncesi-restle%C5%9Fmeler-artt%C4%B1
Tunus Meclisi Genel Kurulu Toplantısı öncesi restleşmeler arttı
Tunus Meclisi Başkanı Gannuşi’nin Genel Kurul toplantısı çağrısı sonrası Cumhurbaşkanı Said ve yanlıları karşı açıklamalar yaptılar
Cumhurbaşkanı Said, önceki gün Kartaca Sarayı’nda Güney Kore İçişleri Bakanı'nı kabul etti. (DPA)
Tunus / Munci Suaydani
TT
TT
Tunus Meclisi Genel Kurulu Toplantısı öncesi restleşmeler arttı
Cumhurbaşkanı Said, önceki gün Kartaca Sarayı’nda Güney Kore İçişleri Bakanı'nı kabul etti. (DPA)
Özgür Anayasa Partisi Genel Başkanı Abir Musa, askıya alınan Tunus Halk Temsilcileri Meclisi Başkanı Raşid el-Gannuşi tarafından çağrısı yapılan Meclis Genel Kurul toplantısından önce Cumhurbaşkanı Kays Said’in harekete geçmesini istedi. Musa ayrıca Cumhurbaşkanı Said’e Halk Temsilcileri Meclisi’ni feshetme çağrısında bulundu. Abir ayrıca milletvekillerini, parlamentonun feshedilmesi, erken seçim çağrısı yapılması ve Gannuşi’den güvenoyunun çekilmesi üzere 109 milletvekilinin onayını almak için dilekçe imzalamaya davet etti.
Musa, milletvekillerinin, Gannuşi'nin görevden alınması, Meclis'in feshedilmesi ve erken seçime gidilmesi yönünde adım atması halinde Cumhurbaşkanı Said'in çağrısını destekleyeceğini söyledi. Musa’ya göre Meclis Başkanı ve taraftarları, ülkenin bağımsızlığını baltalamak ve bunu gayrimeşru hale getirmek için çalışıyor. Özgür Anayasa Partisi Genel Başkanı, dondurulan Meclis Başkanlığı kararlarının geçersiz kılınması, bugün ve sonrasında yapılması planlanan genel kurul toplantısının durdurulması için adli şikâyette bulunduğunu da sözlerine ekledi. Musa ayrıca ‘Faaliyetleri askıya alınan Meclis’in Cumhurbaşkanının aldığı istisnai tedbirleri ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerini askıya alacağı bir karar çıkarabileceğini, bunun tehlikeli bir iç savaş senaryosu’ olduğunu iddia etti. Abir Musa, “Bu kararın genel meclis oturumunda çoğunluğu sağlaması halinde, Halk Temsilcileri Meclisi, mevcut hükümetin gayrimeşru olduğunu ilan edecek, ayrıca Cumhurbaşkanı ve Yüksek Yargı Konseyi'nin meşruiyetini elinden alacak ve kararlarını Parlamentolar Arası Birliğe gönderecek ve bu kararlar dünya parlamentoları tarafından tanınacaktır” şeklinde konuştu.
Öte yandan geçtiğimiz Pazartesi günü Meclis Başkanlığı Ofisi toplantısına katılan bir kaynak, ofisin Nahda Hareketi’nin eski parlamento bloğundan sekiz milletvekilinin istifa etmesi konusunu ele aldığını bildirdi. Söz konusu milletvekillerinin: Semir Dilo, Cemile el-Kisiksi, Rebab el-Latif, Tevfik ez-Zairi, Nesibe bin Ali, et-Tumi el-Hamruni, Muaz Bilhac Rahume olduğunu söyledi. Bu istifaların bugün yapılacak genel kurul toplantısının başında açıklanması bekleniyor.
Geçtiğimiz Pazartesi günü Meclis Başkanlığı Ofisi’nin sanal bir toplantı gerçekleştirmesi hakkında yorumda bulunan Cumhurbaşkanı Said, Gannuşi'nin “Meclis Başkanı sıfatıyla” attığı adımları eleştirerek, Milli Güvenlik Kurulu'nun bir toplantısında, "Devlet var, kanunlar var, devlete hakarete yer yok" dedi.
