Ukrayna, casus avcıları ülkesine dönüştü

28 Mart'ta Lviv'deki bir kontrol noktasında kimlik belgelerini kontrol eden bir polis (NYT)
28 Mart'ta Lviv'deki bir kontrol noktasında kimlik belgelerini kontrol eden bir polis (NYT)
TT

Ukrayna, casus avcıları ülkesine dönüştü

28 Mart'ta Lviv'deki bir kontrol noktasında kimlik belgelerini kontrol eden bir polis (NYT)
28 Mart'ta Lviv'deki bir kontrol noktasında kimlik belgelerini kontrol eden bir polis (NYT)

Aktör ve amatör fotoğrafçı olan Valeriy, Kiev'deki evinden kaçıp Ukrayna’nın batısına yerleştikten iki hafta sonra, yerel polis tarafından durduruldu ve sorgulandı. Çünkü kentte dolaşıp meydanları, kiliseleri ve kum torbalarıyla çevrili diğer anıtları fotoğraflarken biri tarafından yetkililere ihbar edilmişti.
Polis, ekip otosuna bindirdiği Valeriy’nin cep telefonu ile son günlerde çektiği fotoğrafları inceledi, not defterine göz attı ve sosyal mesajlaşma uygulaması Telegram’da abone olduğu kanalları kontrol etti. Valeriy, “Bizimle (Ukraynalılar) mi yoksa onlarla (Ruslar) mı dalga geçtiğimi görmek için bloglarımı okuyorlardı” dedi. Neyse ki polis memurları, Valeriy’nin sosyal medya üzerinden paylaştığı, Moskova'nın yoğun propagandasına atıfla Rus askerlerinin başlarının üzerinde televizyonlar taşıyor gibi göründükleri bir resmi gördüler de Valeriy’yi serbest bıraktılar ve gitmesine izin verdiler. Karşı tarafça suçlanma korkusuyla tam adının kullanılmamasını isteyen Valeriy (32), böyle bir sorgulamaya maruz kalan tek kişi değildi. Zira Rusya'nın Ukrayna’ya başlattığı geniş çaplı işgal ikinci ayına girerken, Ukrayna’da şüpheler sis bulutu gibi yayılıyor. Ukrayna, ‘dyversanti’ (sabotajcılar) ve Rusya için sivil nüfusa karşı çalışan sabotajcı gruplarla ilgili haberlerle sarsılıyor. Bu haberler, bir kaos ve güvensizlik ortamı yaratıyor. Bu durum, düşmana potansiyel hedeflere dair bilgi sağlayabilir. Zaten panik içinde yaşayan siviller artık her yerde casusların olduğunu düşünüyorlar.
Valeriy, bununla ilgili olarak şunları söyledi:
“Halihazırda hakim olan panik havasıyla, bir yandan tehlikenin nereden geleceğini bulmaya çalışırken diğer yandan hayal gücümüz özellikle de canavarın gerçekliğine dair bir bilgimiz olmadığında bir şeyler üretmeye başlar.”
Özellikle Ukrayna’nın Polonya sınırına yakın kenti Lviv'de şüpheler daha da fazla. Ülkenin doğusundaki şehirlerde yaşanan yıkım ve terörden büyük ölçüde korunan Lviv, güvenli bir yer arayan Ukraynalıları kendine bir mıknatıs gibi çekerken Polonya'ya gidenler için bir geçiş noktası haline geldi. Yerel yetkililere göre Lviv'in nüfusu bu yüzden geçici olarak 400 bine kadar yükseldi. Bu yüzden Lviv sokaklarında görülen yabancı yüzler, şehir sakinleri arasında şüphe uyandırdı.
Lviv Valisi Maksim Kozitskiy, kısa bir süre önce verdiği bir röportajda, savaşın ilk haftalarında polis ve idari kurumların şüpheli faaliyetlerle ilgili günlük 17 binden fazla ihbar aldıklarını söyledi. Vali Kozitskiy, kolluk kuvvetlerine şu an yapılan ihbar sayısının bunun yüzde 10’una gerilediğini ve halen günlük bini aşkın ihbar geldiğini belirtti.
