Blackwater ve Wagner arasında: Dünya savaşlarını paralı askerler mi yürütüyor?

Çıkarları sınırlarını aşan Batılı ülkeler, özel ordulardan yardım alma fikrini giderek daha fazla kabulleniyor

Eski Libya lideri Muammer Kaddafi'ye paralı askerlik yapmakla suçlanan Rusya ve Ukrayna'dan tutukluların yargılanması (AFP)
Eski Libya lideri Muammer Kaddafi'ye paralı askerlik yapmakla suçlanan Rusya ve Ukrayna'dan tutukluların yargılanması (AFP)
TT

Blackwater ve Wagner arasında: Dünya savaşlarını paralı askerler mi yürütüyor?

Eski Libya lideri Muammer Kaddafi'ye paralı askerlik yapmakla suçlanan Rusya ve Ukrayna'dan tutukluların yargılanması (AFP)
Eski Libya lideri Muammer Kaddafi'ye paralı askerlik yapmakla suçlanan Rusya ve Ukrayna'dan tutukluların yargılanması (AFP)

Emine Hayri
Bir skandalın ortaya çıkması veya bir belgenin sızdırılması ya da ayrıntıları tüyler ürperten bir yargılama ile son birkaç yıldır üzerlerine tutulan merceklere rağmen, özel ordular, şirketlerinin belgelerinde, muharebe yerlerinde, rejimler ve çıkarlarla iç içe geçen ilişkilerinde, sözleşmelerinin şartları ve ayrıntılarının belirsizliğinde saklı kalmayı sürdürdüler.
İsimleri birbirine atıfta bulunmak için kullanılan iki benzer rakip olan "Blackwater" ve "Wagner Grubu" şirketleriyle ilgili detaylar, belirli olaylar ve hadiseler, yankı uyandıran skandallar ve bazılarının "haksız" olarak nitelendirdiği yargılamalar nedeniyle son birkaç yılda küresel olarak dikkatleri çekiyor.

Nüsûr (Kartallar) Meydanı katliamı
2007 yılı Irak'taki Nüsûr Meydanı Katliamı olarak bilinen olaya şahit olmuştu. Bu olayda 4 ABD’li güvenlik görevlisinin açtığı ateş sonucu 17 Iraklı sivil hayatını kaybetmiş, 17’si de yaralanmıştı. Duruşma birçok nedenden dolayı dünya tarafından yakından takip edildi. Zira takipçiler, Iraklı sivillerin kendi ülkelerinde Amerikan askerleri tarafından öldürülmesine yanı sıra, söz konusu askerlerin bilinen anlamda asker olmadıklarını, aslında Amerikan güvenlik şirketi Blackwater’a bağlı unsurlar olduklarını öğrenmişlerdi. Şirket, kökeni, kuruluşu ve yaptığı işin doğasıyla ilgili araştırmalar o zaman başladı. Dünya, paralı askerler değil, özel sektör savaşçılarının bir hayal veya drama değil, gerçek olduğunun farkına vardı.
Asıl dram, daha doğrusu trajedi, yüreği yaralı Iraklıların yıllar süren Blackwater unsurları davası ve 30 yıla varan hapis cezası dahil haklarında verilen cezaların kademeli olarak azaltılmasından birkaç yıl sonra, 2020 yılında, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın söz konusu unsurları affeden bir kararname yayınlaması ile yaşadıkları şaşkınlıktı.
Irak ve Arap dünyasında patlak veren öfke ve acıya rağmen, bu yaşananlar, milyonları, eski ABD Deniz Kuvvetleri subaylarından Eric Dean Prince tarafından 1997'de Kuzey Carolina'da kurulan ABD’li özel askeri güvenlik şirketi Blackwater’ı araştırmaya ve incelemeye sevk etti. Dünyanın gözleri açıldı ve her zaman bir tür fantastik fikir olarak gördüğü şeyin gerçek olduğunun farkına vardı.

Herkesin gözü önünde
Ordunun tamamen vatansever ve milli olması adettendir. Fakat herkesin bildiği üzere, bugün olduğu gibi tarih de, gönülsüzce, çekinerek veya gizlice, savaşan bir tarafın elini güçlendirmek veya kimliği açığa çıkmadan silahlı bir çatışma yürütmek için kullandığı paralı askerlerin hikâyeleriyle doludur. Ne var ki, askeri eğitim almış, hizmetlerini talep eden her müşteriye herkesin gözü önünde paralı olarak sunan, mevcut iş fırsatlarını ve talep edilen şartları açıklamak, başvuruları kabul etmek, adaylara testler uygulamak ve başarılı olanları özel sektör savaşçıları olarak işe almak için web siteleri ve sayfalarına sahip olan orduların varlığı, doksanlı yıllardan beri kapalı veya yarı kapalı kapılar ardında yaşanan ve pek çok kimsenin hayal etmediği bir şeydi.
Pek çok kişi, ideolojik bağlılık, vatanseverlik veya milli fanatiklik koşulu olmaksızın bir savaşta muharebe misyonunu üstlenecek savaşçılarıyla birlikte bir askeri güç kiralamanın tarih kadar eski olduğunu bilmez.

