Ekonomide dijitalleşme dünya düzenini nasıl etkileyecek?

Nakitsizleşme avantaj mı dezavantaj mı? Çin ve Rusya'nın başını çektiği dolara alternatif bulma çabalarında kripto ve dijital paraların rolü ne olabilir?

Rusya - Ukrayna savaşıyla birlikte kripto paralar veya dijital paralar gibi finansal teknoloji konuları yeniden gündeme geldi (Reuters)
Rusya - Ukrayna savaşıyla birlikte kripto paralar veya dijital paralar gibi finansal teknoloji konuları yeniden gündeme geldi (Reuters)
TT

Ekonomide dijitalleşme dünya düzenini nasıl etkileyecek?

Rusya - Ukrayna savaşıyla birlikte kripto paralar veya dijital paralar gibi finansal teknoloji konuları yeniden gündeme geldi (Reuters)
Rusya - Ukrayna savaşıyla birlikte kripto paralar veya dijital paralar gibi finansal teknoloji konuları yeniden gündeme geldi (Reuters)

Dünya, Rusya-Ukrayna savaşına odaklanmışken, Rusya üzerindeki yaptırımlar ve ülkenin SWIFT sisteminden çıkarılması, son dönemin en popüler tartışmalardan birine de hız verdi: Ekonomideki dijitalleşme ve yeni ödeme sistemleri dünya düzenini nasıl etkiliyor?
Rusya’nın dijital ruble ve kripto paralar aracılığıyla yaptırımların etkisini hafifletip hafifletemeyeceği, Rus birliklerin Ukrayna’ya girdiği 24 Şubat’tan itibaren tartışılıyor.
Prof. Dr. Emre Alkin ve Prof. Dr. Mustafa Özer'in görüşleri ışığında nakitsizleşmenin avantajlarıyla dezavantajlarını, kripto paraların geleceğini ve Çin’le Rusya’nın başını çektiği dolardan arındırma çabalarında dijital paraların rolünü irdeledik.

Dijital ekonominin bugünü: Sanal cüzdanlar ve elektronik ödeme sistemleri
Ekonomistler, internetin ortaya çıkışından bu yana dijital ödemelerin giderek kaçınılmaz hale geldiğinde hemfikir. Zira 1960'larda, işletmelerin bir banka hesabından diğerine doğrudan elektronik ödeme yapmaları için geliştirilen Bankacıların Otomatik Takas Sistemi (Bankers' Automated Clearing System / BACS) ortaya çıktığından beri, nakit kullanımı azalırken dijital ödemeler ve özellikle sanal cüzdanlar ivme kazanıyor.
Ayrıca Kovid-19 pandemisi hayatın her alanında olduğu gibi ekonomideki dijitalleşmeyi de hızlandırdı. Dijital cüzdanların ve kripto paraların popülerliğini keskin biçimde artırdığı 2021’de Visa’nın küresel çapta yürüttüğü bir araştırma, tüketicilerin yüzde 78'inin pandemide ödeme yöntemlerini değiştirdiğini ortaya koyuyor.
Muhasebe ve danışmanlık ağı Moore Global Network’te görev alan finansal danışman Ewen Fleming, "Banka şubesi ve ATM sayısı düşerken nakde erişim azalıyor" diyor:
"Dijital ödemeler yaygınlaşıyor ve birkaç yıl önce var olan çok sayıda cüzdan artık Apple, Google ve PayPal'ın hakimiyetinde.
Bugün yaygın kullanılan bu ödeme sistemlerinin çoğu yurttaşların halihazırda bankalarda olduğu varsayılan paralarına dayanıyor. Bankaların geliştirdiği farklı cüzdan sistemlerinin yanı sıra özel olarak üretilmiş ve ücret karşılığı kullanılabilen cüzdan uygulamaları da mevcut. 
En yaygın dijital cüzdan hizmetleri arasında ise Apple Pay, Google Pay ve Paypal yer alıyor. Güncel tahminlere göre Apple Pay, 70’den fazla ülkede kullanımda. Paypal ise 200'den fazla ülkede 25 para biriminde hizmet verirken, Google Pay de 42 ülkede kullanılıyor.
Çinli teknoloji firmaları Alibaba’nın ödeme hizmeti Alipay ve Tencent’in hizmeti WeChat Pay de yaygın benimsenen uygulamalar arasında. WeChat Pay, 25 ülkede kullanılırken, Alipay de 110 ülkede hizmet veriyor.

"Kullandığımız para zaten dijital"
Ekonomist ve Akademisyen Prof. Dr. Emre Alkin, ekonominin halihazırda dijitalleşmiş olduğunu, "Biz zaten şu anda dijital paradayız" diyerek vurguluyor:
"Yani merkez bankalarının ürettiği paraların 10, 20, 30 katı bankalarda ve finans müesseselerinde faiz çarpanıyla para büyüyor. Dolayısıyla para dijital olarak bizim hesaplarımızdadır."
Independent Türkçe’den Çağla Üren'e konuşan Alkin, "Bunları nakit olarak kullanmamıza zaten gerek yok" diyor ve ekliyor:
"O yüzden Merkez Bankaları'nın bastığı paradan çok bankacılık ve finans sisteminin ürettiği ve büyüttüğü paradan bahsediyoruz. Bunun zaten neredeyse tamamına yakını dijital."

Nakitsizliğin avantajları ve dezavantajları
Ekonomistlere göre bu tür nakitsiz sistemler, ödemeleri daha kolay ve rahat hale getirerek ekonomik büyümeyi teşvik edebilir ve dolayısıyla tüketimi kolaylaştırabilir. 
Bunun yanı sıra büyük miktarlarda nakit taşımanın risklerini ve işlem noktalarının hırsızlığa karşı savunmasızlığını da azaltabilir. Nakit ödemelerdeki yanlış hesaplamalar, yanlış yere yapılan ödemeler ve soygunlar; emtia alıcıları ve satıcıları için bugün çok gerçek riskler.
Prof. Alkin bu durumu, "Bizim merkeziyetçi sistem diye ürettiğimiz kağıt paraların da çok ciddi bir kayıt dışılık yarattığını söylemek istiyorum" diye açıklıyor:
"Ne kadar enteresan değil mi? Devlet kendi eliyle ürettiği banknotlarla kendi gözleriyle takip edemediği bir ekonomi yaratıyor."
Öte yandan, bu önemli avantajlara rağmen, dijital ödeme sistemlerinde işletmeler ve bankaların entegrasyonu açısından önemli sorunlar yaşanabiliyor. Bu da bazı dijital sistemlerin küresel çapta benimsemesinin önüne geçerken, sistemler arası rekabet de artıyor.
Örneğin, ApplePay ve Paypal gibi şirketler, Türkiye’deki bankacılık sistemiyle işbirliği yapılamadığı için ülkemizde kullanılamıyor. Alipay 2019’da Türkiye pazarına girmişti ama kurumların desteğini kazanamadığı için o da yaygınlaşamadı.
Bunun yanı sıra dijital sistemlerin de kendilerine özgü güvenlik sorunları var. Yapıları gereği bunlar, siber saldırı olasılığını artırarak potansiyel olarak veri sızıntısına meydan verebiliyor.
Diğer yandan, dijital ödeme sistemleri döviz kurlarının ve birçok başka faktörün devreye girdiği uluslararası ticarette yaygın kullanıldığı için güvenlik ve kolaylık arayışı SWIFT gibi küresel ödeme sistemlerinin de doğuşuna önayak oluyor.

