İstanbul'daki tartışmalı ve çok boyutlu barış görüşmeleri

Rus oligark Roman Abramoviç, Ukrayna heyetiyle birlikte yeniden ortaya çıktı

Rusya Savunma Bakanı Yardımcısı Fomin, Kiev ve Çernihiv'e operasyonların azaltılacağını duyurdu
Rusya Savunma Bakanı Yardımcısı Fomin, Kiev ve Çernihiv'e operasyonların azaltılacağını duyurdu
TT

İstanbul'daki tartışmalı ve çok boyutlu barış görüşmeleri

Rusya Savunma Bakanı Yardımcısı Fomin, Kiev ve Çernihiv'e operasyonların azaltılacağını duyurdu
Rusya Savunma Bakanı Yardımcısı Fomin, Kiev ve Çernihiv'e operasyonların azaltılacağını duyurdu

Sami Ammara
Moskova, uzun süre tereddüt ettikten sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Rusya ve Ukrayna heyetleri arasındaki barış görüşmelerine ev sahipliği yapma önerisini kabul etti. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçtiğimiz hafta sonu Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesinde çağrıya yanıt verdi. Bu gelişmenin birçok anlamı olabilir ve iki ülkenin heyetleri arasındaki görüşmelerin ötesine geçen sonuçlar doğurabilir.
Türk yetkililer, Türkiye’nin, Rusya Devlet Başkanı Putin ile Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy arasındaki ilk zirveye ev sahipliği yapmasını ve Putin'in Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ya da Avrupa Birliği (AB) ile bir araya getirebileceği daha önemli ve daha ağır toplantılara doğru ilerleme kaydedilmesinin önünü açabileceğini umuyorlar. Öte yandan Rusya, her ne kadar bu tür görüşme girişimlerini onaylamamaya dikkat etse de gözlemciler, Putin ve ABD Başkanı Joe Biden'ın bir araya gelebilecekleri bir zirve olasılığına da sıcak bakıyorlar.
Rusya ve Ukrayna heyetleri arasındaki görüşmeler, İstanbul’da alınan sıkı güvenlik önlemleri altında başladı. Görüşmelerin açılış konuşmasını yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, toplantıların ve yapılacak görüşmelerin, Ukrayna ve Rusya ile bölge ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını temenni etti. Erdoğan, her ne kadar Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, böyle bir olasılığın olmadığını vurgulamak için acele ile bir açıklamada bulunsa da bir sonraki süreç için hiçte anlamsız sayılmayacak bir atıfla Putin ve Zelenskiy arasında bir görüşme olmasına yönelik umudunu ifade etti. Rusya Federasyon Konseyi Başkanı Valentina Matviyenko da “Şu an Rusya ve Ukrayna liderleri arasında herhangi bir müzakere gündemi yok” diyerek Peskov’un açıklamalarını yineledi. Matviyenko, dün yaptığı basın açıklamasında, “Rusya, müzakerelerin yeni aşamasını ve anlaşmaların sonuçlandırılmasını umutla bekliyor. Ancak bundan sonra Putin ve Zelenskiy arasında bir görüşme olasılığı hakkında konuşmak mümkün olacaktır” dedi. Mevcut aşamada böyle bir görüşme için uygun bir zemin olmadığını söyleyen Matviyenko, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’nin mevcut tutumuna anlam veremediğini kaydetti. Ancak Matviyenko daha sonra Çinli bir televizyon kanalına verdiği röportajda, Ukrayna ve Rusya’nın toplantının gündemi üzerinde fikir birliğine vardığında ve bir şekilde onaylanması gereken nihai anlaşma hazırlandığında, Putin-Zelenskiy görüşmesinin mümkün olacağını belirtti. Aksi takdirde iki liderin şimdi bir araya gelip konuşacağı ve sonuç alınmayacak bir görüşmenin yapılmasının sebebini soran Matviyenko, “Rusya, bu tür önemli bir toplantıya hazır, fakat bunun için nihai belgelerin mevcut olması şart” dedi.

