Aziz ve şeytanın mücadelesi: Rasputin

Neden bazı insanlar bugün Rusya’nın ve dünyanın geleceği hakkında geçmişe bakıyor?

Grigori Rasputin. (Getty)
Grigori Rasputin. (Getty)
TT

Aziz ve şeytanın mücadelesi: Rasputin

Grigori Rasputin. (Getty)
Grigori Rasputin. (Getty)

İmil Emin
Grigory Rasputin... Çarlık Rusya’sı belki de bu ismin sahibinin gizeminde bir karaktere tanık olmadı. Modern tarihin sembollerinin herhangi biri, Rasputin gibi başka bir kişi hakkında bu düzeyde duyusal ve gerçek ifadelerle hayat bulmadı. Hakkında yüzü aşkın kitap yazıldı. Ancak herhangi biri karakterinin tam bir temsili olarak kabul edilmedi. Sanki ölümünden yaklaşık yüz yıl sonra bile bir sır olarak kalacakmış gibi... Hayatı, aynı zamanda Rusya tarihinde benzeri görülmemiş bir gizemdi.
Rasputin’in doğum tarihi kesin değil. Ancak genel görüş doğum tarihinin 22 Ocak olduğu yönünde. Ayrıca 1860’ların sonlarında dünyaya geldiği konusunda da görüş birliği var.
Peki, Rasputin’i konu alan kitap sayısı neden bu kadar fazla?
Bugün Rusya içerisindeki karışık koşullar, bizi Rus tarihinin derinliklerine dalmaya, Rasputin’in hayatındaki koşullara ve o dönemde, çarlıkta hüküm süren karışıklığa yaklaşmaya ve birbirini takip eden nesiller boyunca Rusya’nın hayatında belirleyici bir rol oynayan insanların isimleriyle ilgili çalışmaya yöneltiyor. Rasputin belirleyici isimlerden biriydi. Aslında birçok tarihçi, Çarlık Rusyası’nın  resmi koridorlarında hüküm süren yolsuzluk nedeniyle, 1917 tarihinde Bolşevik Devrimi’nin patlak vermesinin nedenlerinden birinin bu adam olduğu görüşünde.
Peki, Rasputin kimdir? Nüfuzunu ve ününü nasıl kazanmıştır? Gerçekten bir deli miydi yoksa gizemli bir büyücü müydü?
rasputin_Hermogen_iliodor.jpg
1906'da Tsaritsyn'de Grigory Rasputin ve Piskopos Hermogenes ve Hermonik Liodor (Getty Images)
Evli ve çocuk sahibi olmasına rağmen bir Rus Ortodoks keşişi olduğunu iddia eden bu kişinin hangi gizli yetenekleri vardı? Etkisi Rus geleneklerinin, özellikle de İmparatoriçe Aleksandra’nın kontrolünün ötesine geçti mi?
Bu sorulara yanıt bulmaya çalışalım...