Nefret edilen paralı askerler ile yüceltilen askerler
Uluslararası İlişkiler Profesörü Sean McFate’in ABD Ulusal Savunma Üniversitesi tarafından 2019’da yayınlanan "Paralı Askerler ve Savaş: Bugünün Özel Ordularını Anlamak" başlıklı bir çalışma, kayalara kazınmış olanlar dahil ilk belgelerde bile paralı savaşçılara dair kanıtların mevcut olduğuna işaret ediyor. Tarihin Yunan paralı askerleri tanıdığını, Kartaca'nın Roma'ya karşı savaşında bu askerlere güvendiğini ve onlardan İncil'de de bahsedildiğini söylüyor.
Blackwater'dan ne İncil'de ne de herhangi bir kutsal kitapta bahsedilmez. Ancak şirketin ve diğerlerinin bastırmayı başardığı bir dizi yankı uyandıran skandalın ardından dünyaca tanınır hale geldi. Şirket skandallara rağmen her zamanki gibi iş yapma ve her zamanki gibi muharebe hizmeti satma sloganıyla yoluna devam etti.
"Paralı asker" kelimesi ve onunla ilgili her şey genellikle olumsuz duygular uyandırır ve tasvip edilmez. Ama McFate çalışmasında bu imajı çürütmek için çok uğraşıyor ve şöyle diyor: “Paralı askerleri günah işleyenler olarak görüp nefret etmeyi, ama diğer yandan askerleri azizlermiş gibi sevmeyi öğrendik, ancak bunlar cahilce klişelerdir. Her ikisi de tarih boyunca hem asil hem de nefret edilesi eylemler de bulundular.” Sadece bu da değil, paralı askerler bu kelime bir hakaretmiş gibi kendisini kullanmaktan kaçınmayı öğrendiler. Mesleklerine özel askeri müteahhit, özel güvenlik şirketi veya düzensiz askerler gibi isimler vermeye özen gösterdiler.

Yapışmış damga
Paralı askerlik mesleğine yapışmış ve özel ordu sahiplerini kendileri ile sundukları hizmeti kendisinden uzak tutmaya yönelten bu damga yeni değil. Machiavelli'nin kendisinin paralı askerlerden nefret etmesi bu damganın ne kadar eski olduğunu anlamak için yeterli. Machiavelli’nin nefretinin, kendisini savaş ve savunma planlarında aldatmalarından kaynaklanıyor olması muhtemel. Ancak yukarıda bahsi geçen araştırmanın yazarı Sean McFate, bilhassa özel kuvvet kavramı her yerde ve 5 savaş alanında, yani kara, deniz, hava, uzay ve siber savaş alanında görüldüğünden paralı askerlerle çalışmanın farkındalık, sağduyu, zeka ve özen gerektirdiğine inanıyor. Yakın gelecekte muhtemelen uzayda silahlı uyduların bulunacağını düşünüyor.
Şu an, yine herkesi özel ordular sorununu araştırmaya ve incelemeye itiyor. Blackwater Şirketi, özel ordular veya özel askeri güvenlik şirketleri pazarında kalmasına, milyonlarca dolarlık sözleşmeler imzalamaya devam etmesine olanak tanıyan ve birkaç kez başvurduğu isim değiştirme yoluna gitse de, ücretli güvenlik ve askeri hizmetlerini dünyanın her yerinde hükümetlere ve bireylere sunmaya devam ediyor. Hem de Irak'ın Amerikan işgali sırasında kendisine yöneltilen sert eleştirilere ve çalışanlarına atfedilen sivil cinayetlerine rağmen.

Savaşçı müteahhitler
Birbirini takip eden ABD yönetimleri, Afganistan ve Irak savaşlarında savaşçı müteahhitlerinden yardım aldı. Uluslararası ilişkiler araştırmacısı Muhammed el-Arabi, 2021’de yayınlanan "Gölge Ordular: Afganistan'daki savaş paralı askerleri nasıl yeniden gündeme getirdi?" başlıklı araştırmasında, iki savaşta sözleşmeli savaşçıların hacminin toplam düzenli kuvvetlerin sırasıyla yüzde 50 ile 70'ini oluşturduğuna işaret ediyor. "İki savaş, yüzyıllarca gizli çalıştıktan sonra güçlü bir şekilde döndüklerini doğruladığından, paralı asker ve müteahhit şirketlerinin tarihinde bir dönüm noktası oldu. ABD'nin paralı asker ve müteahhit hizmetlerine yönelik talebinin artmasının nedeni, bunların kiralık piyonlar olmaktan çıkıp, hisseleri New York borsalarında işlem gören ve modern savaşın önemli bir bileşeni olan büyük şirketlere dönüşmeleridir” diye ekliyor.
Modern ve özellikle de Ukrayna'da yaşanan savaş, farklı adları ile özel ordulara yeniden değinmenin kapısını ardına kadar açtı. Zira özel ordular artık kapalı hükümet kapıları ardında veya tökezleyen barış görüşmeleri masalarının altında dönen bir iş olmaktan çıkıp, karşıt güçlerin rekabet ettiği, dünyadaki kutupların üstünlük mücadelesi verdiği bir alan haline geldi.