Güvenlik arayışından doğan sistem: SWIFT ve alternatifleri
SWIFT kavramı, birçok kişinin hayatına muhtemelen Batı ülkelerinin İran’a ve son olarak da Rusya’ya yaptırımlarıyla girdi. SWIFT, (Society for Worldwide Interbank Fi­nancial Telecommunication / Dünya Bankalar Arası Finansal İletişim Top­luluğu), 1973’te 15 ülkeden 239 banka­nın katılımıyla kurulan bir elektronik ödeme sistemi. Şu anda sisteme 200’den fazla ülkeden banka ve finans kurumları üye.
Yurtiçi yada yurtdışındaki banka hesaplarına döviz cinsinden para transferleri genellikle bu sistem üzerinden gerçekleşiyor. Tüm bankaların kendilerine özel bir SWIFT kodu var. Sistem, finansal işlemleri standart hale getirerek ko­laylaştırıyor, maliyetleri düşürerek işlem risklerini azaltıyor.
Şu anda uluslararası ticaretteki en yaygın sistem olan SWIFT, aslında ödemelerde güvenlik ve hız arayışından doğdu. Zira bundan önceki TELEX sisteminde hem güvenlik hem de hız sorunları vardı.
Diğer yandan, birçok ülkede SWIFT’e alternatif sistemler de mevcut. Örneğin Moskova 2014'te Kırım'ın ilhakının ardından SPFS adı verilen benzer bir altyapı kurmuştu. Rusya’nın bugün de uluslararası ticarette bu altyapıya yöneleceği düşünülüyor ama zor olan kısım yeni bir sistem kurmak değil, sistemin geniş çapta benimsenmesini sağlamak. SPFS bu açıdan çok başarılı görülmüyor.
Ancak Çin’in 2015’te kurduğu CIPS adlı alternatif sistem, 47'si doğrudan katılımcı ve 1142'si dolaylı katılımcı olmak üzere 100'den fazla ülkede 1189 finans kurumunu çekmeyi başardı. Bu nedenle SPFS’ye kıyasla daha güçlü bir alternatif olabilir. Yine de birçok uzman, Çin'in bu sisteminin Rusya'yı yaptırımlardan kurtarmaya yetmeyeceği görüşünde.

Blok zinciri atılımı: "Dananın kuyruğu kopacak"
Diğer yandan, gelecekte blok zinciri tabanlı uluslararası ödeme sistemleri de SWIFT’e rakip olabilir. Örneğin, Plaid gibi finansal teknoloji (FinTech) şirketleri, blok zinciri teknolojilerinin SWIFT'e daha hızlı ve daha ucuz bir alternatif olabileceğini öne sürmüştü.
Özellikle kripto paraların kullanıldığı bu ödeme sistemleri, ekonomide dijitalleşmenin ileri aşamaları olarak görülüyor.
Prof. Dr. Emre Alkin, blok zincirini "geri dönülemez bir yol" diye niteliyor.
"Pandemi, Rusya - Ukrayna krizi veya dış ticarette bankacılık sisteminin tam olarak yeterli olamaması gibi birçok sebepten dolayı önünde sonunda insanlar ticarette kripto unsurları değiş tokuş etmeye başlayacak" diyen Alkin, şöyle ekliyor:
"Bunlar herkesin anlayabileceği kadar basitleştiği zaman, blok zinciri mekanizması her yerde kabul gördüğü zaman bence artık dananın kuyruğu kopacak."

El Salvador'un Bitcoin deneyi
Orta Amerika ülkesi El Salvador'un lideri Nayib Bukele, geçen yıl ülkede sansasyonal bir "deney" başlattı ve Bitcoin'i resmi para olarak kabul etti. Böylece para birimi olarak ABD dolarının kullanıldığı El Salvador'da, Bitcoin yasal olarak tedavüle girmiş oldu.
Bu karar dünya genelinde kripto para savunucularının dikkatini çekerken, bazı uzmanlar temkinli yaklaşıyor. Kimisine göre bu adım, kripto paraların geleceğine dair fikir veren bir deney olacak. Kimisiyse Bukele'nin kendi halkının refahı üzerinde adeta kumar oynadığını söylüyor.
Orta Amerika Mali Araştırmalar Enstitüsü Kıdemli Ekonomisti Ricardo Castaneda, her şeyin yolunda gitmesi halinde El Salvador'un dünyaya örnek olacağını, ters gitmesi halindeyse  bedelini halkın ödeyeceğini ifade ediyor.

Bitcoin'in resmi para birimi olarak kullanılması, ülkede hükümet karşıtı protestoların fitilini ateşlemişti (Reuters)
Kripto paralar siyaset sahnesinde: Yaptırımlar ve Rusya
İtibari para birimlerinin (euro, Türk lirası vb.) aksine, herhangi bir merkez bankası veya hükümet tarafından kontrol edilemeyen kripto paralar, 2021 itibarıyla dünya genelinde büyük bir popülariteye kavuştu. Nisan 2021’de toplam değeri 2,2 trilyon doları aşan kripto paralar, aynı zamanda dünya siyasetindeki çekişmelerde de adından söz ettiriyor.
Örneğin, İran ve Kuzey Kore gibi ülkeler, ABD’nin ekonomik yaptırımlarının etkisini hafifletmek için bir süredir kripto paralara başvuruyor. İranlı yetkililer yaptırımlara karşı ithalat ve ihracatta Bitcoin başta olmak üzere kripto paraları kullanacaklarını açıklarken, ülke ambargo altındaki petrol rezervlerini, büyük miktarda enerji gerektiren kripto madenciliği için kullanıyor. İran’ın bu sayede yüz milyonlarca dolar değerinde para kurtardığı biliniyor. 
Kuzey Kore'ninse nükleer programını finanse etme amacıyla kripto para çalmak için fidye yazılımı kullandığı öne sürülüyor. Fidye virüsleri, bulaştığı bilişim sistemleri üzerinde dosyaları erişimi engelleyerek kullanıcılardan fidye talep eden zararlı yazılımlar. Kuzey Koreli bilgisayar korsanlarının bu sayede kripto para piyasasından 400 milyon dolar çaldığı iddia edilmişti.
Bu arada Rusya’nın da ABD ve Avrupa ülkelerinin son yaptırımlarını hafifletmek için kripto paraları kullanma ihtimali tartışılıyor. Rus zenginlerin, kriptoya taşıdığı paraları Birleşik Arap Emirlikleri'nden (BAE) nakde çevirmeye çalıştığı iddiası da bu tartışmayı alevlendirdi. Reuters’ın ulaştığı bazı kaynaklar kimi müşterilerin BAE’de gayrimenkul yatırımı yapmak için kripto para kullandığını, bazılarının da kripto paralarını nakde dönüştürmek ve başka yerlerde saklamak için oradaki firmaları kullanmak istediğini söylüyor. Ayrıca taleplerin hiçbirinin 2 milyar doların altında olmadığı ifade ediliyor.