Şanslı ‘günahkâr’
Sibirya’nın Tümen kırsalındaki küçük Pokrovskoye köyünde Grigori, çiftçi bir ailede, atlar ve geniş ovalar arasında mutlu bir çocukluk geçirdi.
Çok az eğitim almış ve doğru yazmayı öğrenememişti. Sadece mektup yazma girişimlerinde bulunuyordu.
Rasputin, erken yaşlardan itibaren köyündeki akranlarının arasında fark edilen bir karaktere sahipti. Rasputin’in yaşamını hayatının baharında talihsizliklere dolduran şey, doğuştan içgörü ve benzersiz bir sezgiye sahip olması idi. 12 yaşındayken annesi öldü ve evinin çoğu yandı. Ardından kardeşi nehre düşerek öldü. Dahası kız kardeşi de yaşamını yitirdi. Kadınlara çekici geldiğini keşfetmesi dışında hayatının erken aşamalarında korkularını hafifleten bir şey yokdu. İmparatoriçe Aleksandra’nın zihnini, kalbini ve ruhunu kontrol edeceğini ise henüz bilmiyordu.
Rasputin bir keşiş değildi. Daha ziyade köyünün yakınındaki bazı manastırlar aracılığıyla keşişlerin hayatına yaklaşma fırsatı buldu. Kendini hiç bu manevi merkezlerde görmedi. ‘Tanrı’nın merhametini hayatımızda görelim’ düsturuyla 14’üncü yüzyılın sonunda ‘Khlistizm’ adıyla Rusya’da ortaya çıkan, en tehlikeli akımlardan birine tabi oldu. Bu düstur, Tanrı’nın merhametini hayatta görmek için kötülük yapılmaması gerektiği anlamına geliyordu.
Rasputin 19 yaşındayken Abalak Manastırı’nda, komşu köyden kendisinden dört yaş büyük sarışın ve zayıf Praskovya adında bir kızla tanıştı. ABD’li yazar Colin Wilson’un ‘Rasputin ve Romanovların Düşüşü’ adlı kitabında Rasputin’in, Praskovya’nın kendisini Rasputin’e ‘bağışlamayı’ kabul etmemesi dolayısıyla onunla evlenme kararı aldığı belirtiliyor. Ancak en olası durum kızın kişiliğinin kendi kişiliğinin tam tersi olması ve onu ideal eş olarak görmesi...
Adı Rusçada ‘günahkâr’ anlamına gelen Rasputin’in 30 yaşına gelmeden önce Praskovya’dan 4 çocuğu oldu ve hayatı bir anda değişti. Özellikle coğrafi olarak Rusya’ya yakın olan Yunanistan’da, kutsal alanlara hacı olarak yönelerek farklı bir yola girdi.

Dinsizlik yolculuğu
Rasputin bir aziz miydi yoksa bir iblis mi? Bu, Rus tarihçilerin fikir ayrılığına düştüğü bir soru. Bazıları, modern Rusya’daki en kötü dini sapkınlıklardan birini, yani yukarıda bahsettiğimiz Khlistizm olarak bilinen görüşü vaaz ettiğini iddia ediyor. Diğerleri ise, inanç sisteminin herhangi bir şüpheden daha güvenli olduğuna inanıyor.
Gerçek ne olursa olsun Rasputin’in 1884- 1900 arasındaki dönemde ne yaptığına dair çok fazla veri yok. Bilinen yalnızca oğlu Dimitri’nin 1895’te, kızı Maria’nın 1898’de ve diğer kızı Varvara’nın 1900’de doğduğu.
Rasputin, gezginliğini ve görüşlerini savunmayı sürdürdü. Şöhreti arttı, hikayeleri kendi şehrinde ve civar şehirlerde yaşayanların kulaklarına kadar ulaştı. Ayrıca kehanet yeteneği, başkalarının kendisini aldatma girişimlerinden uzak durduğu bir öngörü ve ellerini hastalığın bulunduğu bölgeye koyarak insanları iyileştirme yeteneği ile öne çıktı. Cömertliğiyle de tanınıyordu. Öyle ki birçok takipçisinin verdiği hediyeleri ve paraları anında ihtiyaç sahiplerine dağıtıyordu. Bazen de ailesine para gönderiyordu.
1900’lü yıllarda, Rasptin 30’lu yaşlarındayken şöhreti Sibirya’ya ulaştı.
Rasputin on yıl boyunca adeta zaman zaman eve gelen gezgin bir turist gibiydi. O yıllardaki çalışmaları veya ziyaret ettiği yerler hakkında bilgimiz yok. Ancak en iyi etkiyi Rus karakterinden çok doğu karakterine yakın olan Kazan şehrinde bıraktığı açık.
ABD’li yazar Heinz Liepmann, ‘Rasputin… Yeni Bir Bakış’ adlı kitabında Rasputin’in o dönemde çoğunluğu tedavi için gelen hastalardan oluşan, dilencilerle çevrili kalabalıklar aracılığıyla Rusya genelinde geniş bir ün kazandığını belirtiyor. Kitapta, Rasputin’in söz konusu dönemde kendisini seyredenlerin hafızalarında korunmuş, felçli bir kişiyi ‘sadece ayağa kalkıp yürümesini söyleyerek’ iyileştirdiği bir sahne var. Bu olay, gerçek bir temele sahip olmasa da en azından Rasputin’in Kazan’da doktor olduğu yönündeki ününü doğruluyor.
Rasputin, Kazan’dan Rusya’nın çarlık başkenti St.Petersburg’a kadar ilerledi ancak onu şehre kimin getirdiği konusundaki gizem bugüne kadar belirsizliğini korudu. Bölgeye gitmesini kimin kolaylaştırdığını tam olarak bilen yok. Bazı anlatılarda, Kazan’dan zengin bir dulun Rasputin’i onurlandırdığı ve kimsenin haberi olmadan onu St. Petersburg’a getirdiği belirtiliyor.
makale-0-1B13A26E00000578-273_636x382.jpg
Bir grup kadın arasındaki Rasputin (Getty Images)​
Diğer bazı anlatılara göre ise gizemli adamın çarlık başkentine gelişi, eski Yugoslavya’da Karadağlı Büyük Düşes Militsia sayesinde oldu.