Zelenskiy lejyonu
Ukrayna'nın kendi tarafında savaşmak ve Rus kuvvetlerine karşı koymak isteyen gönüllüleri ülkeye davet etmesi, sadece bir gerçeklik değil, aynı zamanda gelecek vaat eder hale gelen özel ordular sistemi denizinde bir damladan ibaretti.
1998'de, "Özel Ordular ve Askeri Müdahaleler" kitabının yazarı David Shearer, 20. yüzyılın sonlarında ücretli yabancı güçlerin doğasında peş peşe görülen değişiklikler konusunda uyardı. Askeri şirketlerin, bazı Batılı rejimlerin sınırları dışındaki çatışmalara doğrudan müdahale etmeme konusundaki artan eğiliminden yararlandığını, faaliyetlerinin kuruluş, işletme ve çalışma açısından yasal çerçeveler içinde ve yoğun bir şekilde yayılmaya başladığını söyledi.
Shearer, bu şirketleri kişisel kazanç için şiddetten yararlanmaya çalışan paralı askerlerin modern yüzü saydı. Bu tehlikeli olguyla ilgili tartışmaların yeniden başlaması gerektiği çağrısında bulundu. Bunun geçici bir olgu olmadığını vurgulayarak, Batı'nın askeri alanda kemer sıkma politikasının devam etmesi, sınırları dışındaki çatışmalara doğrudan katılımı azaltma arzusunun perçinleşmesi gölgesinde etkisi ile faaliyetlerinde bir artış beklediğini vurguladı.
Shearer, özel orduların bir ülkedeki çatışmayı istikrar aşamasına getirebileceğini ve BM barış güçlerine misyonlarını yerine getirmekte yardımcı olabileceğini belirtse de, dünyanın, askeri eylemler ile iş ilişkilerinin şeffaf olması ilkesinin uygulanması yoluyla bu özel ordulardan hesap sorulabileceğinden emin olmak için kesinlikle katı kurallara ihtiyacı olduğunu da ekledi.