Uluslararası ticarette kripto: "Burada yumurta-tavuk ilişkisi var"
Rusya’nın Batı ülkeler karşısında kripto paraya yönelip yönelmeyeceği aslında Ukrayna savaşından önce gündeme gelmişti.
Ancak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ekim 2021’deki açıklamasında, kripto para birimlerinin petrolde kullanılamayacak kadar dalgalı ve istikrarsız olduğunu ama yine de bir ödeme aracı olarak değerlendirildiğini söylemişti. Kısa süre önce, Rus parlamentosunun alt kanadı Duma'nın Bütçe Komitesi Başkanı Pavel Zavalnıy, dost ülkelerle enerji ticaretini yerel para birimleriyle, gerekirse Bitcoin’le yapabileceklerini açıklayınca kriptonun uluslararası ticaretteki olası rolü yeniden gündeme geldi.
Birçok ekonomist, Rusya’nın hamlelerinden de bağımsız olarak, kripto paraların gelecekte uluslararası ticarette rol oynamasını imkansız görmüyor.

Rusya'nın Bratsk kentinde kripto para madenciliği hizmetleri sunan BitRiver'ın veri merkezi (Reuters)
Prof. Dr. Emre Alkin, kripto paraların oynaklığı söz konusu olduğunda, "Burada yumurta tavuk ilişkisi var. Meseleye tam tersinden bakabiliriz" diyor:
"Merkeziyetsiz olarak üretilen kripto paralar alışverişte değil de zenginleşme aracı olarak kullanılması nedeniyle dalgalanabiliyor. Yoksa bunlar alışveriş aracı olarak kullanılsa, günlük hayatta işimize yarayan, ödemelerimizi halleden araçlar olsa değerler de bu kadar dalgalanmaz."
Bunun yanı sıra, geleneksel bankacılık sistemlerini kripto paralara entegre etmeye yönelik çabalar da var. Örneğin ABD merkezli çok uluslu finans şirketi Visa, geçen yıl, geleneksel bankaları kripto para borsalarına dönüştürebilecek bir dizi uygulamaya (API) geçmişti. Bu uygulamalar sayesinde federal lisanslı dijital varlık bankası Anchorage cüzdanlarında kripto varlıklarını saklama imkanı sunulmuştu.

Kripto para borsalarının yaptırımlar karşısındaki tavrı
Kripto para işlemlerinin gerçekleştirildiği borsalar merkezi veya merkeziyetsiz olabiliyor. Yani kimsenin denetleyemediği borsalar olduğu gibi, yönetim kurulu olan geleneksel yapıda borsalar da mevcut. Ukrayna krizinde bu merkezi borsalar değişken tavırlar aldı. 
Örneğin dünyanın en büyük kripto borsalarından Binance, yaptırım altındaki Rus bankalarını kullanan kart sahiplerinin platformda işlem yapamayacaklarını açıkladı. Coinbase ise Rusya faaliyetlerini sona erdirmeyi reddetti ve bu hamlelerin yalnızca ülke halkına zarar vereceğini gerekçe gösterdi. Ancak bu borsa da  "Rus kurum veya kişilerle" bağlantılı olduğunu ve yasadışı faaliyetlere karıştığını söylediği 25 binden fazla dijital cüzdanı engelledi.
Merkeziyetsiz borsalardaysa faaliyetlerin engellenmesi mümkün değil. Öte yandan, merkeziyetsiz uygulamaların kullanımını kolaylaştırmak için kurulan ve Ethereum ağında köprü görevi gören kripto para cüzdanı MetaMask’ın kısa süre önce Venezuela’daki kullanıcıların işlemlerini kısıtlaması şaşkınlık yarattı.
Cüzdanın internet sitesinde yayımlanan özür açıklamasında, kısıtlamaların, veri göndermek ve almak için kullandığı sunucu Infura’yla ilgili bir sorundan kaynaklandığı ifade edildi. Infura, ABD’nin "yeni yaptırım direktiflerini" takiben yapılandırmasında bir değişiklik yapmış ve sonuçta Venezuela’da işlemler kısıtlanmıştı. Infura, ABD’deki federal yasalara tabi olan merkezi bir şirket.

Merkez bankalarının sanal paraları: 87 ülke arasında Çin başı çekiyor
Kripto paralardan ilham alan ama onlar gibi merkeziyetsiz olmayan başka bir sanal para türü de yükseliş trendini izliyor: Merkez bankası dijital para birimi (MBDPB).
Bunlar, ülkelerin merkez bankaları tarafından üretilip dağıtılan dijital para birimleri. Kavram doğrudan Bitcoin'den esinlense de bunlar blok zinciri tabanlı olmak zorunda değil. Örneğin aşağıda ayrıntılı bahsedileceği üzere, Çin’in dijital parası blok zinciri tabanlı değilken, Venezuela’nınki blok zincirinde üretiliyor.
Küresel GSYİH'nın yüzde 90'ından fazlasını temsil eden 87 ülke, şu anda MBDPB’leri değerlendiriyor. Ayrıca Ukrayna, Tayland ve Güney Afrika’nın da dahil olduğu birçok ülkenin bu paraları pilot uygulamalarda kullanıma sunduğu biliniyor. En büyük ekonomiler arasındaki Çin ise sürecin açık ara en ileri aşamasında. 
 

Dijital Türk lirasının da bu yıl içinde piyasaya sürülmesi hedefleniyor (Atlantic Council)
Çin Halk Bankası, ocak ayında Şanghay ve Pekin gibi metropoller de dahil olmak üzere 10 bölgede dijital para birimini kullanıma açtı. WeChat Pay ve Alipay’in de dijital yuan uygulamasının ortaklarından olması, uygulamanın Çin genelinde yaygın benimsenmesini sağlayabilir. Zira 1 milyardan fazla kullanıcısı olan WeChat, halihazırda ülkede günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası. İki firma da ülke ekonomisindeki dijitalleşmenin bel kemiği konumunda.
Dijital paralarda en ileri hamleleri yapan ülkelerden biriyse Venezuela oldu. Ülke 2018’de fiyatı petrole sabitlenen dijital petroyu kullanıma sundu. Ancak teknolojik gelişmeler açısından Çin’in epey gerisinde kalan Venezuela’da halkın petroyu benimseyip benimsemediği bir süredir tartışma konusu.
Rusya da önceki aylarda dijital rublenin pilot uygulamalarına 12 bankasıyla birlikte başladı. Dijital ruble, son günlerde Ukrayna krizi ve yaptırımlar bağlamında gündeme geliyor. Zira yaptırım altındaki Rus kuruluşları, dijital rubleyi dolara çevirmeden kabul etmek isteyen herkesle doğrudan ticaret yapabilir ve böylece yaptırımların itici gücü olan dolar tabanlı sistemi atlayabilir.
Dijital rupi diye bilinen MBDPB’yi bu yıl içinde piyasaya sürmeyi planlayan Hindistan da bu anlamda dikkat çeken ülkelerden. Ülke, Birleşik Ödemeler Arayüzü (UPI) adlı sistem aracılığıyla ekonomiyi dijitalleştirme çabalarını 2016’dan beri sürdürüyor.

