Ukrayna-Rusya savaşını durdurma başarısızlığı sonrasında BM olmasaydı dünya daha mı iyi olurdu?

Ukrayna’da işgali durduramayan BM olmasaydı dünya daha mı iyi olurdu? BMGK daimî üyeleri, BM tüzüğünde değişiklik yapılarak azledilebilir

Birçok uluslararası uzman açısından şok edici gerçek, üye devletler istediği zaman uluslararası örgütün verimli ve hızlı çalışması ve üye devletler uzlaşı sağlamadığında çalışmamasıdır (Reuters)
Birçok uluslararası uzman açısından şok edici gerçek, üye devletler istediği zaman uluslararası örgütün verimli ve hızlı çalışması ve üye devletler uzlaşı sağlamadığında çalışmamasıdır (Reuters)
TT

Ukrayna-Rusya savaşını durdurma başarısızlığı sonrasında BM olmasaydı dünya daha mı iyi olurdu?

Birçok uluslararası uzman açısından şok edici gerçek, üye devletler istediği zaman uluslararası örgütün verimli ve hızlı çalışması ve üye devletler uzlaşı sağlamadığında çalışmamasıdır (Reuters)
Birçok uluslararası uzman açısından şok edici gerçek, üye devletler istediği zaman uluslararası örgütün verimli ve hızlı çalışması ve üye devletler uzlaşı sağlamadığında çalışmamasıdır (Reuters)

Tarık eş-Şami
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini durduramaması sonrasında pek çok kişi, uluslararası örgütün geleceğini ve BM olmasaydı dünyanın daha iyi bir durumda olup olmayacağını merak ediyor. Ama bazıları, birçok eksikliğine rağmen BMGK’daki veto hakkının nükleer güçler arasında bir çatışmanın patlak vermesini önlemede gerekli ve yararlı olduğuna inanıyor.
Başarısız olan BM, durduramadığı savaş ortasında kriz zamanlarında diplomatik çabalarda bulunmanın yanı sıra yardım sağlamak, mültecilere ve çocuklara bakmak gibi önemli alanlarda da rolünü sürdürüyor. Peki uluslararası örgütün geleceği nedir? Ukrayna savaşı ortasında onu hangi tehlikeler tehdit ediyor?

Dürüst eleştiri
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir I(Volodimir) Zelensky’nin (sokaklarda korkunç ceset görüntülerinin ortaya çıktığı) Kiev’in Buça banliyösünü ziyaretinden bir gün sonra 5 Nisan’da BMGK’da yaptığı duygusal konuşma, dünyanın BM’yi kapatmaya hazır olup olmadığı konusunda birçok soruyu gündeme getirdi. Ukraynalı lider, BMGK’yı açıkça eleştirirken, BMGK’nın güvence altına alması gereken güvenlik hakkında soru işaretlerine değindi. Zelenski ayrıca, saldırganlıkla mücadele etmek ve barışı sağlamak için tasarlanan ana kurumun, etkin bir şekilde çalışmadığına dikkati çekti.
Ancak Ukrayna Devlet Başkanın gerçek dışı olmayan açık sözlülüğüne ve BMGK önündeki konuşmasını görmezden gelme zorluğuna rağmen bu durum, BM tüzüğünün ilk kez ihlal edilişi değil. Deneyimli bir araştırmacı ve BM politikası uzmanı Thomas Weiss’ın belirttiğine göre uluslararası örgüt, birçok defa öldü. Güç kullanımına yalnızca meşru müdafaa amacıyla veya BMGK tarafından yetki verildiğinde izin verilmesi gerekiyordu. Ancak bununla birlikte tüzüğün hükümleri birçok kez ihlal edildi. Öyle ki bunların sonuncusu Rusya’nın, Batı’nın ‘ihlallerin en iğrenci’ olarak nitelendirdiği Ukrayna saldırısıydı.

