Sudan insan kaçakçılarına karşı koyabilir mi?

Sudan İstihbaratı, Kızıldeniz kıyılarında geleneksel teknelerle kaçakçılık yapan mafyaya bir haftada iki operasyon gerçekleştirdi ve 25 yabancı kadını kurtardı. Çevredeki sığınma dalgaları karmaşık zorluklar doğuruyor

Sudan insan kaçakçılarına karşı koyabilir mi?
TT

Sudan insan kaçakçılarına karşı koyabilir mi?

Sudan insan kaçakçılarına karşı koyabilir mi?

Hasan Hamid
Sudan doğusu üzerinden Hartum’a, ardından sınırlar aracılığıyla Libya’ya, Akdeniz’e veya Mısır’a, Sina Yarımadası üzerinden İsrail ve Avrupa’ya doğru, kaçakçılık ve insan ticareti için geçiş kapısı haline getirildi.
Sudan ve Libya arasındaki sınır noktalarında insan ticareti aktif bir durumda. Ancak en aktif durum, Eritre ile sınır şeridinde ve Sudan’ın doğusundaki Eritre ve Etiyopya mülteci kamplarında.
Bir hafta içerisinde Sudan Genel İstihbarat Teşkilatı, 22 Mart’ta insan ticareti ağlarına yönelik iki operasyonun düzenlendiğini açıkladı. Teşkilat, başkent Hartum’un banliyölerinde 25 yabancı kadını bir insan satıcısının elinden kurtardı. Kadınlar, bazı komşu ülkelerden Sudan’a ulaşmıştı. Bir hafta sonra doğuda Kassala vilayeti ve Sudan- Etiyopya sınırı ile sınırlanan el-Kadarif vilayetinde Hartum’un 400 km uzağında İstihbarat Teşkilatı, 31 Mart’ta bir başka ağı durdurabildi ve 18 Etiyopyalıyı kurtardı.
Sudan’ı çevreleyen sayısız mülteci dalgası, benzeri görülmemiş ve karmaşık zorluklar doğuruyor. Afrika Boynuzu, Orta ve Batı Afrika’daki silahlı çatışmalar ortasında bu faktör baş gösterdi. Bu mültecilerin ihtiyaçları, sayılarının fazlalığı, sınırlı kapasiteleri ve onlara yardım ulaştırma zorluğu göz önüne alındığında bu sorun, toplumların bunları kabul edememesi, onlara destek ve koruma sağlayamaması nedeniyle daha da kötüleşiyor.
Sığınma tablosunun iki anlamı var. Bu duruma ilişkin trajedi, ahlaki sorunun, unsurlarının birbirleriyle olan ilişkisi hakkında olayların yüzeyine sıçramasına izin veriyor. Peki bu iki anlam, ister kaçakçılıkla nitelendirilmiş olsun, isterse de doğrudan ticaret muamelesi görmüş olsun, operasyonun kendisi göz önüne alındığında insan ticareti ağlarının suçlarının kurbanı mı yoksa katılımcısı mı?
En meşhuru olmasına rağmen insan ticaretinin kalıpları bu türle sınırlı değil. Ancak geleneksel olarak altın arayışı gibi madenciliğin yaygınlaşmasıyla birlikte başka kalıplar da ortaya çıktı. Bu durum, kuyu kazmak da dahil olmak üzere bu zorlu görevde gençleri sömüren tüccarların ortaya çıkmasına neden oldu. Aynı şekilde Batı Afrika ülkelerine mensup, insan tacirleri tarafından dilenmek için kullanılan çocukların yaygınlaşması olgusu da mevcut.

