Ukrayna’daki Rus Wagner grubu Batı’yı neden endişelendiriyor?

Nazilere sempati duymak ve savaş suçu işlemekle suçlanan paralı asker şirketi Wagner’in, Ukrayna’nın doğu şehirlerinde faaliyet göstermesi muhtemel

Günümüzde Ukrayna’da kaç Wagner paralı askeri veya diğer Rus yanlısı paralı asker bulunduğu bilinmiyor (Reuters)
Günümüzde Ukrayna’da kaç Wagner paralı askeri veya diğer Rus yanlısı paralı asker bulunduğu bilinmiyor (Reuters)
TT

Ukrayna’daki Rus Wagner grubu Batı’yı neden endişelendiriyor?

Günümüzde Ukrayna’da kaç Wagner paralı askeri veya diğer Rus yanlısı paralı asker bulunduğu bilinmiyor (Reuters)
Günümüzde Ukrayna’da kaç Wagner paralı askeri veya diğer Rus yanlısı paralı asker bulunduğu bilinmiyor (Reuters)

Tarık eş-Şami
Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmeye başlamasından bu yana özel bir  paramiliter şirketi olan Wagner mensubu paralı askerlerin Kremlin ile yakın ilişkiler içinde yürüttükleri faaliyetler konusunda Batı tarafından yapılan uyarılar artıyor.
Washington’a göre Wagner adlı grubun, faaliyet gösterdiği diğer ülkelerden savaşçılar alacağı beklentisi mevcut. Peki Wagner grubu nedir?
Batı, onun savaşlardaki varlığından neden korkuyor? Ukrayna’daki savaşın gidişatı üzerinde önemli bir etkisi olacak mı? Çatışmayı uzatabilir mi?

Uyarılar ve korkular
24 Şubat’ta Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısından birkaç gün sonra Batı’dan gelen raporlar, Ukrayna’daki Rus saldırganlıklarının yakın zamanda Kremlin ile bağlantılı şekilde Wagner grubundan paralı askerleri kapsayacağı konusunda uyardı. Grubun, Suriye de dahil olmak üzere faaliyet gösterdiği diğer ülkelerden aktif olarak savaşçı topladığı biliniyor. Ancak son günlerde Batılı yetkililer uyarılarının tonunu yükseltirken, binden fazla paralı askerin, Rus saldırısını desteklemek için konuşlandırıldıkları diğer ülkelerden çekilebileceğini iddia etti.
Şu anda Ukrayna’da kaç Wagner savaşçısı veya diğer Rus yanlısı paralı asker bulunduğu bilinmiyor. Avrupalı istihbarat yetkilileri, yaklaşık 300’ünün işgalden önceki haftalarda Ukrayna’ya girdiğine inanıyor.
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü John Kirby, şu anda Ukrayna’nın doğusunda bulunan bir dizi Suriyeli de dahil sayılarının yaklaşık bin olduğunu söyledi. ABD merkezli ‘The Intercept’ sitesine göre ise henüz bu konuda herhangi bir kanıt bulunmuyor.
Batı’nın Wagner korkusunun nedenlerinden birinin, para için savaşmanın dünyanın en eski mesleklerinden biri olmaması gerçeğinden kaynaklanıyor olabilir. Ancak çatışma bölgelerinde uzun süredir özel askeri müteahhitlere güvenen ABD de dahil olmak üzere birçok ülkenin bir özelliği haline geldi. ABD’li paralı askerler, birçok ülkede sivillere karşı bir dizi insan hakları ihlali gerçekleştirdi. Ukrayna’nın belirttiklerine göre insan hakları gözlemcilerinin uyardığı bu yaklaşım, hâlihazırda artan suiistimaller, savaş suçları ve toplu katliamlardan mustarip olan Ukrayna’da da yükselişte.

Wagner nedir?
Wagner, Sovyet döneminin sonunda dolandırıcılık suçlamasıyla birkaç yıl hapsedilen Yevgeny Prigozhin tarafından 2014 yılında kurulmuş özel bir askeri şirkettir. 1990 yılında hapisten çıktıktan sonra sosis satıcısından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in aşçısına dönüştü. Memleketi St. Petersburg’da lüks restoranlara sahip olmadan önce Putin’in güvenini kazandı.
Rus İnternet Araştırma Ajansı ‘Troll farm’ı da kuran Prigozhin, Wagner Grubu ile herhangi bir bağlantısı olduğunu reddediyor. ABD, söz konusu ajansın ‘2016 ABD seçimlerini etkileme girişimi de dahil olmak üzere, internet üzerinden yapılan bir dizi dezenformasyon kampanyasının ardında bu ismin olduğunu’ savunuyor. Ancak yıllar boyunca Wagner varlıklarını yakından takip eden araştırmacılar, gazeteciler ve yetkililer, grubun faaliyetlerini Prigozhin ile ilişkilendiriyor. Aynı şekilde Barnard College’de Profesör Kimberley Martin, 2020 yılında ABD Kongresi’nde yaptığı açıklamada, Wagner’i yasadışı ve Rusya’da bir belirsizlik durumunda tutmanın, Kremlin’e kendisini bu grubun nefret dolu veya riskli eylemlerinden uzaklaştırma izni verdiğini söyledi. Bu durum, Wagner savaşçılarının 2018’de Suriye’de ABD güçlerine karşı sert bir savaş sırasında öldüğünde açıkça görüldü. Savaş sırasında 300 Wagner unsuru ölmüştü.
Kremlin, savaş suçlarıyla bağlantılı olan Wagner grubu ile herhangi bir bağlantısı olduğunu her zaman reddederken, Batı medyası ise onun, Rus istihbaratının emirleri altında faaliyet gösterdiğini savunuyor. Ancak tercih edilen bazı şirketlerin, Rus devleti ile bir tür ortaklık içinde çalışmasına izin veriliyor. Grup, daha önce Rus muhalifleri tarafından Rusya toprakları dışında zehirlenmeye çalışmakla suçlanmıştı.

İsim ve liderler
Prigozhin de dahil olmak üzere Wagner ile bağlantılı birçok kişi, ABD yaptırımlarına tabi. Geçen yıl Avrupa Birliği (AB), Ukrayna, Suriye, Libya, Orta Afrika Cumhuriyeti, Sudan ve Mozambik’te ciddi insan hakları ihlalleri yapmakla suçladığı grubun bazı operasyon liderlerine seyahat yasakları verme ve mal varlıklarını dondurma kararı aldı. Bunlar arasında eski bir Rus askeri istihbarat subayı ve birinci ve ikinci Çeçen savaşlarının gazisi olan Dmitry Utkin de bulunuyor. Utkin, ‘Slav Kolordusu’ olarak eski bir özel askeri grubu kurduktan sonra Wagner’in kurucularından biri olarak kabul ediliyor.
Utkin’in Nazi lider Adolf Hitler’in en sevdiği besteci Richard Wagner’den sonra gruba ‘Wagner’ adını verdiği söyleniyor. Bu iddia, cildine bir Nazi dövmesi çiziyormuş gibi görünen Utkin’in fotoğrafları da dahil, Wagner’i Nazilere sempati duymakla suçlayan Batı raporlarına dayanıyor. Ayrıca durum, Putin’in Ukrayna’da milliyetçi Nazilere karşı askeri bir kampanya yürüttüğü iddiasıyla taban tabana zıt.

Gölge savaşları
Ukrayna ve çevresinde yaklaşık 190 bin Rus askerin varlığıyla, gölge savaşlarında uzmanlaşan Wagner paralı askerlerinin hangi rolü oynayacağı henüz belli değil. Ancak bazı gözlemciler, Ukrayna’nın doğu kesimlerinde, özellikle şehirlerde bir çatışma çıkması durumunda önemli bir rol oynayabileceklerini düşünüyorlar. Grubu yakından inceleyen ‘New America’ merkezindeki Future Frontlines programı direktörü Candace Rondeaux, Wagner’in savaş hizmetlerinin Rusya’nın dış politika oyununa katkısının yalnızca bir parçası olduğunu söyledi. “Bu hizmetler, düzensiz ve psikolojik savaş harekâtlarında çok amaçlı roller oynuyor olarak görülüyor” diyen Rondeaux, bir dizi Afrika ülkesindeki çatışmalarda ortak kuvvetlerin eğitilmesi de dahil, Wagner savaşçılarının diğer çatışma bölgelerinde de önemli bir taktiksel rol oynadığını dile getirdi. Direktöre göre grup, Rusya’nın kendisini dünyanın herhangi bir yerinde askeri olarak yansıtabileceği izlenimin yaratacak bir varlığa sahip.
Wagner, Rus hükümetini resmi olarak savaşlara dahil etmeden, fiili olarak Rusya’nın ‘grubun çıkarlarını artıran’ küresel emellerinin bir vekili olarak hareket ediyor. Grup ayrıca, Rusya’nın fazla maliyet sarf etmeden ilerlemesini sağlıyor. Wagner, Rusya açısından daha düşük öncelikli yerlere gidebiliyor. Böylece Rus Askeri İstihbaratı, Ukrayna gibi daha yüksek öncelikli konulara odaklanabiliyor.