Savaşı yasaklama girişimleri
Ancak devletlerin ulusal politikalarının bir aracı olarak savaşı yasaklamaya ve uluslararası anlaşmazlıkları çözmek için barışçıl yolları teşvik etmeye yönelik uluslararası girişimler, ilk olarak 1928’de Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa ve BM’deki barış hareketlerinin teşvik ettiği Kellogg-Briand Paktı ile başladı. Pakt, adını başlıca yazarları olan ABD Dışişleri Bakanı Frank Kellogg ve Fransa Dışişleri Bakanı Aristide Briand’dan almıştır. Pakt, hükümlerine uymayan devletlerin bu anlaşmanın sağladığı avantajlardan mahrum bırakılacağı vaadiyle birlikte, nitelikleri ne olursa olsun anlaşmazlıkları çözmenin bir yolu olarak kabul edilen bir antlaşmadır. Ancak antlaşma amaçlarına ulaşamadı, sadece 11 yıl sonra İkinci Dünya Savaşı patlak verdi.
Ancak BM tüzüğü, askeri müdahale tehdidi yoluyla yasadışı güç kullanımını ortadan kaldırmaya çalışarak doğru yönde atılmış bir adımdı. BM tüzüğü fikri, BMGK’nın beş daimî üyesinin onayına tabi olarak, saldırganlığa otomatik bir yanıt verileceğini öngörüyor. Bu üyeler, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya, İtalya ve Japonya’yı hezimete uğratan Çin, Fransa, Sovyetler Birliği, Birleşik Krallık ve ABD’ydi.

Destekleyici veya engelleyici mekanizma?
BMGK’nın tüzüğü ve eylem mekanizması, daimî üyelerin itiraz etmemesi halinde, BM’nin saldırgan ülkelere askeri, ekonomik ve yargısal yollarla yanıt vereceği anlamına geliyordu. Bu, beş daimî üyenin desteğine ihtiyaç duyulduğu anlamına gelmiyor. Ama vetoyu oluşturan herhangi bir olumsuz oy kullanılamazdı ve BMGK’nın böyle çalışması gerekiyordu.
Pek çok kişi, BM’nin savaş sırasındaki ihlalleri ve vahşeti durduramaması konusunda Zelenski ile hemfikir olsa da BMGK, aslında olması gerektiği gibi çalışıyor. Öyle ki bir ülkenin, veto hakkını baştan beri kullanması mümkün.

En büyük tehlike
City University New York Graduate Center’da Siyaset Bilimi Profesörü ve Chicago Küresel İlişkiler Konseyi üyesi Thomas Weiss’a göre böyle bir yapının örgütü zayıflatabileceği yönündeki tüm ifadelere rağmen en büyük tehlike, örgütün var olmayacağıdır. Weiss’a göre veto olmasaydı ABD Kongresi, ABD’nin BM’ye katılımını onaylayamazdı. Sovyet lideri Josef Stalin’in veto yetkisinden fayda sağlamasaydı imza atmayacağı da açıktı. Ancak Mart 1946’da ‘Demir Perde’den bahseden dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Winston Churchill’in sözlerinde görüldüğü üzere bu ortak eylem umutları, hızla suya düştü.
BM ve BMGK’nın bugüne kadar yürürlükte olan yapısının oluşturulmasında arkasında bir başka neden daha var ve bu neden, ABD’nin ve genel olarak Batı’nın Ukrayna’daki savaşa ilişkin tavrını açıklıyor. Öyle ki uluslararası örgütü kurarken mantık, herkesin teke karşı olduğu fikrine dayanıyordu. Yani saldırgan ülke büyük bir güç değilse ve bir saldırganlık olursa ülkeler, otomatik olarak birlikte müdahale edeceklerdi. Saldırgan ülke büyük bir güç ise o zaman büyük güçler işleri daha da kötüleştirmeye çalışmayacaktır. Çünkü Çin’e, ABD’ye veya Sovyetler Birliği’ne saldırmak bir üçüncü dünya savaşını tetikleyecektir. Bu ilke, yalnızca bir nükleer güç olarak Rusya için değil, aynı zamanda diğer nükleer güçler için de geçerli. Bu bağlamda BMGK, Hindistan ve Pakistan ile karşı karşıya gelmeyi ve Kuzey Kore ile de mücadele etmeyi kabul etmeyecek.