Polis ve yerel kolluk kuvvetleri ile Ukrayna Ordusu’nda görev yapan gönüllüler, Lviv sokaklarında ve meydanlarında arabaları denetleyen devriyeler yürütüyorlar ve komşu şehir veya köylerden gelenlerin kente girişleri sırasında gerekli belgeleri inceliyorlar.
Tarihi, neo-rönesans dönemine kadar uzanan Lviv Opera Binası, Birinci ve İkinci Dünya Savaşı boyunca faaliyet göstermiştir. Müdür Vasil Vovkun, vandalların halkı kışkırtmaya çalışabileceği endişesiyle artık canlı şovlar düzenlenmediğini, bunun yerine Ukrayna'nın hava sahasının uçuşa yasak bölge ilan edilmesi talebiyle ilgili son kısa bale gösterisi gibi performansları filme alıp yayınladıklarını belirtti. 
Aslında Lviv sakinlerini şüphelerinde haklı çıkaracak sebepler yok değil. Savaşın ilk ayında, Ukrayna İstihbarat Servisi (SBU), sözcüsü Artem Dekhtyarenko’nun geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamaya göre 20 sabotajcı grubunu dağıtmayı ve 350 sabotajcıyı tutuklamayı başardı.
Vali Kozitskiy, Telegram’daki hesabından Cumartesi günü (Rus füzelerinin Lviv'deki iki sanayi tesisine düştüğü gün) polisin şüpheli bir arabayı durdurduğunu, içindeki iki adamın telefonlarını kontrol ettiğini ve Ukrayna Ordusu’nun hareketlerini gösteren video ve fotoğraflar bulduklarını yazdı. Lviv Valisi, iki adamın telefonunda ayrıca Luhansk nüfusuna kayıtlı çok sayıda erkeğin vesikalık fotoğraflarının bulunduğunu ve Rusya’ya ait birçok telefon numarasına arama yapıldığının tespit edildiğini belirtti. Ancak Vali’nin iddiaları bağımsız olarak doğrulanamadı.
 Ukraynalılar, yetkililere mümkün olan her şekilde yardım etmeye çalışıyorlar. Tüm restoranların ve kafelerin hoparlörlerinden vatansever ve askeri marşlar yükseliyor. İtalya özgürlük marşı Bella Ciao, Ukrayna güçleri tarafından kullanılan ABD yapımı Javelin füzeleri ve Türkiye yapımı Bayraktar İHA’larının başarılarını öven sözlerle Ukraynaca olarak yeniden düzenlendi.
Ukrayna’da sıradan siviller, şüpheli faaliyetleri, ‘düşman var’ anlamına gelen bir kelime oyununa sahip ‘eVorog’ adlı bir uygulama aracılığıyla bildirerek mücadeleye katılabiliyorlar. Polisin kamu düzeninden sorumlu bir alt bölümü olan Devriye Polisi’ne göre bu uygulama aracılığıyla bir ayda 200 binden fazla ihbar alındı.
Savaşın herkesin aklında bir yer işgal etmesi yüzünden insanlar, özellikle de yeni gelenler hakkında kendilerini gergin hissediyorlar. Amcasının Lviv'deki dairesine yerleşen Kievli 36 yaşındaki bilişim uzmanı Anton Ivanov, polis ve yerel emniyet kurumlarının görevlileri tarafından ziyaret edildi. Kapısına birinin gelmesine şaşıran Ivanov, kapıyı çalanlara kim olduklarını sordu. Silahlı ve üniformalı olan adamlar da ona aynı soruyu soruyorlardı. Ivanov, “Kimliklerimizi istediler. Kim olduğumuzu, nereye gittiğimizi ve neden burada kaldığımızı öğrenmeye çalıştılar. Birini saklayıp saklamadığımızı sordular” dedi.
Sakin yerleşim bölgelerindeki kişilerin, Ivanov’un Lviv plakalı olmayan arabasından şüphelendikleri ve onlardan birinin polisi aradığı ortaya çıktı. Polisler, Ivanov’un belgelerini kontrol ettikten sonra oradan ayrıldılar.