Batı’nın endişesi
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Ukrayna’da kaç Wagner savaşçısı veya diğer Rus yanlısı paralı asker olduğu bilinmiyor. Ancak Putin, Ortadoğu’dan yaklaşık 16 bin gönüllünün Rusya’nın Ukrayna’daki çabalarına dahil olmaya hazır olduğunu söyledi. Aynı şekilde Putin’in Çeçenistan’a yönetici atadığı Ramazan Kadirov’a bağlı güçler de Mariupol kuşatmasına dahil olmaya başladı. Ancak grubun, şu ana kadar sahadaki başarıları şüpheliydi. Bu da varlıklarını ve yayılmacılığını, savaşın seyri üzerinde büyük etkisi olan bir savaştan ziyade siyasi ve propaganda amaçlı abartılı bir konum haline getirdi.
Rus paralı askerlerini yakından takip eden bir çatışma analiz grubu olan C4ADS’nin program direktörü Jack Margolin, Rus hükümetinin Wagner Grubu’nu Batı’yı sindirmek için etkili bir araç olarak görmek istediğini belirtti. Ancak Ukrayna’daki savaşa katılan yabancı askerlerin çatışmanın ölçeğini değiştirmesi pek olası değil. Savaşın gidişatını değiştirmeyecekler, ancak çok özel ve kısıtlı operasyonlar bağlamında kullanımları açısından bir miktar fayda sağlayabilirler.
Bununla birlikte Wagner’in son derece şeffaf olmayan sicili, grubun halkın hayal gücündeki yarı efsanevi statüsüne katkıda bulundu ve onu Rusya’nın dış politika araçları arasında yararlı bir araç haline getirdi. Wagner’in Ukrayna’da konuşlandırıldığına dair raporlar da Batı’da alarma geçti. Avrupalı ve ABD’li istihbarat yetkilileri, kiralık savaşçıların Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir (Volodomir) Zelenskiy’nin suikastı için görevlendirildiğini belirtti. Bir başka kesim ise paralı askerlerin, 2014 anlaşmazlığı sırasında ayrılıkçı gruplarla birlikte savaştıkları doğu Ukrayna’daki Rus çabalarına yardım etmeye odaklanmalarının beklendiğini söyledi.
Bu ay başlarında Ukraynalı yetkililer, savaşta öldürülen savaşçıların cesetlerinde bulunan ve Suriye’den gelmiş olabileceklerine işaret eden izlerin fotoğraflarını yayınladı. Wagner, 2015 yılından beri Suriye’de faaliyet gösteriyor.
Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki Wagner unsurlarını gösteren bir videonun yanı sıra ABD’li yetkililer, Ukrayna’da savaşmak için kentsel bölgelerdeki çatışmalarda yetenekli Suriyelileri görevlendirdiği konusunda uyardı.

Çabalar artıyor
Wagner Grubu’nun özellikle Suriye’deki orduya alma çabalarının, Ukrayna savaşının devam etmesiyle artabileceğine dair bazı göstergeler var. Ancak paralı askerlerinin çatışmada belirleyici bir rol oynayıp oynamayacağı ya da diğer çatışmalarda olduğu gibi katılımlarının, yaygın suiistimallere yol açıp açmayacağından emin olmak gerekiyor.
Wagner’in bir dizi Afrika ve Ortadoğu ülkesine sızmasına bakılmaksızın varlıkları, çok sayıda insanın işkence ve infazı da dahil, bazen DEAŞ infazlarını akla getiren ve Rus paralı askerler tarafından işlenen ihlallerde somutlaşmış, çok sayıda insani maliyete sahip.

Savaşın geleceği
Korku nedenleri arasında, paralı asker kullanımının bir nişanesi olarak devam eden hesap verebilirlik eksikliği, bunların konuşlandırılmasının ardındaki sözleşme anlaşmalarının izini sürme zorluğu ve ayrıca paralı askerlerin sahadaki operasyonlarını takip zorluğu da yer alıyor. Paralı askerlerin kullanımı konusunda Birleşmiş Milletler (BM) ekibine başkanlık eden Sorcha MacLeod’a göre bu durum, silahlı çatışma durumunda insanları insan hakları ihlallerinden ve savaş suçlarından sorumlu tutmayı zorlaştıracak.
MacLeod, paralı askerlerin varlığının, çoklu çatışmalarda doğrudan şiddetin tırmanmasına yol açtığına dikkat çekti. Aynı şekilde bu varlığın, insan hakları ihlalleri ve uluslararası insan hakları ihlalleri riskini de artırdığını söyledi. Güvenlik analisti Sean McFate, “Paralı askerlerin ‘insan hakları ihlallerinin incelenmesinin düşük olduğu’ bu tür çatışmalara dahil olması, muhtemelen gelecekte çatışmalar oluşturacaktır” dedi. Savaşın küreselleşmesine yol açan bir küreselleşme çağında yaşadığımızı belirten McFate, Ukrayna da dahil olmak üzere ideolojik olarak motive olmuş gönüllüleri kendine çatışma sayısının arttığına dikkat çekti.



Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.