Irak’ta partiler meclisin feshedilmesine ilişkin farklı hesaplar yapıyor

Sadr Hareketi milletvekilleri, 26 Mart’taki meclis oturumuna kefenleriyle katıldılar. (AP)
Sadr Hareketi milletvekilleri, 26 Mart’taki meclis oturumuna kefenleriyle katıldılar. (AP)
TT

Irak’ta partiler meclisin feshedilmesine ilişkin farklı hesaplar yapıyor

Sadr Hareketi milletvekilleri, 26 Mart’taki meclis oturumuna kefenleriyle katıldılar. (AP)
Sadr Hareketi milletvekilleri, 26 Mart’taki meclis oturumuna kefenleriyle katıldılar. (AP)

Irak’ta 10 Ekim 2021’de düzenlenen parlamento seçimlerinde kazanan ve kaybeden partiler, cumhurbaşkanının seçilmesi amacıyla bugün mecliste yapılacak yeni oturum öncesinde gündeme gelen parlamentonun feshedilmesi ihtimaliyle ilgili farklı hesaplar yapıyor. Doğrusu geçen yıl ekim ayında yapılan parlamento seçimleri daha önceki dört parlamento seçimine benzemiyor. Zira dört seçimin tamamı anayasanın belirlediği süreler içinde ve Irak’ın Brezilya’dan ithal ettiği sainte-lague seçim sistemine dayalı yasaya göre düzenlendi. Ancak beşinci ve son parlamento seçimleri ise anayasanın belirlediği vakitten yaklaşık 8 ay önce düzenlendi. Beşinci seçim kararı, ABD’nin 2003 Irak işgali sırasında yarattığı ve şekillendirdiği, ardından da İran’ın üstünlüğü ele geçirdiği ülkedeki siyasi rejimin temellerini tehdit eden halk hareketleri sonucu alındı.
1 Ekim 2019’da başladığı için ‘Ekim Ayaklanması’ adı verilen kitlesel protesto hareketleri, siyasi sistemin çalışma mekanizmalarını değiştirmek için ağır bedeller ödedi. Protestolar sürecinde 600’den fazla kişi yaşamını yitirdi, 24 bin kişi de yaralandı. Tekrar tekrar verilen vaatlere rağmen göstericilerin katillerine yönelik henüz adil bir yargılama yapılmadı. Protesto hareketlerine katılan aktivistlere göre siyaset bu duruma ‘göz yumuyor’ ve iktidardaki siyasi grupların çoğunun şu ya da bu şekilde göstericilerin öldürülmesinde veya kaçırılmasında parmağı var.
Adil Abdulmehdi hükümeti kitlesel protesto hareketleri sonucu düştü. Ardından ülkenin şu anki Başbakanı Mustafa el-Kazımi başkanlığında yeni bir hükümet kuruldu. Kazımi hükümetinin statüsü son parlamento seçiminden sonra ‘günlük işleri yürütme hükümeti’ olarak değişti ve uluslararası anlaşmaların imzalanması da dahil olmak üzere birtakım yetkileri kullanamıyor. Kitlesel protesto hareketleri aynı zamanda seçim yasasının değiştirilmesine giden sürecin önünü açtı. Ancak yeni seçim yasasına göre düzenlenen son seçimden çıkan sonuçlar hem seçimi kazanan hem kaybeden partiler açısından şaşırtıcı oldu. Kazanan siyasi parti ve gruplar mecliste beklemediği kadar çok sandalye kazanırken kaybedenler ise beklentilerinin çok altında sandalye elde edebildi. Şii cephede seçimin kazananlarından Mukteda es-Sadr liderliğindeki Sadr Hareketi 74 sandalye ile seçimden birinci çıkarken onu 34 sandalye ile ikinci olan Nuri el-Maliki liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu izledi. Sünni cephede mevcut Irak Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi liderliğindeki Takaddum (İlerleyiş) Partisi 37 sandalye kazanırken, iş insanı Hamis el-Hancer liderliğindeki Azim Koalisyonu ise 18 sandalye ile Takaddum’u takip etti. Kürt cepheye gelince; Mesut Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) 31 sandalye kazanırken, Bafel Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) 18 sandalye elde etti.