Erdoğan'ın umutları ve İstanbul müzakereleri
Türkiye’den resmi kaynaklar, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'na her türlü imkanın sağlanması talimatın verdiğini aktardılar. Kaynaklar, Erdoğan’ın resmi bir ziyaret için Özbekistan’a gitmesi gerektiğini, ancak Rusya ve Ukrayna heyetlerinin ihtiyaç duymaları halinde çalışmalarını kolaylaştırması ve destek sağlaması için Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nu İstanbul'da bırakacağını söylediğini belirttiler.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, heyetler arasındaki toplantının açılış konuşmasında, “Adil bir barışın kaybedeni olmayacağına inanıyoruz. Çatışmanın uzaması hiç kimsenin yararına değildir” ifadelerini kullandı. Bu trajediyi durdurabilme imkanının iki tarafın elinde olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Bir an önce ateşkesin ve barışın sağlanması herkesin faydasına olacaktır” dedi. Aynı kaynaklar, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Türkiye olarak barış ve istikrar için bölgede ve ötesinde sorumluluk üstlenmekten hiçbir zaman kaçınmadıklarını vurgulayarak bölgedeki insani durumun iyileştirilmesi gereğinin altını çizdiğini aktardılar.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, doğuluların duygularını ve konuşmalarının kelime dağarcığını yansıtan bir şekilde, beşinci haftasına giren çatışmaların, dost ve komşu olarak kendilerini derinden üzdüğünü belirterek, Türkiye'nin Putin ve Zelenskiy arasındaki bir toplantıya ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu bir kez daha yineledi. Erdoğan, her iki ülkenin heyetlerine hitaben yaptığı konuşmada, “Sizlerin müzakerelerde sağlayacağınız ilerleme bir sonraki aşama olan liderler düzeyindeki teması da mümkün hâle getirecektir. Böyle bir görüşmeye de ev sahipliği yapmaya hazırız” ifadelerini kullandı.
İstanbul’daki Ukrayna-Rusya müzakerelerinin ardından açıklama yapan Rus heyetine başkanlık eden Rusya Devlet Başkan Yardımcısı Vladimir Medinsky, Ukrayna’daki Rus askerlerine yönelik kötü muameleye yönelik protestolara atıfta bulunarak Kiev’den Ukrayna'daki esir Rus askerlerine şiddet uygulayanlara karşı en ağır önlemleri alacağına dair bir söz aldıklarını söyledi.
Öte yandan İstanbul’daki görüşmelerin gündemi, iki tarafın Belarus'taki görüşmelerde temel özelliklerini ve noktalarını belirledikleri ve ardından telekonferans aracılığıyla yapılan sınırlı toplantılarla aynı içeriğe sahipti. Rus kaynaklar, ateşkes ve sivillerin çıkışı için güvenli koridorlar oluşturulması konusunda bir anlaşmaya varılması meselesinin görüşmelerin gündemin üst sıralarında yer aldığını belirttiler.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu konuda Ukrayna'nın Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) katılması ve Rusçanın ülkede resmi dil olarak tanıması konuları dışında Rusya ve Ukrayna heyetleri arasında altı önemli sorunun dördünde ‘uzlaşıya’ varıldığını açıklamıştı. İki tarafın heyetlerinden hiçbiri, Putin'in Ukrayna'ya yönelik ‘askeri harekâtın başlayacağı sinyallerini verdiği konuşmasında belirttiği ‘Ukrayna'nın silahsızlandırılması’ ve Şubat 2014'te eski Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç'in yönetiminin devrilmesiyle sonuçlanan Ukrayna sokak hareketinin patlak vermesinden bu yana Ukrayna'da fiili iktidarın birçok kolunu ele geçiren batı Ukrayna'daki aşırı milliyetçi oluşumlara atıfta bulunduğu ‘neo-Nazi oluşumlardan Ukrayna’nın arındırılması’ şeklindeki iki hedef konusunda Ukrayna'nın tutumunu açıklamadı.