Savaşın özelleştirilmesi
Gazeteci Celal Nassar, "Savaşları Özelleştirme" başlıklı makalesinde, ortaya çıkışlarından itibaren bu şirketlerin misyonlarını belirsizliğin çevrelediğine, çatışma ülkelerinde yerine getirdikleri misyonları ve iş tanımlarını belirlemenin genellikle zor olduğuna dikkat çekti. Bu özel şirketlerin mevcut gevşek durumunun, birçoğunun sızmasına, yayılmasına, kamufle olmasına ve kaybolmasına izin verdiğini de sözlerine ekledi. Kendilerini kontrol etme ve hakim olma kabiliyetlerine ilişkin endişeler de gittikçe artıyor. Öyle ki eski İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, daha önce, konvansiyonel silahlı kuvvetlerin varlığını düzenleyen kanun ve anlaşmaların statüleri ve faaliyetlerini kapsamadığı paralı askerlerin artan vahşeti olarak adlandırdığı durumdan hoşnutsuzluğunu dile getirmişti.
Çıkarları sınırlarını aşan Batılı ülkelerin orduları, özel orduların yardımıyla muharebe entegrasyonunu sağlama fikrine daha yatkın hale geldi. Eski ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, yıllar önce teröre karşı savaşın en fazla beş gün, haftalar veya aylar sürmeyeceğini, aksine onlarca yıl sürdüğünü ve henüz bitmediğini söylemişti.
Nassar, bu uzun vadenin ya Vietnam Savaşı'nın acı hatıralarını geri getirerek seçimler için bir risk oluşturacak zorunlu askerliğin genişletilmesini ya da siyasi intiharla eş anlamlı olan Irak ve Afganistan’dan hızla geri çekilmeyi gerektirdiğini, bu nedenle de üçüncü seçeneğin, yani özel güvenlik şirketlerinden yardım almanın öne çıktığını söylüyor.
Görünüşe göre bu yardım alma bir sürekliliğe dönüşmüş durumda, zira Amerikan askeri personelinin önemli bir yüzdesi Amerikalı değil. ABD Savunma Bakanlığı, Vietnam'ı hatırlatan bir duygusal travmadan veya Irak ve Afganistan sahnelerinden çekilmesinin çıkarlarına vereceği zarardan kaçınmak için, farklı ülkelerden, özellikle de üçüncü dünya ülkelerinden sözleşmeli unsurlar istihdam eden şirketlerle iş birliği yapıyor.
Resmi bir ABD raporuna (2018) göre, ABD Merkez Komutanlığı bünyesinde çalışan ve savaş dışı faaliyetler yürüten sözleşmeli unsurların sayısı 50 bine ulaştı ve bunların yalnızca 20 bini Amerikalı. Afganistan'daki savaş operasyonları için kullanılan sözleşmeli unsurların sayısı ise, 2002'den bu yana yaklaşık 108 milyar dolarlık bir maliyetle yaklaşık olarak 90 bine ulaştı.
Afganistan ve savaş kaosu
Afganistan'daki askeri faaliyetlerin tümü bilinen anlamda bir muharebe değildi. Araştırmacı Muhammed el-Arabi, “Gölge Orduları” adlı çalışmasında şunları söylüyor, “Kaos ve yolsuzlukla yönetilen bir piyasada güvenliğin özel bir metaya dönüşmesi nedeniyle, bu ve benzeri şirketlerin Afgan vatandaşlarına karşı ihlalleri oldu, hatta Batılı sözleşmeli unsurlar tarafından Afgan ortaklarına yönelik cinayet ve saldırı vakaları kaydedildi. Bu durum, eski Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai'nin 2010 yılında Kabil hükümetiyle anlaşmalı ve aralarında çeşitli isimlerle tanınan "Blackwater" şirketinin de olduğu 54 özel güvenlik şirketinden 8’nin çalışmalarını askıya alma ve engelleme kararı almasına yol açtı. Arabi’ye göre, "Bu şirketlerin yayılması resmi Afgan güvenlik sektörünün gelişimini engellemeye katkıda bulundu. Öte yandan Batı müdahalesi ve NATO'nun bu şirketlere bağımlılığının artması, Afgan hükümetini güvenlik şirketlerinin faaliyetlerini askıya alma kararını birkaç kez ertelemeye sevk etti. Bu şirketlerden bazıları da kendilerini Afgan hükümetine yeni isimler ve diğer Afgan şirketleriyle gizli ortaklıklar altında yeniden sundular.”
Bu özel şirket savaşçılarının Afganistan'a nüfuz etmelerinin sonuçlarından biri, Afgan savaş doktrininde yaşanan dönüşümdür. Kabileler arasında sadakat, cesaret ve fedakarlık adına savaşanlar yerlerini para için savaşanlara bıraktılar. Muhammed Arabi, "Afgan toplumundaki değişimler, kabileler arasındaki çatışmalarda para karşılığında savaşmaya hazır bir savaşçı ordusu yarattı" diyor. Hizmetleri için ayda yaklaşık 450 dolara ulaşan bir fiyat belirlemelerinin yanı sıra, yerel ve harici finansman kaynakları olduğuna değiniyor.

İki kutba yaraşır ordular
Batılı özel ordular dikkatleri üzerine çekiyor. Zelenski'nin yabancı lejyonu ise, Ukrayna'nın eleştiride sağduyu, zaman seçiminde ustalık gerektiren bir felaket içinde olduğu gerekçesiyle özel ordular dosyasının açılması konusunda çekinceli. Ancak iki kutupluluğa dönüş için yoğun çabalara tanık olan dünya, özel ordular dosyasında, özellikle de geleceğin onlar için umut verici olduğu göz önüne alınırsa, bir ikiliğe de tanık oluyor.
Rus Wagner Grubu’ndan bahsedildiğinde çoğunlukla "muhtemel", "denildiğine göre" ve "varsayılıyor" gibi kelimeler kullanılıyor, ancak kesin olan, Wagner savaşçılarının yaklaşık 8 yıldır Ukrayna, Suriye, Mali, Libya gibi ülkeler ve diğer Afrika ülkelerindeki çatışmalara katıldıklarıdır. Wagner'in suç ve insan hakları ihlalleri sicilinin benzeri Batılı şirketlere göre daha kabarık olduğu kesindir. Şirketin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yakın bir ilişkisi olduğuna, nerede ve nasıl olursa olsun Kremlin'in çıkarlarına hizmet ettiğine inanılıyor.
Geçen yıl, Wagner'e savaş suçları işlemekle ve Kremlin ile olan bağlantısıyla ilgili yöneltilen çeşitli ithamların akabinde, Putin, Grubun "kendi çıkarları olduğunu ve Rusya'nın çıkarlarını yansıtmadığını" söyledi. Ancak "Grubun faaliyetleri Moskova'nın çıkarlarıyla çatışırsa, eyleme geçeriz" diye de ekledi.