Ancak seçimin en büyük kaybedenleri arasında yer alan Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu, Nuri el-Maliki liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu, Kays el-Hazeli liderliğindeki Asayib Ehlil Hak, Ammar el-Hekim liderliğindeki Devlet Güçleri Koalisyonu ve Haydar el-İbadi liderliğindeki Nasr Koalisyonu, ‘Koordinasyon Çerçevesi’ adı altında toplandı. Kazanan tarafta yer almasına rağmen Maliki’nin Kanun Devleti Koalisyonu da Koordinasyon Çerçevesi’ne dahil oldu. Önceki seçimde 20 sandalye kazanan Hadi el-Amiri’nin Fetih Koalisyonu son seçimde 7 sandalye alabildi. Asayib Ehlil Hak da büyük oranda oy kaybetti. Ancak en büyük kaybı yaşayan Ammar el-Hekim ve Haydar el-İbadi oldu. Nitekim önceki seçimde 22 sandalye kazanan Hekim’in Devlet Güçleri Koalisyonu son seçimde sadece 3 sandalye kazanabildi. İbadi’nin önceki seçimde liderlik ettiği koalisyon onlarca sandalye kazanırken son seçimde sadece 2 sandalye elde edebildi.
Seçim sonuçları arasındaki bu uçurum siyasi denklemi değiştirdi. Zira Mukteda es-Sadr yeni denklemde ‘Ne Doğu Ne Batı’ sloganı ile ulusal çoğunluk hükümeti kurmayı teklif etti. Sadr bu projesi kapsamında en büyük Sünni ittifakı (Muhammed el-Halbusi ve Hamis el-Hancer’in seçimden sonra bir araya gelerek kurdukları Egemenlik İttifakı) ile Mesut Barzani’nin KDP’sini kendi tarafına çekmeyi başardı. KDP ve KYB anki süreçte cumhurbaşkanlığı makamına kendi adaylarının seçilmesi için çabalıyorlar. Siyasi harita üzerinde yeni ittifakların kurulması sebebiyle bu seçim döneminde anlaşmazlıklar artık sadece Şii cepheyle sınırlı kalmadı. Aksine Şii-Sünni-Kürt anlaşmazlıkları ortaya çıktı. Bu anlaşmazlıklar Meclis’e de yansıdı. Nitekim ulusal çoğunluk hükümetinin kurulmasını destekleyen taraflar ortak cumhurbaşkanı adaylarının seçilmesini sağlayabilmek amacıyla cumhurbaşkanı seçim oturumunun düzenlenmesi için gereken üçte iki çoğunluğu (meclisteki milletvekillerinin üçte iki çoğunluğunun oturuma katılması gerekiyor) sağlayamazken, karşı taraf ise Meclis’teki vekillerin üçte birine sahip olduğu için oturumun düzenlenmesini engelliyor. Irak Parlamentosu cumartesi günü cumhurbaşkanı seçim gündemiyle toplandı ancak ‘üçte birlik engel’ nedeniyle oturum düzenlenemedi. Bu oturum, yeni cumhurbaşkanının seçilmesi amacıyla yapılan sondan bir önceki oturumdu. İkinci oturum bugün (çarşamba) yapılacak. Eğer yine çoğunluk sağlanamaz ve oturum gerçekleşmezse geriye bir tek 6 Nisan tarihinde yapılması beklenen son oturum kalıyor. Irak Meclisi’nde bugün oturumu düzenlemeyi başaramazsa meclisin feshedilmesi ihtimalinin daha da güçlenmesinden endişe ediliyor. Görünüşe göre seçimi kaybeden partiler, son seçimde kaybettikleri sandalyeleri yeniden kazanmak umuduyla bunun seçeneğin gerçekleşmesi için çabalarken seçimi kazanan parti ve gruplar ise görünüşe göre zor bir denklemle karşı karşıya bulunuyorlar. Nitekim kazanan cephe oturumu düzenleyecek güce sahip olmamakla birlikte sandalye sayılarının azalabileceği ve dolayısıyla da tüm düzeylerde nüfuzunun gerileyebileceği endişesiyle seçimlerin tekrarlanmasını istemiyor.