Veto, BM’yi yıkar mı?
Birçok uluslararası uzman açısından şok edici gerçek, üye devletler istediği zaman uluslararası örgütün verimli ve hızlı çalışması ve üye devletler uzlaşı sağlamadığında çalışmamasıdır. Örneğin 1990 yılında dünya ülkeleri, Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’in Kuveyt saldırısına ve işgaline karşı BM aracılığıyla bir araya geldiğinde dünya, uluslararası sistemi savunuyordu. Ama ne yazık ki Körfez Savaşı, o zamanki uluslararası sistemle ilgili nedenlerden dolayı tek istisna olduğunu kanıtladı. ABD ile Çin’in her biri ve o dönemde son nefesini veren Sovyetler Birliği arasındaki ilişkiler nispeten iyiydi. Saddam Hüseyin, saldırganlığının ‘temel bir uluslararası kuralı’, yani sınırları zorla değiştirmenin yasa dışılığını ihlal etmesinden sonra sevilen bir isim değildi.
Ancak o günden bu yana büyük güçlerin ilişkileri önemli ölçüde bozulurken, bu koşullar tekrarlanmadı. BM, yaşananlardan gitgide kopmaya başladı. Balkan Savaşı’nda BMGK’da Sovyetler Birliği’nin koltuğunu devralan Rusya, Balkanlar’da akan kanın durdurulması için BM çatısı altında ortaklaşa her türlü harekete engel oldu. Rusya’nın ‘vetosu’, Moskova 2014’te Kırım’ı yasadışı bir şekilde ilhak ettiğinde herhangi bir Birleşmiş Milletler eylemini de engelledi. Bu durum, 24 Şubat’ta Ukrayna’ya yönelik saldırıdan sonra da tekrarlandı.
Aynı şekilde BM, 1994 yılında da Ruanda soykırımını engelleyemedi. Uluslararası örgüt, Suriye, Libya ve dünyanın diğer değişken bölgelerinde yüzbinlerce cana mal olan iç çatışmaları ve kanlı savaşları durdurmak için kolektif mekanizmalarını harekete geçirmekte de başarısız oldu.

Bir ülkenin BM üyeliğini iptal etmek mümkün mü?
Daimi üyelerin ‘veto’ hakkını kullanmaları nedeniyle BMGK kararlarında değişiklik yapılmasının imkansız görülmesi halinde, bazı taraflara göre, BM üyesi bir devletin dışlanması çözüm olabilir. Ancak bununla birlikte uluslararası örgütün internet sitesinde, tüzüğün 6. maddesinin ‘bir üye devletin, tüzükte yer alan ilkeleri ihlal etmekte ısrar etmesi halinde Genel Kurul’un BMGK’nın tavsiyesi üzerine onu örgütten çıkarabileceğini’ öngördüğü belirtiliyor. Bu uygulama, BM tarihinde henüz ortaya koyulmadı. Aynı şekilde 5. madde, BMGK’nın kendisine karşı önleyici veya idari tedbirler alması halinde, herhangi bir ülkenin BM Genel Kurulu’ndaki üyeliğinin askıya alınmasını öngörüyor. Bu durum, BMGK’nın tavsiyesi üzerine Genel Kurul tarafından üyelik hak ve imtiyazlarını kullanılmasının askıya alınmasına kadar uzanıyor.
BMGK’nın daimî üyeleri açısından ise bu ülkeler, 18. bölümde öngörüldüğü üzere BM tüzüğünde değişiklik yapılarak azledilebilir. Bu da BMGK’nın tüm daimî üyeleri dahil olmak üzere üye devletlerin üçte ikisinin onayını gerektiriyor.

Olası hasar
BMGK’nın mevcut eylemsizliği nedeniyle bazı kesimler, Ukrayna’da yaşananların BM’ye verebileceği olası hasarın boyutunu sorguluyor. Uzmanlara göre bunu tahmin etmek zor. Bununla birlikte bu karamsar görüşler, ABD istatistik rakamları tarafından desteklenmemekte. Chicago Küresel İlişkiler Konseyi’nin yıllık anketi, ABD’lilerin yaklaşık yüzde 60’ının BM’yi desteklediğini gösterdi. Bu nedenle BM’de kısıtlı bir hasar görmek şaşırtıcı olacaktır.
BM, birçok durumda daha iyisini yapabilirdi. Ama çok daha kötüsünü de yapabilirdi. Küba füze krizi sırasında veya Golan Tepeleri’ne barış gücü konuşlandırılması sırasında mekik diplomasisi yürütmeseydi gezegen muhtemelen daha kötü durumda olurdu.