Dijital paraların dolarsızlaştırma çabalarındaki rolü
Dijital paralarda en büyük ilerlemeleri katedenlerin, çeşitli sebeplerle ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya kalan ülkeler olması dikkat çekiyor. Bu ülkelerin dijital paraları teşvik etmesinin anonimlik, güvenlik ve hız gibi birçok gerekçesi var. Ancak en önemli gerekçelerden biri de doların hegemonyasını kırma çabaları olarak görülüyor.
Bunlar, de-dolarizasyon ya da dolarsızlaştırma diye de bilinen dolardan arındırma çabaları diye anılıyor.
Anadolu Üniversitesi’nde görev alan iktisat profesörü Mustafa Özer’e göre, kripto ve dijital paralar, dünya ekonomisindeki bu hegemonya savaşının görünen yüzü olabilir.
Özer, "Kripto varlıklar ya da elektronik paralara yönelik bir vurgu, bunlara özgü düzenlemeler görebiliriz. Yani mücadelenin görünen yüzü bunlar olacaktır" diyor:
"Ama aslında temelinde yatan şey, 'Doların rezerv para konumunu, dolayısıyla Amerikan hegemonyasını nasıl esnetiriz, nasıl geriletiriz?' mücadelesi. Yani bir anlamda bu varlıklar, buzdağının görünen yüzü olacaktır."

Mark Carney’nin tarihi konuşması
Doları küresel rezerv para birimi olmaktan çıkarmaya yönelik çabalar, aslında birkaç yıl öncesine kadar Çin ve Rusya’yla sınırlı değildi.
Birleşik Krallık’ın Eski Merkez Bankası Başkanı Mark Carney, 2019’daki tarihi konuşmasında, ABD dolarının dünya ekonomisini "istikrarsızlaştırdığını" savunmuş ve dijital paralara değinmişti.
Carney, farklı ülkelerdeki merkez bankalarının benimseyeceği bir dijital para biriminin, "doların küresel ticaret üzerindeki baskın rolünü azaltabileceğini" söylemişti:
"Diğer rezerv para birimleri ortaya çıkabilir. Örneğin, ben bunların RMB (yuan) gibi mevcut ulusal para birimlerinden olmasını bekliyorum."

Çin, blok zinciri tabanlı küresel ödeme sistemi kuruyor
SWIFT’teki işlemlerin çoğu, dünyada rezerv para birimi olarak hizmet etmesi nedeniyle dolar cinsinden gerçekleşiyor. Bu da ABD’nin sistemi uluslararası arenada bir tehdit unsuru olarak kullanmasının önünü açıyor.
ABD bu sistem üzerinden Çin, Rusya ve İran’ı daha önce de birçok kez tehdit etti. Bu da ülkeleri başka uluslararası sistemler tasarlamaya yöneltti. Son günlerin çok konuşulan girişimiyse Çin’in blok zinciri tabanlı projesi oldu.
Çin devletine bağlı blok zinciri firması BSN,  MBDPB’ler arasındaki uluslararası transferler ve ödemeler için standartlaştırılmış prosedürlere dayalı küresel bir dijital ödeme ağı geliştiriyor.
BSN’den geçen yıl gelen açıklamada, sistemin 5 yıl içinde kurulması planlandığı belirtilmişti.
Yakın gelecekte Çin’in ticaret ortaklarıyla dijital yuan pilot bölgeleri oluşturabileceği ve bu sayede yuanın uluslararası ticaretteki statüsünü güçlendirebileceği düşünülüyor. Özellikle ülkenin tarihi İpek Yolu ticaret hattını canlandırmak için başlattığı Kuşak Ve Yol Girişimi kapsamındaki ülkelerde yuanın ağırlığının artması bekleniyor.

Dolar dünya piyasasına nasıl hakim oldu?
Dolarsızlaştırma çabalarından söz ederken, doların dünya piyasalarına nasıl hakim olduğuna da kısaca değinebiliriz. Ekonomist Mahfi Eğilmez, bloğunda yayımladığı bir yazıda, doların hakimiyetinin diğer para birimlerinin altın standardını terk etmesiyle mümkün olduğunu aktarıyor.
Buna göre 19. yüzyılın ilk çeyreğinde kâğıt paranın giderek yaygınlaşmasıyla birlikte Birleşik Krallık’ta altın standardına geçilmişti. BK para birimi sterlin, altına bağlı para olduğu için genel kabul görmüş ve giderek dünyadaki en önemli rezerv para haline gelmişti. Ancak I. Dünya Savaşıyla birlikte merkez bankalarına yönelik altın talebi artınca altın karşılığı meselesi rafa kaldırılmış, ABD ise parasını altına bağlı tutmaya devam etmişti. Bu sayede sterlinin yerini alan dolar, dünyaya hakim olmaya başlamıştı.
Temmuz 1944'te ABD'nin New Hampshire eyaletinin küçük bir beldesi olan Bretton Woods'da imzalanan Uluslararası Para Anlaşması ise bu anlamda dönüm noktası olmuştu. Doğu Bloku ülkeleri dışındaki 44 ülkeden 730 delegenin imzaladığı bu anlaşmayla katılımcı her ülkenin parasının değerinin, dolar esas alınarak saptanması kabul edilmişti.
 

Bretton Woods Anlaşması diye de anılan anlaşma, adını düzenlendiği küçük kasabadan aldı (AP)
Eğilmez’in aktarımına göre madeni para, üzerinde yazılı değer kadar olmasa bile bir değer taşıyor. Altın karşılığı kalmamış olan kâğıt paranın üzerinde taşıdığı değere karşılık gerçek değeriyse yalnızca kâğıt ve mürekkep masrafı oluyor. 
Diğer yandan, ABD de 1971’de altın standardı ilkesini terk etti ama dolar, dünya piyasasındaki hakimiyetini sürdürüyor. Dolar geçmişten gelen gücüyle hala merkez bankalarının döviz rezervlerinde en gözde para. Ancak günümüzde ülkelerin yaklaşık yüzde 10'u veya dünya nüfusunun dörtte biri ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya olduğundan dolarsızlaştırma eğilimi de göze çarpıyor.