Zeydi ile Trump arasındaki sıra dışı görüşme Bağdat’ta soru işaretlerine yol açtı

Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)
TT

Zeydi ile Trump arasındaki sıra dışı görüşme Bağdat’ta soru işaretlerine yol açtı

Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)

ABD Başkanı Donald Trump ile Irak Başbakanı Ali Zeydi’nin New York’ta gerçekleştirdiği görüşme, Irak heyetinin üyelerinin tamamının toplantıda bulunmaması nedeniyle soru işaretlerine yol açtı. Görüşme, silahların devletin kontrolünde toplanması planının tamamlanmasının Haziran 2027’ye erteleneceğinin açıklanmasından bir gün sonra gerçekleşti.

Irak hükümetinin basın ofisince çarşamba akşamı yayımlanan fotoğrafta, Zeydi’nin görüşme sırasında tek başına olduğu görülürken, Trump’a ABD yönetiminin üst düzey yetkilileri, aralarında Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Hazine Bakanı Scott Bessent’in de bulunduğu isimler eşlik etti.

Zeydi’nin ofisinden yapılan açıklamada, görüşmede Irak ve ABD’nin bölgesel ve uluslararası güvenlik ile istikrarı güçlendirmek için yürüttüğü çalışmaların ele alındığı belirtildi.

Irak hükümeti, Dışişleri, Maliye ve Elektrik bakanları ile diğer yetkililerden oluşan Irak heyetinin görüşmede neden bulunmadığına ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

ABD Başkanı Donald Trump, 22 Eylül 2026’da Körfez İşbirliği Konseyi ile yapılan çok taraflı toplantıda Irak Başbakanı Ali Zeydi, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile birlikte. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 22 Eylül 2026’da Körfez İşbirliği Konseyi ile yapılan çok taraflı toplantıda Irak Başbakanı Ali Zeydi, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile birlikte. (AFP)

ABD’de rahatsızlık

Iraklı bazı yorumcular, Zeydi’nin toplantıya tek başına katılmasını, ABD tarafının, Irak heyetindeki bazı isimlerin İran’a yakın “Koordinasyon Çerçevesi” ittifakında siyasi temsile sahip olması nedeniyle iki lider arasındaki görüşmelerin sızdırılabileceğine ilişkin şüpheleriyle ilişkilendirdi.

“Devlet Yönetimi Koalisyonu” liderliğine yakın Iraklı bir siyasetçi, görüşmenin bu şekilde gerçekleştirilmesinin, “özellikle Trump açısından, silahların devletin kontrolünde toplanması konusunda şu ana kadar atılan adımların sekteye uğramasından duyulan Amerikan rahatsızlığının bir ifadesi” olduğunu söyledi.

Resmî açıklamalara göre, 30 Eylül tarihi Irak’ta silahların devletin kontrolünde toplanmasının tamamlanacağı tarih olmayacak; bunun yerine gelecek yılın haziran ayına kadar sürecek yeni bir sürecin başlangıcı olacak.

New York’u ziyaret eden Başbakan Ali Zeydi’nin, özellikle ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın yeni tarihi benimsemesinin ardından, silahların devletin kontrolüne alınması için ABD tarafından ek süre verilmesini sağlamayı başardığı anlaşılıyor.

Bağımsız Iraklı siyasetçi Salah el-Arabavi, “Ay sonunda açıklanacak takvimin, silahlı grupların silahları üzerindeki siyasi mücadelenin taraflarından herhangi birinin konumunu güçlendirip güçlendirmeyeceğine karar vermek için henüz erken” değerlendirmesinde bulundu.

Arabavi, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Irak’taki siyasi güçlere “silah meselesine akılcı ve sakin bir şekilde yaklaşmaları” çağrısında bulundu. Arabavi, Zeydi’nin “en azından şu ana kadar, son haftalarda sekteye uğrayan silahların devletin kontrolüne alınması planını yeniden düzenlemeyi başardığını” belirtti.

Irak Başbakanı Ali Zeydi, New York’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşürken. (Hükümet basın servisi)

Irak Başbakanı Ali Zeydi, New York’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşürken. (Hükümet basın servisi)

İlişkilerin yeniden yapılandırılması

Bununla birlikte uzmanlar, silahların devletin kontrolüne alınması planında son dönemde gündeme gelen değişikliklerin Irak-ABD ilişkilerinin geliştirilmesi için bir fırsata dönüşebileceğini düşünüyor.

Araştırmacı Abbas Abbud, Irak ile ABD arasındaki ilişkilerin, ABD Başkanı’nın Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Irak ve Suriye dosyalarını birlikte ele almasıyla yeniden yapılandırıldığını söyledi.

Abbud, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, “Irak’ın Washington’ın bölgedeki müttefikleriyle ilişkileri, Irak’ın İran’la bağlarını koparması temelinde artık Beyaz Saray üzerinden yürütülüyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio daha önce Bağdat’a doğrudan bir uyarıda bulunarak “Irak’ın parçalanmasının önüne geçmek için milislerin silahsızlandırılması” gerektiğini vurgulamıştı. Bu açıklama, Irak hükümetine silahların devletin kontrolünde toplanması yönündeki baskıların arttığı bir dönemde geldi.

Rubio, Ali Falih Zeydi hükümetinin devlet otoritesini güçlendirme çabalarına ABD’nin desteğini teyit ederken, silahlı grupların dağıtılması gerektiğini vurguladı.

Rubio, güç merkezlerinin çoğalmasının devam etmesinin Irak devletinin parçalanmasına ve kurumlarının zayıflamasına yol açabileceği uyarısında bulundu.

ABD’li bakanın açıklamaları, Irak’taki uluslararası koalisyon misyonunun sona ermesine yaklaşılırken ve Bağdat silahların devletin kontrolüne alınması sürecinin takvimini yeniden düzenlerken yapıldı.

Zeydi daha önce, silahlı grupların saldırı düzenlemeyi bırakacağı 90 günlük bir aşamanın başlatılmasını ve silahların devletin kontrolüne devredilmesi sürecinin 30 Haziran 2027’ye kadar tamamlanmasını öngören bir plan sunmuştu.


Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
TT

Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)

Libya’nın batısındaki siyasi tablo içinde ertelenen seçimlere giden yol konusunda görüş ayrılığı derinleşti. Geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe, “4+4” adlı küçük diyalog komitesinin yürüttüğü sürece destek verirken, Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, anayasal sürece ve 2017’de hazırlanan anayasa taslağının referanduma sunulmasına bağlılığını yineledi.

Gözlemcilere göre bu iki tutum, seçimlerin teknik ayrıntılarının ötesine geçen daha geniş bir anlaşmazlığa işaret ediyor. Tartışmanın merkezinde, önümüzdeki dönemi şekillendirecek sıralamanın ne olması gerektiği sorusu bulunuyor: “4+4” anlaşmasının öngördüğü gibi önce seçimlerin yapılabilmesi için siyasi ve hukuki çerçevenin oluşturulması mı, yoksa kalıcı kurumlara geçilmeden önce anayasa taslağının Libyalıların onayına sunulmasıyla anayasal sürecin tamamlanması mı?

rgthy
Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, Anayasa Hazırlama Kurumu Başkanı ile görüşürken (Devlet Yüksek Konseyi)

Dibeybe, salı akşamı Misrata’dan etkili siyasi ve toplum önderleriyle gerçekleştirdiği görüşmede, Libya’nın doğusu ve batısındaki iki yönetici taraf arasındaki “4+4” anlaşmasına dolaylı olarak destek verdi. Başbakanlık ofisinden yapılan açıklamaya göre Dibeybe, anlaşmanın “hükümetinin seçimlere gitme, geçiş dönemlerine son verme ve istikrarlı ve kalıcı bir siyasi döneme geçme vizyonuyla örtüştüğünü” belirtti.

Dibeybe, “Kararın, bölünmüşlüğe son verecek ve kurumlara gerçek meşruiyetini vatandaşların iradesinden kazandıracak seçimler yoluyla Libya halkına ait olması gerektiği yönündeki vizyon nettir” dedi. Mevcut siyasi aşamaları ve kurumları yeniden üretecek düzenlemeleri reddettiğini vurguladı.

Dibeybe’nin bu tutumu, “4+4” komitesinin 30 Ağustos’ta Trablus’taki Birleşmiş Milletler misyonu merkezinde, Temsilciler Meclisi, Devlet Yüksek Konseyi ve Başkanlık Konseyi temsilcileri ile büyükelçilerin katılımıyla ve BM Libya Özel Temsilcisi Hanna Tetteh’in himayesinde anlaşmayı imzalamasının ardından geldi.