Said ayrıca “Tunus devletinin, tıpkı devlet kurumları gibi, içeriden ve dışarıdan iplerle hareket ettirilen bir oyuncak ya da kukla olmadığını” ifade etti. Cumhurbaşkanı Said, siyasi diyaloğun ‘darbe girişimleri ışığında yapılmayacağının, gerçek vatanseverlerle gerçekleşeceğinin’ altını çizdi. Tunus Cumhurbaşkanı ayrıca “Gerçekleştirilen sanal toplantı, yasalara aykırıdır. Çünkü Meclis gibi Meclis Başkanlığı Ofisi de askıya alınmış durumda. Kötü niyet ve anayasayı çiğneme niyeti olmasaydı, sanal toplantılar Bardo Sarayı dışında yapılmazdı” dedi.
Tunus Cumhurbaşkanı konuşmasını, askıya alınan parlamentonun oturumlarını düzenleme girişimlerine karşı uyarıda bulunarak, devlet güçleri ve kurumlarının “devleti karıştırmak ve Tunusluları iç savaşa zorlamak isteyenlerin karşısına çıkacağını” söyledi.
Tunus’taki siyasi kriz süreci
Said, 25 Temmuz 2021’de Meclisin çalışmalarını dondurması ve başbakanı azletmesinden sonra 22 Eylül'de yetkilerini genişleten yeni kararnameler yayımlamış kendisinin yasama ve yürütme yetkisine yönelik olağanüstü düzenlemeler yapılmıştı.
Cumhurbaşkanı'nın yetkilerini genişleten kararnameye göre, Cumhurbaşkanı'na bakanlar kurulunun görüşünü aldıktan sonra Cumhurbaşkanlığı kararlarıyla "yasama metinleri" çıkarma yetkisi verildi.
Kararname uyarınca, Bakanlar Kurulu artık Meclise değil Cumhurbaşkanı'na karşı sorumlu oldu. Cumhurbaşkanı, başbakanı atayabiliyor, kabine üyelerini, hükümetin siyasetini ve kararlarını belirleyebiliyor.
Tunus'ta Cumhurbaşkanı Said tarafından atanan Başbakan Necla Buden Ramazan'ın kurduğu hükümet 11 Ekim 2021’de görevine başladı.
Kays Said yaptığı Aralık ayında anayasa reformu için 25 Temmuz 2022’de referandum, 17 Aralık 2022’de ise erken genel seçimlerin düzenleneceğini duyurdu.
Anayasada yapılacak değişikliklerin ocak ayından itibaren halka açık bir çevrimiçi istişareyi takiben düzenleneceğini aktaran Said, yeni seçime kadar Halk Temsilcileri Meclisi’nin askıda kalacağını sözlerine ekledi.
Meclis Başkanı ve Nahda Hareketi lideri Raşid Gannuşi ise Said’in kararlarına 30 Mart'ta çevrim içi oturum düzenleme kararı alarak cevap vermişti. Gannuşi tüm milletvekillerine toplantıya katılmaları için duyuru yaptı.
Söz konusu toplantı çağrısı öncesinde, Meclis Başkanı Raşid el-Gannuşi başkanlığında 28 Mart 2022'de Meclis Ofisi üyelerinin çoğunluğunun katıldığı bir toplantı düzenlenmişti.
Genel Kurul toplantısında 25 Temmuz kararlarının kaldırılması görüşülecek.
Meclis Başkan Yardımcısı Mahir el-Mezyub, sosyal medyadan yaptığı açıklamada, “30 milletvekilinin yazılı talebi doğrultusunda, 30 Mart Çarşamba günü düzenlenecek Meclis oturumunda, Cumhurbaşkanı Said tarafından alınan istisnai kararların kaldırılması görüşülecek” ifadesini kullandı. Mecliste 2 Nisan'da ülkedeki siyasi ve mali krizlerin değerlendirileceği bir oturumun daha yapılması bekleniyor.
Kasım 2019’da görevine başlayan Tunus'un yasama organı Halk Temsilcileri Meclisi (Meclis Nuvvab eş-Şa‘b) 217 sandalyeden oluşuyor.
35 yıl sonra: Irak Kürdistan Bölgesi ABD şemsiyesi dışındahttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5309931-35-y%C4%B1l-sonra-irak-k%C3%BCrdistan-b%C3%B6lgesi-abd-%C5%9Femsiyesi-d%C4%B1%C5%9F%C4%B1nda
35 yıl sonra: Irak Kürdistan Bölgesi ABD şemsiyesi dışında
Al Majalla
Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başbakanı Mesrur Barzani'nin özel ofisi ile dış istihbarat teşkilatı Parastin’in genel merkezinin İran'a ait olduğu söylenen insansız hava aracı saldırılarının hedefi olması, IKBY’de yıllardır ilk kez tansiyonu bu kadar yükseltti.