Organize suç
Sudan, esnek ve değişken bir olgu olması dolayısıyla organize suçun çeşitli nedenleriyle çevrili. Sudan ayrıca, Küresel Organize Suç Endeksi 2021 tarafından sınıflandırılan bir kemerle çevrilmiş durumda. Öyle ki organize suçla ilgili olarak Afrika kıtası, 5,17 puan alarak, Asya kıtası sonrasında ikinci sıraya yerleşti. Yayınlanan bir raporda, “Bu durum, Afrika’da en büyük etkiye sahip bir suç piyasası olan insan kaçakçılığı da dahil olmak üzere, kıtada kök salmış yaygın ve çeşitlendirilmiş yasadışı ekonomilerin bir yansımasıdır. Bu yasadışı ekonominin faaliyetin bir kanıtı olarak, 54 Afrika ülkesinden 30’unun, insan ticareti için önemli bir etki pazarına sahip olduğu değerlendirildi” ifadelerine yer verildi.
Rapor, kıtadaki çatışmalara dikkati çekerken, “2019’da yaklaşık 25 devam eden çatışma kaydedildi. Kıtanın çoğu yerindeki ülkeler, 2020’yi takip eden yılda silahlı saldırılara ve sürekli isyanlara maruz kaldı” ifadelerini içerdi. Raporda ayrıca, organize suç ve çatışma arasındaki ilişki, karşılıklı olarak birbirlerini güçlendirici olarak nitelendirildi. Endeksin sonuçları, organize suçların başında insan ticaretinin geldiğini, ardından silah kaçakçılığının, yenilenemez kaynak kaçakçılığının ve ardından uyuşturucu kaçakçılığının geldiğini gösterdi.
2020 - 2021 yıllarına dair bir rapora göre Uluslararası Af Örgütü (Amnesty) “Doğu ve Batı Afrika’daki silahlı çatışmalar, insan hakları ihlalleri kalıplarını geliştirdi ve uluslararası ve insan hakları hukukuna meydan okudu. İnsan ticareti bu çatışmaların en belirgin ortak özelliklerinden biri haline gelmiştir” dedi. Amnesty, “Milisler, silahlı gruplar ve yaygın çeteler, sistematik olarak insan kaçakçılığı yapmaktadır. Kurbanlarının çoğu, insanlık dışı gözaltı koşullarına ve toplanma noktalarında aşırı izdihama maruz kalan mülteci ve göçmenlerdir. Farklı şekillerde zorla çalıştırma, işkence, tecavüz ve diğer cinsel şiddet biçimlerine maruz kalıyorlar. Kadınlar ve kız çocukları daha da büyük risk altındadır” ifadelerini kullandı.

Güvenlik akışı
Hartum’daki Ulusal Araştırmalar Merkezi’nde kriz yönetimi ve müzakere uzmanı olan Tümgeneral Emin İsmail Meczub, “Ülkede, siyasi istikrarsızlık nedeniyle güvenlik birimlerinin temel görevlerinden ayrılmasından kaynaklanan bir güvenlik akışı var” dedi. İsmail Meczub, “Devletlerin kökeninde, stratejik güvenlik planlarına sahip olma, siyasi, ekonomik veya toplumsal güvenlik olsun, kapsamlı güvenlik sorumluluğunu taşıma, iç veya bölgesel olaylardan kaynaklanan krizleri öngörme ve krizi bu temelde yönetme’ eylemleri yatmaktadır. Ancak Sudan’ın güvenlik likiditesinden mustarip olmasının, şehirlerde ve çevre bölgelerde suç unsurlarının ortaya çıkmasının yanı sıra güvenlik güçlerinin önemli bir bölümünün yokluğuna neden olduğu açıktır” dedi.
Kriz yönetimi uzmanı, “İnsan ticareti, Sudan’ı bir geçiş ülkesi olarak gördüğü için hükümete rahatsızlık veriyor. Doğudaki komşu ülkelerden Batı Sahra’ya, oradan da Libya’ya ve Avrupa’ya doğru Libya kıyılarına geçerek, son on yılda aktif olmuştur” dedi.
İsmail Meczub, “Sudan, yıllardır bu tür faaliyetlerin durdurulması için Avrupa Birliği (AB) ile ortak şekilde, Genel İstihbarat Teşkilatı, polis ve Hızlı Destek Güçleri’nden oluşan büyük kampanyalar yürütüyor. Ancak bu çeteler, komşu ülkelerden vatandaşları Sudan toprakları aracılığıyla kaçırmak için mevcut durumdan yararlanıyor. El-Kadarif’teki Genel İstihbarat ekibinin bu ağı yakalayarak başardıkları; özellikle bu çetelerle savaşmak için son zamanlarda gündeme getirilen yeni teknik birimlerden yararlanarak, izleme ve takip açısından bir gelişmeyi yansıtıyor” şeklinde konuştu.
Tümgeneral Emin İsmail Meczub, AB ile durumun daha da kötüye gitmemesi amacıyla ‘bu çetelerin takibi için eğitim ve teknik donanım sağlanması ve tüm Sudan yollarının onlara kapatılması’ alanında işbirliğinin sürdürülmesi gerektiğini vurguladı.
İsmail Meczub, “İnsan ticaretiyle mücadele, başta toplumsal olmak üzere güvenliği yaygınlaştırarak önleme araçlarını harekete geçirmekten geçmektedir. Çünkü bu suça başvurmak, tacirlerin güvenlik ve yasal boşlukları istismar etmesi ve mağdurların işsizlik nedeniyle bu gerçekliklerinden kaçma girişimleri tarafından motive edilmektedir. Bunlar, toplumu reddetme ve hayallerini gerçekleştirme umuduyla bu çetelerin örgütlerine yönelmektedir” dedi.