Otoriteye yakınlaşma
Rasputin’in St. Petersburg ziyareti yaklaşık beş ay sürdü. Öyle görünüyor ki bu süre, 20’inci yüzyılda Rus tarihinin yeni bir bölümünü yazmak için yeterliydi.
1903 yılının aralık ayında Çar 2. Nikolay, ‘Seraf’ adlı bir Rus keşişinin aziz ilan edilmesine karar verdi. Keşişin, tahtın varisi olacak bir oğlu olması için yaratandan dilekte bulunmasını umuyordu.

Colin Wilson, ‘Romanovların Düşüşü’  adlı kitabında bu konuda şunları söylüyor:
“Kötü şöhretli ve kimliği belirsiz olan Rasputin, gezgin bir hacı kılığında kilise liderlerinin arasına katıldı. Seraf’tan anılar içeren Gümüş Mabed’in önünde uzun süre dua etti. Dindarlığı, sarhoşlukla birleşmişti. Daha sonra kalabalığa, yakında yeni bir mucizenin gerçekleşeceğini müjdeleyerek kehanetini duyurdu. Ülkenin uzun zamandır beklediği Rus tahtına bir varis doğmadan, insanların kalplerine neşe gelmeden yıl bitmeyecekti.”
Kesin olan şu ki Rasputin’in kehaneti çoktan gerçekleşmişti ve Rasputin’in hayatında büyük rol oynayacak bir varis doğmuştu: Aleksey. Varis, 12 Ağustos 1904’te doğdu. Ancak ne yazık ki kalıtsal hemofili hastalığına sahipti.
Rasputin, Çar’ın eşine çok yakın olan etkili bir kilise yetkilisine yaklaştı. Bu yetkili, St. Petersburg’daki Teoloji Akademisi’nin müfettişi, son derece manevi bir şahsiyet ve siyasi olarak gerici sayılan Archimandrite Theophanes’ti.
Rasputin hırslı değildi. Para veya siyasi nüfuz peşinde koşmadı. Topluluğunun büyüklüğüne tanıklık etmeye çalışan toplumsal bir ‘asalaktı.’ İktidara ulaşma isteğiyle ipleri çözen bir isimdi.
Rasputin’in gizli yetenekleri onu tüm rakiplerinden üstün olduğuna inandırdı ve Rusya’nın kendisine tanıklık etmesini istedi. İktidara yaklaşmak için sarf ettiği yoğun çabalar, kişisel gücünün kendi başına bir güçle birleştirilmesi gerektiği, zira Rusya’da Çar’ın siyasi gücünden daha büyük bir güç bulunmadığı düşüncesi çerçevesinde ilerliyordu.
Bu iktidar arzusu, hanedanın dağılmakta olduğunu ve sona ereceğini anladığında bile St. Petersburg’da hayatta kalmasının sırrıdır. Tarihin akışını değiştirebileceğini hissetti ve bu kaderciliği asla sorgulamadı.
Rasputin, 1903’ten başlayarak Rus tarihinin akışına müdahaleye hazırdı. Belki de birkaç yıl içerisinde olan buydu.

Kehanet ve aldatma
Çar Nikolay’ın sarayı, özellikle İmparatoriçe Aleksandra Fyodorovna’dan bu yana Çarlık dini statüsünden uzak değildi. İmparatoriçe, azizlerden yardım isterdi. Veliaht Prensi doğurması için Tanrı’ya dua etmek amacıyla ikametgahına girişlerini kolaylaştırırdı.
Çar ve İmparatoriçe, başkentlerinde dolaşan o garip mistiğe dair haberleri ve Tanrı onlara bir erkek çocuk verdikten sonra çoktan yerine gelmiş olan kehanetini duymuşlar mıydı? Büyük olasılıkla evet. Çünkü Çar, bu durumdan kişisel günlüklerinde bahsediyor. 14 Kasım 1905 tarihinde “Tobolsk Piskoposluğu’ndan Tanrı’nın adamı Grigor ile tanıştık” diye yazmıştı.
Adeta güvenlik duvarıyla çevrili Çar’ın Rasputin tarafından aldatılması ve Çar’ın Rasputin’de şeytanın değil, azizin yüzünü görmesi nasıl bir kaderdi?
Rasputin’in İngiltere Kraliçesi Victoria’nın torunu olan annesinden miras kalan hemofili nedeniyle tahtın varisi Veliaht Prens Aleksey’in acısını ve kanamasını hafifletmeyi başardığı açık. Bu hastalık deri altı kanama ile başlar, daha sonra sert bir şiş ortaya çıkar ve ardından şiddetli ağrı eşliğinde felç yaşanır.
Birçok vatandaşın gözünde Deccal, bir kesimin gözünde ise aziz olan Rasputin, Veliaht Prens’in hastalığını nasıl tedavi etti?
Teorilerden biri, Rasputin’in nabız yavaşlatmak için sıklıkla hipnoz yeteneğini kullandığı ve böylece kanın vücuttaki dolaşım basıncını azalttığı yönünde.  
İmparator’un kendisi de dahil İmparatoriçe’nin Rasputin ile yakınlaşmasının kesin nedeni Rasputin’in tedavi mucizesiydi. Doğaüstü güçleri kendini gösterdi. Yavaş yavaş İmparatoriçe’nin danışmanı ve sırdaşı oldu. Rasputin, İmparatoriçe’yi haftanın belirli günlerinde sarayda ziyaret etmeye başladı.
Rusya’daki siyasi koşullar, İmparatoriçe’nin gerekirse ülkenin siyasi yöneticisi olması için tarihi bir fırsat sağladı. Rus ordusunun Alman ordusu tarafından yenilgiye uğramasından ve Varşova’nın işgal edilmesinden sonra Çar, amcası yaşlı Nikolay’ı Rus silahlı kuvvetlerinin komutasından çıkardı ve savaşları bizzat denetledi. Peki, Rasputin’i Çarlık boyunca iktidarın dizginlerini elinde tutan İmparatoriçe’nin aklına, belki de kalbine bu kadar yaklaştıran neydi?
Özellikle de herkesin gözünde Aleksandra’nın yakın bir sırdaşı olarak görülmesi sonrasında Rasputin’in sarayda oldukça geniş bir etki elde etmesi doğaldı. Aynı şekilde konunun Çar’a da uzandığı ve kendisine askeri tavsiyeler içeren mektuplar gönderdiği söylentileri de yayılmaya başlandı. Ayrıca hiç kimse, Rasputin’in edebi ve manevi açıdan önüne geçemiyordu.
Çarlık sarayındaki pek çok kişi açısından rahatsız edici bu durum, iktidardaki Romanov Hanedanı’nın birçok üyesi arasında öfke, hatta güçlü bir tiksinti uyandırdı. Öyle ki onlar açısından Rasputin’in kişisel davranışları kabul edilemez ve mantıksızdı. Peki, bu adam nasıl bu konuma ulaşabildi? Söylentilere göre rütbesi, Aleksandra’yı Rasputin’in elinde kuklaya dönüştürmüştü.
Bazı cümleleri büyük bir acıyla ifade eden bu Rus çiftçinin, askerî açıdan doğru olanı Çar’a göstermesi belki de bir olağanüstü durumdur. Nikolay’ın onu dinlememesi, söz konusu dönemde ülkenin koşullarının bozulmasına yol açtı ve kısa sürede Bolşevik Devrimi’nin zeminini hazırladı.
Rasputin, Rusya’nın Osmanlılarla Balkan Savaşı’na girmesine karşı çıkanlardan biriydi. Çar’a uzun süre fazla bir hamlede bulunmamasını tavsiye etti. Ancak Rus milliyetçileri ve ülkedeki etnik fanatikler, Ortodoks halklarına yardım etme zorunluluğu bahanesiyle Çar’ı faydasız bir savaşa soktular. Rasputin, Çar’la konuştu ve bu savaşa girmenin Romanov Hanedanı’nın sonu anlamına geleceği ve Rusya’nın bundan zarar göreceği konusunda uyarıda bulundu.
Bu, Rasputin’in bir kehanetiydi. Farklı tarihçiler tarafından yazılmış birçok kitabın sayfaları, 20’inci yüzyılın en önemli vizyonerlerinden veya kahinlerinden biri olduğunu ortaya koyuyor. Nostradamus, Baba Vanga ve diğerleri gibi tanınmış isimlerle karşılaştırıldığında, insanların bu adamın ‘kimisi gerçekleşmiş ve kimisi de gerçekleşmek üzere olan’ öngörülerinden haberdar olma şansları zayıf. Peki, Rasputin’den yapılan alıntılar neler?