Bu olay, ABD ordusunun bölgedeki üslerinden güçlerini ve ekipmanlarını çekmek için saha operasyonlarına başlamasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşti; Irak federal hükümeti bu sürecin eylül ayı sonuna kadar tamamlanacağını duyurdu.
Bu iki olayın zamanlaması üç önemli soruyu gündeme getiriyor: Son aylarda hem İran hem de ona bağlı Iraklı fraksiyonların binden fazla saldırısına maruz kalan bölgenin hava sahasını kim koruyacak? Boşaltılacak üsleri kim devralacak, Peşmerge mi yoksa Irak ordusu mu? Ve bu geri çekilme, daha geniş ABD-İran çatışması içinde nereye oturuyor?
Geri çekilme mi yoksa yeniden konumlanma mı?
Elde ettiğimiz detaylı bilgilere göre son iki hafta içinde, devasa C-17 Globemaster III askeri nakliye uçakları, Erbil Uluslararası Havalimanı'nın bitişiğindeki ABD üssünden Ürdün'deki ABD üslerine karadan havaya Patriot füze bataryalarını taşıdı. Şehrin üzerinde havada asılı duran gözetleme balonu indirildi ve İngiltere de hava savunma sistemini Güney Kıbrıs’a taşıdı. Washington ve Londra, Berlin ve Paris ile birlikte üste sadece küçük askeri birlikler bıraktı.
Erbil Havalimanı yakınındaki ABD lojistik üssü, Bağdat Uluslararası Havalimanı yakınındaki muadiliyle benzer bir işlev görüyordu: 2014'ten beri, terörle mücadele operasyonlarında müttefiklere kara birlikleri için izleme, iletişim ve lojistik destek sağlama görevini üstlenmişti ve uluslararası koalisyonun diğer üyeleriyle koordinasyon noktası olarak hizmet veriyordu. Yanında, Erbil'in yaklaşık 70 kilometre kuzeydoğusunda, 2003 yılında ABD hava indirme birlikleri için iniş pisti olarak kullanılan Harir Hava Üssü bulunuyor. Uzun bir süre âtıl kalmasının ardından Washington, 2019'da geliştirme çalışmalarına yeniden başladı ve pistini genişletti. Ancak Kürt yetkililer, tesisin operasyonel olarak hazır kalmaya devam etmesi için sadece sivil personelin ve az miktarda ekipmanın kaldığını, neredeyse tamamen asker ve askeri ekipmandan boşaltıldığını söylüyor. Bölgedeki çeşitli şehirlerde, 1991'den beri sürekli olarak faaliyet gösteren küçük lojistik merkezleri de bulunuyor. ABD ordusu bu hamlenin niteliğini açıklığa kavuşturmadı. ABD’li yetkililer, konuşlanma alanları arasında “rutin ve sürekli taşınma operasyonlarından” bahsetti ve Ortadoğu'daki çatışmanın, savaşın taleplerini karşılamak için birlikleri esnek bir şekilde nakletme ihtiyacını artırdığını belirtti. Bu arada IKBY’e yakın kaynaklar, ABD önlemlerinin önemini küçümseyerek, taşınmanın yalnızca geçen yıl Irak'ın diğer bölgelerinden IKBY’e taşınmış olan güçleri kapsadığını söyledi.
Bu zamanlama, Eylül 2024'te açıklanan ve uluslararası koalisyonun Irak'taki misyonunun iki aşamada sona ermesini öngören, ikinci aşaması olan Erbil'deki konuşlanmanın ise Eylül 2026'ya kadar uzandığı zaman çizelgesinden ayrı olarak yorumlanamaz. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu anlamda, yaşananlar stratejik bir sürprizden ziyade, son derece hassas bir bölgesel dönemde gerçekleşen, uzun zamandır beklenen bir gelişme.
Üst düzey bir Kürt siyasi kaynağı, Erbil'in konuya ilişkin bakış açısını açıklayarak, Kürt tarafının Amerikan varlığını Irak'ta istikrar için bir katalizör olarak görmesine rağmen, olayın Kürtlerde üç nedenden dolayı “korku” yaratmadığını belirtti.
Birincisi, Amerika Birleşik Devletleri Irak’tan tamamen ayrılamaz, aynı zamanda onu kendisine karşı olan bölgesel güçlere de bırakamaz, “çünkü Irak, özellikle güvenlik ve askeri alanlarda, çıkarları ve nüfuz biçimleri için stratejik bir merkezdir. Washington 2011'de bunu aşmaya çalışıp tamamen çekildiğinde, üç yıldan kısa süre sonra DEAŞ'ın yükselişiyle birlikte daha büyük bir güçle geri döndü.”