Operasyon silsilesi
Öte yandan Port Sudan’daki Genel Mahkemede yargıç olan Belediye Başkanı Ahmed Hebnai, “İnsan kaçakçılığı, Kızıldeniz üzerinden Suudi Arabistan’a doğru geleneksel teknelerle aktif şekilde ve belli bir Sudan kabilesi tarafından uygulanıyordu. Ancak Suudi Arabistan ve Sudan deniz kuvvetlerinin ortak tatbikatlarına ek olarak, bazı tarafların işbirliği ve krallığın desteğiyle Sudan gümrüğüne bir dizi gemi sağlayarak bu durum, Sudan kıyıları üzerinden Krallığa insan kaçakçılığını sınırladı ve kaçakçılık, bir süre durdu. Ama zaman zaman tekrarlanıyor” ifadelerini kullandı.
Hebnai, “Bu kaçakçılığa yönelik uyarılara rağmen kaçakçılık operasyonlarını tam anlamıyla tamamlamak üzere olan çok sayıda kişi tutuklanarak Sevakin Mahkemesi’nde yargılandı. Sudanlılar, Yemenliler, Eritreliler ve Somalililer de dahil olmak üzere farklı milletlerden insan tacirlerinin tutuklandığı birkaç olay dışında, bu işbirliği bu yöntemin solmasına katkıda bulundu” ifadelerini kullandı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Belediye Başkanı, “Kızıldeniz’de insan kaçakçılığıyla mücadelenin ardından, mülteci kamplarından El-Kadarif şehrine sızma faaliyeti başladı. Kurbanlar, tüccarlar için ev hizmetçisi olarak çalışıyordu. Bazıları tırlarla başka şehirlere kaçırılıyor ve bir kişinin fiyatı arz ve talebe göre belirleniyordu. Göçmenlik ve vatandaşlık yasaları, bu durumu kovuşturuyor. Cezası ise hapis, para ve sınır dışı etme cezalarıdır” dedi.
Yargıç Hebnai, “Mülteci kamplarından insan ticareti amacıyla kaçakçılık; tanınmış milletlerden oluşan özel suç şebekeleri ve bu ticarette aktif olan bir aşiret aracılığıyla iki türlüdür. Birincisiyle çerçevesinde mülteci, anlaşmaya göre dolar cinsinden bir miktar para ödeyip üç aşamadan geçmektedir. Bu çerçevede ilk aşamada sızma yoluyla kamptan çıkış, ikinci aşama ise mülteci kartı veya ulusal numara gibi belgeler çıkarılması için başkalarına teslim edilmesidir. Ama üçüncü aşamada, kendisi için bir tekne ayarlanıyor. Eğer bu grup tutuklanırsa da mülteciler dahil herkes yargılanıyor. İkinci şekle gelince, aynı aşamalardan geçiliyor, ancak mültecinin bilgisi dışında. Çünkü organlarını satmaya özendirilip kurban oluyorlar. Tutuklanırlarsa mülteciler değil tüccarlar yargılanıyor” açıklamasında bulundu.