Rusya ve Asya’daki ortaklarının dolarsızlaştırma çabaları 
Dolarsızlaştırma kabaca içeride ve dışarıda ulusal para birimlerinin dolara tercih edilmesi anlamına geliyor. Çin ve Rusya gibi ülkelerin dolarsızlaştırma çabaları aslında merkez bankası güdümündeki dijital paraların hayata geçirilmesinden çok daha köklü.
Rusya rezervlerindeki doları hızla azaltmaya ve yuan rezervlerini artırma çabasına birkaç yıl önce girişti. Bloomberg’e göre Rusya Merkez Bankası'nın elindeki dolar, toplam rezervlerin sadece yüzde 16'sı civarında. 2017'de bu oran yüzde 40'tı.
Rus petrol ve gaz devi Gazprom, Eylül 2019’da ruble üzerinden petrol ihracatına başlamıştı. Rubleyle ilk ihracat Ermenistan’a yapılmıştı. Petrol devi, Çin’e jet yakıtı satışlarında yuan ödemelerine de geçen yıl geçmişti.
Ancak Çin ve Rusya’nın bu ticaret ortaklığı aslında Kırım’ın ilhak edildiği ve ülkenin yine ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya kaldığı 2014’te başlamıştı. O dönemde Çin Başbakanı Li Keqiang, Moskova'yı ziyaret etmiş ve 150 milyar yuan (yaklaşık 350 milyar TL) değerinde üç yıllık bir döviz takası öngören 38 anlaşma imzalamıştı. Bu anlaşmalar 2017'de yenilenmişti.
Asya’da dolarsızlaştırma çabasının en önemli ortaklarından biri de Hindistan’dı. Ülke ilk olarak 2014’te Rusya’yla bir savunma anlaşması nedeniyle ABD’nin yaptırım tehdidiyle karşı karşıya kalmış ve ödemeleri rupi-ruble üzerinden yapmayı kabul etmişti. Geçen yıl Rus hükümetinin silah ihracatçısı Rosoboronexport'un başkanı Alexander Mikheev, Rusya ve Hindistan'ın ikili silah anlaşmaları için dolar yerine ulusal para birimlerini kullandığını belirtmişti:
"Rosoboronexport, ABD’nin para birimiyle yapılan ödemeleri neredeyse tamamen bıraktı."
Hindistan, Rusya - Ukrayna savaşının ardından gelen yaptırım dalgasına karşı da dikkat çeken adımlar atıyor. Örneğin Hintli yetkililer, Rusya’yla ticari ödemelerin rupi-ruble cinsinden yapılacağı yeni bir mekanizma kurulacağını da açıkladı.
Suudi Arabistan'ın da petrolü dolar yerine yuan üzerinden satmak için Pekin'le aktif görüşmeleri hızlandırdığı biliniyor. ABD’li Wall Street Journal gazetesinin haberine göre, Çin'le görüşmeler, Riyad'ın ABD’nin güvenlik taahhütlerinden memnun olmamasından dolayı giderek hızlanıyor.

Petrodolara karşı petroruble girişimi
Ukrayna krizinde Rusya’nın en çok ses getiren hamlelerinden biri de Putin’in doğalgaz ihracatının ruble cinsinden yapılmasını öngören kararnameyi imzalamasıydı.
Rusya enerji ödemelerini artık sadece ruble üzerinden kabul edeceğini bildirirken, Avrupa ülkeleri ise bunun mevcut anlaşmalara aykırı olacağı ve kabul edilmeyeceğini duyurmuştu. 
Bunun üzerine Rus tarafı, mevcut anlaşmaların etrafından dolaşan bir çözüm önerisi sundu. Kararname uyarınca Batılı ülkeler Rusya'dan doğalgaz alımını ancak Gazprombank'ta "K-hesabı" diye adlandırılan özel bir hesap açarak, euro veya dolar karşılığında gerçekleştirebilecek. Banka da ödemenin ardından dövizi rubleye çevirecek.
Rus enerji devi Gazprom'a bağlı banka, Batı'nın yaptırım listesinde yer almıyor.
Birçok kişi Rusya’nın bu kararını, "petrodolar"ın yerine "petroruble"yi koyma girişimi olarak yorumluyor. Petrodolar terimi, petrol satışlarından elde edilen geliri tanımlamak için kullanılıyor. Zira petrol çoğunlukla dolar cinsinden fiyatlandırılıyor.
1971’de ABD’nin doların karşılığını altın olarak veremeyeceği anlaşılınca 1973’te Suudi kraliyet ailesiyle, kraliyet ailesinin hükümranlığını koruma karşılığında petrolün dolarla satılmasını öngören bir anlaşma yapılmıştı. Diğer OPEC ülkeleri de bunu takip etmiş ve petrol karşılığı için sadece dolar kabul etmeye başlamıştı.

 "Nihai hedef Rusya değil, Çin"
Öte yandan, Prof. Dr. Mustafa Özer, bu noktada nihai aktörün Rusya değil, Çin olduğunu ifade ediyor.
"Putin'in ruble üzerinden petrol ticareti, doların uluslararası rezerv konumunu, dolayısıyla hegomonyasını sarsacak en önemli hamle. Bu anlamda bakıldığında da bütün hareketler Çin'e odaklanıyor aslında" diyen Özer, sözlerine şöyle devam ediyor:
"Bütün amaç ne? Doları değersizleştirmek ve uluslararası rezerv para olmaktan çıkarmak. Bunun en kolay yolu nedir? Petrol ve değerli metaller gibi stratejik ürünlerde doların kullanımının boşa çıkarılması. Bunun mimarlığını aslında Çin yapıyor. Çünkü dünyada dolarla fiyatlanan bu tür değerli metallerin, doğal gaz ve petrol gibi ürünlerin en büyük alıcısı kim? Çin."

Dolar iktidarını kaybediyor mu: "Bunu gösteren veri yok"
Bu faaliyetler dünya çapında yankı uyandırsa da bazı uzmanlar dolarsızlaştırma çabalarının ABD’yi etkilemekten çok uzak olduğu görüşünde. Uluslararası Para Fonu verilerine göre, doların küresel döviz rezervleri içindeki payı 1995’te yüzde 59’ken, 2020'de yüzde 59,02'ye yükseldi. Bazı uzmanlara göre mevcut tablo, doların küresel finans düzenindeki egemenliğine son vermenin çok zor olduğunu gösteriyor.
ABD’deki Tufts Üniversitesi Fletcher Hukuk ve Diplomasi Fakültesi’nden öğretim üyesi Chris Miller, "Temelde İran, Çin ve Rusya'daki politikacıların açıklamaları dışında de-dolarizasyonun gerçekleştiğini gösteren veri noktası yok" diyor:
"ABD'nin İran ve Rusya'ya yönelik yaptırımları son 10 yılda yoğunlaştıkça doların rolü arttı. İnsanların gelecekte bunun değişeceğini iddia etmesini anlıyorum ama son 10 yıldaki kanıtlar bunun gerçekleşmediğini gösteriyor."
Öte yandan, ülkedeki yetkili makamlar bu konuda o kadar da rahat değil. Eski Hazine Bakanı Jacob J. Lew, daha 2019'da Atlantic Council'e verdiği demeçte, "ABD’nin merkeziliğini parçalayacak alternatiflerin sayısı giderek artacak" ifadelerini kullanmıştı.

