Libya’daki siyasi çekişmeler, silahlanma endişesini ikinci plana ittihttps://turkish.aawsat.com/home/article/3585671/libya%E2%80%99daki-siyasi-%C3%A7eki%C5%9Fmeler-silahlanma-endi%C5%9Fesini-ikinci-plana-itti
Libya’daki siyasi çekişmeler, silahlanma endişesini ikinci plana itti
Libya Ulusal Ordusu’nun güneydeki Kefre şehri kırsalında bir çete üyelerine yönelik düzenlediği operasyondan bir kare. (LUO)
Kahire/Jacqueline Zahir
TT
TT
Libya’daki siyasi çekişmeler, silahlanma endişesini ikinci plana itti
Libya Ulusal Ordusu’nun güneydeki Kefre şehri kırsalında bir çete üyelerine yönelik düzenlediği operasyondan bir kare. (LUO)
Libya'ya yönelik silah ambargosunu denetlemeye yönelik uygulanan İrini Operasyonu geçtiğimiz yıl nispeten gündem dışı kalmıştı. Ancak İrini Operasyonu Komutanı Amiral Stefano Turchetto’nun son açıklamaları, Libya kıyılarına silah akışında bu operasyonun rolünü yeniden gündeme getirdi. Libya’ya ne kadar silah geldiği ve bu silahların kimin eline geçtiği yönünde sorular belirdi.
Libyalı politikacılar, güvenlikle ilgili konulara ilginin azalarak, bunun yerine siyasi ihtilaflara odaklanılmasının nedenini, silahlı grupların, iç savaşı yeniden başlatacak bir adıma başvurmamasıyla ilişkilendiriyor. Taraflar çatışmayı ya da ‘ateşkesi ihlal etmeyi’ göze alamıyor, çünkü rakip ya da hasımlarının da bölgesel ve uluslararası güçlerin askeri desteğini alacağını biliyorlar.
Libya Temsilciler Meclisi üyesi Hasan Bergusi, “Libyalı taraflar arasındaki askeri güçteki mevcut denge, her iki tarafın da dışarıdan silah desteği almasıyla oluşmuştur” dedi. Şarku’l Avsat’a açıklamada bulunan Bergusi, “Şimdi bu dış destekle ilgili şu ya da bu ülkeyi suçlamanın bir anlamı yok. Bu durum kapanmış tartışmaların yeniden açılmasına sebebiyet verir. Dolayısıyla dış destek meselesini konuşmak bu dönemde hassasiyetlere neden olacağından sakıncalı addediliyor. Bununla birlikte silahlanmanın Libya’nın güvenliğine olumsuz etkileri olduğunu söyleyebiliriz. Libya’ya gelen silahlar organize suç örgütlerinin ya da güneyde aktif olan aşırılıkçı örgütlerin eline geçebilir. Libyalı milli şahsiyetler, kitlesel silahlanmaya karşı çıktı ve bunun ülkenin güvenliği üzerindeki olumsuz etkilerine karşı uyarıda bulundu, ancak onlara kulak verilmedi” diye konuştu.
Ülkede seçimlerin yapılması yönündeki çabalara da değinen Bergusi, “Geçen yıl 2,8 milyondan fazla Libyalı seçimlerde oy kullanmak üzere kayıt yaptı. Bu oranları son derece olumlu buluyorum, ülkede bir cumhurbaşkanının seçilmesinin, güvenlik, ekonomik ve siyasi sorunların çözümünde önemli bir adım olacağı yönünde bir kanaat mevcut, siyasi tarafların büyük çoğunluğunun da bu görüşte olması umut vericidir” dedi.
Bergusi, Fethi Başağa liderliğindeki İstikrar Hükümeti’nin, ‘yasa dışı silahlanma’ meselesine eğileceğini öngördü. Bergusi, İstikrar Hükümeti’nin yerel desteğe sahip olduğunu ve görevi teslim aldıktan sonra arkasına alacağı uluslararası destekle, Libya’ya gelen silahların kısıtlanması için ciddi bir girişimde bulunabileceği yönünde tahmin yürüttü.