Örgütten vazgeçilebilir mi?
BM araştırmacıları, çiçek hastalığını ortadan kaldırabilecek ve sıtmayı ve diğer hastalıkları yok etmeye yaklaşabilecek bir kuruluştan vazgeçme olasılığı konusunda şüpheci.Şarku’l Avsat’ın Indepedent Arabia’dan aktardığı analiz habere göre, BM’nin ortaya koyduğu her şey olumsuz da değil. BMGK, Ukrayna’da umutsuzca çaba sarf ederken BM’ye bağlı diğer kuruluşlar, yardım sağlamaya devam ediyor. Öyle ki BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin yardım etmeye çalıştığı dört buçuk milyon Ukraynalı mülteci var. UNICEF de Ukrayna’daki çocuklara ve başka yerlerdeki mülteci çocuklara yardım etmek için mücadele ederken, Afganistan’da kız çocuklarının eğitimini de teşvik etmeye çalışıyor.
Uluslararası örgüt, aynı zamanda krizleri yatıştırmak amacıyla farklı ülkelerin hükümetleri arasında diyalog, tartışma ve anlayış için bir alan sağlıyor. BM kuruluşları, dünyanın farklı yerlerinde ekonomik ve sosyal kalkınmanın ilerlemesine önemli ölçüde katkıda bulunuyor, iletişimle ilgili birçok düzenlemeyi koordine ediyor. Birçok ülkede barışı ve düzeni sağlamak için misyonlar göndermenin yanı sıra, ülkelerin nükleer tesislerini izlemek üzere çaba sarf ediyor. Ayrıca diğer insani acil durumlarda faaliyet gösteriyor, insan haklarını korumaya, beşeri ortama ve iklim değişikliğine dair felaket durumu hakkında bilgi sağlamaya çabalıyor.



Trump hafta sonu tatilini yarıda keserek Beyaz Saray’a döndü

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’a gelişinde (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’a gelişinde (AP)
TT

Trump hafta sonu tatilini yarıda keserek Beyaz Saray’a döndü

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’a gelişinde (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’a gelişinde (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, hafta sonu tatilini geçirmek üzere bulunduğu Camp David’deki programını yarıda keserek, Ortadoğu’daki gerilimin arttığı bir dönemde dün beklenmedik şekilde Beyaz Saray’a döndü.

Trump yönetimi, daha önce duyurulduğu üzere bugün Camp David’den dönmek yerine programın neden değiştirildiğine ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Plan değişikliği, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun dün sabaha karşı Husiler tarafından Riyad’a doğru fırlatılan bir balistik füzenin önlendiğini ve imha edildiğini açıklamasıyla eş zamanlı olarak geldi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre ABD Dışişleri Bakanlığı ile Ortadoğu’daki bazı ABD büyükelçilikleri de Amerikan vatandaşlarına yönelik güvenlik uyarıları yayımladı.


Türkiye, ABD yaptırımları kapsamında İranlı Bank Mellat'ın lisansını iptal etti

İstanbul’da İran’ın Mellat Bankası şubesi önünde yürüyen insanlar (Arşiv- Reuters)
İstanbul’da İran’ın Mellat Bankası şubesi önünde yürüyen insanlar (Arşiv- Reuters)
TT

Türkiye, ABD yaptırımları kapsamında İranlı Bank Mellat'ın lisansını iptal etti

İstanbul’da İran’ın Mellat Bankası şubesi önünde yürüyen insanlar (Arşiv- Reuters)
İstanbul’da İran’ın Mellat Bankası şubesi önünde yürüyen insanlar (Arşiv- Reuters)

Türkiye, yıllardır Batı yaptırımlarına tabi olan İran’ın Mellat Bankasının faaliyet lisansını iptal etti. Kararın, İran bankacılık sistemine yönelik baskıyı artırmayı amaçladığı ve Washington’ın Tahran’a karşı ekonomik baskısını artırdığı bir dönemde ABD’nin artan baskılarına yanıt niteliği taşıdığı belirtildi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), lisansın iptaline ilişkin kararını, Washington’ın Devrim Muhafızları ile bağlantıları olduğu şüphesiyle Türk Golden Global Bank’a yaptırım uygulamasından iki hafta sonra aldı. Banka ise söz konusu suçlamaları reddetti.

Karar ayrıca, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump’ın New York’ta salı günü başlayacak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında gerçekleştirmesi beklenen görüşmenin hemen öncesinde alındı.

