ABD’nin tek kutuplu dünya düzeni neden kısa sürdü?

ABD’li yöneticiler, toplu bir hata yaptı, Çin’e yardım etti, maliyetli savaşlara girdi ve NATO’yu genişletti

Sonucu ne olursa olsun Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, dünya siyaseti üzerinde derin bir etkiye sahip olacak (AFP)
Sonucu ne olursa olsun Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, dünya siyaseti üzerinde derin bir etkiye sahip olacak (AFP)
TT

ABD’nin tek kutuplu dünya düzeni neden kısa sürdü?

Sonucu ne olursa olsun Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, dünya siyaseti üzerinde derin bir etkiye sahip olacak (AFP)
Sonucu ne olursa olsun Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, dünya siyaseti üzerinde derin bir etkiye sahip olacak (AFP)

Tarık eş-Şami
Birçok kişinin gözünde Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, ABD’nin tek kutuplu halinin keskin bir sonunu işaret ediyor. Bu savaş, daha doğru bir şekilde Soğuk Savaş’ın bitişini takip eden geçici barışın resmi sonu olarak görülüyor, dünyayı ABD ve Çin arasındaki iki kutupluluğa veya Washington ve Pekin’in yer aldığı yeni bir düzene geri döndürüyor.
Ancak Washington, neden dünya liderliğini daha uzun süre boyunca tek başına sürdüremedi? Tek kutuplu çağın sonunu ne hızlandırdı? ABD’li politika yapıcılar daha mı az zeki, daha mı ideolojik yönelimli veya daha mı az gerçekçiydi?

Kavşak
Washington’daki çoğu gözlemci ve siyasi analist, Ukrayna’daki savaşın sonucu ne olursa olsun, bunun dünya siyasetinin genel durumu üzerinde derin bir etkisi olacağı ve savaşın dünya düzenini şekillendirecek bir dönüm noktasını temsil ettiği konusunda hemfikir. Rusya kaybeder ve tamamen geri çekilirse (ki bu pek olası değil), totaliter ülkeler büyük bir gerileme yaşarken küresel liberal düzenin hayatta kalma şansı olacak. Eğer Rusya, zafer elde ederse ve Ukrayna kuvvetleri mücadele kabiliyetini kaybederse (ki bu henüz beklenmiyor) bu, liberal düzen için bir gerileme olacak ve toprakları gasp etme kriterlerini aşındıracak. Ancak iki taraf tükenene ve bir barış anlaşmasını kabul edene kadar savaş, kararsız bir şekilde uzun bir süre devam ederse, nihai koşullarını veya neyle sonuçlanacağını tahmin etmek zor olacak. Ancak bu senaryoda bile Rusya’yı uzun vadede zayıflatacak bazı dengeli kazançlar ve kayıplar beklenebilir. 1991’de Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra ve son birkaç yıla kadar ABD, dünyanın tek süper gücü olurken Ukrayna savaşı, tek kutupluluk çağının resmen sona erdiğinin açık bir işareti gibi görünüyordu. Soğuk Savaş’ın sona ermesini takiben sağlanan yarı barış, iç savaşlar veya küçük güçler arasındaki savaşlar ve büyük güçler ile küçük güçler arasındaki çatışmalar çerçevesinde devam etti. Bununla birlikte Ukrayna’daki savaştan farklı olan şey, 1990’ların başından bu yana ilk kez büyük güçlerin büyük bir savaşta karşıt taraflara karşı rekabet veriyor olması. Bu, Soğuk Savaş yıllarında olduğu gibi büyük güç mücadelelerinin, yani vekalet savaşlarının tanıdık şekillerine bir dönüşü işaret ediyor.

Tek kutuplu an
Ancak şu an bazı taraflar, komünizm çöktüğünde ve ABD zafer kazandığında, beklendiği gibi ABD’nin neden daha uzun süre tek kutupluluğunu koruyamadığını tartışıyor. Büyük güçler arasındaki doğrudan rekabet, yaklaşık otuz yıldır bastırılmıştır. Çünkü ne Rusya ne de Çin, ABD’ye açıkça direnecek kadar güçlü değildi. Bu nedenle Dartmouth Kolej’de siyaset bilimi profesörü olan William Wohlforth, “Bu tek kutupluluk, çok az ülkenin ABD ile mücadeleye istekli olduğu tek kutuplu bir dünyanın istikrarı nedeniyle Soğuk Savaş’taki iki kutupluluktan daha uzun sürdü” dedi.
1991’de tek iyimser Wohlforth değildi. ‘Foreign Affairs’ dergisinde yazar Charles Krauthammer, ABD’nin tartışmasız süper güç olmaktan keyif aldığı ‘tek kutuplu an’ terimini ortaya attı. Aynı şekilde Francis Fukuyama da Komünizm’in sona ereceği, Batı liberalizminin ve demokrasinin küreselleşeceği ve savaşların sona ereceği ‘tarihin sonunu’ dile getirdi. Başkan George W. Bush yönetimi, 1992 Savunma Planlama Kılavuzu’nda ABD’nin ulusal güvenlik politikasının temel amacının, yeni bir rakibin yeniden ortaya çıkmasını önlemek olduğunu öne sürdü. Bu durum, kaynaklarının küresel bir güç oluşturmaya yeterli olduğu bir bölgeye hâkim olmak için herhangi bir düşman gücün ortaya çıkışını önlemek anlamına geliyor.