Meclis’teki Ulusal Savunma ve Güvenlik Komisyonu Başkanı Talal el-Meyhub, Fethi Başağa’nın iktidarı devralmasını engellemenin nedenlerinden birinin de siyasi seçkinlerin Batı bölgelerine yapılan ‘silah ve savaşçı’ akışının kesileceğine yönelik endişeleri olduğunu söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Meyhub, “Bu durumun ihmal edilmesinin, (silah ve yabancı savaşçı akışının) mevcut siyasi çekişmeden daha tehlikeli olduğunu” savundu.
Libya’da ‘yürütme erkini’ ele geçirmek için iki hükümet mücadele ediyor. Ancak gözlemcilerin çoğu siyasi mücadelenin geniş çaplı bir silahlı çatışmaya dönüşmeyeceğini değerlendiriyor. Amiral Stefano Turchetto, Roma merkezli İrini Operasyonu’nun, Libya’da devam eden siyasi istikrarsızlık zemininde bölgede gerçekleştirilen yasadışı faaliyetlere karşı mücadeleyi izlemesi ve desteklemesi için değerli bir araç olduğunu belirtti.
Libyalı siyasi analist Salah el-Bekuş, bazılarının ülkeye silah tedarikine yönelik BM ambargosunun ihlaline yönelik ilgisizliğin, bu görevin 5+5 Ortak Askeri Komite tarafından üstlenmesiyle ilgili olduğu yönündeki görüşlerine katılmadığını söyledi. Bekuş: “Libya’daki silahlı taraflar askeri olarak yenişemeyecekleri fark ettiler, dolayısıyla savaşmayı bıraktılar. Bu şartlar altında taraflar, ihtiyaç duyulmayacağından hasımlarının daha fazla silahlanmayı tercih etmeyeceği yönünde kanaat benimsediler. Bu mantıklı bir çıkarımdı, sonuç olarak, silahlanma meselesi diğer ihtilafların gölgesinde kaldı ve gündemden düştü” yorumunda bulundu.
Şarku’l Avsat’a değerlendirmede bulunan Bekuş sözlerine şöyle devam etti: “Herkes siyasi istikrarsızlığın, tüm güvenlik, ekonomik ve sosyal sorunların başlıca sebebi olduğunu kavramış durumda. Herkes birleşik bir devlet ve birleşik bir ordunun zorunlu olduğunun farkında, nitekim çatışmaların durmasının ardından, hemen hemen herkes siyasi çözümün öncelikli olduğu hususunda hemfikirdi. Dolayısıyla bir an önce seçimler yapılmalıdır, seçimler yapılmaz ve anayasa değiştirilmezse güvenlik dahil hiçbir alanda istikrara kavuşamayız.”
Mısır Düşünce ve Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin silahlanma birimi sorumlusu Ahmed Uleybe, silah kaçakçılığı güzergahlarındaki mevcut verilerin, Libya’ya silah akışında bir azalma yaşandığını gösterdiğini ancak hiçbir zaman bu akışın tamamen kesilmediğini söyledi. Şarku’l Avsat’a açıklama yapan Uleybe, “Uluslararası baskılar tarafları silahlı çatışmayı terk ederek siyasi çatışmaya zorladı. Çatışmalar devam ederken 32 silah kaynağı bulunmaktaydı. Bu kaynaklardan bazılarının hala aktif bir şekilde Libya’ya silah sevk ettiğini söyleyebiliriz. Ancak bu silahlar kullanılmayarak depolandığından, mahiyetini ve niceliğini tahmin etmek zor’’ diye konuştu.
Trump'ın Libya anlaşması: Doğu ile batı arasında “zorla evlilik”https://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5289490-trump%C4%B1n-libya-anla%C5%9Fmas%C4%B1-do%C4%9Fu-ile-bat%C4%B1-aras%C4%B1nda-%E2%80%9Czorla-evlilik%E2%80%9D
Trump'ın Libya anlaşması: Doğu ile batı arasında “zorla evlilik”
Libya'nın Sirte kentinde düzenlenen Flintlock-2026 Tatbikatı’nın açılış töreninde, Libya Ortak Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 14 Nisan 2026 (AFRICOM)
Manaf Saad
Libya kamuoyu, geçtiğimiz yıl ağustos ayında Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin yeni Libya Özel Temsilcisi ve ülkedeki BM Destek Misyonunun (UNSMIL) Başkanı Hanna Tetteh'in açıkladığı Libya krizine çözüm bulmayı amaçlayan yol haritasını pek coşkulu karşılamadı. Tetteh’ten önce sekizden fazla BM özel temsilcisi bu görevi üstlenmiş, ancak 2011 yılından bu yana siyasi, güvenlik ve ekonomik çalkantılarla boğuşan ülkede durumu düzeltmeyi başaramamıştı.