Wagner hakkında bilinenler
Halihazırda yapılan tek eylem, Wagner Grubunun Ukrayna'daki mevcut savaştaki rolünü ortaya çıkarma çabalarıdır. Savaşın ortasında birkaç gün önce İngiliz Yayın Kuruluşu BBC tarafından yayınlanan bir haber dosyasına göre, Wagner Grubu’nu eski Rus ordusu subayı Dmitry Utkin'in (51 yaşında) kurduğu ve gruba hizmeti sırasında kullandığı kod adını verdiği düşünülüyor. Utkin, Çeçen savaşlarında savaşan bir gazi, eski bir özel kuvvetler subayı ve Rus askeri istihbaratında görev yapmış bir yarbay. Grup muhtemelen Rusya'nın 2014 yılında Kırım'ı ilhakı sırasında faaliyete geçti. Şaeku’l Avsat’ın BBC’den aktardığı habere göre, Wagner esas olarak borçlarını ödemek ve geçimlerini karşılamak için bir geçim kaynağı arayan ve çoğu, para kazanma fırsatlarının kıt olduğu kırsal kesimden gelen gazilerden oluşuyor. Ayrıca Rus askeri istihbaratının Wagner Grubu’nu gizlice finanse ettiği ve denetlediği varsayılıyor.
Herhangi bir özel ordunun veya askerlik hizmeti veren bir şirketin, ülkedeki resmi egemenlik kurumları ve askeri teşkilatlarla çok yakın ilişkiler içinde olduğu bir sır değil.
Özel ordular, olasılıklar, hangi ihlallerin ve suçların fiilen işlenip işlenmediğiyle ilgili karşılıklı atışmalar ve kınamalar, orduların özelleştirilmesine ya da özelleştirme yönünde bir adım olan paralı savaşçılara daha fazla güvenmeye yönelik küresel eğilimi etiketleyen özellikler olmayı sürdürecek.

Geçim kaynağı arayanlar
Sahada ve dünya genelindeki çatışma bölgelerinde olup bitenler, özel orduların mevcut savaşların ayrılmaz bir parçası haline geldiğinin altını çiziyor. Araştırmacı Muhammed Arabi, savaşların paralı askerler için bir talep yarattığı ölçüde, ister ülkelerindeki savaşların bitmesi ile işsiz kalan askerler ister ekonomik koşullar nedeniyle öldürmekten başka geçim kaynağı bulamayan savaşçılar olsun, askeri bir güç olarak tanıtımlarına yardımcı olduğunu da ifade ediyor.
Özel askeri kuvvet, uluslararası bir karaktere sahip büyük bir iş haline geldi. Milyarlarca ve belki de trilyonlarca bütçesi kendi defterlerinde saklı kalmayı sürdürecek. Savaşçılarının sahada işledikleri suçlar ise, bazen şirketin uyruğuna ya da iki ana kutuptan herhangi biriyle olan bağlantısına, bazen de özel ordular konusunda henüz kafası karışık, aciz ya da çaresiz olan savaş yasaları ve kurallarından sıyrılma becerisine göre siyasileştirilmeye devam edecek.
Özel orduları dizginlemek, askeri şirketlerin genişlemesini daraltmak, özel sektör askerlerinin savaş etiğine uyması, bankada hesaplara değil bir savaş doktrinine sahip düzenli orduların daha ağır basması ve tercih edilmesi hakkındaki tartışmalar devam edecek. Ama gölge ordularla, kiralık savaşçılarla yürütülen savaşlar, hesapsız kalan öldürmeler ve suçlar da devam edecek, hem de artan bir biçimde.



Sırbistan'da İsrail Büyükelçiliği önünde bıçaklı saldırı: Saldırgan öldürüldü

Belgrad’da İsrail Büyükelçiliği’ni koruyan bir polis memurunu hedef alan saldırının gerçekleştiği nokta (AFP)
Belgrad’da İsrail Büyükelçiliği’ni koruyan bir polis memurunu hedef alan saldırının gerçekleştiği nokta (AFP)
TT

Sırbistan'da İsrail Büyükelçiliği önünde bıçaklı saldırı: Saldırgan öldürüldü

Belgrad’da İsrail Büyükelçiliği’ni koruyan bir polis memurunu hedef alan saldırının gerçekleştiği nokta (AFP)
Belgrad’da İsrail Büyükelçiliği’ni koruyan bir polis memurunu hedef alan saldırının gerçekleştiği nokta (AFP)

Sırp polisi, Belgrad’daki İsrail Büyükelçiliği önünde görev yapan bir güvenlik görevlisine bıçaklarla saldıran kimliği belirsiz bir kişinin gece yarısından sonra vurularak öldürüldüğünü açıkladı.