Kentin arnavut kaldırımlı başka bir semtinde yaşayan Natalia Kovtun (71), ‘korkunç görünümlü bir casusun’ oraya bomba yerleştirebileceği korkusuyla oturduğu apartmanının bodrum katındaki sığınağın kapısını açmayı reddetti. Kovtun, “Ya biri içeri girip buraya bomba yerleştirmeye çalışırsa?” dedikten sonra komşularından birine dönerek, “Ne olacağını anlıyor musun? Hepimiz patlayacağız, bütün ev. Korumasız kapılarımız var ve bahçemize girmek için kilidi kırmak çok kolay” ifadelerini kullandı.
Lviv yakınlardaki Ternopil bölgesinde ise iki grup birbirlerinden o kadar şüphelendiler ki ikisi de ötekini polise ihbar ettiler. Ternopil polisi 18 Mart'ta Facebook sayfasından, “Kimliği bilinmeyen vatandaşlar arasında bir anlaşmazlık çıktı. Birbirlerini sabotajcı olmakla suçladılar. İki gruptan biri, kendisi hakkında şüpheleri olan diğer grubu ihbar etti. Öteki grup da polisi arayarak takip edildiklerini ve kimliği belirsiz saldırgan bir adamın kendileri için tehdit olabileceğini hissettiklerini bildirdiler” açıklamasında bulundu.
Bölge polisi, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Vatandaşları uyarıyoruz: Tanımadığınız kişileri kendi başınıza takibe almaya çalışmayın, onları silahla tehdit etmeyin veya fiziksel olarak karşı karşıya gelmeyin.”
Rusya’nın Lviv'i kuşatmak için ordusunu göndermediği, çünkü düşmanların (yüzbinlerce yabancının arasına karışabilecek bireyler ve küçük gruplar halinde) zaten içeride olduğu düşünülüyor. Kentteki gergin atmosfer nedeniyle kimliğinin gizli kalmasını isteyen bir kolluk görevlisi, Ukrayna ve Rusya'nın doğuda 8 yıldır çatıştığını kaydetti. Ayrıca kısa süre önce insani yardım alanında çalışıyormuş gibi yapan sabotajcıların tutuklandığını aktaran görevli, “Dikkatli bir şekilde hazırlanmak için yeterli zamanları olduğuna şüphe yok” dedi.
Lviv’de akşam saat 22.00'dan sonra sokağa çıkma yasağı uygulansa da kentin çoğu caddesi akşam olmadan tenhalaşıyor. Nereden geldiği bilinmeyen mesajlarda, Rusların Kiev'den taşınan Batı ülkelerinin büyükelçiliklerinin veya yardım kuruluşlarının temsilcilerini hedef almayı planladığı konusunda uyarılar yapılıyor. Ukrayna’nın batısında daha önce gerçekleştirilen saldırılar, içerideki vekiller tarafından desteklenmişti.
SBU tarafından kısa bir süre önce bir casusun tutuklanmasının ardından ortaya çıkarılan bilgilere göre askeri hava üssüne iki kez bombalı saldırı düzenlenen Lviv'in kuzeydoğusundaki Lutsk'tan amatör bir pilot, en az 2017 yılından bu yana Rus güvenlik servislerine bilgi sızdırıyordu. Şüpheli, savaşın ilk haftasında Ruslarla Ukrayna Ordusu’nun faaliyetleri hakkında iletişim kurmakla suçlanıyor.
 Lutsk Belediye Başkanı Igor Polishchuk, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada şunları söyledi:
“Tutuklanan şahıs, halk arasında sivil aktivist gibi davrandığı için insanlar çok kızgın.”
Polishchuk, şahsın tutuklanmasının, casuslarla ilgili şüpheleri artırdığını da sözlerine ekledi.
SBU’ya göre Ivano-Frankivsk ve Vinnytsia şehirlerindeki askeri hava üslerine yönelik diğer bombardımanlarda da içeriden benzer işbirlikleri yapıldı.
*New York Times haber servisi