Önlem alma
Port Sudan limanından emekli Tuğgeneral Ahmed Derrac Surur, “Kızıldeniz’in kendine özgü konumu, üç kıta arasındaki bağlantısı ve sınır komşusu ülkeler ile diğer ülkeler arasındaki gemi trafiği ve ticaret faaliyeti, kara ve deniz sınırlarının ötesine sızma da dahil olmak üzere birçok olgunun ortaya çıkmasını teşvik etti. Ayrıca birçok idari soruna cezai sorumluluğa ve yasal sonuçlara yol açtı” dedi. Surur, “Modern haliyle insan ticareti, sınır kapılarından sızma olgusunun gelişmesi ve bölgesel ve iç çatışmalar sonucunda birçok şekil almasından sonra ortaya çıkmıştır. İnsan ticareti kalıpları, komşu ülkelerden çok sayıda mültecinin hayatına mal olan organ ticareti şeklini alacak şekilde gelişti. Ancak sıkı denetimin artması ve Sudan içindeki ve dışındaki ilgili makamlardan izleme ve takip organlarının geliştirilmesi, bu fenomeni azalttı” açıklamasında bulundu.
Tuğgeneral Ahmed Derrac Surur, “İnsan ticaretiyle uluslararası, bölgesel ve yerel düzeyde mücadele etmek için düzenlenen kampanyaya rağmen bu durum, tamamen ortadan kalkmadı. Kara ve deniz sınırlarının ötesine öncekilerden yeni ve farklı bir şekilde uzanmaya başladı. Başta Eritre ve Etiyopya olmak üzere komşu ülkelerden insan kaçakçılığı baş gösterdi. Kadınların oranı erkeklerden fazla olup, yaşları ise 13- 16 civarında. Faaliyetlerin çoğu ilgili makamlar tarafından engellendi. Çabalar, bu olguyu tam olarak kapsamazken, az görünüyor. Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşullar ve ağır siyasi kriz göz önüne alındığında, bu durumla mücadele etmek için her türlü önlemin alınması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Yasaları değiştirmek
Göçmen kaçakçılığı ile insan ticaretinin çeşitli biçimleri arasındaki çizginin bulanıklaşması nedeniyle Sudan’da insan ticareti mağdurlarına ilişkin kesin istatistikler bulunmuyor. Darfur’dan ülke içinde yerinden edilme vakalarının etkinliğine ve Eritre, Etiyopya ve Somali’den gelen mülteci ve yasadışı göçmenlerin sayısındaki artışa gelince, tutarlı bir istatistik de yok.
2014 yılında Sudan hükümeti, İnsan Ticaretiyle Mücadele Hükümet Komitesi’ni kurdu. Öncesinde ise Sudan parlamentosu, özellikle kadın ve çocuklarla ilgili olanlar olmak üzere, insan ticaretiyle mücadele hususunda ilgili birçok uluslararası sözleşme ve protokole dayalı olarak, idam ve 5 ila 20 yıl arasında hapis cezası olarak değişen cezaların uygulanması için bir mücadele yasasını onayladı. Şubat 2021’de geçici Egemenlik Konseyi, insan ticaretiyle mücadele yasa tasarısında değişiklikler yaptı.
Bu çerçevede Yargıç Hebnai, “Kaçakçılar, göçmenlik yasasına göre yargılanırken, göçmen kaçakçılığıyla mücadele için yasa çıkarmak, insan ticareti ve göçmen kaçakçılığı suçlarından hesap sorulmasını sağlamak için Adalet Bakanlığı bünyesinde bir komisyon kuruldu. Bu komisyon, cezai değil idaridir. Yeni yasanın onaylanması yasadışı göç ve insan kaçakçılığıyla mücadeleye yardımcı oldu, ancak onu sona erdirmedi” dedi.



Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
TT

Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)

Fas, işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan öğrencilerle normal işiten öğrencileri aynı sınıflarda buluşturan, mesleki ve sosyal entegrasyonu hedefleyen benzeri görülmemiş bir üniversiteyi hayata geçirerek eğitim alanında yeni bir model başlattı.

Bu adım, beşerî sermayenin yeniden şekillendirilmesi, bilimsel mükemmeliyetin geliştirilmesi ve sağlık alanında inovasyonun teşvik edilmesi çerçevesinde atıldı. Klinik tedavileri, teknolojik eğitimi ve mesleki formasyonu bir araya getiren yeni bir akademik modelin önünü açan girişim, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte 2030 Dünya Kupası gibi büyük uluslararası organizasyonlara hazırlandığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu organizasyonlar, farklı ihtiyaçlara sahip ziyaretçilerin ağırlanması konusunda ülkeye önemli sorumluluklar yüklüyor.

Tıp, teknoloji ve mesleki eğitimi buluşturan akademik model

Lalla Esma Üniversitesi, yaklaşık 3 bin 500 öğrenciyi ağırlayacak şekilde tasarlanan dört ana okuldan oluşuyor. Üniversite bünyesinde, mesleki eğitim sertifikasından temel yeterliliklere ve yüksek lisans derecesine kadar uzanan, işitme bilimleri alanında tamamen ücretsiz bir eğitim programı sunulacak.

Eğitim kurumunun bünyesinde, konuşma ve dil terapisi, klinik psikoloji ve bilişsel davranışların uygulamalı analizi alanlarında eğitim veren İşitme Bilimleri, İletişim ve Klinik Sinir Bilimleri Okulu da bulunuyor. Ayrıca kulak burun boğaz cerrahlarına ileri düzey koklear implant cerrahisi alanında uzmanlık diplomaları verilecek.

İşaret Dili, Sözlü Çeviri ve Erişilebilirlik Okulu ise kapsayıcı medya ve özel eğitim alanlarında uzmanlar yetiştirecek. Sistemin diğer bileşenlerini, yapay zekâ ve dijital sanat tasarımına odaklanan Kapsayıcı Teknolojiler Okulu ile mutfak sanatları, pastacılık ve çikolata üretimi alanlarında eğitim veren Kapsayıcı Meslekler Okulu oluşturacak.

Paris, Chicago, Leuven ve Montpellier’deki kurumlarla uluslararası iş birlikleri

Üniversitenin bilimsel yönetimi ve araştırma faaliyetleri, geniş bir uluslararası akademik ve hastane iş birliği ağına dayanıyor.

Bu iş birliklerinin başında, Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan ve Avrupa’nın işitme ile konuşma alanındaki ilk uzmanlaşmış merkezlerinden biri olarak tanımlanan Reconnect Üniversite Hastanesi Enstitüsü ile kurulan stratejik ortaklık geliyor. Institut Pasteur’ü ve Paris Kamu Hastaneleri Kurumuna bağlı üç hastaneyi —Necker Çocuk Hastanesi, Pitié-Salpêtrière Hastanesi ve Lariboisière Hastanesi— bir araya getiren bu ortaklık sayesinde sağırlığın gen tedavisi ile çocuk ve yetişkin işitme sağlığı alanlarındaki ileri araştırmaların aktarılması hedefleniyor.

İş birliği ağı, Batı dünyasında faaliyetlerini sürdüren en eski tıp fakültesinin mirasını taşıyan Fransa’daki Montpellier Üniversitesi’nin yanı sıra Audiocampus ve Cochlear Academy kurumlarını da kapsıyor. Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre bu ortaklıklarla koklear implant alanındaki uzmanlık eğitiminin aktarılması amaçlanıyor.