Libya kamuoyunun pek çok kesiminden UNSMIL’e yönelik sert ve tekrar eden eleştirilere karşın Libya'daki çözümün artık Libyalıların ya da uluslararası temsilcilerin karşı koyamayacağı ya da en azından yumuşatamayacağı bölgesel ve uluslararası müdahalelere rehin olduğunu vurgulamak gerekiyor. BM Güvenlik Konseyi'nden (BMGK) ya da Libya dosyasına dahil taraflar arasındaki dış toplantılardan yayımlanan tüm siyasi bildirilerde çözümün sahipliğinin ve liderliğinin Libyalılara ait olması gerektiği ısrarla vurgulanıyor olsa da bu açıklamalar, kararın Libya'ya değil uluslararası alana ait olduğu sade gerçeğini gizleyemiyor.
Libya Ulusal Ordusu (LUO) Komutanı Mareşal Halife Hafter geçtiğimiz yıl, Libya krizi çözümünün tellerine dokunmaya çalıştığında kasım ayı sonlarında on Batılı ve bölgesel ülkenin yayımladığı bir bildiri, Hafter'in Libya'nın sorunlarına yerli çözüm söylemi altında cumhurbaşkanlığı hedeflerine ters düştü. Bildiride, çözümün bölgesel ve uluslararası destek gören ülkenin batısındaki diğer Libyalı tarafları da kapsaması gerektiğini vurgulandı. Bildirinin yayımlanmasından bir hafta sonra ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşleri Baş Danışmanı Massad Boulos, bildirinin arkasında kendisinin olduğunu açıkladı. Boulos geçtiğimiz yılın eylül ayından itibaren Trablus ve Bingazi ailelerini bir araya getiren ve bu çözümün siyasi, askeri ve ekonomik ayrıntılarına her iki tarafın da destek verdiği bir formül arayışına girmişti.
Boulos bu süreçteki çabasını bu yılın ocak ayında Paris'te düzenlenen bir başka toplantıda da teyit etti. Toplantıya bir tarafta Halife Hafter'in oğlu ve babasının yerine LUO Başkomutanı görevini üstlenen Saddam Hafter, diğer tarafta Trablus'taki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe’nin yeğeni ve Ulusal Güvenlik Danışmanı İbrahim ed-Dibeybe katıldı.
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Boulos, o günden beri, geçtiğimiz nisan ayında ülkenin doğusu ve batısındaki iki ana taraf arasında birleştirilmiş kalkınma harcamaları konusunda imzalanan önemli bir anlaşmayı içeren planını uygulamaya devam etti. Anlaşma, devletin genel harcama tablolarının kabul edilmesini öngörüyor. Bunun ardından Libya’nın batısındaki ve doğusundaki silahlı güçler, ABD Afrika Kuvvetleri Komutanlığı'nın (AFRICOM) denetiminde Sirte kentinde düzenlenen Flintlock-2026 Tatbikatı’na katıldı.
Son aylarda sızdırılan bilgiler, Abdulhamid ed-Dibeybe'nin birleşik hükümet başkanlığı görevini sürdürmeye devam edeceğini, Saddam Hafter'in ise Başkanlık Konseyi başkanlığı görevini elde edeceğini gösteriyor.
Massad Boulos, Libya'daki siyasi, güvenlik ve ekonomi kurumlarını birleştirme sürecinde ilerlemeyi sürdürdüğünü pek çok açıklamasında dile getirmeye devam ettiyse de planının ayrıntılarını açıklamadı. Bununla birlikte son aylarda sızdırılan bilgiler, Abdulhamid ed-Dibeybe'nin birleşik hükümetin başbakanlığı görevini sürdürmeye devam edeceğini, Saddam Hafter'in ise Başkanlık Konseyi başkanlığı görevine getirileceğini gösteriyor.