İkinci faktör, IKBY’nin konumu ve bölgesel çatışmalara ilişkin tutumudur; kaynağa göre bu tutum, açık tarafsızlık ve herhangi bir tarafın işlerine karışmama isteğiyle karakterize edilir. “Bu, bölgeyi ve istikrarını savunmak için birincil şemsiye olacaktır.”
Üçüncü faktör ise, “diplomatik çıkarları koruyan güçler veya koordinasyon, eğitim ve bilgi paylaşım merkezleri gibi adlarla da olsa bazı uluslararası güçlerin bölgede kalacağı beklentisidir. Bu güçler, en azından hava desteği açısından, bölgenin güvenlik şemsiyesini kendi başlarına koruyacaklardır. Kürdistan'ın jeopolitik önemi, onu yalnız bırakma olasılığından daha ağır basmaktadır.”
Hukuki ve anayasal tartışma
Gözlemciler, Amerikan askeri ve lojistik üslerinin devredilmesi mekanizmasının, sadece konuyu düzenleyen kuralların farklı hukuki ve siyasi yorumlarından değil, esas olarak iki taraf arasındaki karşılıklı güven eksikliğinden dolayı, Erbil ve Bağdat arasında uzun sürecek bir siyasi ve medya savaşına dönüşmesini bekliyor.
Zamanlama, Eylül 2024'te açıklanan ve uluslararası koalisyonun Irak'taki misyonunun iki aşamada sona ermesini öngören zaman çizelgesinden ayrı olarak yorumlanamaz
Amerikan varlığı, Güvenlik Konseyi'nin eski rejimin sivillere yönelik baskısını kınayan ve Bağdat'tan insani yardım kuruluşlarının girişine derhal izni vermesini talep eden 688 sayılı Kararı yayınladığı 1991 baharına kadar uzanıyor. Uçuşa yasak bölgeye gelince, aynı kararla kurulmadı; bunun yerine, daha sonra operasyonlar kapsamında ABD, İngiltere ve Fransa tarafından tek taraflı olarak dayatıldı. Zamanla, bu şemsiye, IKBY’nin doğuşunda ve korunmasında hayati bir faktör haline geldi. Ancak Iraklı yetkililer, bütün bunların geçmişte kaldığını ve IKBY’nin federal statüsünün herhangi bir dış güç tarafından değil, Irak anayasası tarafından güvence altına alındığını savunuyor.
Federal hükümete göre Irak ordusu, tahliye edilecek üsleri ve merkezleri devralacak, çünkü bu tesisler “hava savunma” yapıları kapsamına giriyor. Bu ise ulusal güvenlik ve savunma politikasının oluşturulmasının yalnızca federal makamların yetkisinde olduğunu öngören anayasanın 110. maddesine dayanarak, ordunun ve federal hükümetin görev ve yetkileri dahilindedir. Bağdat ayrıca, bölgedeki sivil havaalanlarının ve kara sınır kapılarının zaten federal hükümet ve kurumları tarafından yönetildiğini belirtiyor.
Buna karşılık, Kürt tarafı pozisyonunu, “bölgesel yönetim, bölgenin idaresi için gerekli tüm konulardan ve özellikle polis, güvenlik güçleri ve bölgesel muhafız gibi bölgenin iç güvenlik güçlerinin kurulması ve örgütlenmesinden sorumludur” diyen 121. maddenin 5. fıkrasına dayandırıyor. Kürt yorumuna göre bu fıkra, Peşmerge güçlerinin bu üsleri devralma ve anayasal olarak kendilerine verilen görev ve hedefleri yerine getirmek için yeniden kullanma hakkına sahip oldukları anlamına geliyor.
IKBY Başbakanı Mesrur Barzani, bölgenin başkenti Erbil'de basın toplantısı düzenliyor, 25 Haziran 2025 (AFP)
Irak iç işlerini takip edenler, havaalanlarının yönetimi ve sınır muhafızları gibi diğer dosyalarda olduğu gibi, iki taraf arasında bir tür “anlaşmaya” varılmasını bekliyorlar. Bu dosyalarda idari ve mali olarak federal hükümete, orduya ve bakanlıklara bağlı olan, ancak personeli ve subayları IKBY vatandaşı olan ve bölgesel hükümet kurumlarından fiilen ayrı olan sistemler benimsendi.
