Uluslararası uzman: Görüntüler, Buça’da savaş suçu işlendiğine tek başına kanıt teşkil etmez 

Fransa Ukrayna’daki katliamların soruşturulması için mali ve teknik destek sağlayacak... Papa Franciscus: Ukrayna’da zulüm giderek daha korkunç bir hal alıyor 

Ukrayna Buça’da cansız bedenler morga götürülmek üzere hazırlanıyor (AP) 
Ukrayna Buça’da cansız bedenler morga götürülmek üzere hazırlanıyor (AP) 
TT

Uluslararası uzman: Görüntüler, Buça’da savaş suçu işlendiğine tek başına kanıt teşkil etmez 

Ukrayna Buça’da cansız bedenler morga götürülmek üzere hazırlanıyor (AP) 
Ukrayna Buça’da cansız bedenler morga götürülmek üzere hazırlanıyor (AP) 

Ukraynalı yetkililer Rus askerlerinin Buça ve diğer bazı şehirlerde sivillere yönelik ‘vahşi eylemler ve toplu katliamlar’ gerçekleştirdiğini ve bunun ‘savaş suçu’ teşkil ettiğini iddia ederken, uluslararası bir uzman, yollara saçılan cesetlerin şok edici görüntülerinin savaş suçunu yansıttığını, ancak bu görüntülerin tek başına kanıt teşkil etmeye yeterli olmayacağını söyledi. Görüntülerin yasal kanıt teşkil edebilmesinin karmaşık bir süreç olduğuna değinen uzman, suçluların yargı önünde temessülünün sağlanmasının da ‘zorlu bir görev’ olduğunu vurguladı. Öte yandan Moskova, söz konusu eylemleri işlediğini reddetti ve Kiev’e yönelik ‘kurgu ve provokasyon’ ithamını yineledi. Sivilleri hedef almadıklarını iddia eden Rus yetkililer, Batı’nın Rusya’yı itibarsızlaştırmak amacıyla ‘sahtekarlığa’ başvurduğunu ileri sürdü.
Rus kuvvetlerinin Ukrayna'nın başkenti Kiev'i çevreleyen kasaba ve köylerden çekilmesinin ardından, Kiev yönetimi, Rus askerleri tarafından öldürülen sivillerin cesetlerini, tahrip edilen ev ve taşıtları görüntüledi ve gazetecileri bu sahnelere tanık kıldı.  
Uluslararası suçlarda hesap verebilirliği sağlamak için çalışan TRIAL Uluslararası Sivil Toplum Kuruluşu'nun Başkanı Philip Grant, Buça ve diğer kentlerdeki ‘sivil cesetlere’ dair görüntülerin, güçlü olmakla birlikte, bu tür görüntülerin tek başına, savaş suçu işlendiğini ve kimin sorumlu olduğunu yasal olarak kanıtlamak için yeterli olmayacağını söyledi. Fransız haber ajansı AFP’ye konuşan Grant, “Görüntüler nadiren tanımlayıcı kanıt olarak kabul edilir. Önemli unsurları ortaya çıkarabilirler, ancak tüm hikâyeyi ortaya çıkarmaları düşünülemez” dedi.  
Olayları yorumlarken ‘temkinli’ olmak gerektiğinin altını çizen Grant, geçmişteki manipülasyon ve yanlış yorumlama örneklerine işaret ederek, “Örneğin, 1989'da Romanya'daki Timişoara ayaklanması sırasında bir katliam yaşandığına dair dramatik yanlış raporlar sunulmuştu. Sovyetler, Nürnberg mahkemeleri sırasında 1940’da Polonya’da Katyn’de işlediği katliamın sorumluluğunu Nazi Almanya’sına yüklemeye çalışmıştı” değerlendirmesinde bulundu.  
Ukraynalı yetkililer, başkent Kiev'in kuzeyindeki Buça’da bir kilise yakınında toplu mezar bulduklarını, burada 150 ila 300 ceset olabileceğini söyledi. ABD merkezli bir şirket, Buça’da haftalar önce çekilen uydu görüntülerinde sokaklarda cesetlerin tespit edildiğini, bu durumun Rusya’nın, cesetlerin ‘kurgu’ ya da Ukraynalılar tarafından öldürülen kişilere ait olduğu iddiasını çürüttüğünü belirtti.  