Belçika ile imzalanan niyet mektubu da uluslararası iş birliklerinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Leuven Katolik Üniversitesi, Léonard de Vinci Yüksekokulu ve Fransızca konuşulan Belçika’nın ilk koklear implant merkezi olan Saint-Luc Üniversite Klinikleri arasındaki iş birliği, koklear implant uygulamalarına ilişkin Fransızca klinik eğitimin güçlendirilmesini hedefliyor.

Chicago’daki bir Amerikan akademik kurumuyla yapılan ortaklık ise uygulamalı davranış analizi alanında bilimsel uzmanlık sağlanmasını öngörüyor.

Uluslararası ortaklıklar, Muhammed V Üniversitesi ve Fas Ulusal Radyo ve Televizyon Şirketi ile yürütülen yerel iş birlikleriyle tamamlanıyor. Bu çalışmalarla kapsayıcı mesleki ve medya alanlarında yeni kariyer yollarının oluşturulması amaçlanıyor.

İnovasyonu destekleyen 7 bilimsel ve uygulamalı laboratuvar

Uluslararası iş birliklerini, üniversite kampüsünde kurulacak yedi gelişmiş bilimsel ve uygulamalı laboratuvar tamamlıyor.

Bunlar arasında, işaret dilleriyle iletişim kurmayı öğrenen insansı robotların ve yapay zekâ uygulamalarının geliştirilmesine yönelik inovasyon laboratuvarı öne çıkıyor. Kamu yayıncılığı kurumunun desteğiyle donatılan hareket laboratuvarında ise dijital görüntüleme, sanal karakter üretimi ve eğitsel video içeriklerinin hazırlanması üzerinde çalışılacak.

Üniversite bünyesinde ayrıca girişimciliğe, beceri geliştirmeye ve iş kurma süreçlerine odaklanan bir iş geliştirme merkezi bulunacak. Anatomi laboratuvarları ile ileri işitme testlerinin gerçekleştirileceği birimler de karmaşık cerrahi işlemlerin simüle edilmesine ve yardımcı işitme cihazlarının gerçek uygulama öncesinde ayarlanmasına imkân sağlayacak.

Erişilebilirlik hedefi ve uluslararası organizasyonlara hazırlık

Kapsayıcı üniversitenin hedefleri yalnızca akademik eğitimle sınırlı kalmıyor. Kurum, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte düzenleyeceği 2030 FIFA Dünya Kupası öncesinde ülkenin organizasyon kapasitesini geliştirmeyi amaçlayan stratejik bir rol de üstleniyor.

Üniversitenin 2027 yılına kadar Fas’ın farklı bölgelerinden ve yurt dışından öğrencilere kapılarını açması planlanıyor. Kurum, otelcilik, ulaşım, bankacılık ve spor tesisleri gibi sektörlerde çalışacak profesyonelleri ve karşılama personelini eğiterek işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan ziyaretçilerle doğrudan iletişim kurabilecek uzmanlar yetiştirmeyi hedefliyor.

Bu yaklaşım, eğitim altyapısını kamu hizmetlerinin, stadyumların ve diğer tesislerin erişilebilirliğini artıracak önemli bir araca dönüştürüyor. Böylece Fas’ın, yaklaşan uluslararası organizasyonlarda beklenen küresel erişilebilirlik standartlarına uygun biçimde insan kaynağını geliştirmesi amaçlanıyor.


İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)

İsrail, yerel tüccarlarla Hamas arasında vergiler konusunda yaşandığını belirttiği anlaşmazlık nedeniyle Gazze Şeridi’ne ticari ürün girişinin durduğunu açıkladı. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bu durum, halkın yardımlara bağımlı olduğu bölgede gıda ve diğer temel ihtiyaç maddelerinin önemli bir tedarik kanalını kesintiye uğrattı.

İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki insani yardım işlerini denetleyen askerî birimi olan COGAT (Bölgelerdeki Hükümet Faaliyetlerini Koordinasyon Birimi), çarşamba günü yayımladığı açıklamada, Gazze’deki tüccarların ticari ürünlerin girişine ilişkin koordinasyonu durdurma kararı aldığını bildirdi.