Ancak, mesele sadece tabela dağıtımından ibaret değil, daha karmaşık. Irak güçlerinin bu üsleri kontrol etmesi, bölgenin hava sahasını füze ve insansız hava aracı saldırılarına ve sınırlarından herhangi bir kara saldırısına karşı sürekli olarak koruma yetkisine sahip olacakları ve bunu yapmakla yükümlü olacakları anlamına geliyor. Şimdiye kadar, federal hükümet, merkezi hükümete ait petrol tesislerinin korunmasıyla ilgili sınırlı teklifler dışında, böyle bir koruma sağladığını açıklamadı. Dolayısıyla şu pratik soru hâlâ cevapsız: Hangi sistemlerle, hangi stoklardan ve hangi çatışma kurallarına göre?
Karmaşık bir bölgesel sahne
IKBY’deki resmi kaynaklar, bölge Başkanı Neçirvan Barzani'nin ABD ve İran, özellikle de Devrim Muhafızları Ordusu arasında yürüttüğü siyasi arabuluculuk girişimlerine ilişkin sızdırılan haberleri doğruladı. Bu haberler, Barzani'nin Devrim Muhafızları liderliğiyle temasa geçtiğini ve Amerikan tarafından “tam güven” aldığını nakletmişti. Gözlemciler, bu girişimi, bölgenin varlığını tehlikeye atabilecek herhangi bir durumdan kaçınmak için bu savaşta mümkün olduğunca tarafsız kalma arzusuna bağlıyor.
IKBY’nin başkenti Erbil'in eteklerindeki Kani Kirzala bölgesinde bulunan bir petrol deposundan, şüpheli bir İHA saldırısının ardından dumanlar yükseliyor, 1 Nisan 2026 (AFP)
Siyaset bilimi profesörü Neval Remo ile yaptığımız uzun röportajda, durumun üç temel yönünü özetledi ve bunları geri çekilmenin nedenleri, korumadaki azalma ve potansiyel sonuçlar olarak ayırdı.
Remo şöyle dedi: “Amerikan ve uluslararası koalisyona bağlı askeri birliklerin Irak'tan çekilmesinin Irak iç baskıları ile bir bağlantısı olduğu doğru. Yalnız ABD, kendisine güvenlik faydaları sağlamaya ve nüfuzunu artırmaya devam etseydi, varlığını sürdürmesi için nedenler ve gerekçeler yaratabilirdi. Ancak son altı ay, Ortadoğu'daki tüm tesisleri için kapsamlı ve sürdürülebilir caydırıcılık sağlama kabiliyetindeki gerileme açısından oldukça şaşırtıcı oldu. Bu nedenle, askeri bir taktik olarak küçülme, Irak'ta zaten devam eden sürece eklendi.”
Şöyle devam etti: “Geri çekilme, ABD'nin birçok ülkedeki askeri varlığını azalttığı, İran'la öngörülebilir gelecekte yüzleşme stratejisinin bir parçası olarak güçlerini yeniden konumlandırdığı ve düzenlediği kapsamlı bölgesel çerçeve içinde gerçekleşti. Bu, özellikle yıllık üretimi yaklaşık 600’ü geçmeyen Patriot önleme füzeleri başta olmak üzere, savunma mühimmatı stoklarında düşüşe işaret eden bilgiler göz önüne alındığında anlaşılabilir bir durum; zira bu füzeler son aylarda bölgeye yayılmış üslerini savunmak için yoğun olarak kullanıldı.”
İran'ın stratejisi, Kürdistan bölgesini bir zamanlar Amerikan koruması nedeniyle nüfuz alanı dışında kalan ve şimdi bu korumadan yoksun bir bölge olarak ele almaya devam edecektir
Remo, bunun IKBY’e maliyetinin iki yönlü olduğunu düşünüyor: “Amerikan askeri varlığı sadece güvenlik şemsiyesi değil, aynı zamanda siyasi bir şemsiyeydi. Birçok analistin gerçeklerden ziyade kendi arzularına dayanarak yorumlamaya ve tahmin etmeye çalıştığının aksine, IKBY’de Amerikan üslerinin olmayışı İran ve müttefiki fraksiyonların bölgeye yönelik saldırılarını azaltmayacaktır. Irak'ın diğer bölgelerinde böyle bir varlığın olmamasının, İran'ın merkezi Irak'a yönelik stratejisinde hiçbir şeyi değiştirmemiş olması, bunun kanıtı. İran ve müttefikleri için mesele sadece ABD ile bir siyasi ve güvenlik anlaşmazlığı değil, aynı zamanda onun varlığına karşı çıkmaktır; çünkü bu, Irak'taki siyasi, güvenlik ve ekonomik yaşamın çeşitli yönlerine hâkim olmalarını engelliyor.”