"Hegemonya savaşında kimin galip geleceğine bağlı"
Prof. Dr. Mustafa Özer ise doların iktidarının hegemonya savaşının sonucuna bağlı olduğunu ifade ediyor.

ABD ve Çin arasında halihazırda ticaret savaşı da var (AFP) 
 "Hegemonyanın el değiştirmesi ve kapitalizmin krizleri vb. süreçleri bilmeden bu soruyu yanıtlamak mümkün değil" diyen Özer, sözlerini şöyle sürdürüyor:
Bu tamamen, 'Yeni dünyanın jandarması kim olacak?' sorusuna bağlı.

"Dijital paralar doların saltanatını bitiremez"
Birçok uzman, Çin’in dijital paraya geçiş hamlesinin dolarsızlaştırma çabasıyla ilintili olduğunu düşünse de, dijital paranın doların konumunu sarsmada muktedir olmayacağı görüşünde.
Prof. Dr. Emre Alkin, "Ne yaparsak yapalım. İşlemler dolara karşı ölçülerek yapılıyor. Yani rubleyle Türk lirası arasındaki işlemler bile Türk lirasının dolar karşısındaki değerine bakılarak hesaplanıyor" diyor:
"Dolar, Amerikan parası olmaktan ziyade uluslararası bir değiş tokuş aracı. Herhangi bir hazinesi yok, maliye bakanlığı da yok. Ortak bir hükümet varla yok arası. Bu açıdan baktığımızda tamamen merkeziyetçi yapı diye adlandırmak çok mümkün değil. Dolayısıyla doların saltanatını dijital parayla yok etmenin çok mümkün olduğunu düşünmüyorum."

ABD dijital paralara geçişte Çin’e yetişecek mi?
Doların geleceğine dair farklı görüşler olsa da ABD’li yetkililer özellikle dijital paralara karşı önlem hazırlığına başladı. Mart başında ABD Başkanı Joe Biden, dijital doların ve diğer kripto para birimlerinin risklerinin incelenmesini öngören bir kararname imzaladı. Bu kararnameyle ilk kapsamlı dijital varlık stratejisinin oluşturulması hedefleniyor. Kararnamenin Rusya’ya yönelik yaptırımların hayata geçirilmesiyle aynı döneme denk gelmesi de dikkat çekiyor.
Aslına bakılırsa ABD makamları bu kararnameden önce de dijital paraları araştırıyordu. Örneğin, Biden yönetimi Kasım 2021’de Kongre’ye sunduğu raporda stablecoinler için düzenleyici bir çerçeve oluşturulması gerektiğini ifade etmişti. Değeri itibari paralara sabitlenen kripto paralara stablecoin adı veriliyor. Biden yönetimi böylece dijital paralara ilgisini göstermiş oldu.
Öte yandan, ülkenin bu adımlarını değerlendiren birçok uzman, ABD’nin dijital paralarda Çin’in gerisinde kaldığını belirtiyor. Washington merkezli düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi'nin (The Atlantic Council) JeoEkonomi Merkezi'ndeki Dijital Para Birimi’nin müdür yardımcısı Ananya Kumar, "Bence ABD, diğer ülkelerin, özellikle de teknoloji ve politika açısından yarıştığı Çin'in çok gerisinde olduğunu fark etti" ifadelerini kullanıyor.
Biz kendi standartlarımızı yaratmazsak, bu yeniliğin avantajlarının zaten farkında olan diğer ülkeler standartları belirleyecek ve ABD geride kalacak.

"Çin’in otokratik yapısı işi kolaylaştırıyor"
Çin Merkez Bankası, kripto paralar ve türevleriyle yapılan tüm işlemleri ve Bitcoin madenciliğini geçen yıl yasaklamıştı. Bu hamle, uluslararası arenada kripto para savunucularından büyük tepki toplamıştı.
Ancak bu esnada Çin, devlete bağlı blok zincir geliştirme firmasını, yukarıda da bahsi geçen BSN’yi kurmuştu. Böylelikle metaverse de dahil, blok zinciri altyapılı teknolojileri devlet kontrolüne almıştı.
Prof. Dr. Mustafa Özer, Çin’in kripto paraları kontrol altına almaya yönelik keskin hamleleri otokratik yapısı nedeniyle daha kolay yapabildiğini söylüyor.
"Çin'in uluslararası rezerv ya da hegemonyayı kaybetme diye bir korkusu yok. Tam tersine, kripto varlıklarla ilgili her hareketi yeni dünya düzenindeki başat rolü ele geçirme kaygısına dayanıyor. Yani bu çabanın bir parçası" diyen Özer, şöyle devam ediyor:
"Çin tırnak içerisinde daha dışa kapalı. Sistem olarak daha otokratik bir yapıda. Bu tür kararları almada zamanlama ve çabukluk açısından daha etkin olduğunu da söylemek gerekir."
Özer’e göre, ABD’nin kripto varlıklara karşı net adımlar atamamasının sebebi, kripto paranın halk arasındaki popülerliği.
"Aslında şimdiye kadar bu kripto varlıklara karşı çok radikal kararlar alarak, eylemlere girişebilirlerdi. Ama domino etkisi gibi bunun gelip Batı’daki, ABD’deki birçok insanı vurabileceğini biliyorlar" diyen Özer, şöyle devam ediyor:
"Bu tip finansal işlemlerden para kazanan Amerikalıların olduğunu da onlar biliyor. Çünkü birçok kişi kripto varlıkları yeni bir yaşam güvencesi olarak algılıyor. Dolayısıyla sistemi kontrol altına almaları çok kolay değil. İlk başta denediler ama sonra 'Çin’in hamlelerine karşılık olarak FED’in sanal paraları üzerinde sistem geliştirmeye çalışalım' dediler."
Ekonomiste göre ABD, bu konuda siyasi iradeyi tam olarak ortaya koyabilmiş değil:
"Mesela Demokrat Parti’nin senato grubunda birçok insanın çok büyük miktarda kripto varlıklara yatırım yapmadığını kim garanti edebilir? Bu durumda o yasal düzenlemeleri nasıl geçirebilir? "



Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
TT

Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)

Harvard Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olan Pol Antras, Suudi Arabistan’ın küresel ticaretteki dönüşüm sahnesinde istisnai bir model sunduğunu ve geleneksel gelişmekte olan piyasa kalıplarından köklü şekilde farklılaştığını belirtti. Antras, küreselleşmenin sona ermediğini, aksine ‘parçalı entegrasyon’ adıyla yeniden şekillendiğini vurguladı. Şarku’l Avsat’a konuşan Antras, Suudi Arabistan’ın vizyonu ve yapısal reformlarının, ülkeyi dünyadaki bu parçalı entegrasyon sürecinden faydalanabilecek avantajlı bir konuma getirdiğini söyledi. Antras, ülkenin lojistik ve yapay zekâ alanındaki yatırımlarının, küresel krizlerin yarattığı gürültüyü aşan sürdürülebilir büyümenin gerçek motoru olduğunu kaydetti.