COGAT, Gazze’deki tüccarların bu kararı, Hamas’ın bölgeye giren her kamyon için 10 bin İsrail şekeli (3 bin 220 dolar) tutarında ücret talep etmesine ve Gazze’deki toplam satışlarının yüzde 30’unun nakit olarak yapılmasını istemesine tepki olarak aldıklarını kendilerine ilettiklerini belirtti.

Hamas ise daha sonra 10 bin şekellik ödemenin, Gazze’deki varlıklı kişilerin ihtiyaç sahiplerine, özellikle dul kadınlara ve yetimlere destek sağlamak amacıyla oluşturulan ulusal fona gönüllü katkılarından oluştuğunu açıkladı. Hareket ayrıca, savaşın harap ettiği bölgede ciddi nakit sıkıntısı yaşandığını öne sürerek, nakit ödemelerin teşvik edildiğini bildirdi.

Üç yıldır devam eden savaş, tekrarlanan zorunlu yerinden edilmeler ve İsrail’in insani yardım sevkiyatına yönelik sıkı kısıtlamaları nedeniyle Gazze halkının büyük bölümü yardımlara bağımlı durumda.

Küresel açlık izleme kuruluşlarından biri, temmuz ayında yaptığı uyarıda Gazze nüfusunun üçte ikisinden fazlasının yıl sonuna kadar akut açlıkla karşı karşıya kalabileceğini bildirmişti. Yaklaşık 2 milyon kişinin yaşadığı Gazze Şeridi’nde halkın çoğu geçici barınaklarda hayatını sürdürüyor.

Gazze Özel Taşımacılık Birliği Başkanı Nahid Şehber, dün İsrail’den ticari ürün taşıyan hiçbir kamyonun Gazze’ye girmediğini söyledi. Ancak İsrail’in kontrolündeki bir sınır kapısından insani yardım taşıyan kamyonların yanı sıra Mısır’dan ticari ürün getiren araçların da giriş yaptığını belirtti.

COGAT, Gazze’deki tüccarların koordinasyonu durdurma kararının, bölgeye giren insani yardım ve ticari ürün taşıyan kamyonların toplam sayısını günlük yaklaşık 300’e düşürebileceğini bildirdi. Bu sayı, mevcut toplamın yarısına karşılık geliyor.

Diplomatlar, Gazze’ye günlük giren kamyon sayısının normalde de 600’ün oldukça altında olduğunu belirtiyor. Şehber ise gerçek sayının yaklaşık 300 olduğunu ve bunların üçte ikisinin ticari ürün taşıdığını ifade etti.

ABD arabuluculuğunda varılan anlaşma uyarınca İsrail’in Gazze’ye günde en az 600 insani yardım kamyonunun girişine izin vermesi gerekiyor. Bununla birlikte İsrail, yükümlülüğünün yalnızca 600 kamyonun girişine izin vermek olduğunu savunuyor ve ticari ürünlerin insani yardımları tamamlayıcı nitelik taşıdığını belirtiyor.


Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
TT

Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)

Husiler, dün Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın çevresine füze saldırısı düzenledi. Saldırıda Cumhurbaşkanlığı Muhafızları’ndan iki kişi hayatını kaybederken, çok sayıda kişi yaralandı ve sarayda maddi hasar meydana geldi.

Saldırıyı üstlenen Husilere karşılık Yemen Enformasyon Bakanlığı, Başbakan Şai Zindani ile hükümet üyelerinin sağlık durumlarının iyi olduğunu açıkladı. Bakanlık, olası saldırılara karşı önlem amacıyla hükümetin toplantılarını artık düzenli olarak sarayda gerçekleştirmediğini belirtti.

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, saldırının ardından telefonla görüştüğü Başkanlık Konseyi üyeleri Tümgeneral Abdurrahman el-Muharremi ve Tümgeneral Mahmud el-Subeyhi’nin yanı sıra Başbakan Şai Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu sordu. Alimi, saldırının etkileri ve sonuçlarıyla mücadele kapsamında alınan önlemler hakkında ilk raporu da dinledi.