Irak'ın Erbil şehrinde ABD Ordusu'ndan Kürt Peşmerge savaşçılarına askeri yardım dağıtılan bir törende Kürt subaylar, 10 Kasım 2020 (Reuters)
İran stratejisinin, Kürdistan bölgesini bir zamanlar Amerikan koruması nedeniyle nüfuz alanı dışında kalan ve şimdi bu korumadan yoksun olan bir bölge olarak ele almaya devam edeceğini ebelirtti. Bu durum, “karmaşık gerilimi artırma biçimlerine, yani uluslararası şirketleri uzaklaştırmak için petrol ve doğalgaz tesislerini bombalamaya, İranlı Kürt partilerin yerel merkezlerini karadan hedef almaya ve hatta bölgedeki kilit egemenlik merkezlerini tehdit etmeye neden olabilir.”
Ancak Remo, İran saldırganlığını dizginleyebilecek iki karşı faktör olduğunu da hatırlatıyor. Birincisi, “tüm bu analizler, Amerikan güçlerinin IKBY’den çekilişinin nihai ve sürdürülebilir olduğu varsayımına dayanıyor ki, bu yanlış. En hayati faktör, yani İran ile savaş, henüz hiçbir şekilde sonuçlanmadı ve bilinmeyen süreçleri ve sonuçları, kartları ve düzenlemeleri her an yeniden karıştırabilir. Çeşitli taraflar bunu dikkate alıyor, tıpkı 2014'te Amerikan güçlerinin olağanüstü bir hızla geri dönmesinde olduğu gibi.”
İkincisi ise bölgesel dengelerin bozulması: “İran'ın IKBY’e yönelik emelleri, Irak üzerinde tam kontrol sahibi olması ve böylece Suriye'de Esed rejiminin devrilmesinden önceki aşamaya geri dönmesi anlamına geliyor. Bu, birçok bölge ülkesinin kabul etmeyeceği ve IKBY’i açıkça destekleyeceği bir durumdur.”
*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.
Erbil, ABD’nin çekilmesini beklemeden “hava savunmasını” güvence altına alma çabasındahttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5309902-erbil-abd%E2%80%99nin-%C3%A7ekilmesini-beklemeden-%E2%80%9Chava-savunmas%C4%B1n%C4%B1%E2%80%9D-g%C3%BCvence-alt%C4%B1na-alma
24 Temmuz 2026'da Irak Kürdistanı'ndaki Erbil Havalimanı yakınlarında meydana gelen patlamaların ardından yükselen duman, (AFP)
Erbil :Hişam el-Meyani
TT
Erbil :Hişam el-Meyani
TT
Erbil, ABD’nin çekilmesini beklemeden “hava savunmasını” güvence altına alma çabasında
24 Temmuz 2026'da Irak Kürdistanı'ndaki Erbil Havalimanı yakınlarında meydana gelen patlamaların ardından yükselen duman, (AFP)
Erbil, Irak’ın kuzeyindeki Kürdistan Bölgesi’ni korumak amacıyla hava savunma sistemlerini güvence altına almak için ABD’nin ülkeden tamamen çekilmesinden önce zamana karşı yarışıyor. Ancak bu ekipmanların satın alınması Washington ve Bağdat’la koordinasyonun yanı sıra, daha da önemlisi federal hükümetten finansman sağlanmasını gerektiriyor.
Irak hükümeti ile ABD arasında Eylül 2024’te imzalanan anlaşmaya göre, DEAŞ ile mücadele eden uluslararası koalisyonun (DMUK) çekilmesinden önce, Kürdistan Bölgesi ve diğer bölgelerdeki askeri varlıkların ve ekipmanların kademeli olarak geri çekilmesi öngörülüyor.
Çekilmenin gelecek 30 Eylül’e kadar tamamlanması planlanıyor. Ancak bu tarih, İran’la savaş nedeniyle bölgede ciddi bir istikrarsızlığın yaşandığı ve İran’ın Irak ile bölgedeki vekil güçlerinin faaliyetlerine ilişkin endişelerin arttığı bir dönemle örtüşüyor.
Kürt makamları, geçtiğimiz salı günü iki “İran yapımı” insansız hava aracının (İHA) Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani’nin ofisini ve Erbil’de istihbarat teşkilatı Parastin’in direktörünün ikametgâhını hedef aldığını açıkladı. Yetkililer saldırıyı “tehlikeli bir gerilim ve Irak’ın egemenliğinin ihlali” olarak nitelendirdi.
