Suriye’nin Ukrayna ikilemine yönelik ‘çözümleri’

25 Mart'ta Şam'da Esed ve Putin’in yer aldığı bir afişin önünden Suriye ve Rusya bayrakları ile geçen Suriyeliler (AFP)
25 Mart'ta Şam'da Esed ve Putin’in yer aldığı bir afişin önünden Suriye ve Rusya bayrakları ile geçen Suriyeliler (AFP)
TT

Suriye’nin Ukrayna ikilemine yönelik ‘çözümleri’

25 Mart'ta Şam'da Esed ve Putin’in yer aldığı bir afişin önünden Suriye ve Rusya bayrakları ile geçen Suriyeliler (AFP)
25 Mart'ta Şam'da Esed ve Putin’in yer aldığı bir afişin önünden Suriye ve Rusya bayrakları ile geçen Suriyeliler (AFP)

Tahran ile başlıca müttefiki Moskova'nın bataklığa saplandığı Şam'dan Ukrayna’daki savaş nasıl görünüyor? Suriye trajedisinden ‘dersler’ çıkarıldı mı? Suriye’nin Avrupa'nın merkezindeki Ukrayna ikilemine çözümleri var mı? Moskova ile Tahran arasındaki Suriye denklemi nasıl değişecek?
Şam'ın yaklaşık 40 gündür devam eden Ukrayna’daki savaşla ilgili konumu, sürecin başından bu yana büyük ölçüde değişti. Şam, başlarda Moskova'ya yakın bir tutum sergiledi. Müttefiki Rusya’nın hızla zafere ulaşacağından emin bir tavrı vardı. Ancak kısa süre sonra, Ukrayna’daki gerçekler değiştikçe neo-Nazi ve Batı nefretinin ortadan kaldırılmasından bahseden, ‘çözüm ve uzlaşı arayışı’  ve ‘taraflardan birinin zafer elde etmesinin zorluğu’ ile daha gerçekçi bir bakış açısına sahip resmi açıklamalarda bulunan Şam’ın tutumunda da değişim görülmeye başlandı. Rusya’nın uluslararası camiadan tecrit edilmesi halinde, hâlihazırda tecrit edilmiş olan Suriye'ye yardım edemeyeceği, onu uluslararası platformlarda savunamayacağı ve Şam'a tahıl, petrol ve ekonomik destekte bulunamayacağı gerçeği Şam’ı endişelendiriyor.
Ancak bu kesinlikle Şam’ın müttefiki Moskova’ya herhangi şüpheli bir sinyal gönderdiği anlamına gelmiyor, aksine askeri destek mesajları vermeye devam ediyor. Suriye sokaklarında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in resimleri dolaşıyor ve resmi basın organlarında halen Rusya’ya yönelik ‘sempati’ ifadeleri yayınlanıyor.
Sözlerin arkasında seçenekler, çıkış yolları ve bazı soruların cevapları için bir arayış söz konusu. Bu sorulardan biri İran’ın Rusya’nın Suriye’deki boşluğunu doldurup doldurmayacağı sorusu. Şam'da, Batı ile İran arasında Tahran'ın İran’a uygulanan yaptırımlardan kurtulmasına, Suriye’ye ekonomik ve petrol desteği sağlamasına ve Şam veya Tahran'ın altyapının yeniden inşasına katkıda bulunmasına izin veren nükleer anlaşmanın imzalanacağına dair bir umut var.
Yukarıdaki soruya Şam’ın cevabı net:
“Evet, İran boşluğu doldurabilir. İran ile bu temelde görüşmeler yapıyoruz. İran, Rusya'nın rolü azalırken ekonomik ve finansal alanların yanı sıra sahada aktif olabilir.”
Peki, Pekin'in rolü ne olacak? Şam, Çin'in Rusya'nın Ukrayna'da yenilgiye uğramasını istemese de aynı zamanda büyük bir zafer elde etmesini de istemediğini düşünenlerden biri. Şam’dan ilgili bir kaynağa göre Pekin, Çin'e muhtaç zayıf bir Rusya'yı korumak istiyor. Tabii ki buna, Pekin'in Suriye denklemlerindeki maceralar ve yatırımlar konusunda halen tereddütlü olduğu ve Tahran-Moskova hattının ortaya çıkmasını beklediği Suriye de dahil.
Söz konusu denklemler arasında Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in Abu Dabi ziyareti de yer alıyor. Esed, ekonomik destek ve siyasi korumanın yanı sıra bölgesel ve uluslararası değişimler çerçevesinde yeni bir güvenlik yapısı arayışı içerisinde. Şam, Tel Aviv'in rol oynadığı bu ‘bölgesel mimariye’ düşman olmayı ve Suriye'nin ‘eski ve yeni İran’a’ açık bir saha olmasını istemiyor. Aynı zamanda Rusya'ya dostane mesajlar göndermenin yanı sıra önde gelen Arap ülkelerini, önümüzdeki Kasım ayında Cezayir’de yapılması planlanan Arap Birliği (AL) zirvesinde Suriye’nin AL üyeliğine dönmesine karşı olan tutumlarından vazgeçirmeye çalışıyor.