Zafer ve kibir
45 yıllık Soğuk Savaşı’nın bitişinin, ABD önderliğindeki Batı’nın zaferinin, Sovyet imparatorluğunun çöküşünün ve ekonomi üzerindeki devlet kontrolünün gevşemesinden kaynaklanan ekonomik büyüme lehine Çin’in sert komünist ideolojiyi terk etmeye başlamasının kutlandığı bir atmosferde çok kutuplu dünyanın veya tarihin sona erdiğine dikkati çekerken bir kibir mevcuttu. Bu bağlamda Wilkes Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi Profesörü Francis Simba’ya göre zafer, bazen kibrin doğmasına neden oluyor.
Simba, ABD’nin kibrinin 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra, ayrıca ABD’nin zenginliğini tüketen, demokratik hükümetler kurmak için başarısız bir girişim ortasında ABD askerinin kanının döküldüğü Afganistan ve Irak’taki iki uzun savaşta kendini gösterdiğine dikkati çekti.

Kibrin bedeli
İki uzun savaş, ABD’nin ve siyasi elitlerinin dikkatini ‘Çin Komünist Partisi ile ortaklıktan ekonomik faydalar elde eden Amerikan ve Batılı şirketlerin yardımıyla’ ekonomik ve askeri olarak büyüyen Çin’in yükselişinden uzaklaştırdı. Ne var ki duyduğu kibir de Washington’un gözlerini, Soğuk Savaş’ın neden kazanıldığına dair temel bir gerçeğe kapatmıştı. Bu gerçek, Sovyetler Birliği ile Çin arasındaki bölünmenin sömürülmesiydi. Bu nedenle Çin- Rusya yakınlaşmasının, ABD liderliğindeki dünya düzenine karşı Pekin ve Moskova arasında stratejik bir ittifaka dönüşmesi ABD’nin dikkatini çekmedi.
Ancak bu kibir, 1990’da Berlin Duvarı’nın yıkılışını Washington’daki kimseye unutturmadı. Başkan Ronald Reagan’ın BM Büyükelçisi Jeane Kirkpatrick, ‘The National Interest’ dergisinde ‘ABD’yi Soğuk Savaş sonrası dünyada normal bir ülke olmaya çağıran’ bir makale kaleme aldı. Washington’daki politika yapıcıları, ulusal güvenlik için hayati önem taşıyan çıkarları korumak amacıyla anayasal gerekliliklerin ötesine geçen manevi- etik bir misyon peşinde koşulmaması konusunda uyaran Kirkpatrick, ABD’nin kendisini dünya genelinde demokratikleşmeye adamaması gerektiğini kaydetti. Jeane Kirkpatrick, ayrıca dünyayı demokratikleştirmenin ABD’nin elinde olmadığı konusunda uyarırken, ABD’nin bağımsız devletler dünyasında normal ve bağımsız bir devlet olması gerektiğini vurguladı.
İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra bile George F. Kennan, ‘Foreign Affairs’ dergisinde ‘X’ başlıklı ünlü makalesinde, ABD güvenlik çıkarları için hayati önem taşıyan alanlardan ziyade Sovyetler Birliği’ne her yerde yanıt vermek için bir ‘kontrol etme politikası’ önerdi. Yazar ve filozof Walter Lippmann da yazdığı birkaç makalede, ABD’nin taahhütler ve kaynaklar arasında bir boşluk yaratmamak için uluslararası yükümlülüklerini kaynaklarının sınırlarıyla tutarlı şekilde koruması gerektiğini belirtti. Bu, Lippmann’ın ABD gücünün sınırlarının farkında olduğu anlamına geliyor.

Toplu hatalar
Harvard Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler Profesörü Stephen Walt, “ABD politika yapıcıları daha akıllı, daha az ideolojik ve daha gerçekçi olsaydı, ABD’nin kıdemliliği ve tek kutuplu istikrarı çok daha uzun sürebilirdi. Ancak ABD’li yetkililer, ABD gücünü sürdürmek, anlaşmazlıkları mümkün olduğunca çözmek ve eşdeğer bir rakibin ortaya çıkmamasını sağlamak yerine, tam tersini yaparak toptan hatalar yaptılar. Çin’in daha hızlı yükselmesine yardımcı oldular. Büyük Ortadoğu’daki maliyetli ve yanlış yönlendirilmiş savaşlarda trilyonlarca doları çarçur ettiler. Rusya korkularına yeterince dikkat etmeden NATO’yu genişlettiler. Moskova’nın bu genişletmeyi durdurmak için hiçbir şey yapamayacağını varsaydılar” dedi.
Küreselleşmeye karşı daha hesaplı bir yaklaşım benimsemek ve faydalarının ABD içinde geniş çapta paylaşılmasını sağlamak yerine ticaret ve yatırıma neoliberal yaklaşımları benimsediler. Küreselleşmenin sonuçlarına karşı daha az savunmasız olmaları için ABD işgücünün batma tehlikesi altındaki sektörlerini güvence altına almak üzere yeterince çaba sarf etmediler.

Ukrayna savaşından sonra
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analiz habere göre Ukrayna’nın Rus kuvvetlerini topraklarından çıkarabileceğine dair çok az umut varken Rusya’nın doğu Ukrayna’daki Donbas bölgesinde bazı sınırlı kazanımlar elde etme olasılığı da hala araştırılıyor. Bu senaryoda Rusya’nın nisbi çöküşünün hızlanacağı görülüyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ukrayna’nın NATO’ya katılmasını engelleyeceği beklentisi ortasında bile bu başarının uzun vadeli sonuçları, Rusya’yı genel olarak daha da kötüleştirecek. Putin, yeni bir Demir Perde yaratmadıkça, hırslı, yetenekli ve iyi eğitimli Rus gençliği ülkeyi terk etmeye devam edecek. Daha fazla ülke Rusya’dan petrol, gaz ve kömür ithal etmekten uzaklaştıkça devlet gelirleri düşecek. Bunların yanı sıra Ukrayna, savaş başlamadan önce zaten sürmekte olan bir süreçte ekonomik olarak Avrupa’ya doğru ilerlemeye devam ediyor.
Ancak Putin, Ukrayna’da hala belirsiz olan bir zafer elde ederse bu, çok pahalı bir zafer olacaktır. Rusya, daha güvenli olacak, ama iki kutupluluğa (Rusya’nın, Çin’in küçük ortağı rolünü oynadığı) dengesiz çok kutupluluktan daha yakın olacağı geleceğin dünyasında bu daha az önemli. Moskova, ekonomisi bocalarken ve nüfusu yaşlanıp küçülürken daha fazla desteğe ihtiyaç duyabilir.

Geleceğe bir bakış
Ortaya çıkan gelecek, ABD merkezli liberal bir düzen veya Çin merkezli totaliter bir düzen olmayacak. Ancak bu iki büyük gücün her biri, benzer değerleri paylaşan veya diğeri olmaksızın bir tarafla uzlaşmaktan başka seçeneği olmayan ülkeleri içeren kısmi bir sisteme öncülük edecek. Hem Washington hem de Pekin, bazı müttefiklerinden çok fazla sadakat bekleyecek.
Bununla birlikte güneydeki birçok ülke, bir tarafı diğerine tercih etme baskısına direnecek ve doğrudan paylaşmadıkları anlaşmazlıklardan uzak durmaya çalışacak. Bazıları ABD ve Çin’i birbirlerine karşı manipüle ederek daha büyük faydalar elde etmeye çalışacak. Öyle ki ABD dış politikasını katı bir ‘otokrasi karşısında demokrasi’ ikilisi üzerine oturtmaya çalışmak, başarısızlık reçetesidir. Başarı, mümkün olduğunca benzer düşünen ortaklarla ve gerektiğinde Amerikan değerlerini paylaşmayan ülkelerle işbirliğini gerektirecektir.
Bunların yanı sıra çıkarları tamamen örtüşse bile büyük güçler arasında işbirliğini sağlamak ve sürdürmek zor olacaktır. Bu durum, belki de tüm büyük güçlerin fedakarlıklarını gerektiren iklim değişikliğini hızlandırmanın en tehdit edici tehlikesini görmezden gelmek için bir bahane teşkil ediyor. Ancak bu ülkeler küresel güç dengesi konusunda endişeli olduklarında ve teslim olmaya rakiplerinden daha isteksiz olduklarında, fedakarlığa daha istekli olacaklardır.
Bu nedenle dünya, büyük güçlerin iktidar ve nüfuz için rekabet ettiği, diğerlerinin ise ellerinden geldiğince uyum sağladığı bir gerçekçiliğe doğru ilerliyor gibi görünüyor. Eğer geçmişte ABD, küresel ormandaki en büyük canavar olsaydı ve ormandaki herkesi kendi isteği ve düzenine göre hareket ettirebileceğini düşünerek kendini kandırsaydı, gerçekçiliğin şekillendirdiği dünya kesinlikle farklı olacaktı.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.