Rusya’nın ve insanlığın geleceği üzerine
Rasputin’in faaliyetlerinin belki de en az bilinen yönü, yıllar boyunca yazdığı ‘Dindar Fikirler’ başlıklı 1912 tarihli kitabında birisinin kendisine yardım etmiş olması ve kitabı yeniden gözden geçirmesine yardımcı olmasıdır. Kitaptaki kehanetlerin çoğu ise özellikle Rusya ile ilgili olmasına rağmen aslında ünlü Fransız Astrolog Michel Nostradamus’un kehanetlerinden daha az.
Rasputin, 1917’de gerçekleşen Bolşevik Devrimi’ni ve Çar hanedanının trajik sonunu uzaktan mı gördü?
Öyle görünüyor ki bu kitapta yer alan kehanetlerin başında, Çar’ın oğullarından birini kucakladığında sanki ölü bir adama baskı yapıyormuş gibi hissettiği hakkında yazdıkları geliyor.
Aslında İmparatoriçe Aleksandra’nın bir dostu olan Anna Alexandrovna Vyrubova da dahil Rasputin’i şahsen tanıyanlar aracılığıyla bize ulaşan başka kehanetler de var.
Bunların arasında St. Petersburg’un adını değiştirirse imparatorluğun düşeceği kehaneti de bulunuyor. Rusya’da iç savaşın başlamasıyla ilgili bazı ifadeleri, soyluların ülkeyi terk edeceğini, kardeşlerin birbirlerine isyan edeceklerini ve birbirlerini öldürmekten çekinmeyeceklerini içeriyor.
Bunun da ötesinde ‘Almanların Petersburg’a yaklaşacağını, şehri kuşatacağını, halkın açlıktan öleceğini ve avuçlarındaki bir parça ekmeğin kurtuluşları olacağını’ belirttiği için ölümünden yaklaşık 25 yıl sonra Nazilerin Rusya kuşatmasına işaret ettiğini söyleyenler de var. Bu öngörü, Nazi Almanyası’nın işgali sırasında şehrin Neva Nehri üzerindeki kuşatma nedeniyle, Rasputin’in bile 1941 tarihine doğru bir şekilde atıfta bulunduğunu gösterdi.
Peki, Sovyetler Birliği’nin yükselişini de öngördü mü?
Bu mümkün olabilir. Rusya’nın ‘kırmızı kuyu’ gibi olacağı bir zamanın geleceğini, o dönemin kötüler için bir bataklık gibi olacağını ve ülkenin yeniden birkaç cumhuriyetten oluşan bir imparatorluk haline geleceğini yazdı. Ancak ona göre bu birlik daha sonra etnik çatışmalar nedeniyle çökecekti.
Bir keresinde aya bakarken, “Uzun yıllar sonra insanlık aya ayak basacak ve bu kişi, bir Amerikalı olacak. Ancak ilk keşif burada yaşanacak” demişti. Burada Rusya’ya atıfta bulunuyordu. Bu gerçek oldu ve ABD’den önce Ruslar uzaya ayak bastı ve daha sonra ABD’liler de aya ulaştı.
Peki, iklim değişikliği olgusu ve ekolojik kriz, Rasputin’in kehanetlerinin bir parçası mıydı?
Büyük ihtimalle evet. Zira o, insanlığın geleceğinin depremler taşıyacağını, yeryüzünün daha da gerginleşeceğini, yeryüzünün açılıp sular altında kalacağını, meyve vermeyi bırakacağını, ekili bitkilerin acılaşacağını, verimli toprakların bataklığa dönüşeceğini, güneşin kavurucu ışınları nedeniyle dünyanın bir kısmının kuruyacağını, iklimde keskin bir değişiklik olacağını ve güllerin de aralık ayında çiçek açacağını (küresel ısınmanın bir işareti) söyledi.
Rasputin, dünyanın başına gelecek birçok felaketten sonra Rusya’nın geleceğinden de bahsetti mi?
Evet; kısa ancak oldukça anlamlı bir cümleyle:
“Tüm felaketlerden sonra Rusya, kartal bayrağı altında iyi bir ülke olacak.”
Peki Rusya, savaşları ve yeni çarı hakkında daha fazla bilgi var mı? Belki de bahsi geçen sorunun cevabı, araştırmayı derinleştirmeyi ve tekrar geri dönmeyi gerektiriyor.