Pol Antras, modern dönemin önde gelen ekonomi teorisyenlerinden biri olarak kabul ediliyor ve Harvard Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapıyor. Uluslararası ticaret konusundaki araştırmaları, şirketlerin üretim süreçlerini sınırlar ötesinde nasıl organize ettiklerini ve küresel değer zincirlerini anlamada çığır açıcı nitelikte.

Geleneksel ekonomi sınıflandırmalarını eleştirerek konuşmasına başlayan Antras, “Gelişmekte olan piyasaların uluslararası ticaret dönüşümünden nasıl faydalandığı konusunda genel ifadeler kullanmak çok zor. Bunun nedeni, genellikle ülkeleri kıtalarda veya benzer gruplarda toplama eğilimimizdir” dedi. Antras, ‘gelişmekte olan piyasalar’ kavramının altında çok farklı sanayi yapılarının saklı olduğunu vurgulayarak Suudi Arabistan’ın durumunu örnek gösterdi: “Bazı ekonomiler büyük ölçüde imalat ihracatına dayanıyor ve ticari entegrasyon ile pazar erişimi onların hayat damarları. Buna karşılık Suudi Arabistan gibi bir ekonomi, çok fazla ihraç yapmasına rağmen Çin ile temel ürünlerinde çok az rekabetle karşılaşıyor.” Bu durumun Suudi Arabistan için eşsiz bir fırsat yarattığını belirten Antras, “Suudi Arabistan için bu dönem, Çin’den daha düşük maliyetle mal temin etmek veya daha önce yalnızca ABD pazarına giden ürün çeşitlerine erişim sağlamak için büyük bir fırsat” dedi.

Gelişmekte olan piyasaların ‘damping’ ve rekabet baskısıyla nasıl başa çıkması gerektiği sorulduğunda Antras, açık bir tavsiye verdi: “Bence gelişmekte olan piyasalar olabildiğince az korumacı eğilim göstermeli. Bu kolay olmayacak; çünkü Çin’in ihracat artışı bazı yerel üreticileri etkileyecek ve onları koruma yönünde siyasi baskı yaratacak. Ancak geleceğe doğru yol, kendinizi çok taraflı sisteme bağlı bir ekonomi olarak konumlandırmak, yabancı üreticilerin pazara girmesine izin vermek ve aynı zamanda yerli üreticilerin dış pazarlara açılmasını teşvik etmektir. Büyük ülkelerin uygulamalarını taklit etmekten tamamen kaçınmalıyız.”

Yerel sanayilerin korunmasıyla ilgili olarak ise Antras şu ifadeleri kullandı: “Evet, Çin’in damping uygulamaları bazı ülkelerde ciddi kaygı yaratıyor, çünkü bu ülkelerin yerli üretim tabanları Çin ürünleriyle doğrudan rekabet ediyor. Ancak Suudi Arabistan için endişe daha az; çünkü Çin ürünleriyle doğrudan çatışan bir üretim tabanı yok. Aslında ucuz ithalat, Suudi tüketiciye fayda sağlayabilir. Eğer bir sektör zarar görürse, insanları korumanın daha iyi yolları var: kredi planları sağlamak, sübvansiyonlar vermek veya şirketlerin iş modellerini yeniden düşünmelerine ve geliştirmelerine yardımcı olmak gibi.”

Küreselleşme ölmedi... sadece ‘parçalandı’

‘Küreselleşmenin sona erip ermediği’ sorusuna yanıt veren Antras, yeni bir kavram ortaya koyarak şöyle dedi: “Bence küreselleşme bitmedi, ben bunu ‘parçalı entegrasyon’ (Fragmented Integration) olarak adlandırıyorum. Entegrasyon süreci devam edecek, ancak ticaret anlaşmaları farklı yollarla yapılacak. Artık sadece çok taraflı müzakerelere güvenemeyiz; çünkü bu anlaşmalara bağlılık hissi dünya genelinde azaldı. Anlaşmalar imzalanmaya devam edecek, ancak süreç daha karmaşık olacak ve belirsizlik en belirgin özellik olarak kalacak.”

Faiz ve yapay zekâ: madalyonun diğer yüzü

Yüksek faiz oranlarının gelişmekte olan ülkelerin karmaşık sanayilere geçiş planları üzerindeki etkisine de değinen Antras, “Yüksek faiz oranları, gelişmekte olan piyasaların karşılaştığı risk primiyle birlikte, yatırımları şüphesiz sınırlıyor. İhracat, kredi, yatırım ve kalite iyileştirmesi gerektiriyor. Ancak faizlerin yükselmesinin temel bir nedeni var; bu, yapay zekâ ve teknolojik değişim kaynaklı yüksek büyüme beklentilerini yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

Antras, bu büyümenin aynı zamanda çözüm sunduğunu belirterek şöyle devam etti: “Eğer bu büyüme potansiyeli gerçekleşirse, verimlilik önemli ölçüde artacak ve KOBİ’ler talebi daha iyi öngörebilecek, daha önce keşfedilmemiş pazarlara erişim sağlayacak. Dolayısıyla evet, faizler kısa vadede olumsuz bir güç, ancak gerçek bir büyüme potansiyelinden kaynaklanıyorsa durum o kadar da kötü olmayabilir.”

İş kaygısı ve devlet müdahalesi

Antras, işgücü piyasasına ilişkin derin endişelerini de dile getirdi. Önümüzdeki zorlukların çift yönlü ve ciddi olduğunu belirten Antras, Çin’in rekabeti ile yapay zekâ aracılığıyla otomasyonun işgücü üzerindeki etkisinin birleştiğini vurguladı. Antras, “İşgücünün geleceği konusunda ciddi endişelerim var; Çin’den gelen yoğun ihracat rekabeti, yapay zekâ ile işlerin otomatikleşmesiyle birleşirse, özellikle genç işçiler arasında ciddi işgücü piyasası sıkıntılarına yol açabilir” dedi.

Bu durumun piyasaya bırakılmaması gerektiğini söyleyen Antras, “Burada hükümet müdahalesine acil ihtiyaç var; bu müdahale, büyük mali kaynaklar ve yüksek düzeyde hazırlık gerektiriyor” dedi. Tek çözümün ‘verimlilik şartı’ olduğunu belirten Antras sözlerini şöyle noktaladı: “Yeni teknolojiler beklenen ölçüde verimliliği artırırsa, bu büyüme hükümetlere zarar görenleri telafi etmek ve insan kaynaklarını yeniden eğitmek için gerekli mali alanı sağlayacaktır. Başarı, kısa vadeli olumsuz etkileri yönetmek ile uzun vadeli stratejik kazançlara yatırım yapmak arasında hassas bir denge kurmakta yatıyor.”