Reuters muhabirleri, Buça’da, kolları arkadan bağlı olarak başlarından vurulmuş dört kurbana ait cesetleri görüntüledi. Bölge sakinleri, tanıdıkları bazı sivillerin başlarından vurularak infaz edildiğini ve bazı kişilerin işkence edilerek öldürüldüğünü aktardı. Buça sakinlerinden Serhiy Lahovskiy, kasaba Rus güçleri tarafından işgal edildiğinde ortadan kaybolan çocukluk arkadaşını, ağzına ateş edilerek infaz edilmiş halde bulduğunu ve cesedini gömdüğünü söyledi. Lahovskiy ağlayarak, ‘’Bu hayvanlar onu neden vurdu? Bu Rusya değil bu bir canavar’’ dedi.  
Katoliklerin ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa Franciscus, Ukrayna savaşı nedeniyle Birleşmiş Milletleri etkisiz kalmakla eleştirdi ve savaşı şiddetle kınadı. Papa Franciscus, “Ukrayna'daki mevcut savaşta, BM örgütünün acizliğine tanık oluyoruz. Ukrayna’da zulüm giderek daha korkunç bir hal alıyor. Savaşta siviller, kadın ve çocuklar can veriyor” dedi.  
Buça’da bulunan toplu mezarlar ve kolları bağlı olarak infaz edilmiş sivillerin görüntüleri, uluslararası medya tarafından yayınlandıktan sonra tüm dünyada bir öfke dalgasına yol açtı. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği ofisi, ‘tüm göstergelerin sivil kurbanların kasten doğrudan hedef alınarak öldürdüğünü gösterdiğini ve bunun fiili olarak savaş suçu oluşturduğunu’ açıklamıştı. Ancak Philip Grant, görüntülerin tek başına ‘bu sorumluluğun belirli bir kişi veya gruba yüklenmesine’ olanak tanımadığını vurguladı. Grant, “Eğer bunu Ruslar yaptı deniyorsa, katliam emrini kimin verdiğinin tespit edilmesi gerekir. Vladimir Putin mi? Bir saha komutanı mı? Ya da milis güçler mi işledi? Bunların hiçbiri net değil, sonuçta bu suçlardan dolayı kimin mahkeme önüne çıkartılacağının belirlenmesi için henüz çok erken. Savaş suçu ile ilgili yargı süreci, oldukça uzun sürebilen karmaşık bir mekanizmadır’’ değerlendirmesinde bulundu.  
 Philip Grant, bu tür soruşturmalarda ilk adımın ‘suçun işlendiğini doğrulamak’ olduğunu kaydetti. Grant, ‘’Bunun açıkça görüldüğü iddia edilebilir ancak bu yeterli değildir. Örneğin bazı cesetlere rastladığınızda ya da bir toplu mezar bulduğunuzda bu bir savaş suçu yaşandığını kanıtlamaz. Özellikle devam eden bir savaş bağlamında değerlendirirsek, savaşta bir askeri öldürmek suç değildir. Ancak yaralandıktan sonra ya da esir alındıktan sonra öldürülürse bu bir suçtur. Askerlerin çatışmada öldürülmesi ve toplu mezara gömülmesi suç teşkil etmez. Ancak mezarda bir aile bulursanız bu bir suça işaret eder. Bir suçu tespit ettikten sonra en zor ve karmaşık olan, kimin sorumlu olduğunu belirleme görevidir” diye konuştu.  
Savaş suçlarında, komuta zinciri uyarınca ‘birkaç katmana’ yayılabilecek bir sorumluluk bulunabileceğine işaret eden Philip Grant, bu durumda en zor olanın ‘zanlılara ulaşmak’ olduğuna dikkati çekti. Ukrayna’nın soruşturmaları Putin’i suçlu bulursa, bu kişinin tutuklanması gerektiğine işaret eden Grant, “Bu elbette kolay olmayacaktır ancak imkansız da değildir, nitekim savaş suçlarında zamanaşımı söz konusu değildir” dedi.  
BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet, Ukrayna'nın Buça şehrindeki görüntülerden dehşete düştüğünü belirterek ‘bağımsız ve etkili’ soruşturma yapılması çağrısında bulunmuştu. Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Batılı ülkeler, Rusya’nın 24 Şubat’tan bu yana işlediği savaş suçlarını araştırmak için hazırlık yapıyor.  
Elysee Sarayı, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Ukraynalı mevkidaşı Vladimir Zelenskiy arasında gerçekleşen telefon görüşmesinin ardından, Paris'in, Rus kuvvetleri tarafından Ukrayna'da işlenen katliamların soruşturulmasının yürütülmesine yardımcı olmak için mali ve insani destek sağlayacağını duyurdu. Yapılan açıklamada, Macron'un Zelenskiy’ye, Buça ve diğer bölgelerden gelen görüntülerin Fransız kamuoyunda şok etkisi uyandırdığını söylediği ve Fransa’nın adaletin yerini bulması için soruşturmalara tam destek vereceği hususunda güvence verdiği belirtildi.  
Açıklamada, Fransa’nın Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne 490 bin avroluk ek destek verdiği ve yıllık 13 milyon Avro olan ödemesini vadesi gelmeden yaptığı kaydedildi. Ayrıca Fransa’nın, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin hizmetine iki yargıç ve on jandarma verilmesini teklif ettiği ve suçların tespit edilmesi için Ukrayna’ya bir teknik ekip sevk etmeyi önerdiği ifade edildi.  
Fransa, Almanya, İtalya, İspanya, Bulgaristan ve Slovenya, Kiev yakınlarındaki ‘katliam görüntülerinin’ ardından, bu hafta onlarca Rus diplomatı sınır dışı etti.  
İngiltere Sağlık Bakanı Sajid Javid dün yaptığı açıklamada, dünyanın Ukrayna'daki katliamları durdurmak için harekete geçmesi gerektiğini söyledi. Javid BBC televizyonuna yaptığı açıklamada, “Avrupa’da 1995’ten (Bosna katliamları) beri bu ölçekte bir şey görmemiştik. Yıllar sonra yeni katliamların yıl dönümlerini anmak istemiyoruz. Dünyanın bu katliamları durdurma gücü var, artık harekete geçilmeli” dedi.  
Bu arada, Sınır Tanımayan Doktorlar, Ukrayna’nın Mikolayiv kentinde üç hastanenin bombalandığını açıkladı. Sağlık çalışanları ve hastalara yönelik saldırıların durdurulmasını talep eden örgüt, saldırılar gerçekleşirken hastanelerde bulunan üyelerinin yaralanmadığını bildirdi. Örgütün Ukrayna’daki misyonunun başındaki Michel Olivier Lacharite, Karadeniz’deki liman kentinde bulunan hastanelerin misket bombalarıyla vurulduğunu düşündüklerini belirterek, “Patlama nedeniyle bir gaz sızıntısı oluştu. Ekibimiz olay yerinden kaçtı. Kaçarken yolda cesetler ve yaralı insanlar gördüklerini söylediler” dedi.  
Mikolayiv Belediye Başkanı Oleksandr Senkevich pazartesi günü yaptığı açıklamada, gün içinde şehri hedef alan Rus bombalamalarında on sivilin öldüğünü ve en az 46 kişinin yaralandığını duyurmuştu. Ukrayna Savcılığı'na göre pazar günü, Rus kuvvetlerinin Mikolayiv ve Ochakiv şehirlerine düzenlediği hava saldırılarında 8 kişi öldü, 34 kişi yaralandı. Ukrayna'nın en büyük limanı olan Odessa yolu üzerinde bulunan Mikolayiv, savaş öncesi 475 bin kişilik nüfusa sahipti.