Merkezi Tahran’da bulunan Mellat Bank, OpenSanctions adlı ve yaptırım uygulanan kuruluşların izlenmesine olanak sağlayan açık veri tabanına göre, “İran hükümetine mali destek sağladığı” gerekçesiyle ABD, Avrupa Birliği ve İngiltere’nin yaptırımlarına tabi. Aynı kaynağa göre İran hükümeti, bankanın en büyük hissedarları arasında yer alıyor.

Mellat Bank, İran’ın en büyük ve en eski ticari bankalarından biri. 1980 yılında kurulan bankanın ülke genelinde 1.000’den fazla şubesi bulunuyor.

BDDK, kararını Bankacılık Kanunu’nun “B-71” maddesine dayandırdı. Söz konusu madde, bankanın faaliyetlerini sürdürmesinin “mevduat sahiplerinin ve hissedarların haklarını, finansal sistemin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğinin” tespit edilmesi halinde lisansın iptal edilmesine olanak tanıyor.

Görsel kaldırıldı.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, 24 Ağustos’ta İran’a yönelik yaptırımların sıkılaştırıldığını duyurduğu basın toplantısında. (Reuters)

Batılı ülkeler, İran’ın nükleer silah elde etmeye çalıştığı yönündeki suçlamalar kapsamında daha önce Mellat Bank’a yaptırım uygulamıştı. Tahran ise bu suçlamaları reddediyor. Söz konusu yaptırımlar, İran’ın nükleer programına ilişkin 2015 tarihli uluslararası anlaşma kapsamında daha sonra kaldırılmış, ancak ABD Mayıs 2018’de anlaşmadan tek taraflı olarak çekilerek Tahran’a yönelik ağır yaptırımları yeniden yürürlüğe koymuştu.

Türkiye’nin son adımının, onlarca yıldır uygulanan uluslararası yaptırımların İran bankacılık sistemini küresel finans sisteminden büyük ölçüde izole ettiği bir dönemde, ülkenin bankacılık sektörüne yönelik baskıyı daha da artırması bekleniyor.

Karar, Washington’ın Tahran’a karşı yürüttüğü “ekonomik savaş” kapsamında Ankara üzerindeki finansal ve bankacılık akışlarını denetleme yönündeki baskısının arttığı bir döneme denk geldi.

ABD Hazine Bakanlığının Golden Global Bank’a yaptırım uygulamasının ardından Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Ankara’nın “terörün finansmanı ve her türlü yasa dışı finansmanla mücadele” konusunda kararlı olduğunu belirtti. Şimşek ayrıca Türk şirketlerine yaptırımlardan kaçınmak için gerekli tedbirleri almaları çağrısında bulundu.

Washington kısa süre önce, aralarında İran merkezli sivil havayolu şirketi Mahan Air ile iş birliği yapmakla suçlanan üç Türk şirketinin de bulunduğu 36 kuruluşu yaptırım listesine aldı. Mahan Air ayrıca İran Devrim Muhafızları’na destek sağlamakla suçlanıyor.

Şarku’l Avsat’ın İran’ın yarı resmi Öğrenciler Haber Ajansı’ndan (ISNA) aktardığına göre Mahan Air, bu hafta Türk makamlarının talebi üzerine 21 Eylül’den itibaren Türkiye’ye uçuşlarını askıya alacağını açıkladı.

İran, şubat ayının sonlarında başlayan ve ABD ile İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan bir savaşın içinde bulunuyor. Çatışmalar daha sonra Ortadoğu’nun diğer bölgelerine de yayıldı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Financial Times gazetesinde yayımlanan bir makalesinde Washington’ın İran’a karşı “şimdiye kadarki en büyük ekonomik saldırıyı” başlatacağını yazmıştı. Bessent, bu girişimi Normandiya Çıkarması’na, İngilizcede “D-Day” olarak bilinen operasyona benzetirken, bu çabalara katılmayan ülkelere ikincil yaptırımlar uygulanacağı uyarısında bulunmuştu.


Polonya Başbakanı, Rusya'ya meydan okudu: "Tek karış toprak vermeyeceğiz"

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)
Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)
TT

Polonya Başbakanı, Rusya'ya meydan okudu: "Tek karış toprak vermeyeceğiz"

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)
Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)

Maira Butt 

Polonya Başbakanı Donald Tusk, Rusya'yla gelecekte yaşanabilecek herhangi bir çatışmada ülkesinin hiçbir şekilde toprak vermeyeceğini vurguladı.