Putin ve Zelenskiy görüşmesi
Rus heyetine başkanlık eden Medinsky, dün İstanbul’da düzenlenen müzakere turunun sonunda gazetecilere yaptığı açıklamalarda, Moskova’nın Kiev ile siyasi ve askeri boyutlarda yakınlaşmaya doğru iki adım attığını söyledi.
Medinsky, siyasi yönde atılan adımla ilgili açıklamasında, iki ülke arasında tüm ayrıntılarıyla bir anlaşmaya varıldıktan sonra değilse bile, iki ülkenin dışişleri bakanları tarafından imzalanan ilk anlaşmalarla birlikte Rusya ve Ukrayna liderleri arasında bir görüşme yapılabileceğini vurguladı.
Askeri olarak yaşanan gelişmelerle ilgili açıklama ise Rus heyetinde yer alan Rusya Federasyonu Savunma Bakan Yardımcısı Alexander Fomin’den geldi. Bakan Fomin, “Karşılıklı güveni arttırmak, daha fazla müzakere koşulları oluşturmak ve anlaşmanın kabul edilip imzalanması nihai hedefine ulaşmak için Kiev ve Çernihiv yönlerinde askeri operasyonların azaltılmasına karar verildi” dedi.
Medinsky, müzakereler sırasında Ukrayna heyetinden bir yazılı teklif paketi aldıklarını açıkladı. Medinsky’nin açıklamasına göre Ukrayna’nın teklif paketinde, uluslararası yasal güvenceler altında kalıcı olarak askeri tarafsızlık, NATO'ya dahil olmama, ülkesinde yabancı asker konuşlandırmama ve nükleer silah bulundurmama maddeleri yer aldı. Ukrayna, talep ettiği güvenlik garantilerinin Kırım ve Donbas için geçerli olmadığına işaret ederek, herhangi bir yabancı güce ev sahipliği yapmak için Rusya'nın önceden onayını alacağı taahhüdünde bulundu. Medinsky, bu önerilerin Kiev'in mevcut tutumunu yansıttığını, Kırım ve Donbas bölgesini Ukrayna topraklarının bir parçası olarak görmeyen Moskova'nın tutumuyla uyumlu olmadığını belirtti.
Ukrayna, Rusya dahil garantör devletlerin rızası olmadan askeri ittifaklara katılmamayı, topraklarında yabancı askeri üsler ve tesisler konuşlandırmamayı, askeri tatbikatlara ev sahipliği yapmamayı taahhüt etti.
Rusya ise Ukrayna'nın AB üyeliğine karşı çıkmadı.
Ukrayna, kararın iki ülkenin liderleri arasında yapılacak bir toplantıda kesinleştirilmesini talep etti.
Ukrayna'nın önerilerini ‘uzlaşıya yönelik yapıcı bir adım’ olarak nitelendiren Medinsky, Rusya'nın bunları inceleyeceğini de sözlerine ekledi.
Mevcut müzakere turunun sonuçları açıklanıncaya kadar, tüm dikkatler, Ukrayna’daki gelişmelere ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Orta Asya’daki yakın komşu ülkelere ve eski Sovyetler Birliği cumhuriyetlerine yaptığı ziyaretlere ve hedeflerine odaklanmaya devam ediyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Erdoğan, Orta Asya'nın en önemli ülkelerinden biri olan Özbekistan'ı ziyaret edeceğini duyururken, ülkedeki gözlemciler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çalışmalarının boyutlarını inceliyor ve Ukrayna'da devam eden askeri operasyonların ardından üstlendiği rolünü güçlendirmesi konusunda değerlendirmeler yapıyorlar.
Rusya merkezli Nezavisimaya Gazeta (bağımsız) yazarı Igor Sobotin, kaleme aldığı makalede, Hürriyet Gazetesi'nde yer alan, Optimar tarafından yapılan ve ‘savaş zamanında’ ülkenin cumhurbaşkanı olarak seçilecek kişiyle ilgili bir sorunun yöneltildiği anket sonuçlarıyla ilgili olarak Erdoğan’ın savaş zamanlarında popülaritesinin artmasına değindi.