İsrail Dışişleri Bakanlığı, Belgrad’daki büyükelçiliğinin yakınında bir “terör saldırısı girişimi” yaşandığını doğruladı. Bakanlık, büyükelçilik çalışanlarından hiçbirinin yaralanmadığını ve olayla ilgili soruşturma başlatıldığını bildirdi.

Bakanlığın X platformundaki açıklamasında, “Saldırgan yerel polis tarafından öldürüldü. Büyükelçilik çalışanlarından hiçbiri zarar görmedi. Olayın yaşandığı gece geç saatlerde diplomatik misyon kapalıydı. Yetkili makamlar olayla ilgili soruşturmayı sürdürüyor” ifadelerine yer verildi.

Sırbistan İçişleri Bakanı Ivica Dačić de olayın “terör saldırısı” olarak değerlendirildiğini belirtti. Dačić, terör tehdidi seviyesinin en üst düzeye çıkarıldığını ve kritik noktalardaki polis varlığının artırıldığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığı habere göre Dačić, “Henüz kimliği belirlenemeyen reşit olmayan bir kişi, iki bıçakla bir jandarma personeline saldırdı” dedi.

Polis memurunun kendini savunmak amacıyla saldırganı etkisiz hale getirdiğini belirten Dačić, memurun hafif yaralandığını kaydetti.

gthy
Sırp jandarma birlikleri, Belgrad’daki İsrail Büyükelçiliği’nin girişinde güvenlik önlemi alıyor (AFP)

Belgrad’daki İsrail Büyükelçiliği daha önce de benzer bir saldırının hedefi olmuştu. Haziran 2024’te, terör örgütü DEAŞ ile bağlantıları bulunan 25 yaşındaki Sırp vatandaşı, aynı büyükelçiliğin önünde görev yapan bir polis memurunu arbaletle yaralamış, ardından polis tarafından vurularak öldürülmüştü. Avrupa merkezli EU Alive haber platformunun aktardığına göre bu olay da terör saldırısı olarak sınıflandırılmış ve o dönemde güvenlik tehdidi seviyesi geçici olarak yükseltilmişti.


Trump, İran’la ‘kısa ve yoğun bir savaş’ seçeneğini değerlendiriyor

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper (solda), CH-47 Chinook helikopteriyle Hürmüz Boğazı üzerinde uçuyor. (CENTCOM)
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper (solda), CH-47 Chinook helikopteriyle Hürmüz Boğazı üzerinde uçuyor. (CENTCOM)
TT

Trump, İran’la ‘kısa ve yoğun bir savaş’ seçeneğini değerlendiriyor

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper (solda), CH-47 Chinook helikopteriyle Hürmüz Boğazı üzerinde uçuyor. (CENTCOM)
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper (solda), CH-47 Chinook helikopteriyle Hürmüz Boğazı üzerinde uçuyor. (CENTCOM)

ABD, Kongre ara seçimlerinin ardından İran’a yönelik kısa ve yoğun bir askerî harekât ihtimaline karşı aralarında Arap ülkelerinin de bulunduğu çok sayıda devlete hazırlıklı olmaları yönünde uyarıda bulundu. Şarku’l Avsat’ın The Wall Street Journal’dan (WSJ) aktardığına göre, Washington ve İsrail’in İran’ın kapasitesini zayıflatarak Tahran’ı müzakere masasına oturtmayı amaçlayan hava saldırılarını yeniden başlatmaya hazırlandığına dair işaretler artıyor.

WSJ’ye konuşan yetkililer, temasların diplomatik ve askerî kanallar aracılığıyla yürütüldüğünü bildirdi. ABD Başkanı Donald Trump’ın olası saldırıya ilişkin nihai kararını henüz vermediği, ancak süreci yakından takip eden kaynaklara göre, seçimlerin ardından İran’ın altyapısını ve nükleer tesislerini hedef alabilecek kapsamlı bir saldırıya sıcak baktığı ifade edildi.

Olası hazırlıklar kapsamında, uçuş takip verileri ve sevkiyat hakkında bilgi sahibi yetkililere dayandırılan bilgilere göre ABD, Teksas eyaletindeki bir Patriot hava savunma sistemini İsrail’e sevk ediyor. Yetkililer, Amerikan güçlerinin bölgedeki mühimmat stoklarını yenilediğini, ayrıca savaş uçakları ile bombardıman uçaklarının olası saldırılar için teyakkuza geçirildiğini kaydetti.

Hazırlıklar çerçevesinde, önümüzdeki ay içerisinde Ortadoğu’da halihazırda görev yapan yaklaşık 20 savaş gemisinden oluşan filoya ek bir uçak gemisi taarruz grubu ile bir deniz piyade keşif birliğinin katılması beklenirken, bölgedeki bazı gemilerin ise görev süresini tamamlayarak ayrılması öngörülüyor.