Son olarak; zehir ve mermiler
Geriye sonlardan bahsetmek kalıyor. Bunların kehanetlerle bağlantılı olması şaşırtıcı. Bu, sahibinin öldüğü bir kehanet de olabilir. Peki, nasıl?
Aralık 1916’da, yani Ekim 1917’deki Bolşevik Devrimi’nin patlak vermesinden hemen önce Rasputin, Çar’a ölümünü öngördüğü ve olası katilleri hakkında bir mektup yazdı. Mektupta şöyle diyordu;
“Akrabalarınız ölümüme yol açarsa, ailenizden herhangi biri -ne çocuklar ne de akrabalar- iki yıldan fazla hayatta kalamaz. Hepsi Rus halkı tarafından öldürülecek. Evet öldürüleceğim, artık bu hayatta yokum... Dua edin, dua edin ve güçlü olun. Kutsal ailenizi hatırlayın.”
Peki, Rasputin’in kendisi hakkındaki kehanetleri gerçekleşti mi?
Gerçekten de bir grup Rus vatansever, Rasputin’in Çarlık için uğursuz bir işaret haline geldiğini ve ondan kurtulmaları gerektiğini düşünüyordu.
Bu gruba Prens Feliks Yusupov ve Çar’ın kuzeni Grandük Dmitri Pavloviç başkanlık ediyordu.
Rasputin, Yusupov Sarayı’na davet edildi ve kendisine zehirle dolu bir pasta sunuldu. Ancak pastadan oldukça fazla yemesine rağmen zehir etki etmedi. Öyle ki bu yoldan suikast girişimlerine karşı korunmak için her gün zehir damlaları alıyordu. Bu yüzden silahla vurularak öldürüldü. Birkaç gün sonra cesedi Moyka Çayı’nda yüzerken bulundu.
Ancak durumun en önemli ve tehlikeli yanı, suikasta uğraması halinde kehanette bulunduğu şeyin gerçekleşmesiydi. Çar Nikolay’ın iki akrabası Rasputin’den yaklaşık üç hafta sonra öldürüldü. Daha sonra, ölümünden dokuz ay sonra da Rusya Çarı ve ailesi, Bolşevikler tarafından idam edildi.
Peki, Rasputin’in hikayesi burada bitti mi?
Bu gizemli Rus’un hikayesinin son bölümlerinin henüz yazılmamış olması muhtemel. Belki bir gün iyisiyle kötüsüyle, adı azizle ve şeytanla anılan bu adam hakkında daha derin sırlar açığa çıkabilir.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.