Boulos'un Libya'daki girişimleri, geçtiğimiz 20 Haziran Cumartesi günü Mısır'ın El-Alemeyn kentinde Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanlarıyla katıldığı toplantının gündeminden ayrı görünmüyor. Mısır İstihbarat Teşkilatı Başkanı Tümgeneral Hasan Mahmud Reşad, El-Alemeyn toplantısının ertesi günü, Trablus'u ziyaret etti ve burada Başbakan Dibeybe ve UBH’den diğer yetkililerle görüştü. Bu ziyaret, Mısır'ın Libya'daki olası siyasi değişimlerin merkezinde yer aldığını, ülkenin batısıyla ilişkilerini geliştirdiğini ve kendisini LUO Genel Komutanlığı'yla yakın ilişkilere hapsetmediğini gösterdi. Bu durum, son dönemde Genel Komutanlığın Sudan'daki Muhammed Hamdan 'Hâmidetî' Dagalu liderliğindeki Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) silah ve yakıt tedarik etmesiyle de gölgelendi. Kahire bunu, geçici Askeri Konsey Başkanı Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki Sudan ordusunu desteklediği için Mısır'ın ulusal güvenliğine ciddi bir müdahale olarak değerlendiriyor.
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Başdanışmanı Massad Boulos’u kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır ve Türkiye, bölgede -özellikle Libya dosyasında- tansiyonu düşürmeye yönelik mutabakatlara ulaştıktan sonra harekete geçti. Bu süreç çerçevesinde iki ülkenin istihbarat servisi başkanları doğu ve batıyı ziyaret etti ve bazı görüşmeler gerçekleştirdi. Bu hareketlilik, doğu ve batı arasında iktidar paylaşımına yönelik Amerikan planının konuşulduğu bir döneme denk geldi. Bu da yeni dengeler için herhangi bir uzlaşının yalnızca bir tarafı değil, Mısır ile Türkiye'yi de kapsaması gerektiğine işaret ediyor.
Mısır İstihbarat Teşkilatı Başkanı Tümgeneral Reşad, 22 Haziran'dan dört gün önce, Trablus'ta UBH Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe ile pek çok askeri ve güvenlik yetkilisiyle görüştü. Bu görüşme, Reşad'ın Kahire'de doğu kampındaki LUO Başkomutan Yardımcısı Saddam Hafter ve Massad Boulos ile yaptığı görüşmenin hemen ardından gerçekleşti. Bu durum, Kahire ile Libya'nın batısı arasındaki yakınlaşmanın artık açıkça görülür hale geldiğini gösterdi. Bu yakınlaşma, doğu kampıyla varılan mutabakatlar eşliğinde sürüyor. Mısır, Libya kurumlarının kapsamlı bir Libya-Libya süreciyle birleştirilmesini destekliyor. Uluslararası kararların uygulanması doğrultusunda tüm yabancı kuvvet ve paralı askerlerin Libya topraklarından çekilmesini ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimlerinin en kısa sürede yapılmasına zemin hazırlanmasını gerekli görüyor. Bunu da Libya’nın güvenliğini Mısır'ın ulusal güvenliğinin bir parçası olarak değerlendirdiğinden yapıyor.
Bu gelişmelere, Türkiye'nin Libya politikasında köklü bir dönüşüm eşlik etti. Doğu Libya ile doğrudan iletişim kanalları açıldı. 23 Haziran Salı günü Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın, Libya'ya gitti. Trablus'ta Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ve Dibeybe’nin yanı sıra askeri ve güvenlik yetkilileriyle, Bingazi'de ise Tümgeneral Saddam Hafter ile görüştü. Türkiye, Libya’daki devlet kurumlarının yeniden birleştirilmesi için görüşleri yakınlaştırmaya ve herhangi bir siyasi uzlaşının sürdürülebilirliğini güvence altına almaya çalışıyor. Türkiye'nin şu anda izlediği batı ve doğu Libya arasında yakınlaşma yaratma çizgisi, 2019 yılında Trablus ile imzaladığı tartışmalı Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Mutabakat Muhtırası’nın ardından yıllarca Libya'nın batı kampını desteklemesinin ardından ciddi bir dönüşümü temsil ediyor.