Mesrur Barzani, X hesabından yaptığı açıklamada saldırıları “en güçlü ifadelerle” kınadı. Saldırıları “pervasız ve kabul edilemez” olarak nitelendiren Barzani, bunun “tehlikeli bir tırmanış ve Kürdistan Bölgesi’nin güvenlik ve istikrarına doğrudan tehdit” olduğunu belirtti. Barzani ayrıca bölgenin “hiçbir zaman bölgede devam eden bu savaş ve gerilimlerin tarafı olmadığını” vurguladı.
Federal hükümetin başkanı Ali Zeydi ise geçtiğimiz çarşamba günü saldırıyla ilgili soruşturma başlatıldığını açıkladı ve Irak ile Kürdistan Bölgesi’nin güvenlik ve istikrarının korunması gerektiğini vurguladı.
Erbil'deki Harir üssü, Kürdistan Bölgesi (X)
Zamanla yarış
Irak İçişleri Bakanlığı’nın Kürdistan Bölgesi işlerinden sorumlu eski müsteşarı Tümgeneral Muhyiddin Muhammed Yunus, Erbil yönetiminin Washington ve Bağdat’la koordinasyon halinde hava savunma sistemleri temin etmek için zamana karşı yarıştığını belirtti.
Yunus, bunun “acil bir mesele ve zorunlu bir ihtiyaç” olduğunu ifade ederek, özellikle “bölge hükümeti başkanının makamı ile bölgedeki önemli güvenlik merkezine yönelik son saldırının ardından” hava savunmasının öneminin daha da arttığını ifade etti.
ABD’nin çekilme planları kapsamında askeri ekipman ve sistemlerin taşınması, İHA saldırılarının devam ettiği Kürdistan Bölgesi’nde güvenlik denkleminin nasıl şekilleneceğine dair endişeleri artırıyor.
Yunus’un Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmeye göre, bölgede halihazırda bulunan hava savunma sistemlerinin görevi Erbil’deki diplomatik ve askeri tesisleri, özellikle de ABD Başkonsolosluğu’nu korumakla sınırlı. Buna karşılık Kürdistan Bölgesi’ndeki kritik tesislerin, petrol sahalarının ve genel olarak hava sahasının korunmaya ihtiyacı bulunuyor.
Daha önce yayımlanan haberlerde, füze ve İHA’lara karşı kullanılan Patriot sistemlerinin, ABD’nin geçen temmuz ayının son haftasında başlayan ve halen devam eden çekilme süreciyle birlikte Erbil’deki Harir Askeri Üssü’nde artık bulunmadığı bildirilmişti.
Yerel Kürt medyasının verilerine göre, geçtiğimiz temmuz ayında Irak Kürdistan Bölgesi 88 İHA ve füze saldırısına maruz kaldı. Saldırılarda 10 kişi hayatını kaybederken 15 kişi de yaralandı.
Ancak Kürdistan Bölgesi’ni güvence altına alma çabaları yeni değil.
Kürdistan Bölgesi eski Peşmerge Bakanlığı Genel Sekreteri Korgeneral Cebbar Yaver, Erbil yönetiminin hava savunma sistemleri edinmek için uzun süredir çaba gösterdiğini, ancak bu hedefin Bağdat’taki federal makamların onayı olmadan gerçekleştirilemeyeceğini ifade ediyor.
Yaver, “Bu sistemler son derece pahalı. Bölge yönetiminin bütçesi, Irak hükümetinin finansmanı olmadan bunları satın almaya yetmez” diyor.
Kürdistan Bölgesi’nde herhangi bir hava savunma sistemi bulunmuyor. Irak genelinde de entegre bir hava savunma sistemi mevcut değil. Yaver’e göre ülkede yalnızca “Irak’ın tamamındaki hava sahasını korumaya yeterli olmayan küçük çaplı sistemler” bulunuyor.
Erbil kentindeki Harir Üssü yakınlarında uçan bir ABD helikopteri (Arşiv- Rudaw)
Sınırlı kapasite
Mevcut hava savunma sistemi, Erbil’deki ABD Başkonsolosluğu ile çevresini, sivil havalimanını, Harir Üssü Havalimanı’nı ve uluslararası koalisyon güçlerinin tesislerini kapsıyor. Ancak Yaver’e göre bu durum, sistemin diğer bölgeleri ve tesisleri koruyabildiği anlamına gelmiyor.
