Cahiliye Arapları gerçekten kızlarını gömdüler mi?

Suudi bir araştırmacı, olguyu ‘tarihi bir yanılsama’ olarak nitelendirip inkâr ederek tartışmalara yol açtı

Araştırmacılar, Cahiliye dönemindeki aile ilişkisi ve babaların kız çocuklarını öldürdüğü gerçeği hakkında tartışmalara yol açtı (Independent Arabia- Alaa Rüstem)
Araştırmacılar, Cahiliye dönemindeki aile ilişkisi ve babaların kız çocuklarını öldürdüğü gerçeği hakkında tartışmalara yol açtı (Independent Arabia- Alaa Rüstem)
TT

Cahiliye Arapları gerçekten kızlarını gömdüler mi?

Araştırmacılar, Cahiliye dönemindeki aile ilişkisi ve babaların kız çocuklarını öldürdüğü gerçeği hakkında tartışmalara yol açtı (Independent Arabia- Alaa Rüstem)
Araştırmacılar, Cahiliye dönemindeki aile ilişkisi ve babaların kız çocuklarını öldürdüğü gerçeği hakkında tartışmalara yol açtı (Independent Arabia- Alaa Rüstem)

Suad el-Ya’la*
Suudi araştırmacılar, İslam'ın ortaya çıkmasından önceki topluma yönelik dini söylemin benimsediği ünlü tarihi hikayelerden birinin güvenilirliğini kırmaya çalıştı. Bu konu kız çocukların diri diri gömülmesiydi.
Suudi Arabistan'ın eğitim müfredatı aracılığıyla kızlara karşı İslam öncesi bebek cinayeti olgusunu incelediği bir dönemde araştırmacılar bunu eleştirdiler.  İslam öncesi topluma yönelik açık bir önyargı ve ikna edici sebepler olmaksızın veya utanç bahanesi altında, ahlaksız suçlar işleyerek onu şeytanlaştırma ve yaftalama girişimi olarak gördüler.
‘Kız çocukların diri diri toprağa gömülmesi’ konusunda bölünen görüşler
Bu konu hakkında görüş beyan edenlerin sonuncusu, Rotana kanalına verdiği röportajla Suudi Akademisyen Merzuk bin Tenbak oldu. Görüşleri, özellikle de kız çocuklarını öldürme konusuyla ilgili olarak birçok araştırmacı ve gözlemcinin öfkesini uyandırdı. Dini, tarihi ve edebi konularla ilgilenen isimlerden, bazıları ihtiyatlı davranan, bazıları bunu kişisel gayret olarak gören, bazıları da onu uzmanlaşmamakla suçlayan yüzlerce muhalif yanıt alındı. Öte yandan bazı araştırmacılar onu desteklerken, diğer kanıtları geçersiz kılan ve Merzuk bin Tenbak'ın söylediklerinin doğruluğunu kanıtlayan görüşler öne sürdüler.
Merzuk İbn Tenbak, Cahiliye döneminde ‘kız çocuklarının’ diri diri toprağa gömülmesi olgusu hakkında şüphe uyandırdı. Al-Resala Vakfı tarafından birkaç yıl önce yayınlanan ‘Gerçek ve Yanılgı Arasında: Kız Çocuklarının Diri Diri Gömülmesi’ kitabında bu konuyu bilimsel olarak tartıştı. Tenbak, kitabında Arap kaynakları ve arşivlerinin, Arapların kızlarını diri diri gömmeleri konusunda söylediklerine yer verdi.

Tarihi yanılgı
Araştırma sırasında yazar, kız bebek cinayetlerinden bahseden hikayelerin çoğunun, duruma ve intihale olabildiğince yakın bir hikâyeye dayandığı sonucuna varır. Yazar, hikayelerin orijinal kaynaklarına döndüğünde daha da şüpheci olduğunu ifade eder.
Merzuk bin Tenbak, kitabı aracılığıyla, Araplar arasında kız bebek öldürme olgusunu haberlerin ve rivayetlerin aktarıldığı şekilde belgelemeye uygun herhangi bir delilin geçerliliğini kanıtlamaya meydan okuyor.
Merzuk İbn Tenbak, Razi'nin ‘Mefatihu'l-Gayb’ adlı eserinde anlattıklarından ulaştıkları da dahil olmak üzere, İslam öncesi dönemde bir erkeğin karısında doğum işaretleri belirdiğinde, saklanıp halktan kaybolduğuna dair birçok kanıt aktarır. Doğacak çocuğun cinsiyetini öğrenene kadar bekler. Doğan çocuk erkek olursa, büyük bir coşkuyla sevinir. Eğer kız olursa da üzülür ve günlerce ortadan kaybolur. Onunla ne yapacağını düşünür.
Merzuk bin Tenbak’a göre pek çok tefsir ‘yetevara’ kelimesini, ortadan kaybolmanın, evden kaçmanın, çocuğun doğumunu ve cinsiyetinin ne olacağını bilene kadar beklemenin bir hikayesi haline getirmiştir. Öte yandan Kur'ân metninin belagatı ise, yüzünü çeviren ve içine kapanan ve insanların meclisinden uzaklaşan öfkeli, kin ve kederli kişinin durumunu tasvir ediyor. ‘Yetevara’ kelimesinin ima edildiği gibi, kaçış anlamında kullanılmadığını öne sürüyor. Bunun, ‘müfessirlerin, ‘yetevera mine’l kavm’ ifadesini, sadece doğrudan anlamıyla algılamaları ve anlamalarından kaynaklandığını belirtiyor.
Yazar, gerçek tefsirin ve ‘veîd’ ifadesinden asıl kast edilenin ‘evlilik dışı doğan gayrimeşru çocuklardan kurtulmak olduğunu’ ve bunun her dönemde yaşanabildiğini ifade ediyor.
Merzuk bin Tenbak, çalışmasında bu konunun ‘tarihsel’ bir yanılsama ve İslam öncesi dönemki bazı raviler tarafından uydurulmuş bir yalandan’ ibaret olduğu sonucuna varıyor. Bunun, hafıza sorunu ve halkın haya gücü aracılığıyla ortaya çıktığını iddia ediyor. Hikayelerin isnad zincirinin İslam döneminde başlayıp yine bu dönemde sona erdiğini ifade eden Suudi Akademisyen, Kur’an-ı Kerim’de geçen ‘mev’ûde’ ifadesinin cinsiyetine bakılmaksızın bir candan bahsettiğini ve veled-i zina olması nedeniyle diri diri gömülerek ondan kurtulduklarına işaret ettiğini ifade ediyor.

Yaygın olmayan bireysel vakalar
Merzuk bin Tenbak’ın gündeme getirdiği konu, Independent Arabia’nın da ulaştığı birçok araştırmacı tarafından verilen tepkileri incelemeyi gerektirdi. Bunlar arasında, Merzuk bin Tenbak’ın söylediklerini destekleyen yazar Muhammed es-Saad da vardı. Saad, “Veîd olgusunun belirli bir çıkış tarihi yok. Bunun net bir nedeni yok. Çoğu durumda, toplumda yaygın bir fenomen değildi. Varsa da açık ve belirli nedenleri olmayan, bireysel ve istisnai durumlardır. İslam öncesi toplumda yaygın bir olgu olsa, bunun ilk sonucu, toplumun demografik yapısında bir bozulmadır. Bu durum, cinsiyet açısından dengesizliklere yol açar. Bu dengesizlikler, evlilik yapacak kadınlar olmadığı için bu dengesizliklerden etkilenen toplumda bir evlilik krizi yaratacaktır. Bu krizi, kadın kaçırma ve kadın ticaretinin yaygınlaşması gibi beraberindeki krizler izleyecektir” değerlendirmesinde bulundu.
Saad, utanç bahanesiyle bebek öldürmenin, geçersiz argümanlar arasında olduğunu ve bunu destekleyecek herhangi bir tarihsel delil bulunmadığını da sözlerine ekledi. Hz. Peygamber'in gönderildiği dönemde ve Kuran'da çocukların öldürülmesini yasaklayan ayetler indirildiğinde, bu ayetlerin toplum tarafından reddedildiğine dair bir delil tespit edilmediğini söyledi. Muhammed es-Saad, “Peygamber döneminde, kadim dinlerine bağlı kalan kabileler arasında bile herhangi bir veîd olayı okumadık. Bu, eğer geniş bir alana yayılmış olsaydı, soyları kesilecekti. Erkek olsun, kadın olsun, sadece birkaç Arap bulabilecektik. Araplar da İslami davetle ayağa kalktıklarında, bu kadar kalabalık değillerdi.

Tamamen ekonomik sebep
Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı  habere göre, Saad, genel olarak, çocukların öldürülmesi konusunu ele alan tüm Kur’an ayetlerinin, tamamen ekonomik bir nedene bağlı olarak indirildiğini ifade etti. Bu nedenin, özellikle de kuraklık yıllarında söz konusu olan yoksulluk ve maddi sıkışıklık olduğunu söyledi. Suudi Akademisyen, “Allah Teala bu konuda şöyle buyuruyor: “Geçim endişesi ile çocuklarınızın canına kıymayın. Biz, onların da sizin de rızkınızı veririz.” (İsra-31) Ayette cinsiyet belirtilmemiştir. Çünkü çocukları öldürme eyleminin temel faktörü cinsiyet değil, ekonomidir. Hem kız hem erkek çocukları bunun kurbanı olabilir. Ne yazık bu suçlar, iş, barınma ve yaşamda ekonomik krizlere neden olan kıtlık veya nüfus patlamalarını önlemek ve çok sayıda insandan kurtulmak için toplu katliamlarla kendini haklı çıkaran kişiler tarafından modern çağda da işlenmeye devam etmektedir.  

Savaşlarda esaret korkusu
Fıkıh Cemiyeti üyesi ve İmam Muhammed bin Suud İslam Üniversitesi'nde Şer’i İlimler Profesörü Suud el-Hannan, konu hakkında “Bazıları kız çocuklarının öldürülmesi konusunu utanç kavramıyla ilişkilendiriyor. Bence bu mantıksız bir sebep. Yeni doğan kız çocuğu, henüz günah işlememiştir. Daimî ve sürekli bir istila zamanında yaşayan eski toplumlarda utancın ne olduğunu bilmemiz için utanç kavramının kendisinin açıklığa kavuşturulması ve detaylandırılması gerekiyor. Bu toplumlardaki utanç, doğal sonucu esaret ve tutsaklık olacak olan işgal, kabileler ve halklar arasındaki savaş ile tamamen ve ayrıntılı olarak bağlantılıdır. İşgal tutsakları, fetih ve tarıma dayalı toplumlarda işgücünü temsil ediyordu. Köle ticareti, modern ekonomi anlayışına göre önemli bir insan gücü veya insan kaynağı oluşturuyordu. Bu nedenle, utancın sosyal temeli, babanın, kızının işgalci bir kabile veya grup tarafından esir alınmasından korkmasında yatmaktadır. Utanç burada, babanın ya da kabilenin üyelerini koruyamaması ile bağlantılıdır” görüşünü dile getirdi.

Asılsız hikâye
Hannan, İslam Halifesi Ömer İbnu’l Hattab hakkında anlatılan el-Faruk’un bir Cahiliye adeti olan kızların diri diri toprağa gömüldüğüne ve İslam öncesi dönemde kızlara karşı bir radikalizm olarak kızını diri diri gömdüğünü, toprağı kazdığı sırada sakalına bulaşan toprağı kızının silip temizlediğini, fakat buna rağmen ona merhamet göstermeyip yine de gömdüğünü anlatan ünlü hikâye, asılsız bir hikayedir. Çünkü Hz. Ömer'in evlendiği ilk kadının Zeyneb bint Ma’zun olduğu bilinmektedir. Hafsa, Abdullah ve Abdurrahman olmak üzere üç çocukları vardı. Hafsa’nın Risalet’ten beş yıl önce dünyaya geldiği biliniyor. Burada ortaya şu soru çıkıyor: Hafsa, Hz. Ömer'in (r.a) en büyük kızı olduğu ve onu öldürmediğine göre, neden ondan daha küçük olan bir kızını diri diri gömsün?

İntikam güdüsü
Öte yandan İslam tarihi araştırmacısı Profesör Muhammed eş-Şeybani, Araplardan kızlarını diri diri toprağa gömen kişinin, Kays bin Asım olduğuna dikkat çekti. Ardında kızları için yetersiz birini bırakmaktan korktuğu için sekiz kızını diri diri gömdüğünü söyledi.
Şeybani, Kays bin Asım et- Temîmî’nin kızlarını öldürme sebebi hakkında şu ifadeleri kullandı: “Numan bin el-Munzir, Beni Temîm'i ordusuyla işgal ederek kadınlarını esir aldı. Bunun üzerine Temîmliler, esirlerini serbest bırakması için Numan’a elçi gönderdiler. Numan, kadın ve kızlardan isteyenlerin kabilelerine dönebilmelerine izin verdi. Babalarını seçenleri babalarına gönderdi. Eşlerini tercih edenleri, eşlerinin yanında bıraktı. Esir kadın ve kızların tümü kabilelerine döndü; sadece Kays bin Asım et-Temimi'nin karısı, sahibini sevdiği için kocasının evine dönmeyerek onun yanında kaldı. Bunun üzerine Kays, bir daha kızı doğduğu takdirde onu öldüreceğine yemin etti.”
Şeybani, “Kays bin Asım yaptıklarını Hz. Peygamber’e anlatmış, o da kendisine öldürdüğü her kızı için bir köle azat etmesini emretmiştir. O zaman “Diri diri gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman” (Tekvir/8-9) ayetleri nazil oldu” açıklamasında bulundu.

 Cahiliye şiirinin tanıklığı
Şer’i siyaset alanında Uzman ve İslam Hukuku Danışmanı Halid eş-Şaya’, Merzuk bin Tenbak’ın kitabındaki iddialarına şöyle yanıt verdi: “Çok büyük bir hata yaptı. Özellikle de önceki ve çağdaş alimlerin önderlerinin üzerinde anlaşmaya vardıkları bir konuyu çürütme girişiminde bulunarak büyük bir hata yaptı. Merzuk, uzmanlığı bulunmayan bir alana girdi. Edebiyat uzmanları, tarihçiler ve büyük şairlere muhalefet etti.  Şairlerin babası sayılabilecek ünlü Farazdak, beyitinde şöyle yanıt veriyor: “Kızları diri diri gömmeyi yasaklayan bizdendir. Gömülmelerine engel olarak onlara can bağışladı.” dedi.
Şaya’, Kur'an-ı Kerim'in ‘insanlığın şeytan tarafından kadınları öldürme hatasına düşürüldüğünü’ açıklayan ayetlere atıfta bulunarak: Kızların bu şekilde öldürüldüğü konusundaki en açık ayetlerin Tekvir Suresi’ndeki 8. ve 9’uncu ayetler olduğunu söyledi. Veîd ile kast edilenin kız çocuğunun diri diri gömülmesi olduğunu, bu kız çocuklarına mev’ûde adı verildiğini ifade etti. Bu ismin, üzerlerine ölene dek toprak atılması nedeniyle verildiğini belirtti.

İslam bu olguyla mücadele ediyor
Hukuk Araştırmacısı Şeyh Abdullah el-Muhenna, Arap dilinde mev’ûde kelimesinin, çocuğunu hayattayken mezara gömmek anlamına geldiğini söyledi. Kelimenin menşei ağırlık anlamındaki ‘v-e-d’ kökünden türetildiği ya da ‘e-v-d ( أود )’  kökünden geldiği söylenir. Cahiliye döneminde, kız çocuğunun utanç nedenlerinden biri olduğu fikrinden kaynaklanan kız bebek öldürme uygulaması yaygındı. İslam geldiğinde bu fikre karşı savaştı ve bu tür davranışları yasakladı. Bunu da pek çok davranışında yanılgı taşıyan ve haram olan Cahiliye adetlerinden saymıştır. Karşılığında kadınlara anne, eş, kız ve kız kardeş olarak saygı gösterilmesini emretti. Toplumu inşa etme konusunda büyük bir temel olarak gördü ve hatta çocukların yetiştirilmesi ve bakımında görevini ona yükledi.

Üzerinde çalışılması ve içtihad edilmesi gereken bir mesele
Kızların gömülmesi konusunda en önde gelen yorumcular arasında, ‘İbni Tenbak’ın kitabında bahsedilenleri tartışmak üzere bir komiteye başkanlık eden Saad bin Nasır eş-Şetteri de yer alıyor. Şetteri, “Doktor, kız bebek cinayetinin özellikle Araplarla sınırlandırılmasını reddediyor. Dolayısıyla nasslarda yer alanlarla çelişmiyor. Bu doktorun görüşüdür ve biz buna katılmıyoruz. Dolayısıyla heyet, böyle bir görüşte onunla aynı fikirde olmasak bile, bunun doktorun içtihadı olduğu ve davanın içtihada tabi olduğu ve kesin olmadığı sonucuna varmıştır” şeklinde konuştu.
Öte yandan Vaiz Dr. Muhammed en-Nuceymi, “Dr. İbn Tenbak'ın bahsettiği şey, Araplar arasında bebek öldürme meselesini inkâr etmediği için aslında mümkündür. Ama kendi içtihadı olarak belli bir noktayı seçti. Bu konuda onunla tamamen farklı fikirde olsak da bu, üzerinde ihtilaf edilebilecek konulardan biridir. Alimlerimiz konuyu okudular ve yazılanlara katılmadıklarını ifade ettiler. Ancak mesele bir fikir ve içtihat meselesidir” ifadeleri kullandı.



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.