Alimi, Husilerin saraya yönelik saldırısının, grubun Yemen ve Suudi Arabistan’daki havalimanlarını, petrol tesislerini ve sivil yerleşimleri hedef alan saldırılarının devamı niteliğinde olduğunu belirtti. Söz konusu saldırıların bölgenin ve deniz geçiş güzergâhlarının güvenliğini tehdit ettiğini savunan Alimi, bunun Husilerin “terörist niteliğini” bir kez daha ortaya koyduğunu ve grubun Yemen halkının devlet kurumlarını yeniden tesis etme iradesiyle başa çıkamadığını gösterdiğini ifade etti.

Yemen Cumhurbaşkanı, devletin anayasal sorumluluklarını kararlılıkla yerine getirmeyi sürdüreceğini vurgulayarak, egemenlik kurumlarının ve vatandaşların korunmasının pazarlık konusu yapılamayacağını söyledi. Alimi, ilgili askerî ve güvenlik birimlerine devlet kurumlarının korunması, terör tehditlerine karşı önlem alınması ve tehdit kaynaklarına hukuka uygun şekilde karşılık verilmesi talimatı verdi. Bu adımların sivillerin ve sivil altyapının korunmasını güvence altına alması gerektiğini kaydetti.

Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).
Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).

Yemen hükümetinden uluslararası topluma çağrı

Yemen Bakanlar Kurulu da Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınmasının Husilerin “terörist yaklaşımını” ve sivilleri hedef alma politikasını ortaya koyduğunu açıkladı.

Kurul, saldırının hükümetin vatandaşlara karşı sorumluluklarını yerine getirmesini, devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve darbeyi sona erdirme mücadelesini sürdürmesini engelleyemeyeceğini bildirdi. Açıklamada, “Yemen’in Şafağı” operasyonu kapsamında yürütülen çalışmaların devam edeceği vurgulandı.

Bakanlar Kurulu, saldırının yalnızca devlet kurumlarını hedef alan eylemlerle sınırlı kalmayan, giderek yoğunlaşan Husi saldırılarının devamı olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre açıklamada, Suudi Arabistan’daki sivil tesislere yönelik saldırıların yanı sıra Yemen’in Taiz ve Lahic vilayetlerindeki yerleşim bölgelerinin bombalanmasının da sivillerin hayatını tehlikeye attığı ve halkın yaşadığı sıkıntıları artırdığı ifade edildi.

Husilerin Yemen’in, komşu ülkelerin, bölgesel istikrarın ve bölgedeki hayati çıkarların güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğu belirtilen açıklamada, “Yemen’in geleceği, kendi halkına karşı silah kullanan, komşularının güvenliğini hedef alan ve Yemenlilerin darbe projesini reddetmesine şiddetle karşılık vermeye çalışan bir milis grubuna bırakılamaz” ifadelerine yer verildi.

Kurul, uluslararası topluma ve Birleşmiş Milletlere saldırılar karşısında açık ve kararlı bir tutum alma çağrısında bulundu. Açıklamada, saldırıların birbirinden bağımsız münferit olaylar olarak değerlendirilmemesi, sivillerin ve sivil tesislerin hedef alınmasının önlenmesi için gerekli baskının uygulanması ve ihlallerden sorumlu kişilerin hesap vermesinin sağlanması istendi.

Yemen hükümeti ayrıca, devlet otoritesini yeniden tesis etme mücadelesinde silahlı kuvvetleri, askerî birlikleri, güvenlik teşkilatlarını ve halk direniş güçlerini desteklemeyi sürdüreceğini bildirdi. Açıklamada, devlet kurumlarının ve kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi, vatandaşların korunması ve Yemen halkının yaşadığı sıkıntıların hafifletilmesine yönelik siyasi, ekonomik ve insani çabaların da devam edeceği kaydedildi.