İtalya Dış Güvenlik ve İstihbarat Servisi Başkanı Giovanni Caravelli de Trablus'u ziyaret ederek Dibeybe ile görüştü. Görüşmede Caravelli, İtalyan hükümetinin Libya ile ortak ilgi alanına giren çeşitli dosyalarda koordinasyon ve iş birliğini sürdürme konusundaki kararlılığını teyit ederken Dibeybe, ‘istikrarı desteklemek, kurumların birliğini korumak ve Libya halkının beklentilerini gerçekleştirecek siyasi süreci ilerletmek için uluslararası çabaların ve tutumların koordinasyonunun önemini’ vurguladı.
Bu bölgesel ve uluslararası hareketliliğin öncesinde iç siyasette de bir gelişme yaşandı. Başkanlık Konseyi, Temsilciler Meclisi ve Devlet Yüksek Konseyi (DYK) başkanlarının imzaladığı sürpriz bir üçlü bildiri, Hanna Tetteh'in 18 Haziran'da BMGK’ya yaptığı brifingden iki gün önce yayımlandı. Bildiri, mevcut kurumsal yapıyı korurken önümüzdeki yılın şubat ayında parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine gidilmesini öneren bir girişimi içeriyordu. Üç başkan, plan metnini BM özel temsilcisine ileterek üzerinde baskı kurma niyetlerini teyit etti. Bu adım, Bingazi'deki Saddam Hafter ekibini, üç başkanın girişimine sert bir yanıt olarak Genel Komutanlık aracılığıyla Boulos planına açıkça destek veren bir bildiri yayımlamaya yöneltti. Bunun ardından Temsilciler Meclisi'nden 47 üyenin, Washington'ın girişimiyle ilgili Trablus ve Bingazi taraflarını desteklediklerinden Amerikan çabasını selamladıklarını duyuran bir bildiri yayımlaması da sürpriz olmadı.
Boulos planına yönelik itirazlar yalnızca Libya içinden gelmiyor. Rusya da bu plandan tedirgin; çünkü plan, kendisinin de parçası olduğu BM Güvenlik Konseyi ve Berlin sürecinin dışından geliyor.
Bu desteğin içinde Libya'da siyasal İslam liderlerinden biri olan Abdulhakim Belhac de yer aldı. O da Trablus'tan Boulos planına desteğini dile getirdi, ancak planın ayrıntılarının açıklanması çağrısında bulundu. Bununla birlikte Belhac'ın bu önemli tutumunun, Libya Müftüsü ve radikal İslamcı akımın lideri Sadık el-Giryani'nin tutumundan farklı olduğunu vurgulamak gerekiyor. Giryani, Saddam Hafter'i Başkanlık Konseyi başkanlığına getirmeyi hedefleyen Boulos planına sert biçimde karşı çıktı. Bu karşı çıkışta Abdulhamid ed-Dibeybe'nin kendisinin de mensubu olduğu Misrata grupları da Giryani'ye güçlü destek verdi.
Bu bağlamda ülkenin batısında, doğusunda ve güneyinde sivil-demokratik akıma bağlı siyasi aktivistler ve partilerin temsil ettiği sessiz çoğunluğun görüşlerini de göz ardı etmemek gerekiyor. Bu kesimler, Dibeybe ve Hafter ailelerinin iktidarın dümenini tutmaya ve devlet kurumlarını kontrol etmeye devam etmesine güçlü biçimde karşı çıkıyor. Bu muhalefet, BMGK Uzmanlar Komitesi'nin geçtiğimiz nisan ayında yayımladığı raporun ardından daha da güçlendi. Rapor, iki ailenin yetkilileri ve yardımcılarının işlediği ağır insan hakları ihlallerini ve yasadışı petrol kaçakçılığı ile satış suçlarını özellikle kınadı; bu suçların ülkenin kamu güvenliği, siyasi ve ekonomik istikrarına zarar verdiğini vurguladı.
Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe ve Ulusal Petrol Kurumu Vekil Başkanı Mesud Süleyman Musa, 17 yıl sonra ilk kez yeni petrol arama ve üretim lisanslarının verildiğini duyurmak için Trablus'ta düzenlenen basın toplantısında yan yana, 11 Şubat 2026 (AFP)
Libyalıların bildiği acı gerçek ise Boulos’un girişimi uygulanması halinde ufukta umut ışığı görünmüyor olması. Başbakan Dibeybe, kendilerini doğrudan etkileyen ve günlük yaşamlarında acı çektikleri geçim koşullarını düzeltme niyeti göstermedi. Tam tersine kendisi ve etrafındaki çevre, iktidarda kalmalarının asıl motivasyonu olan kamu kaynaklarını yağmalama konusundaki kararlılıklarını sergiledi. Bingazi'de Mareşal Halife Hafter'in oğullarının kontrol ettiği paralel hükümet ve diğer kurumlarda da durum aynı.
Genel gidişatı kontrol eden bu güçlerin hiçbiri yerel bankalardaki nakit sıkışıklığına çözüm bulmaya, Libya dinarının dolar karşısındaki değer kaybının fiyat artışı ve enflasyona yol açmasına, tekrarlanan akaryakıt krizlerine, saatlerce süren elektrik kesintilerine, başkentte ve diğer bölgelerde sivillerin yaşamına son veren milis çatışmalarının önüne geçmeye ya da ülkenin her köşesinde kamu özgürlüklerinin olmamasına karşı harekete geçmedi.
Bununla birlikte Boulos planına yönelik itirazlar yalnızca Libya içinden yapılmadı. Rusya da bu plan karşısında tedirgin. Çünkü plan, kendisinin de parçası olduğu BMGK ve Berlin sürecinin dışından geliyor. Boulos’un görüşme ve koordinasyon ağı Batılı ve bölgesel ülkeleri kapsarken ülkenin doğusunda askeri olarak konuşlanan Rusları dışlıyor. Rusya, Libya'nın siyasi ve askeri kurumlarını birleştirmeyi hedefleyen tüm bu çabaların nihayetinde ilk aşamada Rus askeri varlığını ülkenin doğusunda ve güneyinde kısıtlamayı, sonraki aşamada ise tümüyle sonlandırmayı amaçladığının farkında.
Boulos planı, hesapta olmayan engellerle yüzleşmediği takdirde Libya'daki durgun suları hareketlendirebilir; aksi halde mevcut durgunluk sürmeye devam edebilir.
Bu nedenle Hanna Tetteh kendisini karmaşık bir tablonun içinde buluyor. İçeride Libya kamuoyunun geniş bir kesiminin yaşadığı sorunların önemini ve ağırlığını bilen ve bunlarla köklü çözümler aracılığıyla yüzleşmeyi isteyen Tetteh, BMGK’ya yaptığı son brifingde bunları açıkça dile getirdi. Bununla birlikte Tetteh’in Boulos planıyla uyum sağlamaya yöneldiği görülüyor. Bu doğrultuda son dönemde her iki aileden dört üyeyi açıkça temsil edecek bir küçük komite oluşturdu. Tetteh, bu komitenin geçtiğimiz yıl ilan ettiği yol haritasının uygulanmasının önündeki bazı asılı zorlukların aşılmasını sağlayabileceğini umuyor. Tetteh, bu komitenin geçen yıl Libyalı hukuk ve siyaset uzmanlarından oluşturduğu istişari komite tavsiyeleri temelinde değişiklik gerektiren parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçim yasaları üzerinde anlaşmaya ulaşmasını arzu ediyor. Küçük komite bunu başarırsa seçim yasaları sorununun aşılmasının ardından BM yol haritasının kapsadığı bir aşama olan birleşik hükümetin kurulmasının önü açılacak.