Baskı ve caydırıcılık arasında: Tahran, Washington ile açık çatışmasını nasıl değerlendiriyor?

Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)
Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)
TT

Baskı ve caydırıcılık arasında: Tahran, Washington ile açık çatışmasını nasıl değerlendiriyor?

Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)
Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)

Hüda Rauf

Son derece karmaşık bir bölgesel dönemde, İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişki ne topyekun bir savaşa meyleden ne de kalıcı bir çözüme ulaşmayı başaran; gri bir alanda sıkışmış görünüyor. Siyasi, askeri ve ekonomik göstergeler, iki tarafın karşılıklı baskı, dolaylı müzakereler ve hesaplı gerilimi artırma kombinasyonuna dayalı uzun süreli bir çatışmayı yönettiğini gösteriyor.

Eski ABD’li yetkililer ve uzmanların değerlendirmeleri bu gerçeği açıkça yansıtıyor; ne ufukta kapsamlı bir anlaşma görünüyor ne de yeni bir çatışma yaşanması olasılığı tamamen dışlanıyor. Bu iki uç nokta arasında en olası senaryo şekilleniyor; patlamayı erteleyen ancak çözmeyen kısmi ve geçici uzlaşılar.

Öte yandan, İran, sınırlı bir güvenle de olsa diplomasiyi sürdürüyor. İran Dışişleri Bakanı'nın Pakistan, Umman ve Rusya'ya yaptığı ziyaretleri içeren son diplomatik hareketlilik, İran'ın gerilimi azaltmakla ilgilendiğini göstermek için çok kanallı bir müzakere süreci oluşturmayı amaçlıyor. İran'ın bölgesel arabulucular ile kanallar açma gayretinde olduğunu vurguluyor. Ancak bu diplomasi, özellikle Amerikan temsilcilerinin ziyaretlerinin aniden iptal edilmesi ve askeri ve ekonomik baskının devam etmesinin ardından, Washington'un niyetlerine dair derin bir şüphenin gölgesi altında yürütülüyor.

Tahran'ın bakış açısına göre, baskı altında müzakere bir seçenek değil; aksine, özellikle ideolojik olarak kendisine bağlı destekçileri karşısında rejimin meşruiyetini tehdit eden siyasi bir teslimiyet olarak görülüyor. Bu nedenle, herhangi bir diplomatik girişim, deniz ablukasının kaldırılmasına bağlı ve bu koşul şimdiye kadar yerine getirilmemiş görünüyor.

Dahası talepler arasında var olan uçurum, her iki tarafın pozisyonlarının öncelikleri arasında derin bir farklılığı ortaya koyması nedeniyle kapsamlı bir anlaşmanın imkansızlığını gösteriyor. Nitekim İran, yaptırımların kaldırılmasını, deniz ablukasının sona erdirilmesini ve uranyum zenginleştirme hakkının korunmasını talep ediyor. Buna karşılık Washington, nükleer programın kilit unsurlarının ortadan kaldırılmasını, füze geliştirme programının kısıtlanmasını ve İran'ın bölgesel etkisinin sınırlandırılmasını şart koşuyor.

Bu uçurum, asgari taleplerle sınırlı olmayıp, karşılıklı koşulların daha geniş bir listesini de kapsıyor ve kapsamlı bir anlaşmaya varmayı imkansız kılıyor. Bunun yerine, en fazla, krizi çözmekten ziyade yönetmeye odaklanan sınırlı ve belirsiz bir anlaşmaya varılabilir görünüyor.

Buna rağmen İran, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğüne karşılık, ablukanın kaldırılmasını ve savaşın sona erdirilmesini (ve belki de gelecekteki saldırılara karşı garantiler) talep eden revize edilmiş, aşamalı bir teklif sundu. Buna göre nükleer mesele daha sonraki bir aşamada ele alınacak. İran'ın revize edilmiş teklifine bakıldığında çelişkili ve mantıksız görünüyor. Zira Tahran, Boğaz'da seyrüsefer özgürlüğü karşılığında ateşkes ve ablukanın kaldırılması garantisi alarak üzerindeki güvenlik, askeri ve ekonomik baskıyı hafifletmek istiyor. Ama burada seyrüsefer özgürlüğünden ne kastedildiği belirsiz; Boğaz'ın savaş öncesi durumuna geri dönmesi mi, yoksa İran'ın ücret karşılığında geçiş izni verdiği mevcut düzenlemenin artık Amerikan gemilerinin de geçmesine izin vererek sürdürülmesi mi kastediliyor? Bu çelişki, Tahran'ın Boğaz'ın mevcut durumunu yasallaştırmayı ve meşrulaştırmayı amaçlayan mevcut iç icraatları ile daha da öne çıkıyor. Zira İran parlamentosu ve Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi, Boğaz'dan mevcut koşullar altında geçişi düzenleyen bir yasa taslağını görüşüyor. Ayrıca İran Merkez Bankası, Boğaz'dan geçiş ücretleri için dört özel hesap açtı. Dolayısıyla Tahran, karşılığında hiçbir şey sunmadan Washington'dan tavizler istiyor. Bu teklif, İranlı karar vericilerin aşırı özgüvenini yansıtıyor gibi görünüyor; ama bu özgüven, her iki taraf için de çıkmaza girmiş durumun yanlış değerlendirilmesiyle gölgeleniyor. İran, Hürmüz Boğazı'nı en önemli pazarlık kozu, Donald Trump ve dünya üzerinde baskı kurma aracı olarak görüyor.