Tüm bunlar, Ukrayna’daki savaşın Şam'daki yansımalarıyla ilgili. Peki, Suriye’nin Ukrayna savaşına herhangi bir çözümü var mı? Şam'daki Moskova'ya yakın diplomatlar, Ukrayna çıktılarına gölge düşürebilecek birkaç senaryoyu tartışıyorlar. Bunlardan ilki, İsrail'in İran’ın Suriye’deki mevzilerine yönelik bombardımanlar sırasında Moskova'nın ‘elini kolunu bağlayacağı’  korkusuyla Ukrayna'ya destek vermeyi reddetmesi. İkincisi ise ABD’nin Ukrayna savaşının ardından Rusya'ya baskı çerçevesinde Suriye'nin doğusuna ekonomik, askeri, mali ve siyasi olarak ilgisini artırmaya karar vermesi. Ayrıca, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2585 sayılı sınır ötesi insani yardımlara ilişkin kararının süresinin uzatılması meselesinin Rusya ile ABD arasında yapılması gereken görüşmelerde yaşanacak aksaklıkla bir çıkmaza girebileceğine ya da Moskova'nın bunu Ukrayna ile ilgili benzer bir kararla ilişkilendirebileceğine dair bir takım işaretler var. Üçüncüsü de Türkiye'nin, Rusya ile arasında Libya, Dağlık Karabağ ve Suriye'de yaptığı ‘düşmanla dans’ çerçevesinde Moskova ile Kiev arasında diyalog için bir köprü haline gelmesi. Ancak Türkiye’nin bu rolüyle ilgili dikkat çekici olan nokta, Batı'nın ve Rusya Devlet Başkanı Putin'in önemsediği ‘Ukrayna Ordusu’na askeri destek ve Batı’nın Rusya’dan bazı kişi ve kuruluşlara yönelik yaptırımları’ kartlarının yokluğunda üstlenilecek olması.
Bu, sahada gerçek aktörlerin olmadığı, muhatapların ve arabulucuların bulunduğu Suriye savaşının tezahürlerinden biri. Şam’dan diplomatik bir kaynağa göre Ukrayna savaşı ile Suriye savaşı arasında yakında daha da netleşebilecek başka bir benzerlik daha var. O da Ukrayna savaşının sonunda ülkenin çeşitli nüfuz alanlarına bölünmesine ilişkin çeşitli senaryoların olması.
Diplomatik kaynak, konuyla ilgili olarak şunları söyledi:
“Rusya, Odessa'dan (güney) Kiev'e (kuzey) giden yolun doğusunu kontrol edebilir. Bu kontrol, Azak Denizi ile Donbas bölgesinin Mariupol üzerinden bağlanmasıyla Kırım ile olan bağlantının genişletilmesi sağlanarak Rusya'nın gelecekteki müdahaleleri için yeni bir istasyon olarak Odessa'dan Moldova'nın doğusunda bağımsızlık isteyen Moskova yanlısı bir cumhuriyetin ilan edilmesine kadar uzanabilir. Ukrayna’nın doğusu, doğal kaynaklar, endüstriler, nükleer enerji açısından zengin ve Rusya'nın merkezine yakın bir bölgedir.”
Batısı ise, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ve ABD’nin Kiev'in batısındaki askeri ve istihbarat malzemelerinin, tedarik hatları üzerinden teslimatı için destek alınan bölgeleri içeriyor.
Şam’dan başka bir diplomat kaynak ise yaptığı açıklamada şunları belirtti:
“ABD, Romanya ve Polonya'dan Ukrayna'nın batısına uzanan 2014 sonrası eski tedarik hatları için bir güvenlik kalkanı sağlıyor. Ayrıca Rusya’nın radar sistemlerini, bu hatların bombalanmalarını önlemek için sıkıştırıyor. ABD'nin Ukrayna'ya müdahalesi, Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) Ürdün ve Türkiye üzerinden Suriye muhalefetini eğitmek için bir program oluşturduğu Suriye'dekinden çok daha fazla.”
Kiev'in Batı'nın bir parçası olma kaderi Rusya'ya yakın doğu bölgesi ile ABD ve Batı ülkelerine yakın batı bölgesi arasında asılı kaldı. Tıpkı Rusya'nın desteklediği batı bölgesinde yer alan ya da bölünmüş durumda olan Şam'da olduğu gibi. Beyrut veya Berlin gibi diğer başkentler de iç savaşlar ve dünya savaşları nedeniyle bölünmüştü. Suriye’nin senaryolarının bunlardan ibaret olmadığını belirten diplomatik kaynağa göre Suriye’de Fırat Nehri'nin Suriye'nin doğusunda ABD destekli güçler tarafından kontrol edilen bölgeler ile batısında Rusya ve İran destekli hükümet güçleri tarafından kontrol edilen diğer bölgeleri birbirinden ayırdığı gibi Ukrayna’da Dinyeper Nehri (iki bölge) arasındaki sınır olmayacak.
Suriye, 11 yıllık savaşın ardından üç nüfuz alanına bölünerek istikrara kavuştu. Savaş boyunca yüz binlerce insanının katledildiği, milyonlarcasının göç ve iltica etmek zorunda bırakıldığı Suriye ve özellikle Halep şehri, Batı medyasında Ukrayna'daki savaşla ilgili haberlerde özellikle birçok kentin yıkılmasından sonra adeta bir sembol haline geldi. Ancak Ukrayna’daki savaş henüz ilk haftalarında ve Suriye savaşıyla kıyaslanması için sonuçlarının yıllar alması gerekiyor.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.