Anlaşma; seçimlerin anayasal ve hukuki çerçevesindeki çözülememiş meselelerin ele alınmasını, Yüksek Seçim Komisyonu’nun yönetim kurulunun yeniden yapılandırılmasını ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimlerinin en geç 24 ay içinde yapılmasına yönelik bir takvim oluşturulmasını öngörüyor. Ayrıca çifte vatandaşlığa sahip kişilerin ve askerlerin seçimlerde aday olup olamayacağı meselesinin de çözüme kavuşturulması planlanıyor.

Mareşal Halife Hafter liderliğindeki “Libya Ulusal Ordusu” daha önce anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını açıklamıştı. Anlaşma, ABD Başkanı’nın Afrika işleri başdanışmanı ve kurumların birleştirilmesi ile seçim sürecinin ilerletilmesine odaklanan girişime öncülük eden Massad Boulos’un desteğini almıştı. Bu sırada Birleşmiş Milletler de anlaşma için daha geniş bir siyasi destek tabanı oluşturmaya ve diğer siyasi aktörlerle temas kurmaya çalışıyor.

Buna karşılık Tekale, salı akşamı Trablus’ta Anayasa Taslağı Hazırlama Kurumu Başkanı Murec Nooh ile yaptığı görüşmeyle anayasa konusunu yeniden siyasi gündemin merkezine taşıdı. Tekale, Konseyin anayasa hazırlamakla görevli ve halk tarafından seçilmiş kurumla iletişimi sürdürmeye önem verdiğini belirtti.

Tekale, anayasal sürecin gerektirdiği adımların tamamlanmasının ve Libyalıların özgür ve adil bir referandum yoluyla kendi anayasal sistemlerini seçme hakkını kullanmalarının önemini vurguladı. Görüşmede ayrıca siyasi tıkanıklığın aşılması ve ulusal seçimlerin yapılmasının önünü açacak, üzerinde uzlaşılmış bir anayasal temel oluşturulmasının yolları ele alındı.

Anayasa taslağını hazırlamak üzere kurulan kurum 2014’te seçilmiş, anayasa taslağını Temmuz 2017’de tamamlamıştı. Ancak taslak bugüne kadar referanduma sunulmadı. Böylece taslağın referanduma götürülmesinin mi, yoksa seçimlerin önünü açacak geçici bir anayasal temel oluşturulmasının mı öncelikli olması gerektiği konusundaki anlaşmazlık devam etti.

Tekale’nin tutumu, “4+4” anlaşmasına ilişkin daha önce yaşanan anlaşmazlığı da yeniden gündeme getirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Tekale o dönemde bu süreci, kendi değerlendirmesine göre yeterli kurumsal temele dayanmadığı gerekçesiyle reddetmiş ve anayasal-hukuki sürece bağlı kalınması ve Temsilciler Meclisi ile koordinasyon sağlanması çağrısında bulunmuştu.

Dibeybe ve Tekale’nin tutumları arasındaki farklılık, Trablus’taki siyasi kurumlar içinde siyasi uzlaşıların uygulanabilir seçim sürecine nasıl dönüştürüleceği konusunda daha geniş bir görüş ayrılığı bulunduğunu ortaya koyuyor. İki taraf, ilke olarak geçiş dönemine son verilmesi ve seçimlerin yapılması konusunda hemfikir olsa da seçimlere götürecek siyasi ve hukuki çerçeve konusunda farklılaşıyor.


Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
TT

Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)

Yemen’in Taiz’in batısı, Lahic ve batı kıyısı cephelerinde askeri çatışmalar sürerken, askeri kaynaklar dağlık bölgelerdeki çatışmalar ile hava saldırılarının Husilerin kayıplarını artırdığını belirtti.

Hükümete bağlı güçler, Kahbub Dağları’nda Husilerin düzenlediği bir saldırının püskürtüldüğünü ve bazı mevzilerin geri alındığını açıkladı. Açıklamada ayrıca bölgede üç insansız hava aracının (İHA) düşürüldüğü, Vaziye bölgesinde ise Husi unsurlarına ait toplanma alanları ve araçların hedef alındığı belirtildi.

Taiz’in güney kırsalında ise hükümet güçleri, Harad Cirdad bölgesindeki Karfan Dağı’nın kontrolünün tamamen sağlandığını duyurdu. Açıklamaya göre çatışmalarda 5’ten fazla Husi öldürüldü, yaklaşık 20 kişi de yaralandı.