İran, Hürmüz Boğazı'nı sadece bir enerji koridoru olarak değil, bu denklemin merkezinde yer alan ve en önemli stratejik varlığı olarak öne çıkan bir etki aracı olarak görüyor. Boğaz artık sadece petrol geçişi için bir su yolu değil; ekonomik, güvenlik ve siyasi boyutları kapsayan çok boyutlu bir baskı aracına dönüştü.

İran, boğazı kapatarak değil, etki edebilme ve geçiş trafiğini düzenleyebilme gücüyle rolünü yeniden tanımlamaya çalışıyor. Bu yaklaşımın, doğrudan çatışmaya girmeden küresel tedarik zincirlerini tehdit etmeye dayalı alışılmadık bir caydırıcı güç sağladığını düşünüyor.

Tahran ayrıca Hürmüz Boğazı'nı herhangi bir anlaşmada kendi şartlarını dayatmasını ve büyük enerji ithal eden güçlerle diyalog kanalları açabilmesini sağlayacak bir pazarlık kozu olarak kullanmaya çalışıyor.

Öte yandan Trump, İran'ın teklifini reddetti ve İran'a yönelik ablukayı uzatacağını açıkladı. Trump, ablukanın askeri güçten daha az maliyetli olduğuna ve rejimin uzlaşmaz tavrını sürdürme gücünü zayıflatacağına inanıyor.

Son zamanlarda, ablukanın İran petrol kuyuları ve rezervleri üzerindeki etkisine ilişkin birçok analiz yapıldı. İran'ın söylemine göre abluka petrol kuyularını etkiliyor, ancak kayıplar yönetilebilir durumda.

İranlı petrol uzmanları, petrol ambargosunun Amerikan ekonomik baskısının en önemli araçlarından biri olduğunu belirtiyor. Ancak Tahran, yüksek iç tüketim, sınırlı ulaşım alternatifleri ve petrol sahalarının işletilmesi için esnek politikalar yoluyla bu baskıyı kısa vadede yönetebileceğini söylüyor.

Bazı İran ekonomik raporları, mali kayıpların önemli olduğunu ve yıllık on milyarlarca dolara ulaşabileceğini, ancak petrol sektörünün teknik altyapısının, kısıtlamaların kaldırılmasının ardından üretimin kademeli olarak yeniden başlamasına olanak tanıyarak, tam bir çöküş olasılığını azalttığını belirtiyorlar.

Diplomatik süreç devam etmesine rağmen, askeri hazırlıklar da sürüyor. Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor.

Tahran, herhangi bir gerilimin karşılıksız bırakılmayacağını ve ABD güçleri ile bölge devletlerine ağır bir bedel ödetmeye hazır olduğunu iletmek istiyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ancak bu hazırlık, savaşmak arzusunda olduğunu değil, savaşı tamamen önlemeyi amaçlayan caydırıcı bir stratejiyi ifade ediyor.

Buna karşılık, ABD, müzakerelerdeki pozisyonunu güçlendirmek için bir askeri ve ekonomik baskı kombinasyonunu benimsiyor. Ancak bu yaklaşım, özellikle kamuoyundaki yeni bir savaşa karşı muhalefet ve yönetimin uzun süreli bir çatışmaya girmesini kısıtlayan yasal sınırlamalar gibi iç kısıtlamalarla karşı karşıya bulunuyor.

Dahası, baskının İran'ı taviz vermeye zorlayacağı varsayımı, rejimin doğasına dair yanlış bir okumaya dayanıyor olabilir; zira İran, kırılmaktan ziyade baskıya direnmeye meyillidir.