İç ve dış zorlukların boyutu ne olursa olsun ABD'nin çözüm çabaları karşısında Libya, İran'daki savaşın tetiklediği küresel enerji krizinin ardından ABD'nin gözünde öncekinden çok daha büyük bir önem kazanmaya başladı. Amerikalılar, Libya'nın şu an 1,5 milyon varil olan günlük petrol üretimini 2030 yılına kadar 3 milyon varile çıkarmayı hedefliyor. Bu beklentiler, Boulos'u Libya Ulusal Petrol Kurumu (NOC) aracılığıyla ConocoPhillips ve Chevron gibi büyük Amerikan şirketleriyle yeni arama ve sondaj anlaşmaları imzalamaya yöneltti. ABD yönetimi, Trablus'taki Abdulhamid ed-Dibeybe hükümetinin terörle mücadele alanındaki iş birliğini de göz ardı etmiyor. Hükümet, son dönemde 2012 yılında Bingazi'deki ABD Konsolosluğu binasına düzenlenen saldırıya karışmakla suçlanan Libya vatandaşı Mera'i Salih el-Arfi'yi ABD'ye teslim etti. Bu gelişme, geçtiğimiz şubat ayında aynı saldırıya katıldığı gerekçesiyle aranan Zubeyr el-Bukuş'un teslim edilmesinin ardından yaşandı.
Önümüzdeki haftalar ve aylar, son derece karmaşık bir krize ilişkin pek çok soruya yanıt verecek. Boulos planı, hesapta olmayan engellerle karşılaşmadığı sürece Libya'daki durgun suları hareketlendirebilir. Aksi halde ise bu durgunluk sürmeye devam edebilir.
Lübnan Cumhurbaşkanı Avn’dan, ABD Başkanı Trump’a: Lübnan, çerçeve anlaşmasının uygulanmasında üzerine düşen sorumluluğu yerine getirecekhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5289486-l%C3%BCbnan-cumhurba%C5%9Fkan%C4%B1-avn%E2%80%99dan-abd-ba%C5%9Fkan%C4%B1-trump%E2%80%99-l%C3%BCbnan-%C3%A7er%C3%A7eve-anla%C5%9Fmas%C4%B1n%C4%B1n
Lübnan Cumhurbaşkanı Avn’dan, ABD Başkanı Trump’a: Lübnan, çerçeve anlaşmasının uygulanmasında üzerine düşen sorumluluğu yerine getirecek
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, dün ABD Başkanı Donald Trump'a Lübnan'ın İsrail ile varılan çerçeve anlaşmanın uygulanmasında üzerine düşen sorumluluğu yerine getireceğini teyit etti.
Avn, Trump ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde ABD'den anlaşmanın herhangi bir şekilde ihlal edilmesinin önüne geçmesini ve İsrail'in güney bölgelerinden çekilmesi için baskı uygulamasını talep etti.
Lübnan Cumhurbaşkanlığı tarafından konuya ilişkin yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Cumhurbaşkanı Orgeneral Jozeph Avn, bu gece ABD Başkanı Donald Trump'tan bir telefon aldı. Trump, Lübnan ile İsrail arasında ABD gözetiminde imzalanan çerçeve anlaşma dolayısıyla Aoun'u tebrik ederek ülkesinin Lübnan'ın ve Lübnan halkının yanında olduğunu ve anlaşmanın hükümlerinin hayata geçirilerek Lübnan'a güvenlik ve istikrarın yeniden kazandırılması için her türlü çabayı sarf edeceğini vurguladı."
Açıklamada Trump'ın ayrıca şunları belirttiği kaydedildi:
"ABD, Lübnan halkına iyilik ve ilerleme kaydedilmesini diliyor. Lübnan'ın egemenliğini, bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü desteklemek, devlet otoritesinin silahlı kuvvetleri aracılığıyla tüm Lübnan topraklarına yayılmasını sağlamak, Lübnan'ın istikrarına yönelik tehditleri durdurmak ile Cumhurbaşkanı'nın tutumlarını ve hükümetin kararlarını desteklemek için hiçbir çabadan kaçınmayacaktır. ABD, Lübnan'ın bölgesindeki ve dünyadaki öncü rolünü yeniden üstlenmesi amacıyla Lübnan ekonomisine ve meşru güvenlik güçlerine de destek sağlayacaktır."
Avn, Trump'a "Lübnan'a, meşru otoritesine, anayasal ve güvenlik kurumlarına, başta ordu olmak üzere gösterilen destekleyici tutum" için teşekkür etti. Lübnan devletinin çerçeve anlaşmanın uygulanmasında üzerine düşen sorumluluğu yerine getireceğini belirten Avn, ABD'nin her türlü ihlali önlemeye ve anlaşma kapsamında üstlenilen tüm taahhütlerin yerine getirilmesini güvence altına almaya, özellikle de İsrail'i uluslararası sınıra kadar ordunun konuşlanmasını kolaylaştırmak amacıyla güneyde işgal ettiği topraklardan çekilmesi için baskı uygulamaya katkı sağlamasını umduğunu belirtti.