Putin ile diyalog faydalı mı faydasız mı?
Öte yandan mevcut kriz ve Ukrayna'daki saldırıların devam etmesi ile ilgili olarak, Rus oligark Roman Abramoviç'in dönüşü, Rusya ve Ukrayna heyetleri arasındaki son barış görüşmelerinin başlamasıyla aynı zamana denk geldi. İki ülkenin heyetleri arasında Belarus’ta yapılan ilk tur müzakerelerin başlangıcında gözlemciler Abramoviç’e odaklanmışlardı. Rusya’nın resmi haber ajansı RIA Novosti’nin Rusya-Ukrayna müzakereleri başlamadan önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Abramoviç ile bir araya gelmesiyle ilgili bir haber yapması şaşkınlık yarattı. Türk kaynaklar, Rusya-Ukrayna müzakerelerinin yeni turunun yapıldığı Dolmabahçe Sarayı'nda gerçekleşen toplantıya Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ve Ukraynalı mevkidaşı Dmitry Kuleba'nın da katıldıklarını aktardılar. Öte yandan Türkiye, Rusya ve Ukrayna siyaset çevreleri arasında, toplantının sonuç vermediği konusunda bir fikir birliği var gibi görünüyordu.
Kremlin kaynakları, Rusya ve Ukrayna heyetlerinin İstanbul'daki görüşmeleri başladığı sırada, Rusya Devlet Başkanı Putin ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron arasında bir görüşme hazırlığı olduğunu aktardılar. Kremlin Sözcüsü Peskov, Fransa Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamayla ilgili değerlendirmesinde haberi doğruladı. Fransa Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Macron’un Rusya Devlet Başkanı Putin ile uzun süreli görüşmeler gerçekleştirdiği, bu kez, Macron’un Putin ile Ukrayna’nın kuşatma altındaki Mariupol kentinden sivillerin tahliye edilmesi için yürütülecek insani operasyonun ayrıntılarını görüşmek istediği belirtildi.
Ancak bu açıklama, Bloomberg Ajansı’nın “NATO ülkeleri, Ukrayna'daki durumu çözmek için Putin ile diyaloga girip girmemeyi tartışıyor” şeklindeki haberi ile çelişti. Ajans, haberini NATO’nun her iki yakasındaki tartışmaları yakından takip eden kaynaklara ve bu konudaki belgelere dayandırdığını bildirdi. Ajansın elde ettiği verilere göre NATO ülkeleri, Ukrayna'ya hangi silahların gönderilmesi gerektiği ve Putin ile diyaloga girmenin yararlı olup olmayacağı konusunda farklı görüşlere sahipler. Haberde, İngiltere, Polonya ve Macaristan dışında Doğu ve Orta Avrupa'daki birçok ülkeye atıfla NATO'nun diğer üyelerinin, Paris ve Berlin arasındaki diyalogun Moskova ile ters teptiğine ve diyalogun Putin'in lehine olduğuna inandıkları belirtildi. ABD merkezli ajans, söz konusu ülkelerin görüşmelerin gerekliliği ve etkinliğinden şüphe duyduklarını ve Putin’in bir barış anlaşması imzalama konusunu ciddi olarak düşünmediğine inandıklarını aktardı. Ajansın haberine göre Moskova'da buna, ‘gerçeklik ve gerçekliğin karşısında, zıt uçlarda durmak’ deniyor.



BM ve Körfez’den Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına kınama

Antonio Guterres, dün New York’ta Casim el-Budeyvi’yi kabul etti (Körfez İşbirliği Konseyi)
Antonio Guterres, dün New York’ta Casim el-Budeyvi’yi kabul etti (Körfez İşbirliği Konseyi)
TT

BM ve Körfez’den Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına kınama

Antonio Guterres, dün New York’ta Casim el-Budeyvi’yi kabul etti (Körfez İşbirliği Konseyi)
Antonio Guterres, dün New York’ta Casim el-Budeyvi’yi kabul etti (Körfez İşbirliği Konseyi)

Birleşmiş Milletler ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), dün Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını, sivil yerleşim ve tesislerin hedef alınmasını ve bunun bölgenin güvenlik ve istikrarı üzerindeki ciddi etkilerini kınadı.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile KİK Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, dün New York’ta düzenlenen BM Genel Kurulu’nun 81. oturum toplantıları kapsamında bir araya gelerek bölgedeki son gelişmelere ilişkin görüş alışverişinde bulundu.