Maskat görüşmeleri sona erdi… Devamı diğer başkentlerde yapılacak istişarelere bağlı

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
TT

Maskat görüşmeleri sona erdi… Devamı diğer başkentlerde yapılacak istişarelere bağlı

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi

Umman Sultanlığı'nda bugün gerçekleştirilen İran ve ABD arasındaki görüşmeler sona erdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, iki tarafın bugünkü görüşmelerde dile getirilen mesajlar konusunda her iki ülkenin başkentleriyle istişarede bulunduktan sonra görüşmelere devam etme konusunda anlaştığını açıkladı.

İran ve Amerikan heyetleri, Umman arabulucusu Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi aracılığıyla mesaj alışverişinde bulundular. El-Busaidi, bugünkü görüşmelerin "çok ciddi" olduğunu ve her iki tarafın pozisyonlarını netleştirmeye ve ilerleme kaydedilebilecek olası alanları belirlemeye yardımcı olduğunu söyledi.

Arakçi, görüşmelerin atmosferinin "iyi" olduğunu ve bir sonraki oturumun tarih ve yerinin birkaç gün içinde belirleneceğini ifade etti.

Washington, Tahran ile yapacağı görüşmelerde İran'ın nükleer programını, balistik füzelerini, bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteği ve kendi halkına yönelik muamelesini de ele almak istiyor. Ancak İran, yalnızca nükleer konuları görüşmek istiyor.


Haritalarla değil, anlaşmalarla şekillenen jeopolitik sınırlar

Sarah Gironi Carnaville/Dergi
Sarah Gironi Carnaville/Dergi
TT

Haritalarla değil, anlaşmalarla şekillenen jeopolitik sınırlar

Sarah Gironi Carnaville/Dergi
Sarah Gironi Carnaville/Dergi

Steve Hewitt

“Asla satılık olmayan yerler vardır.” Bu sözlerle Kanada Başbakanı Mark Carney, Mayıs 2025'te Oval Ofis'te ABD Başkanı Donald Trum’a karşı durdu; bu sahne sembolik bir anlam taşıyordu.

Bu sözler Davos'ta söylenmedi, Grönland ile ilgili olarak Danimarka Başbakanı'na yöneltilmedi. Aksine, Carney'nin Trump'ın Kanada'ya yönelik bölgesel emellerini dizginlemeye çalıştığı bir anda Washington'da söylendi; bu emeller, Başkan’ın ikinci dönem için Beyaz Saray'a dönüşünden bu yana iki ülke arasındaki ilişkileri yeniden etkilemeye başladı. Trump'ın bu söze karşılığı ise kısa ve net bir işaret taşıyordu: “Asla deme.”

Toprak satışları ile ilgili sözlü atışmanın ardında, büyük ölçüde fark edilmeyen tarihi bir ironi yatıyordu. Trump ve Carney, modern sınırları büyük ölçüde başkalarından ister satın alma yoluyla isterse zorla, elde edilen topraklarla şekillenen iki ülkeyi yönetiyorlar.

Kanada örneğinde, bu durum tek bir devasa anlaşmayla cisim buldu. 1670 yılında kürk ticareti şirketi olarak kurulan ve 2025 yılında tasfiye edilen Hudson Bay Şirketi, 1870 yılında 3,8 milyon kilometrekarelik bir alanı kapsayan Rupert's Land olarak bilinen bölgeyi Kanada hükümetine sattı. Bu anlaşma, Kuzey Amerika tarihindeki en büyük toprak satın alımı sayılıyor. Günümüz Kanada'sının üçte birini temsil ediyor ve değerinin bugünkü dolar karşılığı yaklaşık 35 milyon Kanada dolarıdır. Ancak, bu topraklarda yaşayan yerli halkın görüşleri dikkate alınmamıştı ve bu durum, yeni yönetim düzenlemelerine karşı 1870 ve 1885 yıllarında iki ayaklanmaya yol açtı.

Kanada bu büyük anlaşmayı yaptığında, Amerikan toprak genişleme modeli zaten yerleşmişti. Orijinal on üç koloni, günümüz Amerika Birleşik Devletleri'nin yalnızca yaklaşık yüzde 12'sini temsil ediyordu. Bunu takiben kademeli bir ilhak, savaş ve satın alma süreci yaşandı. İlhak, Hawaii ve Teksas da dahil olmak üzere birçok bölgeyi kapsıyordu. Savaş yoluyla genişleme, 1846-1848 yılları arasında gerçekleşen Meksika-Amerika Savaşı’yla yaşandı ve bu savaş, Washington'un yaklaşık 1,3 milyon kilometrekarelik bir alanı (bugün Kaliforniya, Nevada ve Utah da dahil olmak üzere birçok eyaleti kapsayan bölgeyi) ele geçirmesiyle sonuçlandı. Ardından, ABD'yi bugün bile kontrolü altında olan Pasifik ve Karayipler'deki topraklarıyla kıtalararası bir emperyal güç konumuna getiren 1898 İspanya-Amerika Savaşı yaşandı.

Fetih ve ilhakın yanı sıra, toprak satın alımları da Amerikan devletinin inşasında sağlam şekilde yerleşmiş bir araç olmayı sürdürdü. Bu tarihi miras, Donald Trump'ın toprak edinme yaklaşımıyla doğrudan bağlantılı ve Grönland hakkındaki açıklamalarını, haritaların antlaşmalar ve savaşlarla değiştirildiği ve toprakların, halkları için bir vatan haline gelmeden önce uluslar arasında müzakere konusu olduğu eski bir siyasi geleneğin bağlamına yerleştiriyor.

En etkili emsaller 19. yüzyıla kadar uzanıyor ve Trump'ın 21. yüzyılda Grönland hakkındaki açıklamalarında dayandığı tarihsel bir arka plan sunuyor

Trump'ın Grönland ile ilgili girişimleri, 19. yüzyılda ABD'de yaygın olan bir siyasi modele dönüşü yansıtıyor. O zamanlar ülke bugünkünden daha küçüktü, ancak kıtasal ağırlık kazandıran ve emperyal bir güç olarak konumunu sağlamlaştıran hızlı bir genişleme sürecine girmişti.

Ne var ki ABD bağımsız bir oluşum olarak var olmadan önce bile, efsanevi hayal gücünde bir toprak satın alma anlaşmasıyla bağlantılıydı. 1626'da bir Hollandalı yerleşimci, Manhattan Adası'nı neredeyse hiçbir değeri olmayan mallar karşılığında satın almıştı. Popüler anlatı bunu, topraklarının gaspını haklı çıkarmak için saf Yerli Amerikalıların kandırılması olarak tasvir etse de gerçek çok daha karmaşıktı ve toprak mülkiyetinin ne anlama geldiğine dair kökten farklı ve birbirinden uzak anlayışları içeriyordu.

En etkili emsaller 19. yüzyıla kadar uzanıyor ve Trump'ın 21. yüzyılda Grönland hakkındaki açıklamalarında dayandığı tarihsel bir arka plan sunuyor. Gerçek şu ki, Başkan da geçmişi günümüzle ilişkilendirmekten çekinmiyor. Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun tutuklanmasıyla ilgili olarak, Avrupalı güçleri Batı Yarımküre'ye müdahale etmemeleri konusunda uyaran 1823 tarihli Monroe Doktrini'ne atıfta bulundu; Washington bu bölgeyi kendi etki alanı içinde görüyordu. Trump kendi versiyonuna “Donroe Doktrini” adını verdi. Ayrıca, en sevdiği Amerikan başkanının, ABD'nin İspanya ile savaşı sırasında kıta sınırlarının ötesine genişlediği bir dönem olan 1897-1901 yılları arasında görev yapan Başkan William McKinley olduğunu da açıkladı.

ABD Başkanı Donald Trump, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık toplantısında konuşma yapıyor (AFP)ABD Başkanı Donald Trump, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık toplantısında konuşma yapıyor (AFP)

19. yüzyıl, yeni kurulan Amerika Birleşik Devletleri'nin üçüncü başkanı Thomas Jefferson dönemindeki ilk büyük toprak satın alımına tanık oldu. 1803'te, Napolyon yönetimindeki Fransa, Kuzey Amerika'nın kalbinde, daha önce İspanya kontrolünde olan 2,14 milyon kilometrekarelik geniş bir bölgeyi kendisine sattı. Anlaşmanın değeri 15 milyon dolardı; bu da günümüzde yaklaşık 350 milyon dolara denk geliyor. Bu alan, orijinal on üç koloninin yüzölçümünü iki katından fazla artırdı ve daha sonra kurulan on beş Amerikan eyaletinin temeli oldu.

Ardından, İspanya'nın bölge sakinlerinin İspanyol hükümetine sunduğu mali talepleri Washington'un karşılaması karşılığında 1819 tarihli Adams-Onís Antlaşması ile devrettiği Florida bölgesi ABD topraklarına katıldı. Amerika Birleşik Devletleri, Madrid'e bu topraklardan vazgeçmesi için sürekli baskı uyguluyordu ve İspanya mali krizi sırasında nihayet bunu kabul etmeden önce Washington bölgenin batı kesimi üzerinde zaten kontrol kurmuştu.

Colón'daki Panama Kanalı'nın havadan görünümü, 1 Şubat 2025 (Reuters)Colón'daki Panama Kanalı'nın havadan görünümü, 1 Şubat 2025 (Reuters)

1854'te ise Meksika'daki ABD elçisi James Gadsden'in adını taşıyan Gadsden Anlaşması imzalandı. Bu anlaşma kapsamında Meksika, günümüzde güney Arizona ve New Mexico'yu oluşturan yaklaşık 77 bin kilometrekarelik topraklarını sattı. Washington, Güneybatı'yı Pasifik Okyanusu'na bağlayan bir demiryolu inşaatını kolaylaştırmak için bu toprakları satın almaya çalışıyordu.

Bir diğer büyük toprak satın alımı yine 19. yüzyılda gerçekleşti. 1867'de Amerika Birleşik Devletleri Alaska'yı Rusya'dan satın aldı. Bölge 1,5 milyon kilometrekareden fazla bir alanı kapsıyordu ve bugünkü değeriyle 132 milyon dolara mal olmuştu. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre anlaşmayı ABD Dışişleri Bakanı William Seward müzakere etmişti ve o dönemde satın alınan toprakları işe yaramaz, donmuş bir bölge olarak gören muhaliflerden gelen eleştiri dalgasıyla karşı karşıya kalmıştı. Ancak Alaska daha sonra 49. eyalet ve yüzölçümü bakımından ülkenin en büyük eyaleti oldu.

1916'da Washington, Panama Kanalı'na yakınlığı ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın burayı denizaltı üssü olarak kullanabileceği korkusuyla Danimarka’ya ait Batı Hint Adaları'na el koymaya çalıştı

1916'da Washington, Panama Kanalı'na yakınlığı ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın burayı denizaltı üssü olarak kullanabileceği korkusu nedeniyle Danimarka’ya ait Batı Hint Adaları'na el koymaya çalıştı. Washington ve Kopenhag arasında bir anlaşma imzalandı ve ardından Danimarkalılar tarafından ulusal bir referandumla onaylandı. Anlaşmaya göre, adalar 25 milyon dolara (bugünkü değeriyle yaklaşık 633 milyon dolar) ABD egemenliğine devredildi ve Amerikan Virgin Adaları olarak yeniden adlandırıldı.

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Grönland'daki ABD Ordusu’na ait Pituffik Uzay Üssü’nde, 28 Mart 2025 (AFP)ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Grönland'daki ABD Ordusu’na ait Pituffik Uzay Üssü’nde, 28 Mart 2025 (AFP)

O dönemdeki anlaşma, Danimarka'nın Grönland üzerindeki egemenliğini tanıyan bir madde içeriyordu. Ancak bu tanıma, Washington'un İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra adayı satın alma girişimini engellemedi ve bu fikir, Trump'ın ABD'nin nüfuzunu genişletme vizyonunun bir parçası olarak son yıllarda yeniden gündeme geldi.

Bu bağlamda, Trump tarafından sunulan ABD'nin toprak satın alımları yoluyla genişlemesi, ülkenin siyasi tarihinde uzun süredir devam eden bir geleneğin uzantısı gibi görünüyor. Aynı şekilde Washington'un, satmakta tereddüt eden taraflarla başa çıkarken siyasi ve ekonomik baskı taktiklerine başvurmasının, Kopenhag, Nuuk, Ottawa veya Panama City’de (sonuncusu, Trump'ın 1977 anlaşmasıyla Panama'ya devredildikten sonra yeniden Amerikan kontrolüne geri dönmesini istediğini söylediği Panama Kanalı ile bağlantılı) çok sayıda örneği bulunmaktadır. Başkanın, ülkesinin topraklarını genişletme çabalarında- ki bunu ABD’nin bağımsızlığının 250. yıldönümüyle ilişkilendirmiş de olabilir- kesin bir “hayır” cevabıyla karşılaşıp karşılaşmayacağı sorusu hâlâ ortada duruyor.


Woody Allen’ın kızı, üniversiteye Epstein’in torpiliyle girmiş

Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
TT

Woody Allen’ın kızı, üniversiteye Epstein’in torpiliyle girmiş

Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)

Jeffrey Epstein, Woody Allen'ın kızının ABD'deki bir üniversiteye girmesini sağlamış.

ABD Adalet Bakanlığı'nın geçen hafta yayımladığı dava belgelerinde, Allen'ın eşi Soon-Yi Previn'in Epstein'le yazışmaları ortaya çıktı. 

2017 tarihli yazışmada Previn, evlatlık kızları Bechet Allen'ın New York'taki Bard College'a kabul sürecine katkısı nedeniyle Epstein'e teşekkür ediyor. 

E-postalara göre Epstein, üniversitenin rektörü Leon Botstein'la kişisel bağlantısı sayesinde Allen'ın kızının okula kabul edilmesini sağlamış.

Previn'in mesajında şu ifadeler yer alıyor: 

Bechet'ın biraz zorlanmasının ve önceden okula kabul aldığını bilmemesinin en iyisi olduğunu düşünüyorum. Böylece Bard'a girene dek biraz ter dökmüş ve bunu gerçekten istemiş olur. Bizim adımıza bu işi hallettiğin teşekkür ederim. Bunun benim için ne kadar önemli olduğunu anlatamam.

Botstein'ın sözcüsü David Wade, New York Times'a gönderdiği açıklamada, Mayıs 2021'de mezun olan Bechet'ın okula kendi başarısı sayesinde kabul edildiğini savunarak iddiaları yalanladı. 

Wade, Botstein'ın onlarca yıldır başvuru sürecindeki ailelerle görüştüğünü, kampüs ziyaretleri ve kabul görüşmeleri konusunda çok sayıda talebe yanıt verdiğini belirterek, "Buradaki tek fark, Epstein'in kendi etkisinin önemli olduğuna aileyi inandırmaya çalışması" dedi.

Sözcü, Epstein hakkında "Her gün güneşin doğuşunu bile kendine mal eden seri bir yalancıydı" ifadelerini kullandı. 

Haberde, Bard College'ın başvuruların yaklaşık yüzde 40'ını kabul ettiği de vurgulanıyor.

Timothée Chalamet'ye sert sözler

Previn'in 2018'de Epstein'e gönderdiği e-postada oyuncu Timothée Chalamet hakkında sarf ettiği ifadeler de dikkat çekti. 

Allen'ın eşi, mesajında "O şerefsiz Chalamet'nin filminin iyi eleştiri almamasına sevindim" diyor. 

Yazışmada bahsedilen filmin, Chalamet'nin başrolde oynadığı 2018 yapımı Sıcak Bir Yaz Gecesi (Hot Summer Night) olduğu düşünülüyor.

Diğer yandan Chalamet, Woody Allen'ın çekimlerini 2018'de tamamladığı New York'ta Yağmurlu Bir Gün'ün (A Rainy Day in New York) kadrosunda da yer alıyordu. 

Amazon, #MeToo hareketinin yükselişi ve Allen'a yönelik geçmiş cinsel istismar suçlamalarının yeniden gündeme gelmesi nedeniyle filmi rafa kaldırılmıştı. Yapım daha sonra farklı şirketler tarafından 2020'de ABD'de vizyona sokulmuştu. Chalamet de filmden kazandığı parayı hayır kurumlarına bağışlamıştı.

Independent Türkçe, New York Times, Variety, NME