Daha önce basına yansıyan raporlarda da Amerikan güçlerinin olası bir tırmanışa karşı risk altındaki üslerde görev yapan personeli güvenli noktalara naklettiği bildirilmişti.

‘Küçük bir operasyon’

Trump henüz bir saldırı kararı aldığını açıklamadı, ancak geçen hafta düzenlenen bir seçim mitinginde, “Küçük bir operasyon turu daha düzenleyebiliriz ya da uzlaşmayı kabul ederler” ifadesini kullandı.

Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, ‘var olabilecek veya olmayabilecek hassas askerî planlar’ hakkında yorum yapılmayacağı vurgulanırken, Trump’ın İran’ın hiçbir zaman nükleer silaha erişememesini sağlamak amacıyla tüm seçenekleri masada tuttuğu belirtildi. ABD Başkanı daha önce Kongre ara seçimlerinden önce İran’a saldırmayacağını ifade etmişti.

 cxfbg
ABD güçleri, 2 binden fazla ticari geminin Hürmüz Boğazı'ndan geçişine yardım ettiğini açıkladı. (CENTCOM)

WSJ, yürütülen askerî hareketliliğin Trump’a bir saldırı kararı alması durumunda ek seçenekler sunduğunu değerlendirirken, ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) ise görevlerinin Başkana bu seçenekleri sunmak olduğunu bildirdi.

Basına yansıyan haberlere göre İsrail ordusu yeni bir saldırı için planlarını ve hedeflerini hazırlarken, Başbakan Binyamin Netanyahu ise İran’ı zayıflatarak rejim değişikliğine zemin hazırlamak amacıyla saldırıların yeniden başlatılması yönündeki baskısını sürdürüyor.

Bombardımana geri dönülme ihtimali, Trump yönetiminin ekonomik baskıya dayalı stratejisinden bir sapmayı temsil ediyor. Yaptırımların sertleştirilmesi ve deniz ablukası uygulanması, İran’ın petrol satışlarını aylarca aksatmış, hava trafiğinin büyük bir kısmını durdurmuş ve kara ticaretini sınırlandırarak zaten kötü durumda olan İran ekonomisi üzerindeki baskıyı artırmıştı.

Ancak askerî operasyonların yeniden başlatılmasının etkinliği analistler arasında tartışma konusu olmayı sürdürüyor. ABD merkezli düşünce kuruluşu Demokrasileri Savunma Vakfı’nın (FDD) İran Programı Direktörü Behnam Ben Taleblu, Trump’ın İran’ın füze kapasitesini yeniden inşa etmesi gibi büyüyen bir tehdit olarak tanımladığı unsurların hedeflenme gerekçelerini olabildiğince ayrıntılı bir şekilde açıklaması gerektiğini belirtti.

Taleblu, böyle bir gerekçenin bulunmadığı senaryoda ABD’nin mevcut yaptırımlar ve abluka sayesinde avantajlı konumda olduğunu ve bu yolda ilerlemeye devam etmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

İran bu sefer teslim olacak mı?

Analistler, savaşın en yoğun döneminde 20 binden fazla ABD ve İsrail hava saldırısına maruz kalan İran’ın yeni bir saldırı dalgası karşısında kolayca teslim olmayacağı görüşünü taşıyor. Uğradığı hasara rağmen Tahran yönetimi; Hürmüz Boğazı’ndaki gemileri hedef almaya, ABD güçlerine ve gemilerine saldırmaya ve müzakerelerdeki sert tutumunu korumaya devam etti.

bhju
Tahran’ın bir caddesinde sergilenen İran füzeleri, Eylül 2026 (Reuters)

İsrail Askerî İstihbaratı’nın eski yetkililerinden Danny Citrinowicz, ABD ve İsrail’in yapmaya devam ettiği en büyük hatalardan birinin; kritik altyapıların hedeflenmesi veya üst düzey yetkililere suikast düzenlenmesi de dahil olmak üzere ek bir saldırı dalgasının İran rejiminin çöküşüne yol açabileceğine inanmak olduğunu belirtti.

Citrinowicz, yeni bombardımanların rejimi daha da sertleşmeye itebileceği ve füze ile nükleer programlarına olan bağlılığını pekiştirebileceği uyarısında bulundu.

ABD ve İsrail, Haziran 2025’te patlak veren daha kısa süreli savaş sırasında İran’ın nükleer programının büyük bir bölümünü imha etmişti. Ancak Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Direktörü Rafael Grossi, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’ne verdiği bilgide, UAEA’nın her iki savaşta da hasar gören tesisleri onarma veya yeniden inşa etmeye yönelik herhangi bir faaliyet tespit etmediğini bildirdi.