Çatışan tarafların birbirine tamamen zıt iki vizyonuyla karşı karşıyayız. Diplomatik düzeyde, her iki tarafın talepleri tamamen zıt olup, bir orta yol görünmüyor. Baskı düzeyine gelince, Trump deniz ablukasını uzatmayı savaştan daha az maliyetli görürken, İran altı ay içinde kendisine zarar verecek bir deniz ablukasından ziyade savaşı daha az maliyetli bulabilir.

En olası senaryo, statükonun yani yaptırımların, sınırlı askeri gerilimlerin, aralıklı müzakerelerin ve gerektiğinde kısmi anlaşmaların devam edeceğidir. Bu, “ne savaş ne de anlaşma yok” denklemi olup, dengeyi kırılgan, gerilimde tırmanmaları olası ve barışı ertelenmiş bir halde bırakmaktadır.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


Japonya, Ukrayna’ya silah satabilir mi?

Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)
Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)
TT

Japonya, Ukrayna’ya silah satabilir mi?

Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)
Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)

Ukrayna, silah ihracatı kısıtlamalarını gevşeten Japonya'yla anlaşma yapmak istiyor.

Kiev'in Japonya Büyükelçisi Yuriy Lutovinov, Reuters'a açıklamasında Tokyo yönetiminin silah ihracatı kısıtlamalarını büyük ölçüde kaldırmasını memnuniyetle karşıladıklarını söylüyor. Rus işgaline karşı direnişte Japonya yönetimiyle işbirliği yapmak istediklerini yeni yayımlanan röportajda belirtiyor:

Bu gelişme ileride yapılabilecek görüşmelerin önünü açtı. Teorik olarak bu çok büyük bir adım.

Sanae Takaiçi hükümeti, ölümcül silah ve savunma ekipmanlarının yabancı ülkelere satışı üzerindeki kısıtlamaları 21 Nisan'da gevşetmişti.

Yeni düzenleme kapsamında savunma teçhizatı "silah" ve "silah dışı" şeklinde sınıflandırılmıştı. Radar sistemleri gibi "silah dışı" ekipmanın ihracatına yönelik sınırlama kaldırılırken, füze gibi "silah" kategorisindeki ekipmanın sadece Japonya'yla savunma anlaşması yapan ülkelere satışına izin verilmişti.

Öte yandan çatışma halindeki ülkelere silah ihracatı yasağının devam edeceği bildirilmişti. Fakat yönetimin ulusal güvenliğin tehlikede olduğunu düşündüğü "istisnai durumlarda" bu satışların gerçekleştirilmesinin de önü açılmıştı.

Rusya'nın 2022'deki saldırılarıyla başlayan Ukrayna savaşında dönemin Japonya Başbakanı Fumio Kişida, "Bugünün Ukrayna'sı, yarının Doğu Asya'sı olabilir" uyarısı yaparak Kiev'in işgalinin Tokyo'nun ulusal güvenliğini de riske attığını vurgulamıştı.

Lutovinov, bu riskin hâlâ geçerli olduğunu savunuyor:

Ukrayna düşerse bu, büyük bir domino etkisi yaratacaktır. Bu yüzden Hint-Pasifik ve Avrupa kıtası güvenlik açısından birbirinden ayrı düşünülemez.

Sanae Takaiçi, Ukrayna'ya silah satışını destekleyeceğine dair herhangi bir işaret vermedi. Ancak kasımda Ukrayna lideri Volodimir Zelenski'yle yaptığı telefon görüşmesinde Moskova'ya karşı Kiev'i desteklediklerini söylemiş, en kısa zamanda savaşın sonlandırılmasını istediklerini belirtmişti.

Japonya, ulusal güvenliğinin tehdit altında olduğunu söyleyerek "istisnai durum" kapsamında Ukrayna'ya silah gönderebilir. Ya da Kiev yönetimi, silah tedariki için Tokyo'yla savunma paktı imzalayabilir. Japon yönetimi, Almanya, Avustralya, Filipinler ve Vietnam dahil 18 ülkeyle böyle bir anlaşmaya sahip.

Ukrayna'nın ABD menşeli Patriot füzelerine bağımlılığını azaltmak için kendi hava savunma sistemini geliştirmeye çalıştığını belirten Lutovinov, Tokyo'nun bu programa finansal destek sağlayabileceğini de söylüyor.