Görüşmede taraflar, bölgesel gelişmeler ve bunlara yönelik yürütülen çabaların yanı sıra çeşitli dosyaları ele aldı. Guterres, Körfez ülkelerinin kalkınma, ilerleme ve refah alanlarında kaydettiği gelişmeleri ve güvenlik ile istikrarın güçlendirilmesine yönelik bölgesel ve uluslararası çabalarını takdir etti.

Guterres ve el-Budeyvi ayrıca ortak ilgi alanına giren konuları, KİK ile BM arasındaki iş birliği ilişkilerini ve ortak çıkarlara hizmet edecek şekilde bu iş birliğini güçlendirme ve geliştirme yollarını görüştü.

BM Güvenlik Konseyi daha önce, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarının yanı sıra Kızıldeniz ve Babülmendeb Boğazı’ndaki uluslararası deniz taşımacılığına yönelik tehditlerin yol açabileceği sonuçlar konusunda uyarıda bulunmuştu. Konsey, grubun Yemen içindeki askeri faaliyetlerinin, Suudi Arabistan topraklarını ve ticari gemileri hedef almasının çatışmanın yayılmasına ve deniz güvenliği ile uluslararası ticaretin sekteye uğramasına yol açabileceğini, ayrıca Yemen’de barışın sağlanmasına yönelik bölgesel ve uluslararası çabaları engellediğini belirtmişti.

Konsey üyeleri, cuma gecesi yayımlanan açıklamada, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik devam eden saldırılarını en güçlü ifadelerle kınadı. Açıklamada, sivillerin ve enerji altyapısının zarar gördüğü, kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu sivillerin yaralandığı saldırılara özellikle dikkat çekildi.

Konsey, ticari gemilerin ve mürettebatlarının güvenliğinin korunmasının önemini vurgularken, başta BM Deniz Hukuku Sözleşmesi olmak üzere uluslararası hukuka uyulması ve deniz ulaşımına ilişkin hak ve özgürlüklere saygı gösterilmesi gerektiğini belirtti. Bu açıklama, Yemen’deki askeri gelişmelerin deniz koridorlarının güvenliği ve uluslararası ticaretin seyri konusunda endişelere yol açtığı bir dönemde geldi.

Konsey, Suudi Arabistan topraklarında sivilleri ve sivil hedefleri etkileyen saldırılar karşısında Suudi Arabistan’la dayanışma içinde olduğunu ifade etti ve ülkenin uluslararası hukuka uygun şekilde meşru müdafaa hakkının bulunduğunu vurguladı.

Konsey üyeleri ayrıca Husilere, sivilleri ve sivil hedefleri etkileyen saldırılarını derhal durdurma çağrısında bulundu. Üyeler, saldırılar nedeniyle sivillerin öldüğü ve yaralandığı, sivil tesisler ile altyapının tahrip edildiğine ilişkin haberlerden duydukları derin endişeyi dile getirdi.


İsrail çekilmeyi Lübnan ordusunun güçlendirilmesi şartına bağlıyor

İsrail araçları, el-Mansuri kasabasında evleri yıkıyor (Reuters)
İsrail araçları, el-Mansuri kasabasında evleri yıkıyor (Reuters)
TT

İsrail çekilmeyi Lübnan ordusunun güçlendirilmesi şartına bağlıyor

İsrail araçları, el-Mansuri kasabasında evleri yıkıyor (Reuters)
İsrail araçları, el-Mansuri kasabasında evleri yıkıyor (Reuters)