Buna karşılık Grossi, UAEA müfettişlerinin durumlarını doğrulamak için söz konusu tesislere erişim sağlayamadığına ve UAEA’nın İran’ın nükleer maddeleri beyan edilen amaçların dışına çıkarıp çıkarmadığını teyit edemediğine dikkat çekti. Washington, müfettişlerin geri dönmesine izin vermesi için Tahran’a baskı yapmayı sürdürürken, İran yönetimi bu talebe direnmeye devam ediyor.

Endişe yaratan alanlar arasında, yüzlerce metre kayalık zeminin altında yer alan Kazma Dağı sahası da bulunuyor.

Trump zafer istiyor

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) savunma ve güvenlik analisti Seth Jones, Trump’ın saldırıların İran’ın kapasitesine kesin bir darbe indirmemesi durumunda dahi, yeni bir saldırı dalgasını zafer ilan etmek ve ardından ABD’nin savaştaki angajmanını azaltmak için kullanabileceğini değerlendirdi.

Jones, hiçbir saldırının İran’ın nükleer programını kalıcı olarak geriletemeyeceğini düşündüğünü belirtirken, bununla birlikte Trump’ın Washington’ın programı bir kez daha geciktirmeyi başardığını savunabileceğine işaret etti.

dcfrg
Döviz kurlarının gösterildiği panonun önünden geçen bir İranlı, Tahran, 27 Ekim 2026 (Reuters)

Buna karşılık İran, kamuoyuna açık ve özel kanallar aracılığıyla, herhangi bir saldırıya bölge genelindeki ekonomik tesisleri ve sivil hedefleri hedef alan sert misillemelerle yanıt vereceği konusunda uyarıda bulundu. Tahran yönetimi, savaş öncesinde de benzer tehditlerde bulunmuş; ardından ABD askerî üsleri ve diplomatik misyonlarının yanı sıra Körfez ülkelerindeki enerji tesislerini ve havalimanlarını hedef almıştı.

Olası bir yeni İran misillemesinin, ABD ve Körfez müttefiklerinin savaş sırasında İran saldırıları nedeniyle tükenen hava savunma füze stoklarını henüz yenilemeye çalıştığı bir döneme denk gelebileceği belirtiliyor.


İsrailli muhalif lider Golan’dan Netanyahu’yu devirmek için Arap partileriyle iş birliği çağrısı

İsrailli muhalif lider Yair Golan, dün Rosh Haayin’deki seçim merkezlerinden birinde oy kullanmak üzere sandık başına giderken (DPA)
İsrailli muhalif lider Yair Golan, dün Rosh Haayin’deki seçim merkezlerinden birinde oy kullanmak üzere sandık başına giderken (DPA)
TT

İsrailli muhalif lider Golan’dan Netanyahu’yu devirmek için Arap partileriyle iş birliği çağrısı

İsrailli muhalif lider Yair Golan, dün Rosh Haayin’deki seçim merkezlerinden birinde oy kullanmak üzere sandık başına giderken (DPA)
İsrailli muhalif lider Yair Golan, dün Rosh Haayin’deki seçim merkezlerinden birinde oy kullanmak üzere sandık başına giderken (DPA)

İsrail'de muhalif lider Yair Golan, kısmi seçim sonuçlarının hükümet koalisyonu kurmak için Arap partilerinin desteğine ihtiyaç duyulduğunu göstermesi üzerine, bugün (çarşamba) muhalefetteki müttefiklerine Başbakan Binyamin Netanyahu’yu devirmek için Arap partileriyle iş birliği yapma çağrısında bulundu.

Golan, X platformundaki paylaşımında, “Netanyahu’nun Yahudi oyları ile Arap oyları arasında uyguladığı ırkçı ayrımı artık kabul etmemeliyiz” ifadelerini kullandı. Golan, “İsrail’deki Arap vatandaşlarla ortaklık içinde bir değişim hükümeti kurmak hem sorumluluğumuz hem de önümüzdeki bir fırsattır” dedi.

Şarku’l Avsat’ın İsrail medyasından aktardığı haberlere göre oyların yaklaşık yüzde 48,4’ünün sayılmasının ardından yapılan tahminler, Netanyahu’nun siyasi bloğunun 55, Gadi Eisenkot liderliğindeki bloğun ise 50 sandalye kazanabileceğine işaret ediyor. Arap partilerinin toplam sandalye sayısının ise 15 olması bekleniyor.

Oy sayımının sürmesi nedeniyle bu sonuçların değişebileceği belirtilirken, her iki blok da 120 sandalyeli İsrail Meclisi’nde (Knesset) çoğunluğu elde etmek için gereken 61 sandalye eşiğinin altında kalıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre ne Netanyahu ne de Eisenkot zafer ilan etti.