Japon drone üreticisi Terra Drone'dan 28 Nisan'da yapılan açıklamada, Ukraynalı WinnyLab şirketiyle uzun menzilli insansız hava aracı üretimi için işbirliği yapılacağı duyurulmuştu. Terra Drone CEO'su Toru Tokuşige, Japonya'nın silah ihracatı düzenlemesinin süreci kolaylaştırdığını belirtmişti.

Diğer yandan Pekin yönetimi, Tokyo'nun hamlesine tepki göstermişti. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun, Japonya'nın II. Dünya Savaşı sonrasında oluşturduğu barışçıl Anayasa'yı terk etmeye başlayarak "somut adımlarla yeniden silahlanma sürecini hızlandırdığını" söylemişti.

Independent Türkçe, Reuters, Kyiv Independent, Global Times


İsrail ordusu, Hizbullah’ın drone saldırılarını durduramıyor

İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
TT

İsrail ordusu, Hizbullah’ın drone saldırılarını durduramıyor

İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)

Lübnan'da Hizbullah, İsrail birliklerine karşı FVP (First person view/birinci şahıs görüşlü) drone'ları gittikçe daha yoğun şekilde kullanıyor.

Wall Street Journal'ın (WSJ) haberinde Hizbullah militanlarının, pilotun insansız hava aracı (İHA) üzerindeki kameradan gelen görüntüyü anlık olarak izleyebildiği bu drone'larla etkili saldırılar düzenlediği belirtiliyor.

Hizbullah, Haziran 2024'te FPV'leri denemeye başlamış ancak İsrail'in Şii örgüte ait çağrı cihazlarını patlatması üzerine bu operasyonlar askıya alınmıştı.

Örgütün son dönemde düzenlediği saldırılarla FPV drone'lar yeniden gündeme geldi.

Düşük maliyetli drone'larla düzenlenen bu saldırıların, "İsrail ordusu için Gazze ve Lübnan'daki önceki çatışmalarda karşılaşmadığı ciddi bir tehdit oluşturduğu" vurgulanıyor.

Rusya-Ukrayna savaşında sıkça kullanılan yüksek manevra kabiliyetine sahip FPV drone'lar, son dönemde Irak'taki İran destekli Şii milislerin ABD varlıklarına yönelik saldırılarında da görülmüştü.  

Hizbullah, İHA'larla İsrail birliklerine düzenlediği operasyonların propaganda videolarını da yayımlıyor. Uzmanlara göre görüntüler, drone'ların yetenekli pilotlar tarafından kullanıldığını ve örgütün İHA operatörlerinin özel eğitim aldığını ortaya koyuyor.

Analizde, Lübnanlı Şii örgütün fiber optik sisteme sahip FPV'leri kullandığına dikkat çekiliyor. Bunların elektronik saldırılara karşı dayanıklı olduğu ve İsrail ordusunun İHA'lara uzaktan müdahale etmesini zorlaştırdığı vurgulanıyor.

İsrail hükümeti ve ordusu, Ukrayna'daki emsale rağmen FPV drone saldırılarına karşı gerekli önlemleri almadığı için giderek artan eleştirilerle karşı karşıya.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da salı günkü açıklamasında bu tehlikeyle ilgili adım attıklarını duyurmuştu:

İHA tehdidini ortadan kaldırmaya yönelik özel bir proje için birkaç hafta önce talimat verdim. Zaman alacak ama bunları da havaya uçuracağız.

Lübnan'ın güneyinde görev yapan İsrailli bir asker, günde en az 10 drone uyarısı aldıklarını ve Hizbullah'ın bölgede sürekli İHA uçurduğunu söylüyor.

Analist Yigal Levin ise "İsrail, bu operatörleri ortadan kaldırmazsa daha da gelişecekler. Deneyim kazanıyorlar. İHA'ları arızalansa bile bu da bir deneyimdir" diyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan'la İsrail arasında 17 Nisan'da yürürlüğe giren 10 günlük geçici ateşkesin 3 hafta daha uzatıldığını 23 Nisan'da duyurmuştu.

Ateşkese rağmen İsrail ordusu Lübnan'ın güneyindeki operasyonlarını sürdürürken, Hizbullah ise anlaşmayı ihlal ettiği gerekçesiyle İsrail birliklerine saldırılar düzenliyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Ynet