Suudi Arabistan, hayati öneme sahip sektörleri geliştirmek için Suriye ile stratejik anlaşmalar imzaladı

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
TT

Suudi Arabistan, hayati öneme sahip sektörleri geliştirmek için Suriye ile stratejik anlaşmalar imzaladı

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih bugün yaptığı açıklamada, krallığın Suriye'nin Halep kentindeki iki havaalanının geliştirilmesi için çeşitli aşamalarda 7,5 milyar riyal (2 milyar dolar) yatırım yapacağını söyledi.

Yatırım Bakanı Halid bin Abdulaziz el-Falih başkanlığındaki üst düzey Suudi heyeti, Suudi Arabistan Krallığı ile Suriye Arap Cumhuriyeti arasındaki ekonomik ve yatırım iş birliğini güçlendirmeyi ve ortak projelerin pratik uygulamasına yönelik ikili ortaklıkları ilerletmeyi amaçlayan resmi bir ziyaretin başlangıcı olarak bu sabah Suriye'nin başkenti Şam'a geldi.

El-Falih, "Nas" şirketinin ülke dışındaki ilk yatırımı olan "Nas Syria" adlı bir havayolu şirketinin kurulduğunu duyurdu.

El-Falih ayrıca, Suriye'deki büyük projelere yatırım yapmaya adanacak olan Elaf Yatırım Fonu'nu da başlattı.

Suriye Yatırım Otoritesi Başkanı Talal el-Hilali ise ülkesinin telekomünikasyon altyapısını geliştirmek, iletişim ağlarını ve internet kalitesini modernize etmek için Suudi Arabistan ile bir anlaşma imzalayacağını duyurdu.

Açıklamada, Suudi Arabistan ile vatandaşların yaşamlarını doğrudan etkileyen hayati sektörleri hedefleyen bir dizi stratejik anlaşmanın imzalanacağı da belirtildi.

Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı tarafından yayınlanan basın açıklamasında, Suudi heyetinin ziyaretinin "iki kardeş ülke arasındaki stratejik ortaklığı destekleme, kalkınma projelerini desteklemede özel sektörün rolünü güçlendirme ve ortak çıkarlara hizmet eden ve gelecek dönemdeki kalkınma eğilimlerine ayak uyduran sürdürülebilir bir ekonomik entegrasyon yolu oluşturma çerçevesinde gerçekleştiği" ifade edildi.

Açıklamada, bu ziyaretin "Krallık ile Suriye arasındaki ekonomik ortaklıkta ileri bir aşamayı temsil ettiği, geçen yıl düzenlenen bir dizi toplantı ve forumun devamı niteliğinde olduğu ve bu toplantılar ve forumlar sonucunda karşılıklı yatırımı teşvik etmek ve bir dizi hayati sektörde ortak çalışma mekanizmalarını etkinleştirmek amacıyla bir dizi anlaşmanın imzalandığı" belirtildi. Açıklamada ayrıca, "Bu sürekli çabalar, iki ülke arasındaki stratejik uyumu teyit ederek hem Suudi hem de Suriye özel sektörleri için ekonomik kalkınmayı destekleme ve yatırım fırsatlarını genişletme konusunda büyük bir hedef çerçevesinde ortak ekonomik entegrasyonu derinleştirme amacını ortaya koymaktadır." ifadelerine yer verildi.


Altın ve gümüş fiyatları niçin çok değişiyor?

Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
TT

Altın ve gümüş fiyatları niçin çok değişiyor?

Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)

Altın ve gümüşte üst üste kırılan rekorların ardından gelen düşüş mercek altına alındı. 

Wall Street Journal'ın (WSJ) analizinde, ABD Başkanı Donald Trump'ın ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanlığı'na Kevin Warsh'u aday göstermesinin ardından değerli metallerde sert düşüş yaşandığına dikkat çekiliyor. 

Analize göre yatırımcılar, Warsh'un enflasyona karşı "şahin bir politika" izleyeceğini ve Fed'in başına atanmasının doların güçlenmesini sağlayacağını düşünüyor. Financial Times'ın analizinde de benzer bir noktaya işaret ediliyor. 

Fed'in bağımsızlığıyla ilgili endişeler, mayıstan bu yana doların değerinin düşmesinde önemli rol oynadı. 

Trump ise doların seyrinde olumsuz bir durum olmadığını savunarak "Bence harika gidiyor" demişti. 

Analizde, Warsh'un adaylığının duyurulmasıyla altın ve gümüşte hızlı satışlar başladığı vurgulanıyor. Diğer yandan değerli metallerdeki düşüşün, "piyasa temellerinin öngördüğünün çok ötesine çıkan çılgın alımların sonucu olduğuna" da dikkat çekiliyor. 

Trump'ın cuma günkü açıklamasında "çok zeki, çok iyi ve güçlü" diye nitelediği Warsh'un adaylığını duyurmasıyla dolarda da toparlanma görüldü. 

Değerli metallerin değişken seyrinde spekülasyonların da önemli rol oynadığına işaret ediliyor. 

En uç spekülasyonların, "vatandaşların külçe gümüş almak için sıraya girdiği" Çin'den geldiği belirtiliyor. Çin sınır polisinin, Hong Kong'dan ülkeye yaklaşık 227 kilogram gümüş kaçırmaya çalışan iki kişiyi geçen hafta yakalaması da gündem olmuştu. 

Çin yönetimi, yatırım çılgınlığının risklerini azaltmak için UBS gümüş vadeli işlem fonu da dahil 5 emtia fonunun ticaretini cuma günü askıya almıştı. 

Öte yandan sert satışlara rağmen WSJ analistleri, özellikle altın ve bakırda yükselişin sürebileceği tahminini paylaşıyor. 

Fed-Beyaz Saray çekişmesi

Fed Başkanı Jerome Powell'la Trump arasındaki çekişme, ABD Merkez Bankası'nın bağımsızlığıyla ilgili endişeleri artırıyor. 

Tartışma Fed ofis binalarının yenilenmesini kapsayan çok yıllı projeyle ilgili. Beyaz Saray'ın proje için öngördüğü bütçe 1,9 milyar dolardı. Ancak işçilik ve malzeme fiyatlarındaki artış, tasarım değişiklikleri ve asbestle kurşun kirliliği gibi öngörülemeyen sorunlar nedeniyle maliyet 2,5 milyar dolara çıkmıştı.

ABD Başkanı, Powell'ın dolandırıcılık yaptığını ima ederek süreci kötü yönettiğini öne sürmüştü. Fed başkanı ise hakkındaki iddiaları reddederek, binaların renovasyon masraflarının uzun vadede kendini amorti edeceğini belirtmişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Financial Times