Bu açıklama, Tusk'un perşembe günü Kremlin'in Ukrayna'yı destekleyen Avrupa ülkelerine drone ve roketlerle hibrit saldırılar düzenlemeyi planladığı uyarısında bulunmasından kısa süre sonra geldi.

Tusk, perşembe günü X'te "Biz toprak kaybedebilecek bir milletiz ancak ruhumuzu asla kaybetmeyeceğiz; topraklarımızdan vazgeçebiliriz ama vatanımızdan asla vazgeçmeyeceğiz" diyen Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki'ye yanıt veriyordu.

Başbakan, "Sayın Cumhurbaşkanım, bu paylaşımı silmenizi öneririm. Topraklarımızın en küçük parçasından bile vazgeçmeye niyetimiz yok" diye cevap verdi.

Daha sonra X'te paylaştığı bir videoyla bu tutumunu pekiştiren Tusk, "Müttefiklerimize olan sadakatimiz ve kararlılığımız; işte ortak gücümüz budur. Tek bir karış toprak bile vermeyeceğiz" dedi.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'yle görüşmek üzere perşembe günü Ukrayna'ya giden Polonya lideri, "onları zorlu haftalar ve ayların beklediği" uyarısında bulunmuştu.

Rusya'ya atfedilen bir dizi hava sahası ihlalinin ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in hibrit saldırılarını NATO ülkelerine de taşıyabileceği endişesiyle Avrupa genelinde gerginlik tırmanıyor.

NATO'nun doğu kanadındaki savunmanın güçlendirilmesi çağrıları yapan Tusk, geçen yıl eylülde uçuşa yasak bölge ilan edilmesini de istemişti.

Tusk perşembe günü yaptığı açıklamada, "Drone veya diğer türdeki mermilerin doğu kanadındaki bir veya birkaç ülkenin topraklarına girme, hatta yıkıma yol açma riski gerçekten var" uyarısında bulunmuştu.

Resmi açıklamada bunun bir kaza olduğu ve NATO'nun karşılık vermeyi düşünmesi için hiçbir neden bulunmadığı söylenecek.

Polonya Savunma Bakan Yardımcısı Magdalena Sobkowiak-Czarnecka, ABD Başkanı Donald Trump'ın bu çalışmalarda ilerleme kaydedildiğini belirtmesinin ardından, ülkenin batısına olası bir kalıcı ABD askeri üssünün kurulacağını cuma günü söylemişti.

Görsel kaldırıldı.
Donald Tusk, X’te "Hepimizi zorlu haftalar ve aylar var bekliyor" diye yazdı. "Bugün, Ukrayna’da dayanışmamızı gösteriyoruz." (X/DonaldTusk)


Diğer yandan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Ukrayna'daki savaşın ve Ortadoğu krizinin ülkesindeki yakıt fiyatları üzerindeki etkisini görüşmek üzere acil bir toplantı düzenlemişti.

Rusya, Avrupa'yla savaşmak istemediğini vurgulasa da Putin daha önce Moskova'nın "savaşmaya hazır" olduğunu iddia etmişti. Önceki günlerde deneyimli Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya'yla Avrupa arasında çıkacak herhangi bir çatışmanın "çok kısa" süreceği uyarısını paylaşmıştı.

CIA Direktörü John Ratcliffe, geçen ay Moskova'ya nadir bir ziyaret gerçekleştirmişti. Bu, 2022'de ülkenin Ukrayna'yı istila etmesinden birkaç hafta önce selefinin yaptığı ziyaretten sonra gerçekleşen ilk ziyaretti.

Konu hakkında bilgi sahibi kaynaklar, CBS News ve Wall Street Journal'a yaptıkları açıklamada Ratcliffe'in bu geziyi Rusya'yı NATO'ya saldırmaması yönünde uyarmak amacıyla gerçekleştirdiğini söylemişti.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, "korkutma senaryoları" diye nitelediği bu iddiaların "gerçeklikle hiçbir ilgisi olmadığını" belirtmiş ve Moskova'nın, "Avrupa ülkelerinden kendisine yönelik çok agresif bir politikayla karşı karşıya olduğunu" eklemişti.

 Independent Türkçe,independent.co.uk/news