Eski çağlarda geliştirilmiş bir taktik: Kuşatma savaşı

Tüm halkların, şehirlerin, ülkelerin ve medeniyetlerin kaderini değiştirdi

Fransız askerleri, Burgos Kalesi savaşını canlandırıyor (AFP)
Fransız askerleri, Burgos Kalesi savaşını canlandırıyor (AFP)
TT

Eski çağlarda geliştirilmiş bir taktik: Kuşatma savaşı

Fransız askerleri, Burgos Kalesi savaşını canlandırıyor (AFP)
Fransız askerleri, Burgos Kalesi savaşını canlandırıyor (AFP)

Fidel Spiti
Ukrayna’nın Mariupol şehrinin Rus ordusu tarafından kuşatılması, şehre siyasi ve askerî açıdan ışık tutuyor. 20. yüzyılda bir şehrin kuşatılması, eski bir savaş yöntemi haline gelmişti. Ancak her an bombardımana maruz kalan ve mutlaka aç kalacak, enerji kaynaklarını ve muhtemelen içme suyunu kaybedecek olan kuşatma altındaki sivillere karşı ortaya çıkan acı ve insanlığa karşı suçlar nedeniyle sivil ve askerî olarak gelişmiş ordular artık bu yönteme başvurmuyor. Zira bu durum, özellikle çocuklar ve yaşlılar arasında birçok kayıpla sonuçlanıyor. Ancak Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin belirttiğine göre Rusya’nın Mariupol’a düzenlediği saldırıda on binlerce kişi öldü. Güney Kore parlamento oturumuna video mesajı gönderen Zelenskiy, Mariupol’un on binlerce ölü ile yok edildiğini söyledi. Ancak buna rağmen Rusya, saldırılarını durdurmadı ve şehir, savaştan en çok etkilenenlerden biri haline gelerek, haftalardır kuşatma altında bulunuyor. Aynı şekilde şehirde yaşayan siviller de Rus destekli ayrılıkçıların kontrolü nedeniyle yiyecek, su ve ilaç bulamıyor.

Kuşatma, tarihi bir taktiktir
Rusların denizde Kırım'a doğru stratejik olarak gördükleri şehre yönelik bu şiddetli kuşatma, tüm halkların, şehirlerin, ülkelerin ve medeniyetlerin kaderini değiştiren tarihi kuşatmaları hatırlamanın kapısını ardına kadar açtı. İstanbul'un (Konstantinopol) fethedilmeden önce Osmanlılar tarafından kuşatılması, ardından hilal şeklindeki kruvasan ekmeğini Avrupa'ya getiren Osmanlı'nın Viyana kuşatması ve Viyana'nın direnmesi etmesi gibi. Avrupa'nın İslam işgalinden korunması, bugün yaşadığımız tarihi değiştirdi.Tüm Maşrık’ı kontrol eden heybetli ordusunun hezimete uğradığı Fransız İmparatoru Napolyon Bonapart tarafından yapılan Akka kuşatması da var. Daha önce ise Fenike şehri Tire (Sur), antik dünyanın tamamını fetheden Büyük İskender tarafından kuşatılmıştı. Hilenin gücüyle düşmeden önce aylarca direnen bu şehir, Büyük İskender’e meydan okumuş, ancak daha sonra tamamen yok olmuştu. İzleri, Akdeniz’in suları altında bugün de hala görülebiliyor.
Dünya genelinde birçok şehir, savaşlar tarihi boyunca kuşatma altında kalmıştır. Kuşatma, halkı teslim olma konusunda isteksiz olan, iyi güçlendirilmiş ve ağır silahlı bir şehir karşısında etkili savaş araçlarından biriydi. Kuşatma, şehrin halkını ve savaşçılarını aç bırakarak soruna çözüm getirmeyi hedefliyordu. Ama kuşatma, bazen iki ucu keskin bir kılıca dönüşüyordu, zira kuşatılmış şehirler sıklıkla düşüyordu. Bununla birlikte birçok durumda bazı şehirler, ‘şehirlerin altına şehirler veya gizli geçitler inşa etmek veya yıllarca süren kuşatma için yeterli olacak gerekli ihtiyaçları güvence altına almak gibi’ benzer herhangi bir taktiğe iyi hazırlanmaları dolayısıyla güçlü orduları yenebiliyordu. Askerlerine tuzlu deniz havası ve neminin neden olduğu bir hastalık bulaşan Napolyon ile Akka vakası gibi. Savaştan önce hastalık askerleri öldürmüş, Napolyon geri çekilmek zorunda kalmış ve Akka’yı terk etmişti. Bu kuşatmanın, Napolyon’un Fransa’ya dönüş seferinin tamamını etkilediği söyleniyor.

Tarihi kuşatmalar
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, tarihte Kudüs şehrine yönelik kuşatmaların defalarca tekrarlandığı söylenebilir. Museviler, Persler ve Rumlar tarafından birkaç defa kuşatılmış, daha sonra İslam fetihleri ​​ve ardından Haçlı seferleri ile kuşatılmış, ardından Selahaddin Eyyubi ile Müslümanların geri dönüşü olmuştur. Şehir günümüze kadar üç büyük dinin merkezinde yer alırken, dünya genelindeki milyonlarca insan açısından kutsal sayılıyor. Araştırmacı Eric Cline’ın ‘Jerusalem Besieged (Kuşatılmış Kudüs)’ adlı kitabında belirttiğine göre, son dört bin yılda en az 118 ayrı çatışma ve kuşatmaya tanık olan Kudüs’ün yaşadıkları gibi başka hiçbir şehir, tarihi boyunca bu düzeyde çatışmalara ve kuşatmalara tanık olmadı. Bu çatışmaların birçoğu bölgede ve bazen de dünyada tarihin akışını değiştirmiştir.
Yazar Beth Van Schaack ise kuşatmayı, uluslararası hukuk ve insani sözleşmeler perspektifinden ele alırken, açlığın bir savaş silahı olarak kullanılmasının bir savaş suçu olduğunu dile getirdi. Bu, Suriye’nin Medaye ilçesinde sivillerin kuşatıldığında Ban Ki-moon’un veya bugün Antonio Guterres’in Mariupol kuşatması veya daha önce Irak’taki şehirlerin kuşatılmasında yaptığı gibi Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterlerinin, birçok şehrin kuşatılmasına dair yaptığı bir açıklama. Ki-moon, kuşatma altındaki Medaye şehrini, sakinleri ot yiyen büyük bir açık hava hapishanesi olarak nitelendirmişti.
Van Schaack, sivillerin kasıtlı olarak aç bırakılmasının yeni bir savaş taktiği olmadığını dile getirdi. Mevcut uluslararası insan hakları veya silahlı çatışma yasaları uyarınca sivil halkın kasıtlı olarak aç bırakılması yasaktır ve bir savaş suçu olarak kabul edilmektedir. Bu yasak, 1949 Cenevre Sözleşmeleri Ek Protokol 1’de somutlaştırılmıştır ve bu, kuvvetlerin sivilleri bir ‘savaş yöntemi olarak aç bırakamayacağını’ belirtmektedir. Ayrıca protokole göre sivillerin hayatta kalması için gerekli olan her türlü unsurun saldırıya uğraması ve yok edilmesi yasaktır. Ancak bir istilacı ile mücadele etmek için ‘acil askeri gereklilik’ durumlarında taraf bir devlet, yukarıda belirtilen yasaktan feragat edebilir ve ‘kavrulmuş toprak’ taktiklerine başvurabilir. Bununla birlikte sivillerin aç kalması, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde yargılanamaz. Yani bu davranış açıkça savaş suçu olarak kabul edilse bile bu suçun faillerini yargılayacak bir mahkeme bulmak kolay değildir.
İkinci Dünya Savaşı’nda bir yeri kuşatma altına almak ve kaçan sivilleri düşman kontrolündeki bölgelere geri göndermek, savaşan taraf için hala kabul edilebilir. Bir ABD askeri komitesi, bu gerekçeyle Leningrad Kuşatması’ndaki (Eylül 1941- Ocak 1944) rolü nedeniyle Mareşal Wilhelm von Leeb’i savaş sonrası beraat ettirdi. Mahkeme kararı, savaşçı liderin düşman tarafından kontrol edilen bir yeri kuşatabileceğini öngörüyordu. Yargıçlar şu sonuca vardılar; “Yasanın tam tersi olmasını dilerdik, ama onu olduğu gibi uygulamaktayız.”

Cezasız suç
Ancak bugün uluslararası hukuk değişti. Ama buna rağmen, bu suç için çok az kovuşturma var. Dikkate değer bir istisna olarak ise Yugoslav Ulusal Ordusu’nda Albay Momcilo Perisic’e karşı Hırvatistan’da gıyabında kurulan ulusal mahkeme gösterilebilir. Kendisi, Hırvat Ceza Kanunu uyarınca Zadar kuşatmasında işlenen suçlardan yargılandı. Söz konusu kanuna göre sivillerin aç bırakılması, yasalarca cezalandırılan bir savaş suçudur.
Modern uluslararası insan hakları hukuku, açlığın bir savaş silahı olarak yasaklanmasının yanı sıra tarafların insani yardımın ihtiyaç sahibi sivillere ulaşmasına izin vermesini şart koşuyor. Dördüncü Cenevre Anlaşması, devletlerin Irak’taki sivil halkın yararına tıbbi sevkiyatlar, gıda ve diğer yardım malzemelerinin geçişine izin vermesi gerektiğini öngörüyor. Bu durum, uluslararası toplumun Saddam Hüseyin rejimine Kuveyt’i işgali sırasında uyguladığı kuşatma sırasında da aynıydı. Özellikle de sivilleri askeri personel tarafından işlenen savaş suçlarından koruyan yasaların kalıcı istisnaları bulunuyor.
Kuşatma savaşı, eski çağlarda geliştirilmiş bir taktiktir. Bu, düşman kuvvetlerini ‘savunmalarını bozarak, hayati takviyelerin ve erzakların sağlanmasının önünü keserek’ bir garnizonu veya yerleşim yerini kuşatmak anlamına gelir. Kuşatma, maliyetli ve zaman alıcı olsa da bununla birlikte belirli koşullar altında düşmanla doğrudan açık bir savaşa girmekten veya rakibi kovalamak için evden eve gitmekten daha kolay olabiliyor.
Uluslararası insan haklarının gelişimi, kuşatma durumunu çok zor bir durum haline getirdi. Ancak kuşatma savaşı, yalnızca savaşçılara ve saldırı faaliyetlerine doğrudan katılanlara yönelik olduğu sürece, modern hukuka göre yasaldır.

*Bu makalenin çevirisi Independent Arabia'dan Şarku'l Avsat tarafından yapılmıştır.



Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
TT

Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)

Meksika'da kartellerin kullandığı mermilerin neredeyse yarısının, ABD ordusuna mühimmat üreten fabrikada yapıldığı tespit edildi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo, salı günkü açıklamasında, 2012'den bu yana yaklaşık 137 bin adet .50 kalibrelik merminin ele geçirildiğini söyledi. 

Uyuşturucu çeteleri tarafından kullanılan bu mermilerin yüzde 47'sinin, ABD'nin Missouri eyaletinde yer alan Lake City Ordu Mühimmat Fabrikası'nda üretildiğini bildirdi.

New York Times'ın haberine göre sözkonusu tesis, Amerikan ordusunda kullanılan tüfekler için mermi üreten en büyük fabrika.

Ayrıca General Trejo, Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'un göreve başladığı Ekim 2024'ten bu yana polislerin ülkede ele geçirdiği 18 bin ateşli silahtan yaklaşık yüzde 80'inin de ABD menşeli olduğunu söyledi. 

Baskınlarda el konan silahlar arasında .50 kalibrelik Barrett tüfekleri, el bombası fırlatıcıları, roketatarlar ve çeşitli kalibredeki makineli tüfekler var.

Meksika'da silah ruhsatları sıkı denetimlere tabi. Silahlar yasal olarak yalnızca Meksika ordusunun işlettiği iki mağazadan satın alınabiliyor. Belirli kalibre ve özelliklere sahip tabancalar ise sadece ordu ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabiliyor.

Bu önlemlere rağmen Meksika hükümetinin verilerine göre her yıl 200 bin ila 500 bin adet ateşli silah, ABD'den ülkeye kaçak olarak sokuluyor. 

ABD Yüksek Mahkemesi, Meksika hükümetinin Amerikan silah üreticilerine karşı açtığı davayı geçen yıl oybirliğiyle reddetmişti. Kararda, üreticilerin bağımsız perakendecilerin yasadışı satışlarını durdurmamalarının yardım ve yataklık koşullarını karşılamadığı bildirilmişti. 

Diğer yandan mahkemenin açıklamasında, Meksika devletinin şikayetinde savunduğu gibi "silah satışlarının gerçekleştiğine ve üreticilerin bunun farkında olduğuna dair hiçbir şüphe yok" denmişti. 

Meksika hükümeti, Arizona'daki mahkemeye ABD'li 5 silah şirketi hakkında 2022'de bir dava daha açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor. 

Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Uluslararası Organize Suçla Mücadele Küresel Girişimi (GI-TOC) Direktörü Cecilia Farfan Mendez, şunları söylüyor:  

İronik olan, Meksika ve ABD hükümetlerinin aynı şeyi istemesi: Kartellerin yol açtığı ölümleri azaltmak. Ancak suç örgütleri bu kalibredeki tabancalara kolayca erişebildiği sürece ABD, sanki bu şiddetin ortaya çıkmasını destekliyormuş gibi görünüyor.

 Independent Türkçe, New York Times, BBC


İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
TT

İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)

İsrail istihbaratı, Hamas'ın büyük bir saldırı düzenleyeceğine dair bilgileri Başbakan Binyamin Netanyahu'ya 2018'de doğrudan iletmiş.

İsrailli medya kuruluşları Ynet ve Yedioth Ahronoth'un aktardığına göre Hamas, 2018-2022'de İsrail'in güneyindeki askeri üsler ve sivil yerleşimlere karşı koordineli bir saldırı planlamış. 

İstihbarat yetkililerinin "Eriha Duvarı" adını verdiği kapsamlı harekat planının, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı saldırısını özetler nitelikte olduğu aktarılıyor. 

New York Times, "Eriha Duvarı" kod adlı 40 sayfalık belgenin, İsrailli yetkililerle paylaşıldığını 2023'teki haberinde bildirmişti. Askeri ve istihbarat yetkililerinin, 2022'de haberdar olduğu planı "hayal ürünü" diye niteleyip gerçekleşmesini çok zor bularak dikkate almadığı öne sürülmüştü. 

Ancak İsrail medyasındaki yeni haberlerde, Başbakan Netanyahu'nun 2018'de planla ilgili birden fazla kez doğrudan bilgilendirildiği ortaya kondu. 

Adlarının paylaşılmaması koşuluyla konuşan yetkililer, "Hamas'ın askeri kanadı, topraklarımızın derinliklerine yönelik geniş çaplı bir saldırı için güç mü topluyor?" alt başlıklı istihbarat raporunun, doğrudan Netanyahu'nun masasına bırakıldığını söylüyor. 

Diğer yandan İsrail Başbakanlık Ofisi, ordunun 7 Ekim'deki başarısızlığına ilişkin devam eden soruşturmada, Hamas'ın saldırı planladığına dair önceden bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti. Ofisin, İsrail Kamu Denetçisi Matanyahu Englman'a gönderdiği açıklamada, "Eriha Duvarı" belgesinin Netanyahu'ya hiç sunulmadığı öne sürülmüştü. 

İsrail İstihbarat Kolordusu'na bağlı Birim 8200'den bazı analistlerin de Hamas'ın saldırı hazırlıklarına dair bilgileri 2018'de orduyla paylaştığı 2023'te ortaya çıkmıştı.  

Kaynaklar, bu planların iç güvenlik teşkilatı Şin Bet tarafından incelendikten sonra doğrudan Netanyahu'ya iletildiğini de savunuyor. 

2022 ve 2023'te "Eriha Duvarı" dosyasının yeni istihbarat bilgileriyle güncellendiği fakat bunların doğrudan Netanyahu'ya ulaşmadığı belirtiliyor. İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, Gazze Savaşı'nın fitilini ateşleyen 7 Ekim saldırılarına tüm uyarılara rağmen hazırlıksız yakalandığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

Başbakan Netanyahu'ya sunulan istihbaratlarla ilgili bilgi sahibi kaynaklardan biri şunları söylüyor: 

Ordu komutanları parçaları birleştirmekte başarısız olsa bile başbakanın görevi, Hamas'ın hedefleri hakkında yanıt talep etmektir. Netanyahu ise hiçbir şey yapmadı.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Ynet 


Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
TT

Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede nihai bir anlaşmaya varılmadığını, ancak İran’la müzakerelerin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olduğunu belirtti.

Trump, Beyaz Saray’da üç saati aşk süren görüşmeyi “son derece verimli” olarak nitelendirerek, ABD ile İsrail arasındaki mükemmel ilişkilerin devam ettiğini vurguladı.

Toplantıda, İran’la yeni bir nükleer anlaşmaya varma ihtimali ele alındı. Trump, müzakerelerin başarıya ulaşmasının tercih ettiği seçenek olduğunu ve bu tutumunu Netanyahu’ya ilettiğini söyledi. Anlaşma sağlanamaması halinde ise “işlerin nereye varacağını göreceğiz” dedi. Trump, İran’ın geçmişte bir anlaşmayı reddettiğini ve bunun “gece yarısı çekici” olarak nitelendirdiği bir darbeyle sonuçlandığını hatırlatarak, Tahran’ın bu kez “daha rasyonel ve sorumlu” davranmasını umduğunu ifade etti.

cd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resmi internet sitesinde yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir fotoğraf.

Trump ayrıca Gazze ve genel olarak bölgede “büyük ilerleme” kaydedildiğini savunarak, “Ortadoğu’da barışın fiilen hüküm sürdüğünü” dile getirdi.

Görüşmeye ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı.

Netanyahu’nun Washington ziyareti, İsrail basını tarafından İran’a karşı stratejik koordinasyon açısından kritik olarak değerlendirildi. Görüşmelerde İran’ın nükleer programının geleceği ve diplomatik sürecin başarısızlığa uğraması halinde İsrail’in askeri hareket serbestisine ilişkin güvenceler öne çıktı.

Netanyahu’nun, müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmaması; İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlere verdiği desteğin de kapsama alınması için Trump yönetimine baskı yaptığı aktarıldı. ABD’nin diplomatik sürece şans tanıma konusundaki ısrarına karşın Netanyahu’nun, olası bir anlaşma durumunda dahi İsrail’in İran’a karşı “hareket özgürlüğünü” koruması gerektiğini savunduğu belirtildi.

ghyju
Tahran’da devrimin 47. yıl dönümü kutlamaları kapsamında sergilenen bir füzenin yanında konuşan iki din adamı (New York Times)

Görüşmede Gazze dosyası da ele alındı. Taraflar, İsrail’in resmen katıldığı “Barış Konseyi” çerçevesinde Gazze’nin yeniden imarına yönelik planın ikinci aşamasındaki ilerlemeyi değerlendirdi.

Beyaz Saray yetkilileri, görüşmenin Trump ile Netanyahu arasında yakın bir uyum sergilediğini ve İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda ortak vizyon bulunduğunu belirtti. Ancak analistler, iki liderin önceliklerinde farklılıklar olabileceğine dikkat çekti. Trump’ın siyasi kazanım olarak sunabileceği hızlı bir diplomatik anlaşmaya eğilimli olduğu; Netanyahu’nun ise İran’a kısmi tavizler içeren bir mutabakata karşı daha katı şartlar talep ettiği ve askeri seçeneğin masada kalmasında ısrar ettiği ifade edildi.

Netanyahu, görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan ayrıldı. Sabah saatlerinde Dışişleri Bakanı Rubio ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile Blair House’ta bir araya gelen Netanyahu, ayrıca Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile de temaslarda bulundu. İsrail’in Washington Büyükelçisi Michael Leiter, görüşmelerde “önemli jeostratejik gelişmelerin” ele alındığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, söz konusu temasların siyasi ve güvenlik koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştirildiğini bildirdi.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada anlaşma sağlanmaması halinde İran’a karşı sert adımlar atılabileceğini söylemişti. Axios’a konuşan Trump, Tahran’ın “bir anlaşma yapmak için güçlü istek duyduğunu” savunarak, İran’ın nükleer silah ya da füze sahibi olmasına izin verilmeyeceğini ifade etti. İsrail’in müzakere sürecini sekteye uğratacak adımlar atmasını istemediğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de anlaşma sağlanamaması halinde “başka bir seçeneğin” masada olduğunu belirterek, Trump’ın tüm seçenekleri açık tuttuğunu söyledi. Vance, Washington’un önceliğinin İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu, rejim değişikliğinin ise İran halkının vereceği bir karar olduğunu kaydetti.

New York Times, ABD’nin İran’la yürüttüğü dolaylı müzakerelerde ilerleme sağlanmasının zor olduğuna işaret ederken; İsrail’in taleplerinin Washington’da yankı bulduğunu, ancak Tahran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekil unsurlar konusunu müzakere kapsamına almaya yanaşmadığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı analize göre ABD yönetiminin İran’a baskıyı artırmak amacıyla İran petrolü taşıyan tankerlerin müsaderesini değerlendiriyor. Ancak böyle bir adımın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini tehdit edebileceği ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açabileceği uyarıları yapılıyor.

Gazete, ABD Hazine Bakanlığı’nın bu yıl 20’den fazla İran petrol tankerine yaptırım uyguladığını ve Beyaz Saray’ın olası müsadereler için hukuki zemin hazırlığı yaptığını aktardı. ABD’li bir yetkili, Trump’ın diplomatik yolu tercih ettiğini ancak görüşmelerin çökmesi halinde alternatif seçeneklerin hazır tutulduğunu söyledi.

ABD Ulaştırma Bakanlığı ise Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemilere yönelik potansiyel tehditlere karşı uyarıda bulundu.