Eski askeri yetkili, “Bu sistemin kapasitesi sınırlı. Bölgedeki İranlı muhalif grupların merkezleri birçok kez hedef alındı ve söz konusu sistem bu saldırıları engelleyemedi” ifadelerini kullanıyor.
Kürdistan Bölgesi de Bağdat’taki federal hükümet gibi füze ve İHA saldırılarına karşı etkili silah ve savunma sistemlerine sahip değil. Her iki tarafın da savaş uçakları, füzeler ve İHA’lar aracılığıyla Irak hava sahasına yönelik ihlalleri erken tespit edebilecek radar sistemlerinden yoksun olduğu belirtiliyor.
Bağdat yönetimi ise kritik tesisleri ve hassas noktaları tehdit eden İHA ve füzelere karşı koyma kapasitesini artırmak amacıyla Türkiye’den 20 hava savunma sistemi satın almak üzere bir anlaşmaya yaklaşıldığını bildiriyor.
Irak Genelkurmay Başkan Yardımcısı Korgeneral Saad Harbiye, geçtiğimiz mayıs ayında yaptığı açıklamada Irak hava sahasının artık “İHA’larla dolu” olduğunu söylemiş ve yeni sistemlerin petrol sahalarını, diplomatik misyonları ve kritik tesisleri hedef alan mühimmatları önlemek amacıyla kullanılacağını belirtmişti.
İranlı bir yetkili, Katar’ı gözaltında tutulan pilotları karadaki bir hastaneye nakletmeye çağırdıhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5309886-i%CC%87ranl%C4%B1-bir-yetkili-katar%E2%80%99%C4%B1-g%C3%B6zalt%C4%B1nda-tutulan-pilotlar%C4%B1-karadaki-bir
İran'a ait bir F-7 savaş uçağı İsfahan'daki askeri havaalanından havalanıyor (Arşiv-IRNA)İran'a ait bir F-7 savaş uçağı İsfahan'daki askeri havaalanından havalanıyor (Arşiv-IRNA)
İranlı bir yetkili, Katar’ı gözaltında tutulan pilotları karadaki bir hastaneye nakletmeye çağırdı
İran'a ait bir F-7 savaş uçağı İsfahan'daki askeri havaalanından havalanıyor (Arşiv-IRNA)İran'a ait bir F-7 savaş uçağı İsfahan'daki askeri havaalanından havalanıyor (Arşiv-IRNA)
Tasnim Haber Ajansı'nın haberine göre İranlı üst düzey bir askeri yetkili, bugün Katar'a çağrıda bulunarak, gözaltında tutulan İranlı pilotların "kötü fiziksel durumda" olduklarını ve su üzerinde tutulduklarını belirterek ana karadaki bir hastaneye nakledilmelerini istedi.
Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre İran Genelkurmay Başkanlığı Kayıp Şahısları Arama Komitesi Komutanı Muhammed Bakır Zade, pilotların tutulduğu yerin uygun olmadığını belirterek, Uluslararası Kızılhaç Komitesi'nden (ICRC) yaralı ve hasta tutukluların İran'a naklini hızlandırmak üzere Katar'a bir ambulans uçak göndermesini talep etti.
Katar geçtiğimiz hafta, İranlı pilotların gözaltına alındığı iddialarını reddetmiş; bu kişilerin yılın başlarında hava sahalarını ihlal ettiğini ve iletişim kurma çabalarına yanıt vermediğini açıklamıştı. Doha, pilotlardan birinin naaşının teslimatını koordine etmek üzere İran ile iletişime geçtiğini ve Tahran'ı kendi yürüttükleri arama-kurtarma operasyonlarının detaylarını incelemeye davet ettiğini, ancak herhangi bir cevap alamadığını belirtmişti.
Dışişleri Bakanlığı sözcüsü salı günü yaptığı açıklamada, pilotlar meselesini ele almak üzere bir İran heyetinin ülkeyi ziyaret etmesi için yapılan davetin geçerliliğini koruduğunu kaydetti. Bakır Zade ise son açıklamasında, Katar'ın bir İranlı uzman heyetini ağırlama kararını memnuniyetle karşılayarak Doha'dan ekibe gerekli iş birliğini sağlamasını istedi. Daha önce İran Hava Kuvvetleri'nden bir uzman ile bir gerçeği araştırma ekibinin Katar'a girebilmek için aylardır beklediğini belirten Bakır Zade, Katar yetkililerini soruşturmayı defalarca geciktirmekle suçlamıştı.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة