İran, İranlı olmayan halkların lehine bir dönüşe mi tanık oluyor?

Ülkedeki diğer milletler, dini totalitarizme karşı en geniş siyasi, sivil ve bazen askeri mücadeleye girişiyor.

İran rejimi, demografik ağırlıkları, ekonomik ve tarihi rolleri nedeniyle Türklerden ülkedeki diğer milliyetçiliklerden daha fazla korkuyor (Reuters)
İran rejimi, demografik ağırlıkları, ekonomik ve tarihi rolleri nedeniyle Türklerden ülkedeki diğer milliyetçiliklerden daha fazla korkuyor (Reuters)
TT

İran, İranlı olmayan halkların lehine bir dönüşe mi tanık oluyor?

İran rejimi, demografik ağırlıkları, ekonomik ve tarihi rolleri nedeniyle Türklerden ülkedeki diğer milliyetçiliklerden daha fazla korkuyor (Reuters)
İran rejimi, demografik ağırlıkları, ekonomik ve tarihi rolleri nedeniyle Türklerden ülkedeki diğer milliyetçiliklerden daha fazla korkuyor (Reuters)

Yusuf Yasin Azizi
Pers Ulus Devleti, 20. yüzyılın ilk çeyreğinin sonunda İran’da, korunan krallıklar olarak tanımlanan birkaç krallığın birleşmesinden oluşmuş Kaçar devletinin kalıntıları üzerinde kuruldu. 16. yüzyıldaki Safevi döneminden, Afşar ve Zandi dönemleri ve son olarak Kaçar dönemi boyunca, Mart 1935’te bir kısmı İran olarak adlandırılan bölgede geleneksel (federal) sistem yaygındı. 22 Şubat 1921 darbesinden sonra darbeye katılanlardan biri olarak ve 1925’te kendini şah ilan edip Rıza Şah Pehlevi olarak kalan Rıza Han, ulus devleti ‘tek dil, tek millet ve tek devlet’ olarak tanımladı. Bu durum, İran’da krallıkların ve milliyetlerin çoğulluğunu şart koşan ve ona bir tür özerklik veren Meşrutiyet Devrimi Anayasası’nı (1906-1909) ihlal etti.

Tarihi bir kargaşa
Azerbaycan’da Kürdistan Cumhuriyeti’nin kurulmasına ve özerk yönetim otoritesine (1945-1946) rağmen İranlı olmayan halklar, 1979 devrimine kadar bir baskı ve zayıflık dönemi yaşadılar. Bu durum, 1980’de İran anayasasına Fars dilinin resmiliği ile ilgili bir maddenin eklenmesine yol açtı. Etnik ve dilsel çeşitliliği ifade eden Meşrutiyet Devrimi Anayasası, yalnızca On İki İmam Şiiliği’nin resmileşmesini sağladı. 1979 Şubat Devrimi, Arabistan, Kürdistan, Azerbaycan ve Türkmen çölünde bu halklar arasındaki gizli ve ezilen gücü yok etti.
Soğuk Savaş’ın sona ermesi, Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bağımsızlığına kavuşmasıyla birlikte özellikleri her geçen yıl netlik kazanan yeni bir dönem ortaya çıktı. Bu bağımsızlık, Azerbaycan’ın güneyindeki, yani İran Azerbaycan’ındaki Türk halkına bir miktar moral ve özgüven kazandırdı. Bu doz, 2021’de Dağlık Karabağ bölgesini geri alma savaşında Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Ermenistan’a karşı kazandığı zaferin ardından ikiye katlandı.
İran nüfusunun yaklaşık üçte birini oluşturan Türkler, Farisilerle ittifaktaki tarihsel rolleri ve İran’da 20. yüzyıldaki iki büyük devrimin (Meşruiyet Devrimi ve Şubat Devrimi) zaferi nedeniyle ülkede gelecekteki herhangi bir değişiklikte önemli bir role sahip. Ancak Farisiler, iki devrimde onları başarısızlığa uğrattıktan sonra Türkler, yavaş yavaş egemen milliyetçilikten uzaklaşmaya başladılar. Bir yanda kendi kendini yöneten bir otoritenin kurulması, diğer yanda Bakü’deki kardeşleri için bağımsız bir devletin ortaya çıkmasıyla temsil edilen emelleri yok oldu. Bu duruma, Mir Hüseyin Musevi ve Mehdi Kerrubi liderliğindeki Yeşil Devrim’e katılmamayı tercih ettiklerinde de tanık olduk.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, İran rejimi, demografik ağırlıkları, ekonomik ve tarihsel rolleri nedeniyle Türklerden İran’daki diğer milliyetçiliklerden daha fazla korkuyor. Kürtlerin, Beluçların ve Arapların aksine ulusal hakları için savaşan ve İran cezaevlerinde mahsur kalan yüzlerce eylemcisine idam cezası verildiğine şahit olmadık.

Mücadele yolunda
Yeni dönem olarak nitelendirdiğim dönemin özellikleri, Arabistan bölgesinin şehir ve köylerinde gerçekleşen Temmuz 2021 ayaklanması sırasında İran halklarının mücadele tarihinde giderek daha belirgin hale geldi. Çağdaş İran tarihinde tanık olunmayan bir çerçevede Türk eylemciler, polise ve kurşunlarına meydan okudular. Arabistan’da kanları dökülen susuz Ahvazlar ile dayanışma için İran’ın Azerbaycan Eyaleti’nin başkenti Tebriz şehrinde sokaklara döküldüler. Kadın ve erkek tutuklulardan bazıları hala Tebriz cezaevlerinde bulunuyor. Böylece Türkler, Farisilerle olan ittifaklarını Araplar ve diğer ezilen milletlerle ittifaka dönüştürdüler. Böylece çağdaş İran tarihinde bir dönüm noktası için ilk yapı taşını attılar.
İran Türkleri arasındaki ulusal farkındalık, Türkiye ve Azerbaycan Cumhuriyeti’ndeki hemşerilerinden kültürel olarak ayrılmaları nedeniyle gecikmiştir. Öyle ki yazarlarının, düşünürlerinin ve gazetecilerinin çoğu Azeri Türkçesi yerine Farsça yazmaya zorlanmıştır. Bu durum, Mustafa Kemal Atatürk’ü taklit ederek Arap alfabesini Latinceye çevirmeye çalışan Şah Rıza Pehlevi dönemine kadar uzanıyor. Ancak dönemin etkili bir Farisi eliti, İran Türklerinin Türkiye’deki edebiyat ve düşünceden, ayrıca son on yıldır Kiril ve daha sonra Latin alfabesini kullanan Azerbaycan Cumhuriyeti’nde hâkim olan kültürden etkilenmemesi için Şah’ın bunu yapmasını engelledi.
Geçtiğimiz Temmuz ayında Araplarla dayanışma sadece Türklerle sınırlı kalmayıp, Bahtiyariler, Lurlar, Kürtler ve Beluçları da kapsadı. Hükümet istatistiklerine ve diğer uluslararası insan hakları örgütlerine göre, İran’da her yıl hapsedilen ve idam edilen mahkumların en büyük yüzdesi (yaklaşık yüzde 80) İranlı olmayanlara ait. Bu yüzdeyi işçi, kadın ve öğrenci gibi diğer toplumsal gruplarla karşılaştırırsak bu halklar, İran’daki totaliter dini rejime karşı mücadelenin ön saflarında yer alıyor. Bununla birlikte bu halkların mücadelesi, hala ayrı adalar gibi. Geçtiğimiz yıl Temmuz ayında Ahvazlara yönelik sempatilerine tanık olmamıza rağmen bu halklar birbirlerine yaklaşmadı. Ama bu durum, yaklaşık 10 yıl önce aralarında var olan tam dağılmaya kıyasla başlı başına bir gelişmeyi yansıtıyor. Ahvazlarla dayanışma, Türk- Azeri siyasi güçlerinin halklarına çağrıları olmasaydı olmazdı, ancak Kürt- İran güçleri tarafından buna tanık olmadık, ya da tanık olunan şey gerekli düzeyde değil. İran’da hiçbir halk ulusal haklarını tek başına elde edemez. İlk olarak her bir halkın ayrı ayrı grupları ve ikinci olarak siyasi partiler ve İranlı olmayan halkların birleşik örgütleri arasında kaçınılmaz bir koordinasyon bulunmuyor. Farklı halklarda oluşan grup ve siyasi partilerin yer aldığı az sayıda örgüt olmasına rağmen bunlar istenilen düzeyde değil, tüm tarafları, grupları ve bağımsız kişilikleri kapsamaz ve dar görüşlülük, uyumsuzluk ve aralarında koordinasyonu engelleyen bir tür felçten mustarip.
İranlı olmayan kitleler ve başta Ahvazlar olmak üzere elitler, sahada en geniş siyasi ve sivil mücadele sürecini ve bazen de askeri mücadeleyi icra etmekte ve bunun sonucunda İran’daki diğer toplumsal grupların ve siyasi örgütlerin mücadelelerinde ön saflarda yer alabilmektedir. Ancak bu durum, İranlı olmayan tüm gruplar veya en azından çoğu birleşirse veya birbirlerine yakınlaşırsa mümkün. Ayrıca henüz bu yakınlaşma, bazı milletler arasındaki coğrafi ve siyasi farklılıklardan kaynaklanan nedenlerden dolayı gerçekleşmedi. Bu gerekli aşamaya ulaşırsak, sol, Halkın Mücahitleri Örgütü, İran milliyetçi partileri ve Rıza Pehlevi liderliğindeki kralcı grup gibi diğer gruplarla rekabet edebilecek en güçlü bloktan bahsedebiliriz.

Dayatılan milliyetçilik
Farisi milliyetçiler, birkaç yüzyıl boyunca yaşamış tarihi İran halkı gibi, tarih dışı ifadeler ortaya koydular. İran’ın farklı halklarını ise tanımadılar. Hatta Pehlevi yönetiminden önce var olan korunmuş krallıklardan ve geleneksel federal sistemden bahsetmeyi bile kasıtlı olarak ihmal ettiler.
Cumhurbaşkanı Ahmedinejad (2005- 2013) döneminde Eğitim Bakanı Hamid Rıza Hacı Babai, İran nüfusunun yüzde 70’inin iki dilli olduğunu, yani tek dilli İranlıların nüfusun yalnızca yüzde 30’unu oluşturduğunu itiraf etti. Eğer bu yüzde 70’lik kısım kendi aralarında koordine olabilseydi, siyasi sistemin değişmesinde bir gelişmeye, hatta ulus devletin çöküşüne ve onun yerine adem-i merkeziyetçi bir sistemin kurulmasına tanık olurduk. Araplar, Türkler, Kürtler ve Beluçlar gibi şu anda aktif olan halklar arasında birazda olsa koordinasyon olsaydı bile, istenen değişim gerçekleşirdi.
Bu koordinasyona gelince, birkaç düzeyde gerçekleşebilir; Örneğin İranlı olmayan tüm halklardan öğrenciler ve aktivistler bir araya gelmelidir. Bunlar, milyonlarca kişiye ev sahipliği yapan başkent Tahran başta olmak üzere, her ulus için gösteriler veya özel günler de dahil mücadele ve kültür alanlarında birbirleriyle koordineli olmalıdır. Ülke dışında, özgürlük atmosferi nedeniyle koordinasyon, sayısız farklı alanı kapsayabilir.
Sonuç olarak İran’da gerçek bir demokrasinin, ancak İranlı olmayan elitlerin İran rejimine karşı mücadeleye öncülük etmesi veya bu rejimde belirleyici bir role sahip olması durumunda inşa edilebileceği söylenebilir. Nihayetinde mesele, İran’da rejimden başka bir rejime geçmek değil, dil ve milliyetçilik birliğine dayanan ulus devletin yıkılıp uluslar devletine dönüştürülmesidir.



Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türk kaynaklar, Ankara’nın bölgede yeni bir savaşın önlenmesi ve iki ülke arasında yeni müzakere turlarının canlandırılması amacıyla İran ile ABD arasında bir iletişim kanalı oluşturmayı hedeflediğini bildirdi.

Kaynaklar, bugün (Cumartesi) Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Türkiye’nin dolaylı kanal oluşturma seçeneklerini öncelikleri arasına aldığını, olası müzakere süreçlerine ev sahipliği yapmaya hazırlandığını ve önümüzdeki dönemde diplomatik çözümlere odaklandığını daha net biçimde ortaya koymayı planladığını söyledi. Bu yaklaşımın, bölgede askerî tırmanma riskinin arttığı bir dönemde benimsendiği vurgulandı.

Kaynaklara göre Türkiye’nin hâlihazırda yürüttüğü diplomatik girişimler İran dosyasında en uygun seçenek olarak görülüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın attığı adımların, İran ve ABD’yi müzakere masasında buluşturma yönünde olduğu ifade edildi.

dervg
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Son saatlerde İran ve Türk medyasında arabuluculuğun mahiyetine ilişkin farklı senaryolar dile getirilse de, kaynaklar Washington ile Tahran arasında sunulan Türk önerisinin ayrıntılarına girmekten kaçındı. Türkiye’nin iki tarafı yakınlaştırma çabalarının, “hiçbir tarafın yeni bir savaş istemediği bir bölgede en iyi ve ilk seçenek” olduğu kaydedildi.

Arabuluculuk ve diğer kanallar

Kaynaklar, arabuluculuğun ABD’nin İran’a yeni bir saldırı düzenleme seçeneğinin önüne geçmeyi amaçlayan “diğer kanallarla” birlikte yürüyeceğini belirtti. Bu kanallar arasında Suudi Arabistan ile ABD arasındaki temaslar, İran ile Rusya arasındaki görüşmeler ile Mısır’ın Suudi Arabistan, Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerle yürüttüğü çabalar yer alıyor.

ABD ve İran’ın Türk arabuluculuğuna olumlu yaklaştığı, Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yoğun temasları ile bunun ortaya çıktığı ifade edildi. Bu çerçevede, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin cuma günü İstanbul’u ziyaret ederek mevkidaşı Fidan’la görüşmesi ve her iki bakanın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilmesi hatırlatıldı.

dthy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Reuters)

 Türk arabuluculuğuna olumlu baktığını belirterek, Türkiye’nin İran nükleer dosyasına ilişkin geçmiş müzakere süreçlerindeki rolünü ve önceki tutumlarını değinen Arakçi, “Türkiye’nin İran konusunda her zaman çok iyi tutumları ve son derece yapıcı görüşleri oldu. Özellikle geçen haziranda İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük savaş sırasında Türkiye’nin yapıcı yaklaşımını gördük” dedi.

Arakçi, İstanbul’daki temaslarının ardından Türk medyasına yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın diplomasi yoluyla bölge için eş zamanlı kazanımlar elde edilebileceğini vurguladığını aktardı. Türkiye’nin bölgesel bir çözüm için çalıştığını belirten Arakçi, bu çabalara olumlu baktıklarını ve başarı umduklarını, kendisinin de bölge ülkeleriyle bu konuda görüşmeler yürüttüğünü söyledi.

Müzakereye eğilim

Ülkesinin ABD ile nükleer dosya ve diğer konularda dolaylı ve ön koşulsuz müzakerelere açık olduğunu yineleyen Arakçi, Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında üçlü bir görüşme olasılığını ise dışladı.

Türk medyasında, Arakçi’nin İstanbul ziyaretinden önce Erdoğan’ın Trump’a, Pezeşkiyan’la birlikte çevrim içi üçlü bir görüşme önerdiği ve Trump’ın buna olumlu yaklaştığı iddiaları yer almıştı. Ancak Arakçi, “Buna hâlâ çok uzağız… ABD ile gerçekten ciddi ve göstermelik olmayan müzakereler yürütmek istiyorsak, bunun için sağlam bir başlangıç zeminine ihtiyaç var” dedi.

frg
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Fidan ile İstanbul’daki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Arakçi, İran’ın müzakerelere her zaman açık olduğunu, ancak “askerî tehdit” veya “ön koşullar” altında müzakere etmeyeceğini vurguladı. ABD ile doğrudan müzakereler için şu aşamada bir zemin görmediğini belirtti.

İran’ın herhangi bir saldırıya karşılık vermeye hazır olduğunu söyleyen Arakçi, ABD’nin bir yandan askerî saldırıdan, diğer yandan müzakerelerden söz ettiğini, geçen hazirandaki saldırının sonuçlarından ders çıkarmadığını savundu. Bu kez verilecek yanıtın “çok sert ve güçlü” olacağını kaydetti.

Olası bir saldırının yalnızca iki taraf arasında kalmayacağını, bölgeye yayılacağını belirten Arakçi, bunun kimsenin istemediği bir senaryo olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise İran’a yönelik askerî saldırı tehditlerini artırırken, Orta Doğu’daki askerî varlığını güçlendirdi ve “Abraham Lincoln” uçak gemisini bölgeye gönderdi. Trump, cuma günü yaptığı açıklamada, “İran’ın saldırıdan kaçınmak için bir anlaşma yapmak istediğini söyleyebilirim” dedi. İran’a süre tanıyıp tanımadığı sorusuna ise, “Evet, verdim. Bu süreyi yalnızca Tahran biliyor. Umarım anlaşmaya varılır; olursa daha iyi olur, olmazsa ne olacağını görürüz” yanıtını verdi.

ABD’nin hedefi

Türk strateji uzmanı İbrahim Kılıç, televizyon açıklamasında ABD’nin birincil hedefinin İran’daki rejimi devirmek olmadığını söyledi. İran ile Venezuela modelleri arasında fark bulunduğunu belirten Kılıç, ABD’nin başlıca taleplerinin uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulması, zenginleştirilmiş uranyumun teslimi ve İran’ın vekilleri aracılığıyla bölgeyi istikrarsızlaştırma çabalarından vazgeçmesi olduğunu ifade etti.

brftgrft
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Bu taleplerin amacının İran’ın İsrail için oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırmak olduğunu belirten Kılıç, ABD’nin geçen haziranda üç İran nükleer tesisini vurmasını ve yıllardır uyguladığı yaptırımları bu çerçevede değerlendirmek gerektiğini söyledi. Kılıç’a göre Washington’un istediği “itaatkâr bir hükümet”, ancak İran’ın ikili devlet yapısı (dini otorite ve yürütme) nedeniyle bunun kolay olmadığına dikkat çekti.

Türkiye Ulusal İstihbarat Akademisi Başkan Yardımcısı Hakkı Uygur da ABD’nin İran’a yönelik planlarının belirsizliğine işaret ederek, İran’ın herhangi bir saldırıyı “topyekûn savaş ilanı” sayacağını açıklamasının durumu daha da karmaşık hale getirdiğini söyledi. Kısa vadede rejim değişikliğinin olası görünmediğini belirten Uygur, yoğun hava saldırılarıyla önce “özgürleştirilmiş bölgeler” oluşabileceğini, zamanla bunun rejim değişikliğine evrilebileceğini dile getirdi.

Geniş etki alanı

İran Araştırmaları Merkezi Başkanı Serhan Afacan, olası bir ABD saldırısından en çok İran’ın zarar göreceği konusunda görüş birliğine vardı. Afacan, Türkiye’nin rolü nedeniyle doğrudan hedef olabileceğine dair yorumlar yapıldığını, ancak bunun abartılmaması gerektiğini söyledi.

İki isim, Türkiye açısından en büyük risklerin güvenlik ve göç olduğunu, Irak’ta sınırlı, Suriye’de ise daha geniş bir etki alanı bulunduğunu vurguladı. Afacan, İran’da binlerce Afgan göçmenin bulunduğunu ve bu grubun Türkiye üzerinden Batı’ya yönelmek istediğinin bilindiğini hatırlattı.

Afacan, Ankara’nın temel kaygısının İran’a yönelik olası bir saldırının Pakistan’dan Türkmenistan’a, Azerbaycan’dan Türkiye’ye ve Körfez ülkelerine uzanan geniş bir coğrafyada istikrarsızlık yaratması olduğunu sözlerine ekledi.


Suriye’de yeni gerilim sinyali: İran, rejim kalıntılarını yeniden mi örgütlüyor?

Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
TT

Suriye’de yeni gerilim sinyali: İran, rejim kalıntılarını yeniden mi örgütlüyor?

Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde

Suriye Televizyonu sitesinin haberine göre İran, Aralık ayının başından bu yana, Beşşar Esad’ın firari kardeşi Mahir Esad’ın denetiminde bulunan ve İran’la bağlantılı Dördüncü Tümen’in kalıntılarını yeniden örgütleyerek Suriye’deki durumu tırmandırmaya çalışıyor.

Site, bölgesel güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberinde, İran’ın bu süreçte Dördüncü Tümen’in eski komutanlarından Gıyath Dalla’nın yanı sıra eski Askerî İstihbarat Başkanı Tümgeneral Kemal Hasan ve Dördüncü Tümen’de görev yapmış Tümgeneral Gassan Bilal’i kullandığını aktardı.

Kaynaklara göre, son aylarda Irak sınırındaki kamplarda, Lübnan’ın Hermel bölgesinde ve Suriye’nin doğusunda PKK bağlantılı grupların kontrolündeki alanlarda onlarca eski Dördüncü Tümen ve askerî istihbarat subayını barındıran İran Devrim Muhafızları, bu isimlerin Suriye’ye geri dönmesini ve Esad rejiminin eski unsurlarını yeniden toparlayarak yeni bir güvenlik operasyonları dalgası başlatmayı hedefliyor.

fevfe
Arakçi ile Esad’ı bir araya getiren son görüşmeden bir kare (Arşiv_ İran Dışişleri Bakanlığı)

Öte yandan New York Times gazetesi de yakın zamanda yayımladığı bir haberde, bu hareketliliğe katılan kişilerle yapılan röportajlara ve aralarındaki yazışmalara dayanarak, eski rejim kadrolarının Suriye’de yeniden nüfuz tesis etmeye kararlı olduklarını yazdı. Haberde, 13 yılı aşkın süredir devam eden iç savaşın ardından ülkede hâlâ ciddi gerilimlerin sürdüğüne dikkat çekildi.

Gazete ayrıca, Esad rejiminin bazı eski üst düzey isimlerinin sürgünde silahlı bir isyan hareketi inşa etmeye çalıştığına, bunlardan birinin ise Washington’da milyonlarca dolarlık bir lobi faaliyeti yürüttüğüne dair güvenilir bilgilere ulaşıldığını aktardı. Bu girişimlerin, Esad’ın mensubu olduğu ve birçok üst düzey askerî ve güvenlik yetkilisinin geldiği Alevi topluluğunun kalesi sayılan Suriye kıyı bölgesinde kontrol sağlamayı hedeflediği belirtildi.

gt
Dördüncü Tümen Generali Gıyath Süleyman Dalla (Sosyal Medya)

Şarku’l Avsat’ın Suriye Televizyonu’ndan aktardığı bilgilere göre İran’ın Suriye’de gerilimi tırmandırmaktaki temel hedeflerinden biri, İran sınırına bitişik Irak sahasında üzerindeki Amerikan baskısını hafifletmek. ABD’nin Bağdat’a gönderdiği özel temsilcinin, Iraklı silahlı gruplara kendilerini feshetmeleri yönünde baskı yaptığına dikkat çekilirken, Suriye’deki bir tırmanmanın bu çabaları oyalayıcı bir unsur olarak kullanılması amaçlanıyor.

xvfg
İran Devrim Muhafızları’na bağlı Fatimiyun unsurları, Suriye’nin doğusundaki Deyrizor’da (Arşiv)

Habere göre, önümüzdeki dönemde Lübnan Hizbullahı üzerindeki silahsızlanma baskısının artması ve buna paralel olarak İran’a yönelik muhtemel yeni bir İsrail saldırısının gündeme gelmesi bekleniyor.

Esad rejiminin kalıntılarının yeniden sahaya sürülmesi, Tahran ve Hizbullah’a daha geniş bir manevra alanı kazandıracak ve yalnızca savunmada kalmak yerine daha esnek hamleler yapabilmelerine imkân tanıyacak. Ayrıca bu unsurların, İsrail’in olası askerî hareketlerini önceden tespit etmek amacıyla istihbarat ve gözetleme faaliyetlerinde kullanılabileceği değerlendiriliyor.


İsrail İran'a saldırdı ... Tahran yanıt veriyor

İsrail İran'a saldırdı ... Tahran yanıt veriyor
TT

İsrail İran'a saldırdı ... Tahran yanıt veriyor

İsrail İran'a saldırdı ... Tahran yanıt veriyor

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz  bugün (Cuma) yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'ın nükleer tesislerine yönelik yakın bir İsrail askeri saldırısı uyarısında bulunmasından kısa bir süre sonra İsrail ordusunun İran'a karşı “önleyici bir saldırı” başlattığını duyurdu.

Buna karşılık İran silahlı kuvvetleri İsrail'e karşılık vermede “sınır tanımayacaklarını” vurguladı.

Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada şöyle denildi: “Kudüs'ü işgal eden rejim tüm kırmızı çizgileri aştığına göre ... Bu suça karşılık vermenin sınırı olmayacaktır.”

Şu ana kadar yaşanan gelişmelerden bazıları...

  • Yükselen Aslan Operasyonu: Cuma günü şafak vakti İsrail, Natanz'daki Ahmedi Ruşen uranyum zenginleştirme kompleksi de dahil olmak üzere İran'daki çok sayıda nükleer ve askeri tesisin yanı sıra birçoğu suikasta kurban giden üst düzey askeri komutanların evlerine “kesin ve önleyici” saldırılar düzenledi.
  • Hedef alınan İranlı liderler: Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Selami, Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri ve Ortak Operasyonlar Dairesi Komutanı General Gulam Ali Raşid öldürüldü.
  • Nükleer bilim adamlarına yönelik suikastlar: Saldırılarda başta Muhammed Mehdi Tahrani ve Feridun Abbasi olmak üzere altı nükleer bilim adamı öldürüldü.
  • İran'ın tepkisi: Tahran Tel Aviv'e doğru çok sayıda füze ile karşılık verdi.

*İran Devrim Muhafızları: Füze saldırımızda ülkemizi vurmak için kullanılan İsrail askeri merkezlerini ve hava üslerini hedef aldık.

*Washington'un İran füzelerine karşı İsrail'e yardım ettiğini söyleyen ABD'li bir yetkili: “ABD'nin İsrail'i hedef alan füzelerin düşürülmesine yardımcı olduğunu teyit ediyorum” dedi.

*İsrail medyasında yer alan haberlere göre acil servisler İran'ın füze saldırısında ikisi ağır olmak üzere 40 kişinin yaralandı.

*CNN'e konuşan İsrailli yetkili şu ifadeleri kullandı: "Bakanlar Kurulu şu anda İran'ın füze saldırısına verilecek yanıtı görüşmek üzere toplanıyor."

*İsrail Savunma Bakanlığı İran'a ait onlarca hava savunma sistemi hedefinin imha edildiğini duyurdu.

*İsrail ordusu , gerekli olduğu sürece operasyonlara devam etmeye hazır olduğunu açıkladı.

*İsrail ordusu, Hemedan ve Tebriz de dahil olmak üzere İran Hava Kuvvetleri'ne ait askeri üslere saldırdığını ve imha ettiğini açıkladı.

*Trump, Washington'un bölgesel güvenlik ve istikrarın korunması amacıyla krizin çözümüne yönelik çabalara katılmaya hazır olduğunu teyit etti.

*Suudi Arabistan Nükleer Düzenleme Kurumu: Krallığın çevresi herhangi bir radyolojik sonuca karşı güvenlidir.

*Katar Emiri Trump ile telefonda görüşerek gerilimin azaltılması ve diplomatik çözümlere ulaşılması gerektiğini vurguladı.

*İran hava sahası Cumartesi gününe kadar kapalı kalacak.

*İran Televizyonu: Hava savunma sistemleri ilk kez iki İsrail F-35 savaş uçağını düşürdü.

*İran'a yönelik daha fazla saldırıda bulunma sözü veren Netanyahu yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: “Son 24 saat içinde üst düzey askeri komutanları, önde gelen nükleer bilim adamlarını, rejimin en önemli uranyum zenginleştirme tesislerini ve balistik füze cephaneliğinin büyük bir bölümünü ortadan kaldırdık. Daha fazlası gelecek... Rejim kendisine ne yapıldığını ya da ne yapılacağını bilmiyor. Hiç bu kadar savunmasız olmamıştı."

*İsrail ordusu: İran İsrail'e en az 100 roket fırlattı, bunların çoğu engellendi ya da hedefe ulaşmadı

*ABD Enerji Bakanı: Ortadoğu'daki mevcut durumun küresel enerji kaynakları üzerindeki olası etkilerini izlemek üzere Ulusal Güvenlik Konseyi ile yakın işbirliği içerisinde çalışıyoruz.

*İran , Fordo ve İsfahan tesislerinde sınırlı hasar olduğunu doğruladı.

*UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi Güvenlik Konseyi'ni bilgilendirdi:

*Nükleer tesislerin güvenliğini teyit etmek üzere İranlı yetkililerle temas halindeyiz.

*İran, Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin İsrail saldırılarının ilk dalgası sırasında hedef alındığını doğruladı.

*İranlı yetkililer bize Fordo ve İsfahan'daki iki nükleer tesisin saldırıya uğradığını bildirdi.

*İran'ın yüzde 60'a kadar zenginleştirilmiş uranyum ürettiği bir yer üstü tesisi imha edildi.

*Natanz'daki yeraltı zenginleştirme tesislerine yönelik bir saldırı olduğuna dair herhangi bir belirti yok ancak güç kaynağına yönelik saldırı santrifüjlere zarar vermiş olabilir.

*Sebepleri ya da koşulları ne olursa olsun nükleer tesisler asla saldırıya uğramamalıdır.

*İsrail Savunma Bakan, "İran, İsrail'deki sivil yerleşim yerlerine roket atarak kırmızı çizgileri aşmıştır. İran rejimi ağır bir bedel ödeyecektir" dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı, "İran rejimi her zamankinden daha zayıftır ve bu İran halkının rejime karşı durması için bir fırsattır. Netanyahu'dan İran halkına: Ben ve İsrail halkı sizinle birlikteyiz. İran'ın balistik füze cephaneliğinin büyük bir bölümünü imha ettik. İsrail, İran'a karşı tarihin en büyük askeri operasyonlarından birini başlattı. İranlıları baskıcı ve şeytani rejime karşı birleşmeye çağırıyorum."

*Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve ABD Başkanı Ortadoğu'da güvenlik, barış ve istikrarın sağlanması için birlikte çalışmaya devam etmenin önemine vurgu yaptılar.

*Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve ABD Başkanı itidal, gerilimi azaltma ve tüm anlaşmazlıkların diplomatik yollarla çözülmesinin önemini ele aldı.

*Suudi Arabistan Veliaht Prensi, İranlı hacıların tüm ihtiyaçlarının karşılanması ve anavatanlarına ve ailelerine güvenli bir şekilde dönmeleri için koşullar hazır olana kadar kendilerine tüm hizmetlerin sağlanması talimatı verdi.

*İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İsrail'in askeri ve nükleer tesislere yönelik büyük saldırısının ardından ülkesinin itidal çağrılarını reddettiğini vurguladı.

*İsrail itfaiyesi İran'dan atılan roketin ardından binada mahsur kalanları kurtardı.

*İsrail itfaiyesi İran'ın füze saldırısının yol açtığı büyük olaylara müdahale ettiğini duyurdu

*İran devlet televizyonu: İsrail'e dördüncü roket dalgası fırlatıldı

*İsrail ordu sözcüsü İran medyasında yer alan bir savaş uçağının düşürüldüğü ve pilotun yakalandığı haberlerini yalanladı