İsrail, Lübnan’ın güneyinden çekilmesini art arda öne sürdüğü güvenlik koşullarına bağlıyor. İsrail son olarak, Lübnan ordusunun güvenliği üstlenebilecek kapasiteye sahip olması gerektiğini vurguladı. ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee dün yaptığı açıklamada, İsrail ordusunun “Lübnan ordusu güçlenene kadar” Güney Lübnan’da kalacağını belirtti. Emekli Tümgeneral Abdurrahman Şehitli ise bu yaklaşımın, Lübnan devletine yönelik İsrail baskısının devamı olduğunu ve İsrail’le doğrudan ilişkiye zemin hazırlayacak güvenlik ve siyasi düzenlemeler dayatmayı amaçladığını ifade etti.

Arkub bölgesinde ise İsrail’in faaliyetleri farklı bir nitelik taşıyor. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail güçleri, köyleri doğrudan işgal etmek yerine bölgeye girerek operasyonlar düzenliyor ve ardından geri çekiliyor. Emekli Tuğgeneral Hasan Cuni, bu yöntemi “doğrudan işgal olmaksızın hareket serbestisi” olarak nitelendirerek, İsrail’in bölgeye yönelik güvenlik yaklaşımının kendine özgü niteliğine dikkat çekti.

Bu kapsamda, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) Komutanı Tümgeneral Diodato Abagnara da yıl sonunda başlaması planlanan çekilme öncesinde Lübnan ordusu ile BM kuruluşlarının UNIFIL tarafından yürütülen görevleri üstlenebilecek kapasiteye sahip olmasının güvence altına alınması gerektiğini vurguladı.


CENTCOM: Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinde canlanma yaşanıyor

ABD Merkez Komutanlığı’nın dün “X” platformunda paylaştığı, Hürmüz Boğazı’ndaki birliklerinin hareketini gösteren videodan alındı
ABD Merkez Komutanlığı’nın dün “X” platformunda paylaştığı, Hürmüz Boğazı’ndaki birliklerinin hareketini gösteren videodan alındı
TT

CENTCOM: Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinde canlanma yaşanıyor

ABD Merkez Komutanlığı’nın dün “X” platformunda paylaştığı, Hürmüz Boğazı’ndaki birliklerinin hareketini gösteren videodan alındı
ABD Merkez Komutanlığı’nın dün “X” platformunda paylaştığı, Hürmüz Boğazı’ndaki birliklerinin hareketini gösteren videodan alındı

Washington, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ulaşımının güvenliğini sağlamak amacıyla yürüttüğü girişimlerini sürdürürken, Tahran’la yürütülen müzakerelerdeki tıkanıklık devam ediyor.

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Brad Cooper, dün yaptığı açıklamada, ABD güçlerinin ticari gemi trafiğine boğazı “açık ve güvenli” tutmak için çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti. Cooper, son iki ay içinde 1 milyardan fazla varil ham petrolün boğazdan geçişinin kolaylaştırıldığını belirtti.

Cooper ayrıca ABD güçlerinin 2 binden fazla ticari geminin geçişine yardımcı olduğunu, ana geçiş güzergâhlarının mayınlardan temizlendiğini ve binlerce geminin stratejik öneme sahip su yolunu kullanmaya devam ettiğini ifade etti. Son iki hafta içinde petrol ve mal taşımacılığının, önceki altı ayın en yüksek seviyesine ulaştığını belirten Cooper, buna karşılık ABD’nin İran’ın petrol ihracatına yönelik sıkı bir abluka uyguladığını ve İran’ın ABD önlemleri nedeniyle tek bir varil dahi petrol ihraç edemediğini ifade etti.

Askeri ve ekonomik baskıların yanı sıra Pakistan da Tahran’la temaslarını yoğunlaştırıyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, dün İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, enerji tedarikinin kesintisiz sürdürülmesinin ve boğazlardaki deniz trafiğinin akışının güvence altına alınmasının önemini ele aldı.

Dar, “diyalog ve diplomasinin bölgede barış ve istikrarı güvence altına almanın tek etkili yolu” olduğunu vurguladı.