Lübnan Cumhurbaşkanlığı'nın açıklamasına göre görüşmenin sonunda Trump, yakın zamanda Washington'da Lübnan Cumhurbaşkanı ile görüşeceğine işaret etti.
Berri hem siyasi itirazını dile getiriyor hem de sokağı sakinleştirmeye çalışıyorhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5289485-berri-hem-siyasi-itiraz%C4%B1n%C4%B1-dile-getiriyor-hem-de-soka%C4%9F%C4%B1-sakinle%C5%9Ftirmeye
Lübnan’da havaalanına giden güney yönündeki yolda, son günlerde asılı olan “İran’a teşekkürler” sloganının yerine “Önce Lübnan” sloganı asıldı (Şarku’l Avsat)
Berri hem siyasi itirazını dile getiriyor hem de sokağı sakinleştirmeye çalışıyor
Lübnan’da havaalanına giden güney yönündeki yolda, son günlerde asılı olan “İran’a teşekkürler” sloganının yerine “Önce Lübnan” sloganı asıldı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri'nin Lübnan-İsrail çerçeve anlaşmasına karşı çıkışı kendine özgü bir biçim aldı. Berri, Siyasi itirazını yüksek sesle dile getirirken sokağa sakinleşme çağrısında bulundu. Şarku’l Avsat’a konuşan Şii İkilisi’ne (Emel Hareketi ve Hizbullah) yakın kaynaklar, Berri'nin anlaşmanın içeriğiyle karşılaştığında şaşkınlık yaşadığını ve önceden haberdar edilmediğini aktardı. Kaynaklar, Berri'nin anlaşmadan yalnızca medyada çıkan haberler aracılığıyla bilgi sahibi olduğunu, kendisiyle önceden istişare edilmediğini ve sonradan da resmi bir bildirimde bulunulmadığını belirtti.
Şarku’l Avsat Berri'ye anlaşmanın içeriğini okuyup okumadığını sordu. Berri, "Okudum ve içinde fitne gördüm” yanıtını verdi.
Berri, kısa süre sonra özlü bir açıklamada bulundu. Açıklamaya “Ey tüm Lübnan topraklarındaki halkım, bu bir fitnedir" sözleriyle başlayan Berri, ardından fitne dönemlerinde nasıl davranılması gerektiğini anlatan Hz. Ali'ye atfedilen “Fitne içinde ibnu'l-lebun gibi ol. Onun ne sırtına binilebilir ne de memesinden süt sağılabilir” sözüne yer verdi.
“Lübnan bizi bir araya getiriyor” yazılı pankartlar havalimanı yolu boyunca güneye doğru uzanıyordu (Şarku’l Avsat)
İbnu'l-lebun, iki yaşına gelmiş deve yavrusunu ifade ediyor. Bu durumda ne binmeye elverişlidir ne de süt verir. Lübnanlı siyasetçiler bu ifadeyi itidal çağrısı olarak yorumladı. Sosyal medyada ise yapay zeka uygulamalarının Berri'nin kastının ne olduğuna dair çeşitli yanıtları paylaşıldı. Bu yanıtlar arasında "Meclis Başkanı Nebih Berri'nin bu ifadeyi kullanması, Lübnanlıları içeride fitneye sürüklenmemeye ve halkın arasında çatışmaya yol açabilecek her türlü gerilimden uzak durmaya davet eden, sivil barışın korunmasını ve çatışmada araç hâline gelinmemesini vurgulayan bir mesaj taşıyor" yorumu öne çıktı.
Şii İkilisi’nden kaynaklar, anlaşmayı imzalayan otoritenin bu adımın sonuçlarını bertaraf etmesi ve ‘günahı’ telafi etmesi gerektiğini vurguladı. Bu anlaşmanın içeriğinin, İsrail açısından Lübnan sahnesini ateşe vererek İran-ABD anlaşmasını dinamitlemek gibi bir hedef de taşıdığına dikkat çekti.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة